Sayfalar

5 Aralık 2007 Çarşamba

Çok

Evet tamam çok çalıştık ama karşılığında çok ta başarılı olduk.
Tüm bunları kotarmaya çalışırken çok ama çok yorulduk.
Her şey çok ama çok stresliydi.
Bunda bizim çok bilmiş ve çok titiz olmamızın katkısı çook fazlaydı.
Aslında ekip olarak çok inanılmaz ahenkli ve verimli çalışıyoruz.
Eğlenmekten ve pozitif tarafta kalmaya çalışmaktan vaçgeçmiyoruz.
İşte tüm bu çoklardan yoruldum.
Yorulduk.

Yıl bitti. İşler bitmek üzere.
Durmaya, tazelenmeye, arınmaya, sadeleşmeye ihtiyacım var.
Kendimi önemsemeye ihtiyacım var.
Bayram planlarımızı buna göre yaptık.

Yeni yılda biraz bencil biraz da tembel olmaya karar verdim ben!

25 Kasım 2007 Pazar

Teşekkür

Kış güneşi, İstanbul ve muhteşem bir hafta sonu..
Babamız seyahatte olduğundan, oğlumla ikimiz başbaşa bir hafta sonu geçirdik.

Cumartesi sabah okuldaki kurstan sonra akşama kadar evde aylaklık yaptık.

Bazen tembellik ve hiçbir şey yapmamak en büyük eğlence olabiliyor.

Sadece ve sadece hoşlandığın şeyleri yapmak, çikolata ve pizza yiyip, bigisayarda takılmak, faydalı ve zorunlu hiçbir şeyle ilgilenmemek :)

Cumartesi ne kadar tembelsek Pazar da o kadar hareketliydik.
Sabah yataktan fırlayıp, kovulmuş gibi evden çıktık...

Arkadaşlarımızla buluşup Baltalimanı'na gittik ve boğaza nazır nefis bir kahvaltı yaptık. Ardından teleferikle Piyer Loti'ye çıkıp, dönüşte evde kahve keyfi yaptık. Akşam yemek için Efes Corner'a gidip, midye, kokoreç, ciğer ve bira eşliğinde maç izledik.


Sonra herkes evine....
Dönüşte Bora uykuya hazırlanmak üzere arkaya gitti ve çağırmadan yanına gitmememi söyledi...
Seslendiğinde gördüklerim, oracıkta gözlerimden yaşlar boşanmasına sebep oldu.
Bora her akşamki rutinini gerçekleştirmiş ve pijamalarını giyip, dişlerini fırçalamıştı.
Ancak bir farkla...
Alışılmadık biçimde diş fırçası ve macunu yerinde, eşyaları katlanmış biçimde dolabında, odası toplanmış, sabah dağınık bıraktığımız yatak düzeltilmiş, geceliğim katlanmış olarak beni bekliyordu.
Bana şunu söyledi:
- Sen hep benim için birşeyler yapıyorsun. Bugün ben de senin için birşeyler yapmak istedim. Bugün hayatımın en güzel günlerinden biriydi, teşekkür ederim anne...

Canım, canım oğlum... Seni çok seviyorum...

19 Kasım 2007 Pazartesi

İnşallah evlenebilirim

Bora duşta sohbeti sever :)

- Bütün çocuklar bir gün anne ve babası olmadan, yalnız yaşamak zorunda kalır dimi anne?
- Nasıl yani?
- Yani mesela anneannem ve dedem yaşlanıp ölürse sen yalnız kalacaksın...
- Evet... malesef... ama siz varsınız yanımda. yalnız kalmam ki.
Hem bir gün biz de yaşlanıp öleceğiz... ama sen evlenip çocuğun ve eşinle yaşayacaksın.
- Deneyeceğim..
- Neyi deneyeceksin?
- Evlenmeyi... İnşallah evlenebilirim.
- Allah allah o nerden çıktı??
- Biliyorsun bazı insanlar evlenemiyorlar!
- !!??!! Haklısın!*!!??!? :D))

13 Kasım 2007 Salı

CLARA'NIN BÜYÜKANNESİ NASIL TÜRBANLI OLDU?

Akşam Gazetesi'nden Deniz Güçer'in haberi aşağıda.
Bu konuda bende şu ve şunu yazmışım.

Bakanlığın tavsiye ettiği çocuk klasikleri, velileri isyan ettiriyor. İşte, tavsiye edilen kitaplarda yapılan 'uyarlama' ve 'yazım hataları'...

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara tavsiye edilen ancak denetlenmeyen “100 temel eser” aileler için kabusa döndü. Aralarında Heidi, Alice Harikalar Diyarı’nda gibi ünlü çocuk klasiklerinin bulunduğu kitaplardaki özensizlikler pes dedirtti. Karanfil Yayınları’ndan çıkan Heidi kitabında, Klara’nın büyükannesi Bayan Seseman’a türban takılırken; Martı Yayınları’ndan çıkan Alice Harikalar Diyarı’ndaki yazım hataları isyan ettirecek kadar vahim. Johanna Spyri’nin ünlü Heidi kitabı Karanfil Yayınları tarafından üzerinde “MEB tavsiyeli - İlköğretim için 100 temel eser” damgası ile basıldı ve dağıtıldı. Ancak Heidi kitabında 59’uncu sayfada yer alan Klara’nın büyükannesi Bayan Seseman ve Heidi çizimleri, görenleri şoka soktu.
Çünkü tekerlekli iskemleye mahkum olan Klara’nın zengin bir İsviçreli olan büyükannesi Bayan Seseman tamamen başı kapalı, uzun bir elbise ile çizilmişti. Karanfil Yayınları’nın baskısında, Heidi’yi kimin resmettiği belirtilmedi.
Piyasada ‘Heidi’ adıyla yayımlanan kitaplarda birbirinden farklı şekilde çizilmiş çok sayıda Heidi bulunuyor. Bilgi Yayınevi’nin bastığı kitapta Klara’nın büyükannesi kitapta anlatılan modern görüntüsüyle resmedilirken, Karanfil Yayınları’nın Bayan Seseman’ı ile hiçbir ortak noktası bulunmuyor.
ALİCE TASHİH DİYARINDA
ÇOCUKLAR için Martı Yayıncılık tarafından basılan “Alice Harikalar Diyarı’nda”ki Türkçe hataları ise isyan ettirdi. Kitapta “çevirmen” değil, “derleyen” ismine yer verilirken, kitaptaki bazı pes dedirten Türkçe yanlışları şöyle:
“O akşam camları sıkıca kapatmış. Ertesi gün gene yola çıkacaklarını anlayan Hansel gene çakıl taşı toplamak için dışarı çıkmak istediğinde camların kapalı olduğunu görmüş.”
“Çünkü akşam ekmek parçalarını izleyerek evin yolunu bulabileceklermiş.”
“Bir sürede bu parayla geçirmişler.”
“Yargıçta bu teklifi onaylamış.”
“Çocukta hızlı bir şekilde tilki kılığına girip horozu yakalamış.”

11 Kasım 2007 Pazar

Şeytanım sigara

- 2 gün oldu, ne güzel sigarayı bıraktım.
- Bıraktım deme.
- Ne zaman diyebilirim. Yani ne kadar geçince?
- Hiçbir zaman.
- !!?!!??

6 ay önce sigarayı bırakan eşim bu gerçeği yüzüme vurduğunda hayal kırıklığına uğradım. Ama haklıydı.
Her-an-tekrar-başlamak-mümkün.

16 yıldır sigara içiyorum.
Sadece 1,5 yıl ara verdim.
O da Bora'ya hamileliğim ve emzirme süresince.
9 aylık olduğunda anne sütünü kestim ve hemen sigaraya başladım.
Çünkü sigarayı ona zarar vermemek için bırakmıştım.

Geçen 29 Ekim akşamı, duştan sonra, tam 6 aydır dolapta bekleyen nikotin bantını çıkartıp sırtıma yapıştırdım.
Bir anda aniden karar verdim.
Oysa aynı gün marketten paket paket sigara almıştım.

Sigara içmeyi öyle çok seviyorum ki.
Ama boş. Hatta, boş, pis ve zararlı.
Yani akıllı işi değil.

Bu çok tuhaf bir duygu.
Sigarayı dudağına koyup yakacaksın.
Kimse bişi diyemez.
Sigara orda, çakmak orda ama yapmıyorsun.
Çok istediğin halde, aklından hiç çıkmadığı halde, yapmıyorsun.

Şeytan sürekli dürtüyor.
- Bir taneden bişi olmaz yaksana
- Aman canım, bi kaç nefes çekip atarsın.
Bütün gün bu pazarlıklar aklımda.

Aslında sigarayı bırakırken normal ortamının dışına çıkmalı insan, çünkü her an hatırlatan birşey var çevrede.
Arabaya bindin yak bi tane
Trafik sıkıştı yak bi tane
Kahve geldi, yemek bitti, makale yazarken, mutluluktan, kederden, içerken, toplantı arasında yak bi tane...

Mesela geçen hafta, yani bırakmamın ilk günlerinde Ankara'ya anneme gittim. Hastanede onunla kaldım. Ne yolculukta ne de orada hiç aklıma gelmedi.
Üstelik nikotin bantımı da unutmuştum. Ne zaman eve döndüm hemen aklıma geldi.

Aklımdan çıkması zaman alacak.
İstediği kadar şeytanlık yapsın.
Ben sigarayı bıraktım.
Umarım tekrar başlamam.
Umarım....

5 Kasım 2007 Pazartesi

Çikolata- Kahve İstanbul

29 Ekim'de Çengelköy Çınaraltı'na gittik.
Yağmur altında, pazar kurulmuş ara sokaklardan birine dalmış ilerlerken gördüm bu dükkanı.
2-2,5 m cepheli küçücük bir dükkan.
Şirin bir vitrin, sıcacık bir görüntü, bolca çikolata ve tabi truffle'lar .
Adı "Çikolata-Kahve İstanbul"
Hemen içeri daldık tabi. Truffle'ı çok severim.
Küçükken annem yapardı. Bademli, hindistan cevizli falan.
Çiğnemeden yutardım neredeyse.
Neyse, içerisi toplasan 15 metrekare olan dükkanda, bir adam truffle yapıyor.
İçerisi mis gibi çikolata kokuyor.
Aşık oldum dükkana. Bora'da tabii ki.
Hemen hazırlanmakta olanlardan aldık ve çıktık.
Gittiğimde tekrar uğrayacağım.
Bu kez kahve de içerim hem.

Ferry CorstenHolding On


RinneradioTammi

LoaferTravelogue

Gözeye hanım

Sevim Gözay, Göz/Eye :p diye bir köşe yapmış Akşam Gazetesi'nde kendisine.
Köşe ismine uygun olarakta, çok zekice bir hamleyle gözlerinin bir fotoğrafını koymuş hemen oraya..
Hin mi hin yani!


Gözeye hanım'ı
Cosmopolis programından da tanıyoruz.

Kendisi; özgüveni fazla yüksek,
bu özgüveni farkedilme tesadüfüne bırakmayıp özellikle seyircinin gözüne sokan,
kentli, özgür, stil sahibi :)) bi kadın olup
nedense çok rahatsız edici bi kişiliktir.

Karizma doğal bir şeydir ve zorla sahip olunması iticidir.
Kimse zorla Sienna Miller, Kate Moss olamaz bu hayatta.
Mesela 30'larındaki kadınlar, şıp diye tanırlar bu eğreti karizmayı.
Rahat olun canım biraz ...

OlasılıkSız

Kitabın tanıtım yazısında
"Bitirmek için yarını, başkasına anlatmak için bitirmeyi beklemeyeceksiniz" diyor ki,
bu kesinlikle çok doğru bir tespit.

Sonbaharla birlikte kitap sezonuna hızlı bir başlangıç yapan ve yaz tembelliğini telafi edercesine kitaplara gömülen ben, OlasılıkSız'ı bir arkadaşımın tavsiyesi ile aldım.
"Bu kitabı 3. kez okuyorum" dedi.
Meraktan öldüm.

Adam Fawer'ın kaleme aldığı, 475 sayfalık kitapta,
olasılık, matematik, fizik kuramlarını bir çırpıda okuyor,
şizofreni, tesadüf, olasılık ve hayata ilişkin şaşırtıcı örneklerle karşılaşıyorsunuz.

Bir solukta okunan kitap,
zekice kurgulanmış ve karmaşık içeriğine rağmen gerçekten çok akıcı bir dille yazılmış.
Bu akşam bitireceğim ve sanırım bir kez daha okuyacağım.

Hiç tereddütsüz söyleyebilirim ki, çok yakın bir zamanda filme çekilecek bir kitap bu.

Tanıtım yazısından:
Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? Siz hiç Loto’da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar?

Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı?

Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mi yoksa geleceği mi görüyorsunuz? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘OlasılıkSız’ tam size göre bir roman..

2 Kasım 2007 Cuma

Varan, Güllüoğlu vs.

Yağmur ve Cuma trafiğinin İstanbul'u vurduğu bir keşmekeş günün ardından, Beşiktaş'taki toplantımın 16:30'da bitmesi ile trafiğe yakalanmadan eve dönmenin hafifliği vardı üstümde.

Hastanedeki annemi ziyaret etmek için Ankara'ya gidecek olmanın verdiği çocuksu mutluluk ta cabası.
Bora ile birlikte gideceğiz Ankara'ya.
Hem de otobüsle.
Bu, otobüslere bayılan Bora'ya da büyük sürpriz olacak.

Börek kaporası
Annem Güllüoğlu'nun su böreğine bayılır. Sabah erken gideceğimiz için akşamdan uğrayıp alayım dedim.
Börek kalmamış. Sabah alayım dedim, erken bitebilirmiş.
Ayırın o zaman 2 kilo dediğimde görevli hemen not aldı. Sonra ne dese beğenirsiniz:
"Kapora bırakmanız gerekiyor, 5- 10 ne olursa" şaka yapıyor sandım, güldüm, döndüm arkamdan seslendi.
Ciddiymiş! Söylene söylene de olsa annemin hatırına 5 YTL kapora verdim.
"marka" olduğunu sanan bir basit bir "baklavacı" Güllüoğlu!

Deluxe bilet 1 saatte kesilir
Öğlen telefonla rezervasyon yaptırdığım Varan'a da uğrayıp biletimi alayım dedim. Atatürk Caddesi'ndeki ofiste, görevlinin biletimi kesebilmek için 5 ayrı ofisle görüşmesini bekledim.
Mazaretleri, ekranlarında çocuk indirimi seçeneğinin olmaması. Bu şube yeni açılmış ve çocuk indirimi yapabilmeleri için belli bir süreye ve anlamadığım bir statüye ulaşmaları gerekiyormuş.
Yani özetle çocuklu iseniz Varan'ın çocuk bileti kesebilen bir acentasına gitmeniz gerekiyor.
Sanki çocuk değil, uzaylı...
Ya da çocuk az bulunan bişey de öyle pek her yerde bilet kesmek gerekmiyor.
Öff anlatırken bile daraldım.

Üstelik biletimiz Varan'ın en yüksek ücretli deluxe otobüsüne.
Demek deluxe olunca, böyle 1 saatlik bir tören yapıyor adamlar.
Sanırsınız uzay mekiğine bineceğiz.

Eve erken dönmem ise yalan oldu tabi ki...

29 Ekim 2007 Pazartesi

Evim güzel evim

Pazar günkü sonbahar güneşini ve dingin havayı Bayramoğlu'ndaki mangal keyfiyle taçlandırdık. Yazın cıvıl cıvıl, kıpır kıpır olan sitede sadece bir kaç evde hayat belirtisi vardı. Evimizi çok özlemişiz, mangalı ise daha çok. Arkadaşlarını bulamayan Bora bisiklete binerek ve burada bıraktığı oyuncakları ile oynarak teselli buldu. Ben bahçedeki bitkilerle ilgilendim, eşim ise mangalla. Burada hepimiz için ayrı bir güzellik var.

Yazın gelmesini özlemle bekliyoruz.

kahke


Ben öyle mutfakta saatler geçirip, çeşit çeşit kurabiyeler, pasta ve çörekler yapan biri değilim. Çoğu zaman yemek yapmak bile zor gelir.  Tembellikten çok zamanımı harcamak istemem. Canım isterse girişir mutfağa yaparım birşeyler kendimce. Bu iş birazda merak işi. Hiç bir zaman evde yapılan bisküvili pudingli tadlara, hamur işlerine merakım olmadı. Yemem de zaten. Bir kek yaparım o kadar. O da Bora için. Eş dost geldiğinde, en güzel börekler, tatlı ve kurabiyeler bir telefon kadar uzakta nasıl olsa.

Çalışan hem de çok çalışan bir kadın olarak, bir anne bir eş olarak ve dahası hobileri olan bir kadın olarak kendime ve aileme ayıracağım zamanı çok daha fazla önemserim.

Neyse, nereden geldim bu konuya "Kahkecizade"den. Yazdan beri takıldık Kahkecizade ürünlerine. Tatlısı tuzlusu onlarca çeşit kurabiye, çörek yapıyorlar. Hepsi de inanılmaz taze ve kusursuz lezzette. Çok hafif, yerken ağızda dağılıyor ve tadına doyulmuyor. Antep'in meşhur bayatlamayan kahkesini (kurabiye) öyle bir ele almışlar ki anlatamam. Üstelik hemen her yerde bulmak mümkün. Uç iki örnek vereyim: benzinci ve pazarda gördüm.

Ürün çeşitleri ve üretim bilgilerini içeren güzel bir web siteleri de var. Bundan sonra bu markayı daha sık duyacağımıza öyle eminim ki. İlk gördüğünüzde alın, özellikle de kakaolu-hindistan cevizlisi harika.

Google bize logo yaptı

Google bize logo yapsana kampanyasını duyurmuştum. Bugün gördüm ki bu girişim sesini duyurmuş ve Google Türkiye sayfasında Cumhuriyet bayramı kutlaması ile birlikte Türk bayraklı logo yer almış. Sabah Bora gösterdi, çok şaşırmıştı :)

27 Ekim 2007 Cumartesi

İstikbal reklamı

Şu sıralarda TV'de dönen İstikbal reklamının müziğini merak edenler çok. Orjinali Fatih Akın'ın Karşı Pencere filminin sondtrack albümünde de yer alan Giorgia'nın seslendirdiği "Gocce di Memoria" isimli parçadır.
Başım göğe erdi :)

Trafik ve Satranç

Bugün Bora ile birlikte güzel sonbahar güneşinin keyfini çıkarmak için yollara düştük... Düştük ama bir türlü kalkamadık. Caddeler, yollar araba akınına uğramıştı ve keçeleşmiş bir trafik vardı. Neredeyse bütün gün trafiğin esiri olduk.

Bora öyle bir yorum yaptı ki ağzım açık kaldı:
"Bugünkü gezintimiz, satranç oyununa benzedi. Hamle yapmak için uzun süre bekliyoruz. Piyon gibi her defasında 1 adım ilerliyoruz. Biraz yol almamız ise vezirin hamlesi gibi"

Küçük adamdan büyük laflar...

Ulysses Moore - 5. kitap piyasada

Nihayet 5. kitap yayınlandı. 288 sayfa ve 15 YTL.

Tanıtım yazısında şöyle denmiş:
"Şimdi hepsini yeni bir yolculuk bekliyor.
İstikamet 22. yüzyıl, Sonsuz Gençlik Bahçesi..."

21 Ekim 2007 Pazar

Dave Gahan - Kingdom

Müzik demişken, Dave Gahan'ın son solo albümü Hourglass'taki Kingdom parçasının Booka Shade Club Mix'i üst üste defalarca dinlenesi bir parça. Meraklısı için sample şurda juno.co.uk

Download linki şurda: Kingdom (Booka Shade Club mix.mp3

Bu adam bence yaşayan en iyi erkek vokal. (yaşamayan Freddy Mercury :p)

Roisin - Overpowered

Moloko'nun efsane solisti Roisin Murphy'nin yeni albümü Overpowered 15 Ekim'de piyasaya çıktı. Bizde Kasım'da satışa çıkacak ve 80'lerin disko müziğinin yorumlandığı albümden ilk 2 parça çoktan kulağımıza yerleşti.

Sing It Back, Forever More, Never Enough, Cannot Contain This, Familiar Feelings gibi unutulmaz parçaların sakin, dingin ve süper vokali, kendine özgü sarkastik dansları ile benzersiz ve yaşı olmayan şahane bir kadındır kendileri.

Albümden 8 Ekim'de piyasaya çıkan single "Let Me Know" FG 93.7'de bolca çalıyor.


Albüme adını veren Overpowered'ın videosunda, Roisin'in giydiği kostüm ise çok ilginç. İngiliz modacı Gareth Pugh tarafından tasarlanmış) Bugün gazetede bununla ilgili bir haber görmüştüm.



Bu akşam e-mule'dan indirile!

19 Ekim 2007 Cuma

O kadar yorgunum ki.... Hafta sonu yoğun bir tembellik içinde olucam...

Son savaş

Ulysses Moore'un 5. kitabını beklerken, Bora'ya C.S. Lewis'in fantastik eseri Narnia Günlükleri-Son Savaş'ı okumaya başladım. Kapağını beğendiği için geçen yıl satın aldığı kitap, malesef serinin 7. ve son kitabıymış. Bu bitince ilk 6 günlüğü almaya karar verdik.

9-10 yaşına geldiğinde kendi kendine okuyacak kitap bulabilecek mi diye merak ediyorum?

Kitabın Tanıtım Metninden:
Yalanlardan korkuların doğduğu....
sadakatin sınandığı...
umutların tükendiği... Narnia

Narnia, tarihindeki en zor mücadeleyle karşı karşıyadır. Ancak bu sefer tehlike dışardan değil, Narnia'nın içinden gelir. Bu durumu düzeltecek olanlar ise Kral ve ona bağlılıklarını koruyan birkaç dostudur. Tabii eğer başarabilirlerse...


Atıl Kutoğlu ne yapsın? Aylardır hala bulamadı adamcağız...



Kaynak: http://www.penguen.com

Uyutulduk ey halkım, birisi uyandırsın bizi

Emin Çölaşan'ın AKP iktidarı döneminde, Hürriyet Gazetesi'nde yaşadığı olaylar, baskılar ve kovulma sürecini anlattığı “Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi” isimli kitabını okuyorum.

Bilgi Yayınevi'nin açıkladığı rakamlara göre, 6 Ekim’de piyasaya sunulan kitabın satış rakamı 100 bini aşmış. Bu kısa sürede kitabın 48. baskısı piyasaya çıktı. İnanılmaz! Dahası da var 50 bin adet de sipariş almışlar...

Ve en komiği kitabın en çok da D&R’da satıyor olması ve Doğan grubuna ait D&R’ın en çok satanlar listesinde ilk sırada yer alması.

Son olarak, kitapta yanlış hatırlamıyorsam Ertuğrul Özkök'ün "En çok okunan yazar ayrılsa da, gazete yoluna devam eder. Bir kaç yüz okuyucunun tepkisi en fazla 1 ay sürer..." gibi bir yorumu var. Tirajlar bu sayının 10 binler olduğunu gösteriyor.

Çölaşan, önceki gün Kanaltürk'te canlı yayındaydı. Bu akşam ise FOX TV'de Kadir Çelik'in programında yine canlı yayında olacaktı. Ancak kanal kendisine programın iptal edildiğini bildirmiş! :O
Ne kadar manidar...

Unutmak ne demek, dört gözle yeniden yazmasını bekliyorum....

18 Ekim 2007 Perşembe

e-mail'e dayalı nüfus kayıt sistemi

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (eski DİE) başlattığı "Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi" var ya, bu facebook denen hadise olayı bitirdi. Site resmen e-mail'e dayalı nüfus sistemi olmuş çıkmış. Kimi ararsan ara anında buluyorsun. Anaokulundan, üniversiteye eski arkadaşlarını, çok zorlarsan, komşunu, kuaförünü, bakkalını çakkalını bulabileceğin bir yer işte.

Şimdilik tam gaz takılıyoruz, hadi hayırlısı...

15 Ekim 2007 Pazartesi

5. kitap

Kitap demişken, Ulysses Moore serisinin 5. kitabı halen yayınlanmadı. İlk 4 kitabın yayınlanma hızına bakılırsa, bunda bir sorun var sanırım. Diğer taraftan, bizim gibi bu serinin fanatiği olanlar her geçen gün sabırsızlanıyor. Nereden mi biliyorum? Search istatistiklerinden... Hergün 8-10 kişi Google'da 5. kitabı ararken bloguma geliyor.

Düzenli alışveriş yaptığım kitabevine not bıraktım. Çıkınca haber verecekler, ben de buraya yazarım artık...

Yüksek Topuklar

Eylül 2005'te almışım bu kitabı. Öyle yazıyor ilk sayfasında. Alır almaz ilk sayfasına adımı ve tarihi yazarım kitapların. 1 yıl sırasını bekledi, okumaya başlayalı da 1 yıl oldu. Topu topu 527 sayfa ama bir türlü iş edinip bitiremedim. Asla sıkıldığımdan değil ama bir türlü olmadı işte. Sonunda bugün bitti. Kitabın kahramanları Nermin ve Tuğde'yle nihayet vedalaştık.

Her satırı ayrı güzel, dönüp dönüp tekrar okunan, düşündüren bir kadın ve kadınlık öyküsü. Murathan Mungan'ın burada tarif ettiği kadınları bire bir tanıyorum, hatta kendim de bunlardan biriyim. Bayıldım, okurken neredeyse hemen her sayfasını işaretledim. Çok ama çok güzeldi.

14 Ekim 2007 Pazar

ihtiyacım var :)

Akbank İhtiyaç Kredisi reklamı, fonda Müslüm Gürses parçasıyla süper olmuş. Sürekli arak, pardon esinlenme reklamlar yapan Akbank, bakalım bu defa hangi reklamdan ilham almış. 2 güne kalmaz kokusu çıkar.


13 Ekim 2007 Cumartesi

ölüm

Ölüm ne kadar beklense de, hazırlıklı olunsa da yine çok acıtıcı, şok edici ve sarsıcı. Tanık olduğunuz, kısmen de olsa paylaştığınız bir yaşamın sona ermesi ne kadar kolay kabul edilebilir?

Gürültüyle yaşanmış bir hayatın sessizce ve çaresizce kaybolup gitmesinin, sevdiklerinin hayatında, doldurulması asla mümkün olmayacak koskoca bir boşluk yarattığına tanık olmanın üzüntüsü tarif edilebilir mi?

Gidenin ardından teselli edecek ne söylenebilir ki?

Güle güle Nermin teyze... Mekanın cennet olsun.

9 Ekim 2007 Salı

hediye

- anne bana verebileceğin harika bir hediye biliyorum.
+ yine ne buldun Boracım?
- kardeş...
+ çok mu istiyorsun?
- evet. ama ona ben bakamam çünkü okula gidiyorum.
+ olsun. birlikte bakarız, hem U. ablan da var.
- tamam ama kedilere de dikkat etmeliyiz. o daha küçük ve onu tırmalayabilirler.
+ tamam dikkat ederiz. uyu hadi. güzel bir rüya gör.

HP Reklamları

HP'nin uzun süredir ekranlarda olan, ünlülerin hayatlarını anlattığı harika bir reklam serisi var. Youtube'da bakınırken Keanu Reeves'li olanına rastladım. Reklamı izlerken bir anda karşımda bulduğum Türkiye haritası çok hoşuma gitti.



Çocuğun biri, reklamı kendisi için yorumlamış. Güzel iş.

4 Ekim 2007 Perşembe

Madonna rulaz!

Küçüklüğünü bilirim ben bu Madonna'nın :) Hey gidi hey, ne günlerdi. Komşumuzun Almancı yeğenine, Bravo dergisinden biriktirdiği Madonna posterleri için, az mı harçlık yatırdık. Odamızın duvarlarına, anket defterlerine, dosya kapaklarına az mı resmini döşedik. Kasetçalarda bangır bangır şarkılarını çalıp az mı dansettik. Kliplerini VHS kasetlere kaydedip, file bluzlar giyip, simsiyah göz makyajları yaparak danslarını az mı taklit ettik.

Hala severim, hala hayranlıkla dinlerim... Gelgelelim biz büyüdük o yaşlandı.

Plastik cerrahi ve estetik kozmetiğin çare bulamadığı 2 derdi var kadınların: Eller ve boyundaki yaşlanma izleri. Madonna da bunlardan muzdarip tabi ki. Günde 4 saat egzersiz ve yoga da yapsa eller gitmiş yazık.


27 Eylül 2007 Perşembe

26 Eylül 2007 Çarşamba

Zaman geçer, her şey yeniden, hiçbir şey olmamış gibi devam eder.
Hiçbir şeyi abartmayacaksın hayatta.
Yaşayacaksın.
Sonra o geçecek, başka bir şey yaşayacaksın...

Hasan Cemal

Magnum çikolata???

Bu kadar çikolata muhabetti üstüne aklıma geldi. Arabada kan şekerim mi düşüyor bilmem, yolculuklarda istisnasız biçimde canım çikolata çeker.

Geçen baharda, yine böyle bir depreşme anında, benzin almak için durduğum BP marketinde sinsice çikolata raflarına doğru yöneldim. O da ne? Gözlerimi dışarı uğratan mucize, rafta mağrur biçimde yenmeyi bekleyen Magnum çikolata çeşitleriydi. Yaldızlı ve kutulu ambalajlarda sunulan 3-4 farklı çeşidin hepsinden aldım ve bu muazzam lezzeti hunharca tüketmek için hemen kendimi arabaya attım. Gerçekten çook güzeldi.


Suçlu, bu korkutucu ve berbat reklamlar olabilir


Magnum çikolatayla sürpriz biçimde başlayan ilişkimiz kısa sürdü. Tüm çaresiz arayışlarıma rağmen onu bir daha raflarda göremedim. Neden, nasıl bilmem ama artık yok. Reklamsız satacağı garanti olan bir ürün nasıl olurda piyasadan kaldırılır hayret... Tam anlamıyla "tadı damağımda kaldı".

24 Eylül 2007 Pazartesi

Ohh Moby! trouble so hard!

Ekranda görünce kilitlenip kaldım. Uzaydan gelen şahane çikolata yaratıklarının yeryüzündeki şaşırgan keşiflerini konu alan "TORKU" reklama bayıldım.



Bayılmamla, ayılmam bir oldu tabii. Ben bunu bir yerden biliyordum. Bu Moby'nin "In This World" parçasının klibinin bir kopyası olmasın sakın!?!?



Evet, evet tabi ki o...

Esinlenme bir yana, bu tamamen kopya olmuş. Ancak itiraf etmek gerekir ki çok özenli ve güzel bir animasyon hazırlamışlar reklam için...

Diğer yandan Konya Şeker'i tebrik etmek lazım, bu araklamadan haberi olmayan tüketiciler, özellikle de çocuklar için çok yaratıcı ve ilgi çekici bir çalışma ile sektöre sıkı bir giriş yapmış oldular.

yağmur

Fotoğraf
Collection: National Geographic
Caption:Silhouetted figures on the street on a rainy Tokyo night.
Photographer:Jodi Cobb


Travelling somewhere
Could be anywhere
There's a coldness in the air
But I don't care....



MotorcycleAs the Rush Comes (Gabriel & Dresden Chillout mix)

O derece

Süper reklamlara bir örnek daha!

Reklamı veren firma kendinden "o derece emin" ki, reklam da hiç iletişim bilgisi yok.

"Ulan bizi de bilmeyen kaldıysa!" edasında hazırlanmış, direkt anlatımlı, özgün tasarımlı, bu cingöz reklam için, firmayı da ajansı da alnından öpüyoruz...

21 Eylül 2007 Cuma

Ciddi olamazlar

Ajans süper kafalamış. Yazık valla.

Zorla "saygınlık" olmaz

Bir takım insanlar, saygınlık uyandırmak için zorlama bir biçimde çabalarlar. Bu debelendikçe daha derine batmaktan başka bir şey değil bence.
Bu insanların tipik bir takım göstergeleri var.

  • %100 haklı da olsanız, fikrinizi ya da görüşünüzü asla ilk seferinde kabul etmezler
  • Yüksek perdeden veya yükses sesle konuşmaya bayılırlar
  • Bazıları özellikle çok konuşurlar
  • Sürekli kendilerinden örnekler verirler, kendileri ile ilgili gerçekleri abartırlar, "ben" ile başlayan cümleler hiç dillerinden düşmez
  • Yalan söylemekten çekinmezler
  • Özgüvenleri yüksektir, hatta bazen ahmaklık derecesindedir
  • Sizi asla dinlemezler, akılları hep kendi kuracakları cümlelerdedir
  • Astlarına topluluk içinde iş buyurmaya bayılırlar
  • Genellikle endişeli ve kararsızlardır
  • Herkesle herşeyin dedikodusunu yapabilirler
  • En kötüsü ise kendilerine saygıları yoktur...

20 Eylül 2007 Perşembe

Yolculuk...

Kedi Pansiyonu


Her gün başka bir macera yaşıyoruz bu kedilerle. Mumo'nun kaybolmasının ardından, hava alsın diye bahçeye çıkardığımız Pıtır da kayboldu. Neyse bir o, bir bu derken ikisi de bulundu sonunda.

Bugün bahçede oynayan ve akşama kadar ortalarda gözükmeyen kedilerimiz, akşam kapıda bittiler. Kapının önünde meovv! meovv! diye seslenip, bekleşiyorlardı. Halleri öyle komikti ki, nasıl becerdilerse birlikte gelmişti ibişler.

Son olarak Pıtır biraz önce pencereden aşağıya düştü! Neyseki ev 1. katta...
Korkarım eylemleri sürecek ve yaza daha çook var...

19 Eylül 2007 Çarşamba

Zil çaldı !

Okulların açılacağı Bora'ya 16 Eylül, Pazar gecesi dank etti. Tatilin bitişi, Bayramoğlu'ndan eve dönüş, oyuncakların toplanması, okul alışverişi derken bu minik adam strese girdi. Öyleki gece yattığında uzun süre uyuyamadı. Yanına gidip; okul arkadaşlarını gördüğünde nasıl sevineceğini, bahçede yine maç yapacaklarını, onların da dişlerinin dökülmüş olabileceğini ve daha bir çok komik şeyi anlattım. Bir parça rahatlayıp uyudu kuzu.

Sabah toplantım olduğu için gidemedim, ama babası fotoğraflarını çekmiş. Ertesi sabah okulda yaşananlar, stresin yerini tekrar eğlenceye bıraktığını ve neredeyse bütün sınıfın bir süreliğine diş özürlü olduğunu gösteriyor.

18 Eylül 2007 Salı

Ne dinlediğini merak edenlere

Müziği çok seviyorum.
Dinlediğim müziği merak ediyorum. Nasıl mı?
Ne zaman çıkmış, hangi plak şirketi, başka remixleri var mı? Vokal kim?

Hiç mi işim yok? Elbette çok işim var ama bu da bir çeşit hobi işte:))
Merakımı gidermek için genelde Discogs'a bakıyorum. Hepsinin cevabı var bu sitede.
Olur da bir gün meraklanırsanız bakın.

web: Discogs.com

17 Eylül 2007 Pazartesi

Basit ve akıllı


Chicago'daki Museum of Science and Industry'de açılacak "CSI: The Experience" sergisi için tasarlanmış minisite.

web: http://www.solvethead.com/

Dog Memo Clip

The Design Town sitesinde daha niceleri var. Bakındıkça aklım kalıyor.
Ben yeşil ve siyahı seçtim :)


web: http://www.thedesigntown.com/

Pıtır ve Mumo

Bu yaz 2 kedi bizim hayatımızı, biz 2 kedinin hayatını değiştirdik. İyi mi oldu kötü mü göreceğiz.
Hani benim yolda bulduğum kedicik vardı ya "Pıtır" o işte. Büyüdü ve çok ama çok güzel bir kedi oldu. Bütün yaz Bayramoğlu'ndaki evin bahçesinde o ağaç senin bu çiçek benim debelendi durdu. (debelendiği çiçekler benim özlemle düzenlediğim bahçedekilerdi o ayrı) Bu arada kendine bir de Mumo adını koyduğumuz minik bir arkadaş ta buldu. Mumo ve Pıtır yaz boyunca tüm sitenin özellikle de çocukların sevgilisi oldu. Pıtır'a büyük sevgi duyan Bora, son zamanlarda onunla uyumaya bile başladı.

Ancaak! Yaz bitti ve site boşalmaya başladı. Herkez evine dönünce sitede ne çocuk, ne de yemek verecek bir allahın kulu kalmadı. Biz de dün gidip son toparlamalarımızı yapıp ayrılırken, Pıtır ve Mumo'yuda alıp Kozyatağına getirdik.

Evde bakmak üzere değil ama istediklerinde gidip gelecekleri, yemek yiyip, soğuk havalarda ısınacakları bir düzen kurmaktı amacımız. Eve geldikten bir süre sonra, bahçeyi tanıtalım diye dışarı çıkardık kedileri ve o da ne? Mumo gitti... Hava kararana kadar kah aradık kah camın önünde bekledik ama dönmedi.

Pıtır hala bizimle. Zavallı Mumo umarım burada da mutlu olur. Sitenin bahçesi büyük ve kedi seven, besleyen bir sürü insan var. Tek korkumuz daha önce hiç görmediği arabalardan kendini sakınamaması.

14 Eylül 2007 Cuma

Toilet Buddy :)

Bulsam hemen alıcam, süperler!!!

2. vites

Sonbaharla birlikte eve dönüş yaptık. Yağmur ve tabii ki trafik çilesi başladı. Her gün Bayramoğlu'na katettiğim 22 km yol 15 dakika sürerken, Kozyatağı'na gidiş için yine 22 km yolu 1 saatte alıyorum. Bünye dumura uğradı. Seyir defterime yansıyan görüntüler bunlardı...





kardeş

Bora kardeş ister...


- Anne kardeşim olmasını istiyorum..
+ Ne güzel... Neden istiyorsun?
- Canım sıkılıyor ya tek başıma, onunla oynarım ne güzel :)
..........
..........

- Anne benim ne zaman kardeşim olacak?
+ Bilmiyorum yavrum
- Ama çok istiyorum, nasıl olabilir ki?
+ Eee şeey, biz babanla Allah'a dua ediyoruz, sen de et. Allah verirse olur :p
..........
..........

- Anne dua ettim ama hala karnın şişmedi, ne zaman bir kardeşim olacak yaa...
+ Olur yavrum olur üzülme sen, biraz daha dua et
- Tamam da ne kadar sürer yani? Ben kaçıncı sınıfa geçtiğimde onunla oynayacağım ki?
+ En az bir yıl lazım
- !?!??! öf yaaa!!!!

radio anatolia'ya ne oldu?

Daha önce yazmıştım ya, nefis bir radyo buldum diye. Sürekli downtempo yayın yapan, reklam ve anons yapmayan, adı radio anatolia 100.2 olan... Şimdi de kaybettim.

Şu anda aynı frekansta Power XL çıkıyor. Bi süre Anatolia'yı 100.4'ten dinledim ama oradan da uçtu. Yerine dans müziği yayını yaptığını sanan Fenomen isimli dandirik bir radyo yerleşmiş. Gören duyan varsa söylesin, nerede bu Radio Anatolia. Müziğimi geri istiyorum.

4 Eylül 2007 Salı

Meyve çekirdeklerini kurutun

Manisa Belediyesi ilginç bir ağaçlandırma projesi başlatmış. ‘Her Çekirdek bir ağaç’ projesi kapsamında yediğimiz meyve çekirdeklerini çöpe atmayıp, güneşte kurutuyor, daha sonra da poşetler içinde belirlenen noktalara teslim ediyormuşuz. Toplanan meyve çekirdekleri (kiraz, erik, kayısı, şeftalı ve badem) Manisalı paraşütçüler aracılığı ile Spil Dağına serpilecekmiş. Manisa Belediyesi, TEMA Vakfı, Manisa Havacılık Topluluğu ve Manisa Dağcılık Grupları iş birliği ile uygulanacak olan kampanya çerçevesinde 1 yılda 10 milyon meyve çekirdeği toplanıp bunların 1 milyonunun meyve ağacına dönüşmesi sağlanacak deniliyor.
Bu proje sayesinde önce Spil dağı daha sonra Manisa’nın tüm ilçe dağları tropik orman olacakmış.

Bilgi için: 0236-234 92 11

29 Ağustos 2007 Çarşamba

Kız sinek

Geçen yaz, evde oğlumla birlikte oturuyoruz:

- Anne...
- Efendim yavrum.
- Mutfakta bir kız sinek gördüm
- Kız sinek mi? Nasıl anladın peki kız olduğunu bitanem?
- Çocuğu vardı.
- Allah allah onun çocuğu olduğunu nasıl anladın peki?
- Çocuğunu sırtında taşıyordu da.
- Haaa!!?!??? :O !??! ## )p! ##!! (dumur ve kahkaha!)

28 Ağustos 2007 Salı

Oğlağın önde gideniyim. Fena mı?

İflah olmaz bir "OĞLAK"ım ben. Bu burç hakkında yapılmış ne kadar yorum varsa, hepsi benim için de geçerlidir. En önemli karakteristiğimiz işine titiz, çalışkan, inatçı, dayanıklı ve mükemmeliyetçi olmak. Peş peşe sıralandığında ne kadar da sıkıcı ve yorucu! Adı üstünde işte "OĞLAK". Kayalık tepelere tırmanan, zor koşullarda yaşamını sürdüren, dayanıklı, güçlü bir hayvandan almışız tüm özelliklerimizi.

Ama maalesef hayatı zehir edecek kadar katı bir mükemmeliyetçiliğe ve sorumluluk duygusuna sahip olduğumu inkar edemem. Dayanıklılığa gelince üstüme yoktur. Sanki programlanmış gibiyim. Forrest Gump gibi yani. Bu asla iş ile sınırlı bir güdü değil üstelik, her ne rol olursa olsun büyük küçük farketmez. Anne, eş, çalışan, evlat, komşu, dost, kardeş olarakda yüksek çıtalarım var. Uzar gider bu liste.

Kadınlığın doğasından gelen bazı kontrol edilmesi zor zaafları saymazsak pek öyle tavizlere, eeh'lere, "ayy yapamam"lara yer yok. Bir gün de "aammaan booşver!" demez mi insan? diyemem...

Tüm bunları şikayetçi olmak için söylemiyorum, aksine özellikle bir kadın olarak hayat karşısında bu kadar dayanıklı ve dimdik durabilmekten çok hoşnutum. Özgüven ve kendine saygının büyük bir erdem olduğuna inanıyorum. Güvenilir, sığınılabilir, tutunulabilir olmanın nesi kötü? Siz "gerçek ve samimi" olunca hayatınızda biriktirdiğiniz insanlar da "gerçek ve samimi" oluyorlar doğal olarak.

Sadece bu ara yoruldum sanırım. Hayatımın en uzun yazını yaşadım. Üst üste sıkıntılar, kötü haberler, tatil yapamamak beni yordu . Kendimle ilgilenmeyi, kendimi şımartmayı özledim. Bir süreliğine kepenkleri indirip "bencillik oyunu" oynamanın ne zararı var. Aksine zorunlu bir ihtiyaç olmuş demek ki, oturup kendimi kendime şikayet ediyorum.

Az daha unutuyordum. Tüm bu özelliklere birebir sahip ve neredeyse klonum sayılabilecek bir adamı seviyorum üstelik. O da bir oğlak. Tek farkımız birimiz sağ beyin, diğerimiz sol. Çoğunlukla Ying-Yang gibiyiz ama bazen iki inatçı keçiye parmak ısırtacak türden inatlaşmalar yaşıyoruz. Hani bir laf var, "bir ipte iki cambaz oynamaz" diye. Öyle bir oynuyor ki, tadından yenmiyor!! :))

27 Ağustos 2007 Pazartesi

DİNLE!

Dans müziğine burun kıvıranlar bu müziği gerçekten "dinlemeyi" bilmeyenler. Gerçekten dinlemedikleri için de sadece tabatab! tabatab! basları duyup, içleri şişenler. Oysa iyice kulak verseler müziğin tatlı iniş çıkışlarını, üst üste çalan plakların her birinin keyifli ritmini duyarak tad alacaklar.

Özellikle "house" bu tarzın en yaygın dinlenen ve sevilen türü. Bu kadar sevilmesinin nedeni ise ilginç: Kalbin atış ritmine uygun tempoda olması.

İşte, biraz önce dinleyip coştuğum ve bu yazıyı yazmama neden olan 3 güzel parça. Sesi iyice açın e mi?

Roger SanchezLost


Junior JackAlone


FreemasonsLove On My Mind

Mazeretim var

Bu Bayramoğlu halkı çok komik hakikaten. Cesur bir mizah anlayışları var. Bakınız ne yazmışlar afişe... (Her Perşembe üşenmeden asıyorlar bunu)

DİŞSİZ CÜCE


Bora'nın süt dişleri ile vedalaşma zamanı geldi de geçiyor. "Hadi artık, hadi!" derken neyseki ilk dişi dün düştü, ikincisinin ise eli kulağında.
Yakın zamanda boğazı için bir röntgen filmi çektirmiştik. Filmde şaşırtıcı biçimde, çıkmayı bekleyen asıl dişlerinin, alt ve üst damakta gömülü olarak beklemekte olduğunu gördük.

Vücut, dünya, doğa nasıl tıkır tıkır işleyen bir düzene sahiptir böyle?

23 Ağustos 2007 Perşembe

Ay ben bunu giymem mi?

Twigy'nin Gisele Bündchen'li "Yikatu Xingu" terlik-sandalet kampanyasından haberi olmayan kadın yoktur sanırım. İpanema marka bu terlik ve sandaletlerin tasarımı kadar, kampanyanın konusu ve sunumu da çok güzel. Yaz başından beri ha aldım ha alayım derken, ancak dün kahverengi bir çift sandalet alabildim. Çok ama çook güzeller!

80 ayrı ülkede aynı anda başlayan bir sosyal sorumluluk kampanyası bu aslında. Kampanyadan elde edilecek gelirin önemli bir bölümü, Brezilya’nın sosyal ve çevresel zenginliğinin simgesi olan Amazon ormanlarındaki Xingu Nehri’nin korunmasına ve ıslahına harcanacakmış.

Orjinal web sitesi güzel olmuş, türkçesi yaramaz....
web: www.grendene.com.br/www/ipanema2007/home/

20 Ağustos 2007 Pazartesi

Üçleme

Birisi bana talihsizliklerin mutlaka üçlediğini söylemişti üzülerek. "Umarım hafif atlatırsınız" demişti...

Evet üçledik. Annem ve Bora'dan sonra şimdi de teyzemizden geldi kötü haber. Cuma günü merdivenden düşüp kalçasını kırdı zavallıcık. Ameliyat oldu ve neyse ki iyi.
  • Annem şu anda Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nde yatıyor. İlk adımlarını atmaya başladı çok şükür.
  • Bora'nın omuz askısı çıktı. 1 haftaya kadar tamamen iyileşecek inşallah.
  • Teyzemize ise acil şifalar.

Talihsizlikler böylece bitmiş olsun lütfen.

Farklı bir hediye!

Doğum günü, yıldönümü ve kutlamalar! Farklı ve daha önce verilmemiş bir hediye bulmak için saatler günler süren araştırmalarla kabusa dönen özel günler. İşte güzel ve farklı bir hediye. Etiketi kişiye özel tasarlanmış bir şişe şaraba kim hayır diyebilir. Etiketini site üzerinden tasarlıyorsun ve şarabın üzerine yapıştırılmış biçimde, özel ambalajı ile gönderiyorsun. Çok yaygınlaşıp, banalleşmeden yapmalı.
web: www.kisiyeozelsarap.com

barbie bacı

Bunu da Bursa'da çekmiştim. Dükkanın önünde asılı duran bu çocuk çantası dumura uğratmıştı beni. Hiç akla gelir mi allahaşkına. Aha şuraya yazıyorum, haşemalı Spiderman çıksın, alıcam oğluma.

Isıran köpek

Bisikletle dolaşırken gördüm. Ciddi ciddi böyle yazmışlar duvara...

10 Ağustos 2007 Cuma

Pembe Panter Gibiyim!

Bir çizgi film klasiğidir: Güneşli bir günde kahramanımız kır-bayır gezinirken, ansızın inatçı bir yağmur bulutu ile karşılaşır. Bulut kafayı takar kahramana ve peşini bırakmaz, inadına ıslatır durur onu. Adam nereye o oraya dolaşır dururlar macera boyunca. Bu en çok Pembe Panter'in başına gelirdi hatırladığım kadarıyla. Şimdi sanırım ben de Pembe Panter tadında günler geçiriyorum. Neden mi? Annemden sonra şimdi de Bora'nın başına olmadık işler geldi. Gözümüzün önünde, usul usul yürürken düşüp, köprücük kemiğini kırdı kuzum.

Yazık küçüğüme... En az 2 hafta omuzundaki askıyla dolaşacak bu sıcakta. Çok şükür daha kötü birşey olmadı.

Dahice!

İstinye Park Alışveriş Merkezi'nin inşaatı tüm heybetiyle sürüyor. Burada yakında Türkiye'de daha önce hiç görmediğimiz markalarla buluşacağız.

Yolu düşenler görmüştür: yola bakan cephelerde fikriyle, fotoğrafıyla, uygulaması ile hayranlık uyandıran nefis açık hava reklamları var. Çok anlatmaya gerek yok, fotoğraflar yeterli: (fotoğrafları yoldan geçerken arabadan çekme başarısını gösteren Ulaş'a teşekkürler)

Benim favorim Sushi yiyen işçi!