Sayfalar

28 Aralık 2006 Perşembe

HOUSE TEDDY


tık.. tık.. Eric PRYDZ - Proper Education (Sebastian Ingrosso remix)

Hey loser !

Yeni yıl, bayram derken herkes birbirine bol bol e-card gönderiyor. "Rude Mountain"; ismi popüler e-card sitesi "Blue Mountain"ndan esinlenen, matrak, eğlenceli ve gerçekten kaba bir e-card sitesi. Börtü böcekli kart göndermekten sıkılanlara tavsiye edilir.

"AYNI" adlı roman

80'lerde çocuk olanlar hatırlar... TRT radyosunda "Arkası Yarın" programı vardı... Programda bir tiyatro oyununu, radyo uyarlaması ile dinlerdiniz. Kim bilir kaç gün sürerdi. Olaylar hep bir yerde kesilir, "arkası yarın" derlerdi. Sadece seslerden oluşan bu hikaye çocuk aklıyla gözünüzde canlanır, sesler hayalinizde vücut bulurdu. Fonda hep olayla ilgili bir takım efektler olurdu... Rüzgar sesi, kapı gıcırtısı, çaydanlık fokurdaması vs... Transistörlü Telefunken radyonun başında bunları merakla dinlerdim. Her programın başında spiker "bilmemkimin aynı adlı romanından uyarlanan şu eser" diye anons yapardı. Bir oyun biter başkası başlar bu anons tekrarlanıp dururdu. Saf akıllı ben şaşardım... -Demek her yazar adı "aynı" olan bir roman yazıyor- derdim... Yıllar sonra, küçüklüğünde bunu böyle zanneden çok insan olduğunu görünce için için hoşuma gitti..
Bitip giden bir yılın hüznünden midir nedir, bu aralar aklıma hep eski günler gelir oldu?

25 Aralık 2006 Pazartesi

WEB'DE MÜZİK DİNLE


bigu'da gördüm bunu... harika bir müzikçalar.. modunuza, türe, yıla göre seçip çalıyorsunuz. Sitenin adı musicovery... çok eğlenceli. A-ha - Summer Moved On'u dinledim şimdi.

audiogalaxy, müzik

Zamanında audiogalaxy vardı. 2001 yılıydı sanırım bu siteyi keşfettiğimde. Bir tür P2P mp3 download agent programı olan audiogalaxy ile her aradığınız parçayı bulmak ve indirmek çok çok kolaydı. Arama yaptığınızda müzik türlerine, sanatçıya vs. göre listelerdi. O müzik türü hakkında bilgi verir, benzer türleri refere ederdi. Bunda ilk indirdiğim parça Roger Sanchez'in şimdi adını hatırlamadığım bir parçasıdır. Zaman içinde buradan indirdiğim parçalarla inanılmaz bir arşiv yaptım. Bi zaman sonra telif hakkı vs. derken önce donduruldu sonra paralı oldu, sonra da yalan... Yerini kaZaa aldı. Bir süre de bunda takıldıktan sonra aradığımızı bulamaz hale geldik. Farkettik ki herkes eMule'da. Son 1 yıldır eMule'dan şarkı indiriyorum. Bugüne kadar indirdiğim müziklerle oluşturduğum arşivin büyüklüğü 15 GB'ı aştı. Diskler doldu taştı.

Bu akşam e-Mule'da Morcheeba - let me see'yi ararken bir anda aklıma geldi audiogalaxy... Duruyormuş hala... Hey gidi hey.

kar yağsın

Fotoğraf: Nuri Bilge Ceylan
Yarın kar yağışı bekleniyor. Dışarı baktığımda yarından sonra olacaklar gözümün önüne geliyor ve bugün "kar ve kış" için söylediğim tüm olumsuz sözleri geri alıyorum. Aklıma 2001 ve 2002 kışları geldi... Yollar, kaldırımlar, ulaşım berbat olmakla beraber, her yer öbek öbek bembeyaz örtü ile kaplanmıştı. Kara doymuştuk...

Kış çocuğu olduğum için belki de, karlı günleri özledim. Allah sokaktaki insan ve hayvanların yardımcısı olsun...

24 Aralık 2006 Pazar

ateş, ampul ve cam enjektör

Arada bir gözünü açabildiğinde, net olarak görebildiğin şey tepede sarı ışığını alabildiğince saçan çıplak ampuldür. Fonda ev halkının uğultulu konuşmaları, yem yiyen tavuklu çalar saatin tik takları ve televizyon sesi duyulur. Har har yanan sobanın sıcaklığı yüzüne vururken, geniş bir divanda burnuna kadar çektiğin battaniyenin altında bunalmış bir şekilde yatıyorsundur.

Hastalığın verdiği inanılmaz halsizlik ve ateşle yarı baygın yatarken, soğuk bir el alnına dokunup ateşini kontrol eder. “Ateşi düşmedi mi?” diye sorar dünyanın en güzel sesiyle annen, annesine. Onun sesini duyunca bütün gün döne döne yattığın divanda battaniyeyi sıyırıp gülümsersin. O da sana sıcacık gülümser ve kocaman bir öpücük kondurur alnına. İşten yeni dönmüş ve seni görmek için anneannenin evine uğramıştır. Onu görünce moralin düzelir ve biraz kendine gelirsin. Sana hazırladığı, içine ekmek doğranmış bol naneli yoğurt çorbasını zorla da olsa içersin.

Onlar yemek yerken kapı çalar. Kim olduğundan adın gibi eminsindir gelenin. İğneci “Uzun Bacaklı Feyzi Amca”dır gelen. Boyun kısa olduğu için değil gerçekten çok uzun boylu bir adamdır iğneci Feyzi. Pek konuşkan bir adam olmayıp, daima acelesi vardır. İğne yapılacak bir başka hastaya yetişmek için bisikleti ile yollara düşecektir işi bitince. Küçük siyah çantasından metal kapaklı iğne takımını çıkartır, içinden gerçekten uzun ve deliğini net bir şekilde görebileceğin kalın iğnesini alarak kaynatır. İğnesini kocaman cam enjektöre takıp, poponda yarım milimetrelik bir delik açar. Geride korkunç bir acı, popoda alkollü ıslak pamuk ve alkol kokusu bırakarak gider. 6 gün sabah akşam tekrarlanan bu işkence sonunda iyileşirsin.

Her kış, anneannenin evinde, oturma salonunda bu sahne tekrarlanıp durur. 80’lerin başında bizim oralarda çocuk olanların çoğu bunu benzer şekilde yaşamıştır…

Ebru ile konuşurken hatırladık bunu.

Dağda haftasonu

Nadasımı, Cuma günü yaptığım başıboş izin ve haftasonu Başdeğirmen Konakları'nda geçirdiğimiz hafta sonu tatili ile tamamlamış bulunuyorum.

Başdeğirmen Konakları, Kocaeli-Karamürsel'e 7 km mesafede (İstanbul'a 1-1,5 saat) Karapınar Köyü Vadisi içerisinde yer alan bir alabalık ve konaklama tesisi. Ormanın içinde mis gibi dağ havası alarak, sakin bir haftasonu kaçamağı için çok ideal. Burada ikiz villalardan oluşan dublex evlerde kalıyorsunuz. 10 adet villa var, 6 adet daha yapıyorlar. Bir de yaz sezonu için yüzme havuzu inşa ediyorlardı. Odalarda şömine, buzdolabı, tv, sıcak su, banyo ve merkezi ısıtma sistemi var.

Yemekler de harika... Kiremitte alabalık, köfte, kavurma,tavuk ve yine kiremitte kaşarlı mantar ve kızarmış peynir nefis. Kahvaltısı da ayrıca güzel.

Biz 3 yıldır her kış 8-10 aile toplanarak geliyoruz buraya. Böylece tesisi kapatarak bizbize vakit geçirebiliyoruz. Bol bol tavla, king ve tabu oynuyor, yürüyüş yapıyoruz. Çocuklar da birlikte çok eğleniyorlar. Seneye yine uğrayacağız, ama bu kez yazın. Çünkü havuzu ve güneşli güzel bir hafta sonunu doğada doyasıya yaşamak için.

Absolut Bling-Bling

Absolut Vodka, yeni yıl için sınırlı sayıda hazırladığı altın renkli özel hediye şişesi "Bling-bling"i tanıtıyor. Bu kokoş şişe ile tanışmak için web sitesine göz atın.

... ve bir de kokteyl tarifi:
ABSOLUT GOLDY ROSE
1 ölçü Absolut
10 sarı/turuncu gül yaprağı
Yarım limon suyu
Yarım ölçü bal
Soda

Gül yapraklarını ve balı viski bardağı içinde karıştırın. Absolut, limon suyu ve kırılmış buzu ekleyin, karıştırın. Üzerine soda ve kırılmış buz ekleyerek servis edin.

20 Aralık 2006 Çarşamba

15 ARALIK....KENDİNİ NADASA BIRAKMA

Son 3 ay durmaksızın koşturmaca, stres ve geç saatlere kadar süren süren çalışmalar içinde geçti. 24 dizisindeki gibi saniyelerin dink dink kafanızda öttüğü, bir yerden diğerine yetişmek için vücudunuz kadar aklınızın da koşuşturduğu bir çalışma dönemi... İşlerin bittiği, herşeyin geride kaldığı geçen Cuma yani 15 Aralık, özlemle beklediğimiz, hayalini kurduğumuz tarihti. İşte o Cuma ile başlayan ve etkisinin bir sonraki Cuma'ya kadar sürmesi beklenen (genelde 1 hafta sürer) nadas dönemindeyim. Böyle zamanlarda insan bir duruyor, tam duruyor... Sonsuz bir rahatlama, huzur, başıboşluk ve vurdumduymazlık basıyor insanı. İstemdışı bir durum bu. Zorlasanızda bünye "yok!! yeter!!" diyor. İndirimler tam gaz giderken, alışveriş dahi istemiyor canım:) O derece!?!?

10 Aralık 2006 Pazar

harika tuvaletler

Süper olmuş. İçerikten bişi anlamamakla birlikte Brezilya'da düzenlenen "Midia Indoor 2006" isimli bir yarışmada ödül alan işler olduğunu düşündüm. İngilizce sayfa da yapsalarmış keşke.

6 Aralık 2006 Çarşamba

hoops and yoyo


Hoops & Yoyo Hallmark'ın çok sevimli karakterleri. E-cardları ise çok eğlenceli.

TURKEY CINEMASCOPE


Nuri Bilge Ceylan'ın olağanüstü güzel fotoğrafları www.nuribilgeceylan.com adresinde görülmeli!

5 Aralık 2006 Salı

bunu da söyledim ya...

Oğlum ev ödevini yaparken ilgisi sürekli başka yerlerde. Sandalyede kıpır kıpır, kah dönüyor kah yatıyor. Dikkatini toplamakta zorlanıyor. Akşam, ben okuyorum o yazıyor. Bir kelimeyi yazarken zorlandı.. Defalarca tekrarladım, heceledim, harfleri sesleri vurguladım. Nnnladım, uuuuuladım, iiiiledim olmadı. En sonunda, henüz 2 aydır eli kalem tutmuş bu küçük adama
-Jojo'daki kahramanların isimlerini ezberleyeceğine, biraz okuma yap!
diye çıkıştım..
Bu ne şimdi ya?!?! Şaka gibi... Dilime biber sürücem...

4 Aralık 2006 Pazartesi

COSMOPOLİS

Anlamsız ve gereksiz insanların, anlamsız ve gereksiz konular hakkında atıp tuttuğu, ne zaman televizyonu açsam ya kendisi ya tekrarı ile karşılaştığım, ne idüğü belirsiz CnnTürk programı. Kendisini stil ikonu zanneden programın yapımcısı ve sunucusu Sevim Gözay, durmadan araba kullanan, laptopta bişiler yazan cool kadın triplerinde. İç bunalatan hatta daraltan, gereksiz bir Cosmopolitan özentisi...

3 Aralık 2006 Pazar

ANDERSEN'DEN MASALLAR

Yeni aldığımız masal kitabında sıkça;
• Kesin sesinizi! Bunu öyle kesin bir yetkelikle söylemiş ki...
• Çirkin ördek palazı
• Oğlan o kitapta doğanın tansıkları, anadilin önemi, inanç ile bilgi üstüne yazılı olan her şeyi okudu.
• Eski bir Yunan söylencesine göre…
Şeytanın -süt- leğeni adını taşıyan sarı renkli çiçek…
• Güneşin senin önceline, daha önce de onun önceline neler yaptığını gözümle gördüm.
gibi cümle ve kelimeler yer alıyor. Okurken hööo?!?! diyorum. Oğlumsa "O ne demek? Bu ne demek?" diye soruyor… Çoğu kez fark edip önceden bilindik bir terimle değiştirsem de, arada bir yakalanıyoruz bu entelektüel kelimelere.
Kitap aslında bildiğiniz “Andersen Masalları”. Çeviren ise Murat Alpar. Sağolsun Murat Bey epey bir zorlamış yani kendini çevirirken. Şimdi bu bir çocuk masal kitabı, bunları okuduğumuz adamlar 5-7 yaşlarında. Neden tansık yazıyorsunuz değil mi? Palaz ne sonra? Yavrudur o..
Ayrıca bu kitapta belkemiği, yabanelması, gugukkuşlar, yabangüvercinleri gibi imla kuralına aykırı biçimde yazılmış kelimeler de mevcut. Okurken rahatsız oluyorum. Bu dili sevmedim.
Ben annelere Her Güne Bir Masal kitabını tavsiye ediyorum. Bunu 3 kez baştan okuduk. Hala severek okuyoruz…

2 Aralık 2006 Cumartesi

happydent

ARAŞTIRMACI TELEVİZYON GAZETECİLİĞİ

Ne demektir ki bu böyle? Televizyon gazeteciliği nasıl bir hadisedir? Farklılaşmak değil garipleşmektir kanaatimce... Saçmalamaktır.

29 Kasım 2006 Çarşamba

24 kampı


24'ün 2. sezonunu izlememiştik. 7 DVD'den oluşan setini alarak ekran başına kamp kurduk. Bir hafta boyunca her gece, her fırsatta izleyerek bitirdik. (Başımız göğe erdi) Ohh be! Özgürüz sonunda :)

21 Kasım 2006 Salı

PRAG II - TEREZİN'İN KÜÇÜK KALESİ - The Small Fortress of Terezin

Terezin'i Prag gezimizin en etkileyici, en unutulmaz anısı olarak hep hatırlayacağım. II. Dünya Savaşı'nda Gestapoların esirlerine ve elbetteki Yahudilere yaşattıklarının en acı yüzü ile karşılaştık burada. Belgesel ve filmlerden, kitaplardan öğrendiklerimiz ya da anladıklarımız, burada tanık olduklarımızla anlamını yitirdi. Yüreğimizi acıtan, boğazımıza yumruk yemiş gibi sarsan bir duygu bu. Burada yaşananların gerçek olduğuna, bir insanın bir diğerine bunları yapabildiğine inanmak mümkün değil. Terezin Kampı'nı gezerken Schindler'in Listesi filmi canlandı gözümde.

50-60 kişinin üstüste yaşadığı küçücük yığın hücreler, toplu mezarlar, karanlık hücreler, zavallı insanların hikayesini anlatan rehberler... Hücrelerin hemen yanında insanların kurşuna dizildiği idam alanı... Biraz ilerisinde mahkumlara işkence ile inşa ettirilen yüzme havuzu var. Bunu SS subayları ve ailelerinin eğlencesi için yapmışlar. SS'lerin sinema salonu da var... Yüreğimiz ağırlaşmış bir halde pek te konuşmadan ayrıldık kaleden.. Kalenin girişindeki 10 bin kadar mezarın bulunduğu ulusal mezarlıkta dua ettim.

Oradan yürüyerek 1,5 km ötedeki The Ghetto Museum'a gittik. Müze çok güzel planlanmış bir sergileme sistemine sahip. Kampta yaşayanların günlükleri, fotoğraf, resim, giysi, mektup, kimlik ve daha pek çok döküman vardı. Girişte kampta ölen 2 bin kadar çocuğun adının yer aldığı hol çok inciticiydi. Üst katta yer alan, çocukların kamp yaşamını anlatan sergi ve onların yaptığı resimler de öyle.. Beni derinden sarsan ve önünde dakikalarca kalakaldığım bir metin vardı. Özetle şöyleydi : "Kamp yaşamı en çok çocukları zorladı. Neden buraya getirildiklerini hiç anlamadılar. Her gün annelerine sordular... Neden buradayız, eve gitmek istiyorum... neden her yer kirli? neden bu siyah patatesi yemek zorundayım? süt, şeker, çikolata istiyorum... Anne beni bir şeyler ısırıyor, bu yatak çok pis kokuyor.." Bir anne olarak çocuğumu orada hayal etmeğe dahi dayanamadım... Bu çocuklardan 2 bin'i hiç bir zaman büyüyemedi...

8 Kasım 2006 Çarşamba

PRAG

Bayram tatilinde Prag'a gittik. Başta İtalya turu satın alıp, acentadan şüphelendiğimiz için (Bamtur - kesinlikle uzak durulmalı) son anda rotayı Prag'a çevirdik. İyi yapmışız. 2. Dünya Savaşı'nda hasar almayan tek şehir olan Prag'da tarihi doku çok iyi korunmuş. Şehir bir film seti gibi. Büyüleyici bir atmosfer var. Ortaçağ Avrupasında dolaşıyor gibi hissediyorsunuz kendinizi.

Tur curcunasını sevmediğimiz için Prag'ı kendimiz dolaştık. Melis gitmeden önce çok araştırma yaptığı için, nerede ne yapacağımız ile ilgili bir sürü döküman ve tavsiye ile gittik Prag'a. İnanılmaz çok yürüdük ama süper eğlendik. Prag ile ilgili anlatacak çok şey var, gitmeyi planlayanlar için de tonla tavsiye!

Nerede ne yapılmalı?

Eski Şehir:
- Charles köprüsünden geçilmeli, köprünün başındaki kuleye çıkılmalı ve şehre şöyle bir tepeden bakılmalı.
- Havelka sokağına gidilmeli, burada pazar kurulur, alınacak hediyeler için buradan alışveriş edilmeli. Cafelerde birşeyler atıştırmak koşulu olmadan kahve içmek mümkün!
- Torture Museum (İşkence Müzesi) mutlaka görülmeli. Biraz içiniz kalkacak ama eski çağların ilkel işkencelerine tanık olunmalı
- Meydandaki saat kulesi ve kuledeki saat başı havarilerin geçişi izlenmeli. Meydandaki tıka basa kalabalıktan faydalanarak kapkaç yapan insanlara dikkat edilmeli.
- Bu bölgede özellikle meydanda yemek yenmemeli. Garsonların tabağı bir kafanıza atmadıkları kalıyor. Ayrıca oturup kahve tatlı atıştırmak imkansız. İlla yemek yemelisiniz.
- Döviz bozdurma işlemi "exchange" isimli yerde yapılmalı. Burası şehirdeki en güvenilir döviz bürosu. Dikkat!! Döviz bozdurulan yerlerin önünde bekleyen ve yüksek kurdan para bozacağını söyleyenlere asla takılmayın. Bu konuda herkes bizi uyardı. Bunlar dolandırıcı. 2 Türk'ü dolandırdıklarını gördük. Adamlara Macar parası vermişler :(
- Burada fazla kalmak Gotik Zehirlenmesi! yapabiliyor. Eski Şehirde 1-2 günden fazla takılmak sıkıcı olabilir.

Yeni Şehir (Metro durağı - Mustek)
- Modern bir semt. Bilindik markaların mağazalarını birarada bulabilirsiniz. Boulevard Cafe'ya oturup, güleryüzlü hizmet ile bira içerek cadde seyredilmeli. (Debenhams'ın karşısında)
- Prag'ın geleneksel, meşhur Black Light Theatre bu semtte izlenmeli.
- Ulusal Müze dışarıdan görülüp fotoğraflanmalı. Asla gezmeyin, hayatımda gördüğüm en saçma ve gereksiz müzeydi. İçeride ulusal hiç bişi yok!

Andel (Metro durağı)
- Normal Çek insanlar burada takılıyor. Normal derken turistleri azarlamak yada sömürmek işi ile uğraşmayanları kastediyorum. Üşenmeyin, yemeğinizi burada yiyin. "Potrafena Husa" isimli şık tasarımlı pubda fish and cips yiyip, bira içip mutlu olacak, sempatik garsonlarına tip vermek için can atacaksınız.

19 Ekim 2006 Perşembe

Hatırlatma Yüzüğü

Alaska Jewelery isimli bir mücevher üreticisi Remember Ring isimli şahane bir yüzük yapmış. Fikri çok basit ama çok kullanışlı ve akıllı bir tasarım bu. Şöyle ki, bu yüzük yıldönümünüzden 24 saat önce sizi uyarmaya başlıyor. HotSpot™ teknolojisi ile her saat başı 10 saniyeliğine ısınarak sizi uyarıyor. Vücut ısısını elektrik enerjisine dönüştürüp kendini şarj edebiliyor.

Firma bunu aslında konsept ürün olarak tasarlamış ve sunmuş, ama oluşan süper talep karşısında seri olarak üretmeye karar vermişler. Fiyatını merak edenlere 760 USD.

Islak Şemsiyelere Son


Lotus yaprağından ilham alınarak geliştirilen NanoNuno teknolojisi sayesinde ıslak şemsiyelerle uğraşmak sona eriyor.Tek bir silkeleyişle üzerindeki nemden arınan ve kir tutmayan bu şemsiyeler nano teknolojinin son harikalarından. Fiyatı şimdilik abartılı: £ 49.95. Çinliler yapana kadar bekleyelim...

17 Ekim 2006 Salı

OLİMPİYAT LOGOSU

Geçtiğimiz Şubat ayında İtalya'nın Torino kentinde düzenlenen 2006 Olimpiyat Oyunları’nın geçte olsa logo, maskot, madalya ve meşalesi ile ilgili açıklamalar geçti elime. Anlam ve açıklamaları şöyleymiş:

LOGO:
Su dağ, kristal, insan ve buzun karşımıdır. Logoda kar, mavi gökyüzü ile buluşmaktadır. Kristallerin yer aldığı logoda ölümsüz olimpiyat ruhu ve teknoloji, barış içerisinde insanlarla buluşmaktadır.

OLİMPİYAT MADALYALARI:
Toroc grafik takımının tasarladığı bu madalyalar Dario Quatrini’nin liderliğinde hazırlanmış.Madalyanın ön cephesinde Oyunları temsil eden resimler, arka yüzünde ise kazanılan branşın resmi yer alıyor. Parlak ve 3 boyutlu kabartmaların kullanıldığı madalyalar İtalyan tarihini de yansıtıyormuş. Madalyalar Olimpiyat halkalarından esinlenerek ortası delik olarak tasarlanmış.

OLİMPİYAT MASKOTU:
"Neve" adındaki bayan maskot çok nazik bir kartopu. "Gliz" ise oldukça neşeli ve hareketli bir buz küpü. 20. Kış Olimpiyatları’nın bu sevimli maskotları birbiriyle çok yakın olan ve kış sporlarını çok seven iki karakter. Maskotlar 38 yaşındaki Portekizli sanatçı Pedro Albuquerque’nin kaleminden hayat bulmuş. İkili kış oyunlarının havasını, sevgisini, hırsını, eğlencesini ve ruhunu taşıyor. "Neve" ve "Gliz" kısaca olimpiyat ruhunun genç ve enerji dolu yüzleri.

OLİMPİYAT MEŞALESİ: Kış Olimpiyatları’nın meşalesinin dizaynı tamamen dinamizmle modernizasyonun bir karşımı. Eskiden kullanılan tahta meşalelerin yerini alan bu modern çizgi de alevler tepede yer alan tek delikten bir arada çıkmıyor ve daha içeride hazırlanarak yukarıda yer alan birkaç delikten birden çıkıyor.
770 mm yüksekliğindeki meşalenin çapı 105 mm ve 1.850 kg ağırlığında. Sadece 1 kez yakılabilen meşale sönmeden yola çıkıyor ve işini tamamlayana kadar yanmaya devam ediyor. Bu meşale için kar, yağmur, rüzgar vesaire engel teşkil etmiyor ve her şart altında yanmaya devam ediyor. Tutma yerleri çelik olan meşalenin dış yüzü alüminyum kaplama ve kullanılan özel boya ısının tutanın elini yakmasını engelliyor.

16 Ekim 2006 Pazartesi

Kırmızı pabuçlar

Kırmızı pabuçlar bayram müjdesidir. Bayram heyecanıdır. Başucuna konulup yatıp kalkıp bakılası bir heyecandır. Çocuk olmaktır, bayram sabahı giymek için yanıp tutuşmaktır. Bayramın anlamını bilmektir. Masumiyettir.

Şimdiki çocuklar bayramdan ne anlıyor? Harçlık, oyuncak ve tabi ki tatil. Bayramlık alınca burun kıvırıyor, yüzüne bile bakmıyorlar. Neden oyuncak almadın diye üzülüyorlar. Büyükanne ve büyükbabaların ellerini öpüp şeker, harçlık almak, bayramlaşmak, kapı kapı şeker toplamak nedir bilmiyorlar. Tepsiler dolusu baklavayı oyun aralarında, gizlice yiyip bitirmeyi bilmiyorlar.

Her bayram ekranlarda dönen şeker-çikolata reklamları çok iç burkucu, hatta duygu sömürüsü yapıyorlar diye kızıyoruz. Ama hatırlattıkları öyle doğru ki...

Bayramlık aldık bu akşam oğluma. Her bayram alırız. Umursamadı pek. Durmadan alınan herhangi bir giysiden farkı yok onun için.

Yoksa kendimize mi aldık? Kırmızı pabuçlarım geldi aklıma bu akşam. Hala bir çift kırmızı pabucum var benim :)

İlaçlama Reklamları*

- Anne çöplere asla yaklaşmamalıyız değil mi?
+ Evet yavrum.
- Yaklaşırsak korkunç mikroplu böcekler ve fareler bize saldırabilir değil mi?
+ !?!? Alla alla nerden çıkardın yavrum? yok öyle şeyler. hem kim anlattı sana bunları?
- Kimsee!! Çöplerin üzerine hep uyarı resimleri yapıştırmışlar ya, ordan anladım ben..
+ İlahi oğlum :) Pis olur, mikroplu olur çöpler. Onlar uyarı değil ilaçlama reklamı hem. Korkma sen!
*gerçektir yaşanmıştır, çocuktur hayal gücü sonsuzdur...

Baş döndüren dolgun saçlar

Blendax reklamındaki şef aşçı kılıklı hanım kızımızı sevgilisi telefonla arıyor. Bizimki "5 dakikaya ordayım" diyip sinsi sinsi gülümsüyor. İşte tam o anda kızın iş arkadaşı olan bir adam en endişeli sesi ile,
- amanın!! saçlarını dolgunlaştırman bile yarım saatini alır!!!
diyerek, "saç dolgunlaştırmanın" önemine vurgu yapıyor. Ama bu uyarı bizim buyurgan tavırlı, çok bilmiş kızımızın umrunda değil. Çıkarıyor aşçı şapkasını, savuruyor dopdolgun saçlarını... (önlüğünü de atıyor. meğerse altına da şahane bi elbise giymiş..

Tabi canııımm, biz kadınlar saçlarımızı dolgunlaştırmadan asla sokağa adım atmayız. Mesela sabah çıkarken eşim hep sorar:
- saçını dolgunlaştırdın mı canım?
+ evet tam yarım saat uğraştırdı ama sonunda dolgunlaştılar.
- iyi olmuş... dikkatli git.
:)

11 Ekim 2006 Çarşamba

Alıç kolye

Dün işyerinden bir arkadaşım koli dolusu alıç ikram etti bizlere. -hamile olduğu için memleketinden yollamış akrabaları- Sevinçle doldurduk avuçlarımıza, bir çırpıda yedik doyasıya. Ne kadar oldu hatırlamıyorum ama çocuktum son yediğimde. Bir kısım insanımız çok şaşırdı bu alıça -yaşça nispeten küçük olanlar tabi ki-
- ne bu? yenir mi? a-aa!! meyve mi!?!?
diyerek şaşırttılar. Boynuna alıçtan kolye takıp, sokaklarda koşturmamış, oyun arasında koparıp koparıp alıç atıştırmamış olmalarına inanamadım. Niye inanamıyorsam? Ağaçtan elma kopartıp, bluzuna sürterek temizleyip yememiş bir çocuk yetişiyoruz aslında :( yazık yaw...

7 Ekim 2006 Cumartesi

İç kaldıran Vichy reklamları


Vichy reklamları evlere şenlik. -bu fotoğrafların "Testere" filmini yapanlara ilham verdiğini düşünüyorum- Selülitini mandallayanlar, çorap gibi poposunu sıyırıp atan mazoşistler, suratı çölleşmiş, topukları yarılıp zifte dönmüş hatunlar, suratını çelik tellerle gerip, lastik bandajla kangren yapanlar...

Biz kadınlar genç kızlık dönemlerimizden itibaren kozmetiğe adanmış bir dünyada yaşarız. Daha güzel daha genç, daha mis olmak için birbirlerimizle yarışırız. Kozmetiğe yatırdığım paraya hiç acımam. Vichy reklamları bana hiç "gel beni al" demiyor. Aksine midemi kaldırıyor. Bu reklamlar şunu söylüyor:
- iğrenç "portakal görünümlü" bir popon
- sarkmış bir cildin
- nasırlı, çatlak topukların var.
- Vichy kullanarak biraz daha az iğrenç görünebilirsen seviniriz.

Kendi adıma reklamlarında Photoshop'la cilt gözenekleri yok edilmiş, pespembe yanaklı kızların göründüğü ürünleri tercih edeyim yine de. İçim kaldırmayacak Vichy'i.
-reklamların grafik uygulama ve photoshop başarısını gözardı etmiyor, yiğidi öldürüp hakkını veriyoruz-
daha fazlası:

6 Ekim 2006 Cuma

İhtiyacınız olmayan eşyalar, başkalarının hayatını renklendirebilir


Fazla eşyaları kapıcı, temizlikçi ve yardımcılara vermekten daha fazlasını yapmak gerek. Bu insanlar çevreden zaten yeterince yardım alıyorlar.

Zaman zaman Kadıköy'deki Sevgi Evi'ne ve Merdivenköy'deki Çocuk Esirgeme Kurumu'na kullanmadığımız eşyaları yolluyoruz. Bu şekilde ihtiyacı olan, doğru kişilere ulaşıyor yardımlarımız. Bugün Melis'ten bağış yapılabilecek adresleri içeren güzel bir e-mail geldi.
1. TOÇEV (Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı) Tel: 0212 280 25 11 Web: www.tocev.org.tr
2. ACİL İHTİYAÇ PROJESİ VAKFI Tel: 0212 491 06 61 ? 534 33 82 Web: www.aipvakfi.org
3. ÇOCUK ESİRGEME KURUMU Tel: 0312 310 24 60 Web: www.shcek.gov.tr
4. KADEV (KADIN EMEĞİNİ DEĞERLENDİRME VAKFI) Beyoğlu'ndaki Vakif binasının hemen alt katında Nahıl isimli dükkanda ikinci el eşyalar satılıyor. Tel:0212 292 26 72
5. VELİM OLUR MUSUN? www.velimolurmusun.org sitesinden bir cocuğun velisi olabilir ve Express Kargo (sponsor) ile ücretsiz gönderim yapabilirsiniz.
6. Taksim Gençlik ve Çocuk Evi 13-18 yaşlarındaki kız çocuklarının sığınma evi. Herşeye ihtiyaçları var. Tel: 0212 251 28 18
7. Beyoğlu Sosyal Yardım Mağazası Tel: 0212 251 83 44 nolu telefonu arayıp adresinizi söylediğinizde bir gün sonra evinizden alıp fakirlere dağıtıyorlar.
8. Umut Cocukları Derneği Ev eşyalarını kabul ediyorlar. Tel: 0212 297 61 05-297 61 06
9. Toplum Gönüllüleri Vakfı'nın mağazasına satılmak üzere hediye edebilirsiniz. Web: www.tog.org.tr
10. TOFD (Turkiye Omurilik Felçlileri Derneği) Tel: 0212 661 08 61
11. Bir öğretmenin çağrısına da kulak verebilirsiniz. "Trabzon'a bağli Düzköy Çayırbağı İlköğretim Okulu öğretmeniyim. 600 civarinda öğrencimiz zor şartlarda eğitim görüyor. Yardımcı olabilirseniz seviniriz. İletişim: mesutmevlude@mynet.com"
12. Mahalle muhtarları da bu tür yardımları alıp dağıtabiliyor.
Sizin ihtiyacınız olmadığını düşündüğünüz bir çok şeye ihtiyacı olanları unutmayın lütfen.

5 Ekim 2006 Perşembe

Let The Sunshine In

Hair müzikalinin bu müthiş parçası, 2003 yılında Milk and Sugar remixi ile içimizi kıpır kıpır edip neşeyle doldurmuştu. Tam yaz bitti derken yüzümüzü ısıtan mis gibi güneşli havaya yakışacak bir şarkı bu.

Vah Vada Vah!!

Yapı Kredi'nin sözde "yeni" logosu ne kadar "eski" suratlı olmuş. Şimdiye dek hiç bir olumlu yorum okumadım. (en hararetlisi için bkz: bigu) YKB'nın o genç ve dinamik imajı gitmiş yerine Tarım Mahsülleri Ofisi tadında demode bir imaj gelmiş. Gördükçe insanın içi cızz ediyor. Yaramaz Vada'lar hiç yakışacak mı şimdi bu ağır ağdalı duruma? TV reklamı da çok klişe olmuş. Müzik (Eric Clapton - Layla) ve seslendirme seçimi ile çok fena çook..

4 Ekim 2006 Çarşamba

ANAOKULU DAHA GÜZELDİ ANNE

Bir çocuk büyütmek, insana hayatı bir kez daha çocuk gözüyle görme lütfunu da sunuyor beraberinde. Bora'yla yaşadığım her gün, çocukluğumu inanılmaz bir keskinlikte hatırlatıyor bana yeniden. Keskin diyorum çünkü sadece oyunlar, arkadaşlar, okullar, bayramlar, oyuncaklar gibi sıkça hatırlanan mutlu klişelerden çok daha fazlası beliriyor aklımda. O yaşlardaki hislerimi, sevinçlerimi, korku ve zanlarımı besleyen tüm küçük ayrıntıları da hatırlatıyor oğlum bana.

Okulla birlikte hayatın ilk sıkıntılı ve zor sorumluluklarından biri olan ödev var artık onun hayatında. Minicik elleri hemen yorulup acıyor. Üfleyerek ağrısını azaltmaya çalışıyor. Oyunu, oyuncakları ve çizgi filmleri onun ödevini bitirmesini bekliyor artık. Sadece eğlence ve oyundan oluşan özgür yaşamı sona erdi. İşte bu nedenle onun adına derin bir üzüntü duydum dün gece. Ne kadar sıkılsa, saçma sapan bahaneler üretse ve ne kadar istemese de ödevini bitirecek. Ödevini yaparken ya kemeri sıkıyor ya çorabı rahatsız ediyor yada ayakları ağrıyor. Bahaneler bitmiyor. O zorlandıkça biz daha çok zorlanıyoruz. Ve anlıyorum ki hayat onun için olduğu kadar bizim için de daha farklı ve zorlu olacak bundan sonra. Ödevler, sınavlar, dersler...

Bu bana okula ilk başladığımda oyundan eksik kaldığım için üzüldüğüm anları hatırlattı. Sonra tüm okul hayatım, sınavlar, dersler, kurslar geçti gözümün önünden. Bu minicik tatlı adamın, bir kaç sıra "e" harfi yazmaktan bu kadar mutsuzken, kendisini bekleyen asıl zorlu yolculuktan habersiz olmasına üzüldüm. "Anaokulunda ödev yoktu, daha güzeldi anne" demesine üzüldüm. Özgürlüğünü, sorumsuz saf mutluluğunu yitirmesine üzüldüm. Gerçek hayata hoşgeldin Boracık!

TRANSİLVANİAN SKY TÜRK

SKYTÜRK izliyorum. Gece haberleri var. Jenerikten habere durmaksızın türlü türlü trance parçalar kullanmışlar fonda. Saçmalamışlar. Futbol programlarında neyse de haber kanalında hiç olmamış. "FUN CLUB" :p adında yeni bir futbol programları başlayacakmış, tanıtım filminin fonunda da Schiller-I feel you çalıyor. Clubber stajyerler kanalı ele geçirdi herhalde...

SONBAHAR BASTI İÇİMİ

Büyüdük... Sorumluluklarımız, rol ve görevlerimiz de bizimle büyüdüler, büyüdüler... Hayatı; her anını organize etmeye çalışarak, bütün karmaşa ve koşturmacası ile yaşarken ne çok şeyi de erteliyoruz durmadan. Ertelediğimizi bile farketmeksizin üstelik. Kendimizi, ailemizi, dostlarımızı, sağlığımızı... Eylül bitti işte. 2006'nın 4'te 3'ü de bitti... Erteledikçe zaman daha mı hızlı geçiyor ne? Efkar bastı durduk yerde...

26 Eylül 2006 Salı

SEN DE GEL OYNA SUSAM SOKAĞINA!


20 yaş ve üzerinde olanlar gayet iyi bilir Susam Sokağı'nı. Çocukluğumun unutulmazlarındandır. Videosuna rastlayınca nasıl sevindim, nasıl duygulandım anlatamam (of ya ağlıycam neredeyse). Oturup seyredişim geldi gözümün önüne. Dün gibi hatırlıyorum tipleri, olayları, şarkıları... Bunlar böyle hep neşeli, birlik beraberlik içinde yaşar giderlerdi. Edi'yle Büdü tartışırdı durmadan. Şarkıları da çok komik olurdu. Minik Kuş, Kurabiye Canavarı da vardı... Şarkılardan birisi şöyleydi;
- yağmurlu fırtınalı bir havaaaa!!
- şaşırdım yolumu karanlıkta
- bana söyler misiniz? nasıl gidilir susam sokağınaaa!!!
- olmuyor olmuyor olmuyooor dıışşiyynnn!
Ne masum ne temiz bir çocuklukmuş bizimkisi. Yazık bugünün çocuklarına..

24 Eylül 2006 Pazar

UydurMASYON

Web sitemizde "revizasyon" yapıyoruz dedi birisi birgün. Revizyon diyecekti ama daha havalı olsun diye böyle bir laf uydurdu kendince. Gazetelerde daha fazla "reklamasyon" yapmalıyız dedi biri toplantıda. Bunun "müşteri şikayeti" demek olduğundan habersizdi ne yazık ki. Bir diğeri bir fikri çok "ütopaz" buldu. Ütopik olduğunu düşündü ama böyle ifade etti. "IQ" gazetesine ilan versek dedi bir başkası "İK" yerine. Hayat "promasyon, deprasyon, ondülasyon, lokasyon, ultrasyon, dekarasyon" saçmalıkları arasında dönüp dururken konu hakkında iki satır yazıp, YETEEER! demek geldi içimden... Bu insanları böyle konuşmaya iten faktoring! [cansız manken Vahe demiştir bunu da] neydi?

23 Eylül 2006 Cumartesi

PDF Calender

2002'de Alman tasarımcılar Kai Heuser ve Antonio Vasile tarafından kurulmuş olan LOUNGE72™ ticari olmayan bir tasarım portalı. Zamanla 20 kadar tasarımcının buluşma noktası olmuş. PDF Calendar, 12 tasarımcının her ay için ayrı tasarımı ile sunulan eğlenceli bir online takvim. Her bir ayı pdf olarak siteden download edip print alarak kulanabiliyorsunuz.

Köpeğinizi sokaklara terk etmeyin

"NOT ALL DOGS GO TO HEAVEN" isimli kampanya; bakamadıkları, birlikte yaşamaktan sıkıldıkları gerekçesi ile köpeklerini sokaklara, açlığa ve ölüme terkeden insanlara sesleniyor. Her yıl bilinçsizce sahiplenilmiş yüzlerce köpek sahipleri artık onlarla oynamak istemedikleri için sokaklara bırakılıyor. Bunlardan birkaçını daha önce gördüm. Nereden mi tanıdım? Benim de bir köpeğim oldu ve tam 12 yıl ailenin bir üyesi olarak bizimle birlikte yaşadı. Dikkatlice bakarsınız çaresizce sahibini arayan, başını oksatmak için sabırsızca sokulan bu köpekleri, sevgiye muhtaç bakan acı dolu gözlerinden tanırsınız.

Arama motorlarından çeviri hizmeti

Google ve Alta Vista pek çok dilde çeviri hizmeti veriyor. Şimdilik Türkçe'yi destekleyemiyor. İngilizce biliyorsanız tüm dillerdeki siteleri bir kaç saniye içinde çevirip okuyabilirsiniz. Ya da metinleri copy paste ile anında çevirebilirsiniz.
İncelemek için tıklayın:
Google Translate
Alta Vista Babelfish

20 Eylül 2006 Çarşamba

Süper Gerilla "BEL FITIĞI"

Bir şehir efsanesi olan, İstanbul'da istisnasız tüm köprü, alt ve üst geçitlerde gördüğümüz bir yazıdır bu "bel fıtığı - 0555.487 66 ..". Altında mutlaka telefon numarası bulunur. Son 10 yıldır cep telefonu numarası yazılır. Ankara ve İzmit'te bile görmüşlüğüm vardır bu yazıyı. Nasıl örgütlenirler, neden hep benzer yerlere yazarlar, bu kadar çok bel fıtığı hastası mı vardır diye sayısız soru gelmektedir insanın aklına. Hem neden üst geçit ve köprülerdedir. İnsanlar sabah-akşam ordan oraya koşturmakta, yolda belde bir anda beli fıtık olmakta, acil olarak bir fıtık uzmanı mı aramaktadırlar?
Bu akşam Melis'le dönerken irdeledik olayı. Türlü yorumlarla pek bir eğlendik. Eve gelince, bir araştırayım bakalım neymiş aslı astarı dedim. Bir de ne göreyim? Meğerse bu numara "genelev vb. yerlerin" numarasıymış. Israrlı yorumlar var böyle olduğu konusunda. Şaşırdım önce, sonra takdir ettim adamları. Nasıl düşünmüşler? Nasıl uygulamışlar? Sürekliliği, ilgi çekmeyi, yayılmayı, açık havayı, yaya trafiğini nasıl irdelemiş ve değerlendirmişler? Üstelik tek kuruş ödemeden. Sonra bu bağımsız ve özgür eylemlerine neden "bel fıtığı" adını vermişler?
Bravo diyorum ve gördüğüm ilk numarayı arayıp, işin aslını bizzat öğrenmeyi düşünüyorum. Öğrenince yazarım tekrar...

19 Eylül 2006 Salı

Ömrümden uzun ideallerim var

ALS hastalığı nedeniyle artık yalnızca gözleriyle konuşabilen Suna Kıraç'ın kendi hayatını anlattığı kitabı. İnanılmaz güçlü, cesur, yurtsever, mütevazi ve akıllı bir kadının yaşam öyküsü var kitapta. Bir solukta okudum. Hayran oldum, böyle bir insanın bu şekilde hastalanmış olmasından ise büyük üzüntü duydum. Dilerim bir mucize olsun ve sağlığına kavuşsun.
Not: Kitabın yeni basımında bolca redaksiyon yapılması lazım. Sanırım Suna Hanım’ın doğum gününe yetiştirmek için acele edildiğinden pek düzeltme yapılamamış. Kendisi görüp düzelttirmiştir gerçi çoktan :) kitabı okuyanlar bilir...
ALS hastalığı nedir?
Tedavisi mümkün değil denen, "motor nöron hastalığı" olarak da bilinen Amiyotrofi Lateralskleroz (ALS) nadir görüldüğünden pek bilinmeyen bir hastalıktır. Kas ve sinir erimesi hastalığı olarak ta tanımlanır. Sadece motor nöronları etkilediği için beyin fonksiyonları bozulmaz, hasta ileri dönemlerde bile etrafta olup bitenin farkındadır ama tek bir kasını bile hareket ettiremez.