Sayfalar

19 Ekim 2006 Perşembe

Hatırlatma Yüzüğü

Alaska Jewelery isimli bir mücevher üreticisi Remember Ring isimli şahane bir yüzük yapmış. Fikri çok basit ama çok kullanışlı ve akıllı bir tasarım bu. Şöyle ki, bu yüzük yıldönümünüzden 24 saat önce sizi uyarmaya başlıyor. HotSpot™ teknolojisi ile her saat başı 10 saniyeliğine ısınarak sizi uyarıyor. Vücut ısısını elektrik enerjisine dönüştürüp kendini şarj edebiliyor.

Firma bunu aslında konsept ürün olarak tasarlamış ve sunmuş, ama oluşan süper talep karşısında seri olarak üretmeye karar vermişler. Fiyatını merak edenlere 760 USD.

Islak Şemsiyelere Son


Lotus yaprağından ilham alınarak geliştirilen NanoNuno teknolojisi sayesinde ıslak şemsiyelerle uğraşmak sona eriyor.Tek bir silkeleyişle üzerindeki nemden arınan ve kir tutmayan bu şemsiyeler nano teknolojinin son harikalarından. Fiyatı şimdilik abartılı: £ 49.95. Çinliler yapana kadar bekleyelim...

17 Ekim 2006 Salı

OLİMPİYAT LOGOSU

Geçtiğimiz Şubat ayında İtalya'nın Torino kentinde düzenlenen 2006 Olimpiyat Oyunları’nın geçte olsa logo, maskot, madalya ve meşalesi ile ilgili açıklamalar geçti elime. Anlam ve açıklamaları şöyleymiş:

LOGO:
Su dağ, kristal, insan ve buzun karşımıdır. Logoda kar, mavi gökyüzü ile buluşmaktadır. Kristallerin yer aldığı logoda ölümsüz olimpiyat ruhu ve teknoloji, barış içerisinde insanlarla buluşmaktadır.

OLİMPİYAT MADALYALARI:
Toroc grafik takımının tasarladığı bu madalyalar Dario Quatrini’nin liderliğinde hazırlanmış.Madalyanın ön cephesinde Oyunları temsil eden resimler, arka yüzünde ise kazanılan branşın resmi yer alıyor. Parlak ve 3 boyutlu kabartmaların kullanıldığı madalyalar İtalyan tarihini de yansıtıyormuş. Madalyalar Olimpiyat halkalarından esinlenerek ortası delik olarak tasarlanmış.

OLİMPİYAT MASKOTU:
"Neve" adındaki bayan maskot çok nazik bir kartopu. "Gliz" ise oldukça neşeli ve hareketli bir buz küpü. 20. Kış Olimpiyatları’nın bu sevimli maskotları birbiriyle çok yakın olan ve kış sporlarını çok seven iki karakter. Maskotlar 38 yaşındaki Portekizli sanatçı Pedro Albuquerque’nin kaleminden hayat bulmuş. İkili kış oyunlarının havasını, sevgisini, hırsını, eğlencesini ve ruhunu taşıyor. "Neve" ve "Gliz" kısaca olimpiyat ruhunun genç ve enerji dolu yüzleri.

OLİMPİYAT MEŞALESİ: Kış Olimpiyatları’nın meşalesinin dizaynı tamamen dinamizmle modernizasyonun bir karşımı. Eskiden kullanılan tahta meşalelerin yerini alan bu modern çizgi de alevler tepede yer alan tek delikten bir arada çıkmıyor ve daha içeride hazırlanarak yukarıda yer alan birkaç delikten birden çıkıyor.
770 mm yüksekliğindeki meşalenin çapı 105 mm ve 1.850 kg ağırlığında. Sadece 1 kez yakılabilen meşale sönmeden yola çıkıyor ve işini tamamlayana kadar yanmaya devam ediyor. Bu meşale için kar, yağmur, rüzgar vesaire engel teşkil etmiyor ve her şart altında yanmaya devam ediyor. Tutma yerleri çelik olan meşalenin dış yüzü alüminyum kaplama ve kullanılan özel boya ısının tutanın elini yakmasını engelliyor.

16 Ekim 2006 Pazartesi

Kırmızı pabuçlar

Kırmızı pabuçlar bayram müjdesidir. Bayram heyecanıdır. Başucuna konulup yatıp kalkıp bakılası bir heyecandır. Çocuk olmaktır, bayram sabahı giymek için yanıp tutuşmaktır. Bayramın anlamını bilmektir. Masumiyettir.

Şimdiki çocuklar bayramdan ne anlıyor? Harçlık, oyuncak ve tabi ki tatil. Bayramlık alınca burun kıvırıyor, yüzüne bile bakmıyorlar. Neden oyuncak almadın diye üzülüyorlar. Büyükanne ve büyükbabaların ellerini öpüp şeker, harçlık almak, bayramlaşmak, kapı kapı şeker toplamak nedir bilmiyorlar. Tepsiler dolusu baklavayı oyun aralarında, gizlice yiyip bitirmeyi bilmiyorlar.

Her bayram ekranlarda dönen şeker-çikolata reklamları çok iç burkucu, hatta duygu sömürüsü yapıyorlar diye kızıyoruz. Ama hatırlattıkları öyle doğru ki...

Bayramlık aldık bu akşam oğluma. Her bayram alırız. Umursamadı pek. Durmadan alınan herhangi bir giysiden farkı yok onun için.

Yoksa kendimize mi aldık? Kırmızı pabuçlarım geldi aklıma bu akşam. Hala bir çift kırmızı pabucum var benim :)

İlaçlama Reklamları*

- Anne çöplere asla yaklaşmamalıyız değil mi?
+ Evet yavrum.
- Yaklaşırsak korkunç mikroplu böcekler ve fareler bize saldırabilir değil mi?
+ !?!? Alla alla nerden çıkardın yavrum? yok öyle şeyler. hem kim anlattı sana bunları?
- Kimsee!! Çöplerin üzerine hep uyarı resimleri yapıştırmışlar ya, ordan anladım ben..
+ İlahi oğlum :) Pis olur, mikroplu olur çöpler. Onlar uyarı değil ilaçlama reklamı hem. Korkma sen!
*gerçektir yaşanmıştır, çocuktur hayal gücü sonsuzdur...

Baş döndüren dolgun saçlar

Blendax reklamındaki şef aşçı kılıklı hanım kızımızı sevgilisi telefonla arıyor. Bizimki "5 dakikaya ordayım" diyip sinsi sinsi gülümsüyor. İşte tam o anda kızın iş arkadaşı olan bir adam en endişeli sesi ile,
- amanın!! saçlarını dolgunlaştırman bile yarım saatini alır!!!
diyerek, "saç dolgunlaştırmanın" önemine vurgu yapıyor. Ama bu uyarı bizim buyurgan tavırlı, çok bilmiş kızımızın umrunda değil. Çıkarıyor aşçı şapkasını, savuruyor dopdolgun saçlarını... (önlüğünü de atıyor. meğerse altına da şahane bi elbise giymiş..

Tabi canııımm, biz kadınlar saçlarımızı dolgunlaştırmadan asla sokağa adım atmayız. Mesela sabah çıkarken eşim hep sorar:
- saçını dolgunlaştırdın mı canım?
+ evet tam yarım saat uğraştırdı ama sonunda dolgunlaştılar.
- iyi olmuş... dikkatli git.
:)

11 Ekim 2006 Çarşamba

Alıç kolye

Dün işyerinden bir arkadaşım koli dolusu alıç ikram etti bizlere. -hamile olduğu için memleketinden yollamış akrabaları- Sevinçle doldurduk avuçlarımıza, bir çırpıda yedik doyasıya. Ne kadar oldu hatırlamıyorum ama çocuktum son yediğimde. Bir kısım insanımız çok şaşırdı bu alıça -yaşça nispeten küçük olanlar tabi ki-
- ne bu? yenir mi? a-aa!! meyve mi!?!?
diyerek şaşırttılar. Boynuna alıçtan kolye takıp, sokaklarda koşturmamış, oyun arasında koparıp koparıp alıç atıştırmamış olmalarına inanamadım. Niye inanamıyorsam? Ağaçtan elma kopartıp, bluzuna sürterek temizleyip yememiş bir çocuk yetişiyoruz aslında :( yazık yaw...

7 Ekim 2006 Cumartesi

İç kaldıran Vichy reklamları


Vichy reklamları evlere şenlik. -bu fotoğrafların "Testere" filmini yapanlara ilham verdiğini düşünüyorum- Selülitini mandallayanlar, çorap gibi poposunu sıyırıp atan mazoşistler, suratı çölleşmiş, topukları yarılıp zifte dönmüş hatunlar, suratını çelik tellerle gerip, lastik bandajla kangren yapanlar...

Biz kadınlar genç kızlık dönemlerimizden itibaren kozmetiğe adanmış bir dünyada yaşarız. Daha güzel daha genç, daha mis olmak için birbirlerimizle yarışırız. Kozmetiğe yatırdığım paraya hiç acımam. Vichy reklamları bana hiç "gel beni al" demiyor. Aksine midemi kaldırıyor. Bu reklamlar şunu söylüyor:
- iğrenç "portakal görünümlü" bir popon
- sarkmış bir cildin
- nasırlı, çatlak topukların var.
- Vichy kullanarak biraz daha az iğrenç görünebilirsen seviniriz.

Kendi adıma reklamlarında Photoshop'la cilt gözenekleri yok edilmiş, pespembe yanaklı kızların göründüğü ürünleri tercih edeyim yine de. İçim kaldırmayacak Vichy'i.
-reklamların grafik uygulama ve photoshop başarısını gözardı etmiyor, yiğidi öldürüp hakkını veriyoruz-
daha fazlası:

6 Ekim 2006 Cuma

İhtiyacınız olmayan eşyalar, başkalarının hayatını renklendirebilir


Fazla eşyaları kapıcı, temizlikçi ve yardımcılara vermekten daha fazlasını yapmak gerek. Bu insanlar çevreden zaten yeterince yardım alıyorlar.

Zaman zaman Kadıköy'deki Sevgi Evi'ne ve Merdivenköy'deki Çocuk Esirgeme Kurumu'na kullanmadığımız eşyaları yolluyoruz. Bu şekilde ihtiyacı olan, doğru kişilere ulaşıyor yardımlarımız. Bugün Melis'ten bağış yapılabilecek adresleri içeren güzel bir e-mail geldi.
1. TOÇEV (Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı) Tel: 0212 280 25 11 Web: www.tocev.org.tr
2. ACİL İHTİYAÇ PROJESİ VAKFI Tel: 0212 491 06 61 ? 534 33 82 Web: www.aipvakfi.org
3. ÇOCUK ESİRGEME KURUMU Tel: 0312 310 24 60 Web: www.shcek.gov.tr
4. KADEV (KADIN EMEĞİNİ DEĞERLENDİRME VAKFI) Beyoğlu'ndaki Vakif binasının hemen alt katında Nahıl isimli dükkanda ikinci el eşyalar satılıyor. Tel:0212 292 26 72
5. VELİM OLUR MUSUN? www.velimolurmusun.org sitesinden bir cocuğun velisi olabilir ve Express Kargo (sponsor) ile ücretsiz gönderim yapabilirsiniz.
6. Taksim Gençlik ve Çocuk Evi 13-18 yaşlarındaki kız çocuklarının sığınma evi. Herşeye ihtiyaçları var. Tel: 0212 251 28 18
7. Beyoğlu Sosyal Yardım Mağazası Tel: 0212 251 83 44 nolu telefonu arayıp adresinizi söylediğinizde bir gün sonra evinizden alıp fakirlere dağıtıyorlar.
8. Umut Cocukları Derneği Ev eşyalarını kabul ediyorlar. Tel: 0212 297 61 05-297 61 06
9. Toplum Gönüllüleri Vakfı'nın mağazasına satılmak üzere hediye edebilirsiniz. Web: www.tog.org.tr
10. TOFD (Turkiye Omurilik Felçlileri Derneği) Tel: 0212 661 08 61
11. Bir öğretmenin çağrısına da kulak verebilirsiniz. "Trabzon'a bağli Düzköy Çayırbağı İlköğretim Okulu öğretmeniyim. 600 civarinda öğrencimiz zor şartlarda eğitim görüyor. Yardımcı olabilirseniz seviniriz. İletişim: mesutmevlude@mynet.com"
12. Mahalle muhtarları da bu tür yardımları alıp dağıtabiliyor.
Sizin ihtiyacınız olmadığını düşündüğünüz bir çok şeye ihtiyacı olanları unutmayın lütfen.

5 Ekim 2006 Perşembe

Let The Sunshine In

Hair müzikalinin bu müthiş parçası, 2003 yılında Milk and Sugar remixi ile içimizi kıpır kıpır edip neşeyle doldurmuştu. Tam yaz bitti derken yüzümüzü ısıtan mis gibi güneşli havaya yakışacak bir şarkı bu.

Vah Vada Vah!!

Yapı Kredi'nin sözde "yeni" logosu ne kadar "eski" suratlı olmuş. Şimdiye dek hiç bir olumlu yorum okumadım. (en hararetlisi için bkz: bigu) YKB'nın o genç ve dinamik imajı gitmiş yerine Tarım Mahsülleri Ofisi tadında demode bir imaj gelmiş. Gördükçe insanın içi cızz ediyor. Yaramaz Vada'lar hiç yakışacak mı şimdi bu ağır ağdalı duruma? TV reklamı da çok klişe olmuş. Müzik (Eric Clapton - Layla) ve seslendirme seçimi ile çok fena çook..

4 Ekim 2006 Çarşamba

ANAOKULU DAHA GÜZELDİ ANNE

Bir çocuk büyütmek, insana hayatı bir kez daha çocuk gözüyle görme lütfunu da sunuyor beraberinde. Bora'yla yaşadığım her gün, çocukluğumu inanılmaz bir keskinlikte hatırlatıyor bana yeniden. Keskin diyorum çünkü sadece oyunlar, arkadaşlar, okullar, bayramlar, oyuncaklar gibi sıkça hatırlanan mutlu klişelerden çok daha fazlası beliriyor aklımda. O yaşlardaki hislerimi, sevinçlerimi, korku ve zanlarımı besleyen tüm küçük ayrıntıları da hatırlatıyor oğlum bana.

Okulla birlikte hayatın ilk sıkıntılı ve zor sorumluluklarından biri olan ödev var artık onun hayatında. Minicik elleri hemen yorulup acıyor. Üfleyerek ağrısını azaltmaya çalışıyor. Oyunu, oyuncakları ve çizgi filmleri onun ödevini bitirmesini bekliyor artık. Sadece eğlence ve oyundan oluşan özgür yaşamı sona erdi. İşte bu nedenle onun adına derin bir üzüntü duydum dün gece. Ne kadar sıkılsa, saçma sapan bahaneler üretse ve ne kadar istemese de ödevini bitirecek. Ödevini yaparken ya kemeri sıkıyor ya çorabı rahatsız ediyor yada ayakları ağrıyor. Bahaneler bitmiyor. O zorlandıkça biz daha çok zorlanıyoruz. Ve anlıyorum ki hayat onun için olduğu kadar bizim için de daha farklı ve zorlu olacak bundan sonra. Ödevler, sınavlar, dersler...

Bu bana okula ilk başladığımda oyundan eksik kaldığım için üzüldüğüm anları hatırlattı. Sonra tüm okul hayatım, sınavlar, dersler, kurslar geçti gözümün önünden. Bu minicik tatlı adamın, bir kaç sıra "e" harfi yazmaktan bu kadar mutsuzken, kendisini bekleyen asıl zorlu yolculuktan habersiz olmasına üzüldüm. "Anaokulunda ödev yoktu, daha güzeldi anne" demesine üzüldüm. Özgürlüğünü, sorumsuz saf mutluluğunu yitirmesine üzüldüm. Gerçek hayata hoşgeldin Boracık!

TRANSİLVANİAN SKY TÜRK

SKYTÜRK izliyorum. Gece haberleri var. Jenerikten habere durmaksızın türlü türlü trance parçalar kullanmışlar fonda. Saçmalamışlar. Futbol programlarında neyse de haber kanalında hiç olmamış. "FUN CLUB" :p adında yeni bir futbol programları başlayacakmış, tanıtım filminin fonunda da Schiller-I feel you çalıyor. Clubber stajyerler kanalı ele geçirdi herhalde...

SONBAHAR BASTI İÇİMİ

Büyüdük... Sorumluluklarımız, rol ve görevlerimiz de bizimle büyüdüler, büyüdüler... Hayatı; her anını organize etmeye çalışarak, bütün karmaşa ve koşturmacası ile yaşarken ne çok şeyi de erteliyoruz durmadan. Ertelediğimizi bile farketmeksizin üstelik. Kendimizi, ailemizi, dostlarımızı, sağlığımızı... Eylül bitti işte. 2006'nın 4'te 3'ü de bitti... Erteledikçe zaman daha mı hızlı geçiyor ne? Efkar bastı durduk yerde...