Sayfalar

1 Şubat 2012 Çarşamba

Yeşil çaya koy beni

Bir avuç badem, iki bardak yeşil çay, organik sebzeler, zerdeçallı bişeyler, suda bekletilmiş cevizlerle sonsuz sağlıklı yaşamın kapısını aralamak için sırada bekleyen ne çok insan var.

Maşallah hepsi de ayrı bir marifetli bu otların, yemişlerin falan, boş yok yani. Adaçayı diyorsun mesela: "Oooo aman günde dört bardak iç kan şekerin düzelsin, tansiyonun dengelensin, dimağın açılsın" diyorlar. Yeşil çay diyorsun, orada dünya duruyor. Tam bir star tam bir başrol oyuncusu yeşil çay. Yeşil çayı içen mi ararsın, yüzüne sürüp maske yapan mı, dondurmaya koyan mı, neler neler...


Hayır, sorarlar adama. Hormonun, zehirin, tarım ilacının her türlüsü her öğün bedende. Deterjanıydı, kir çözücüsüydü, yumuşatıcısıydı, klimasıydı, oda spreyiydi derken, ağzından, burnundan, teninden doya doya zehir emmek bedava.
Hava kirliliği, egsoz, pislik desen her yerde. 
Musluktan akan suda bile arsenik var.

Yeşil çayı doldurup, fetüs gibi içinde yaşasan, sabah akşam kendini demlesen, yine yetmez yine yetmez.

31 Ocak 2012 Salı

Kararlar

Dün gece yeni bir Lady Voo & Kedi Doo resmi yaptım. Sulu boyayla renklendirdim.

Elde boyamak, renklerle oynamak, inceltmek, karıştırmak öyle keyifli ve mutluluk verici ki anlatamam. Dünyayla aranızda hiç bir bağ kalmıyor. Bambaşka bir aleme dalıp, zihni boşaltıp, renklerin, çizgilerin arasında kaybolmak gibisi yok.

Dün gece bu çizimi yaparken, asla dijital çizmemeye (renklendirme değil çizim), alayım diye bakındığım tableti almamaya, daha detaycı ve çalışkan bir çizer olmaya karar verdim.

Ve "Etsy'de dükkan aç" diye diye başımın etini yiyenler, nasıl oluyor bu işler bir anlatın bakayım.

Ha bir de çizim yaparken sevgili Ayça'nın tavsiyesiyle içtiğim ve içimi yumuşatan, mis kokulu yasemin çayını da söylemeden olmaz. Mutlaka deneyin derim.

Evet boyalarım, çayım ve instagram'da bana eşlik eden dostlarımla ben dün gece çok ama çok mutlu bir insandım...



30 Ocak 2012 Pazartesi

nerdesiniz - 20

Ay sormayın. Son iki haftadır işimiz gücümüz ilaç olunca, en büyük derdim de bu oldu benim...

28 Ocak 2012 Cumartesi

Vatkasından tanırım

Soğukların bastırmasıyla, bir bir ortaya çıktılar. Salon salomanje vatkalı kabanları ile kaldırımda, durakta her yerdeler. Hürmetli omuzlarıyla, hep arzuladıkları o cüsseli ve iri adama dönüşenler...

Modanın, stilin, Paris'in, Milano'nun çok ötesinde, kült bir tarz onlarınki....Omuzları 10 cm kadar aşan dev sünger apoletleri ile ne kadar da mağrur ve heybetliler. Vatkaya can veren, yıllarını veren Orhan Gencebay'ın bile anlayamayacağı türden bir hacim sevdası bu. 

Yarın sokağa çıktığınızda etrafınıza daha bir dikkatli bakın. Uçsuz bucaksız iki vatka arasına sıkışmış nohut kafadan tanıyacaksınız onları...

25 Ocak 2012 Çarşamba

Her şeye hazırlıklı olun

Üç gündür yataktan çıkmadan öylece yatıyorum. Hasta ve çok halsizim. 
Sanki sonsuz karanlık bir kuyunun en dibinde öylece hareketsiz yatar gibiyim. Hareket etmeye, kurtulmaya, kuyudan çıkmaya halim yok hiç. 

Kulaklarım dev bir mağara olmuş sanki, sürekli aynı söz yankılanıyor:
"Her şeye hazırlıklı olun!" 

Nasıl hazırlıklı olur insan ölüme? En sevdiğinin, biriciğinin, elini tutarken sımsıkı, nasıl "ben hazırım, hadi git" denir? Aksine, gözlerinin önünde eriyen, tükenen hayata, küçülen ellere, sımsıkı sarılıp tutmak istiyor insan. Hayat vermek, güç vermek, can vermek istiyor. Bilmemek daha mı iyi yoksa? Bilmesek, hazırlıklı olmasak ve her şey aniden olsa daha mı kolay katlanır yürek kayıpların acısına. Bilemiyorum....

Biliyorum ki, her şeye dayanacak güç içimizde. O güç olmasa yaşayamaz ki insan. Yeter ki o gücü dışarı çıkarabilmeyi bilesin. 

Ben şimdi, doktorlara rağmen, iyiliğin, umudun, huzurun gücünü ortaya çıkartmak için son bir çaba harcıyorum. Hem zaten babalar güçlü olur, dirayetli olur, dimdik ayakta durur... 
Belki de başarabiliriz ha? kim bilir?....