Sayfalar

22 Şubat 2007 Perşembe

Süper Kazık


Superbrands! Enteresan bir vak'a ve çok beklemiş bir şikayet bu aslında.


2004 yılıydı sanırım... Uluslararası bir organizasyon olan "superbrands"in kitabı bir tanıtım yazısınının ekinde ulaştı elimize. Amerika ya da İngiltere'nin kitabı olmalı, şimdi hatırlamıyorum. Neyse çok beğendik falan. Bir süre sonra, Superbrands Türkiye , alanında önemli isimlerden oluşan bir jüri oluşturduklarını, yapılan değerlendirmede şirketimizin adı ile aynı olan markamızın Türkiye'nin 160 süper markasından biri seçildiğini bildirdi.

Çok gurur duyduk ve mutlu olduk elbette. Markamız bırakın Türkiye'yi, sektöründe dünya lideri olan, çok tanınmış bir marka zaten. Bu başarıyı böyle özgün bir ödülle taçlandırmak ise hepimizin çok hoşuna gitmişti.

Neyse... Bizimle görüşen bayandan seçici kurulun ve 160 markanın listesini istedim doğal olarak. Listeyi veremeyeceklerini, yıl sonunda yapılacak törene açıklanacağını belirtti. Eh!! buraya kadar birşey yok...

Bir süre sonra detaylı bir mektup daha aldık. "Süper Markalar Türkiye" kitabı hazırlanıyordu ve bunun için 5.000 USD ödemek gerekiyordu. Ayrıca kitaba girmezseniz ünvanınızı açıklamıyorlardı. Nasıl yani? diye sordum tabi. Siz seçtiniz zaten, niye para ödeyelim ki? Seçici kurulun haberi var mı bu yaptığınızdan? Reklam vermeyeni dövüyorlar mı? Dövmüyorlardı ama, insanın sinirini hoplatan tarzda ifadeler, tehditkar söylemlerle dövmekten beter ediyorlardı.

Sonuç: İkna olmadık, hatta kıl oldu... ticari bulduk ve kitaba girmedik. Sonra, yıl sonu geldi... Basından duyduk ki 89 marka açıklanmış... 160'ın geri alanı (reklam vermeyenler) listeden kovulmuşlar, bizim gibi. Ne kitabın bir kıyısında, ne basında ne de internet sitesinde yoktu adımız. Oysa ki bizi Nesteren Davutoğlu, Jeffi Medina, Güneri Civaoğlu gibi isimlerden oluşan bir jüri seçmişti... Yazık ki onlar da farkında olmadan bu saçmalığa alet oldular.

O gün bu gündür nerde bu logoyu görsem, için için gülerim. 5.000 dolar veren mutlu azınlık derim. Bu logonun hiç bir saygınlığı yok bende. Superbrands önce kendisi süper marka olmaya çalışmalı... Marka olmak kolay değil, saygınlığı korumak ise hiç kolay değil...

Ali Saydam'ın kaleminden konunun güzel bir değerlendirmesini okuyabilirsiniz...

21 Şubat 2007 Çarşamba

Joker suratlar

Şimdi ben bu kadınların botox olayını bir türlü anlamıyorum.. Neden bir insan suratına böyle anlamsız, şaşkın, tek tip bir ifade kondurup gezmek istesin ki? Boynun, elin kırışıp, gözünün feri sönmüşken, üçgen kaşlar, şişmiş kocaman bir çene ve baka kalmış gözlerle ne kadar genç görünebilirsin ki?

Bir de şöyle bir durum var ki bu botoks yaptıranlar, mutlaka dudağına da silikon enjeksiyon yaptırıyorlar. -hani girmişken tam modifiye olalım diye sanırım- Demet Şener bu dudakta silikon olayını en abartmış örnekler olsa gerek.

Bir kadın olarak, kendimi aynada tanımayacak, tanıdıklarımın arkamdan fısırdaşıp gülmelerine sebep olacak, gülerken gözleri kısılmayan, şaşırmış ifadeli bir suratla gezmeyi hiiiç istemem. Kaldı ki kırışıklıklarınız nedeni ile bunların hiç birini yaşamazsınız zaten.

Özetle yüzündeki yaşam izleri ile yaşamasını bilmeli insan...

18 Şubat 2007 Pazar

Herbie Ümraniye'de :p

Hafta sonu Carrefour Vega otoparkında "Herbie" ile karşılaştık. Geçen yıl izlediğimiz ve bu seriyi yeniden yorumlayan "Herbie Tam Gaz" sayesinde oğlum da bu sevimli araba ile tanışmış ve çok sevmişti.

Küçüklüğümde TRT'de Pazar sabahları yayınlanan çocuk filmleri arasında en çok sevdiklerimden birisi olan "Herbie" otoparkta öylece duruyordu.

Bora önce gerçek zannetti ve çok heyecanlandı.. Fotoğraflarını çekmek için yaklaşınca durumu anladı. Yine de çok hoş bir sürprizdi. Her kim yaptıysa, bayağı uğraşmış ve gerçekten aslına uygun yapmış.

13 Şubat 2007 Salı

Okuduğum kitapların sevdiğim yerlerini işaretlerim

Hemen her sayfasını işaretledim ben bu kitabın.
Murathan Mungan'ın "Yüksek Topuklar" romanında okuduğum birçok güzel tespitten biri:

"Hem kendi olmak, hem kadın olmak, asıl gerçekçi olup imkansızı istemek budur...
Her insan kendi olması karşılığında bir bedel öder. Kimse bedelsiz kendi olamaz."

11 Şubat 2007 Pazar

Bolu Dağı Tüneli'nden Geçmek


Yeni açılan tünelden Bolu Dağı'nı 5 dakikada geçtik!

Bolu Dağı; küçüklüğümden beri zar zor aşılan, karda kıyamette yollarda kalınan bir yer. Dönüşü olmayan büyük kazaların, Bakacak'tan yuvarlanan otobüslerin acıklı hikayeleri ile 3. sayfalarda sıkça okuduğumuz hüzünlü yol. Sis lambaları ve sinyalizasyon, unimog'lar, karla mücadele ekipleri... Tüm bunlar Bolu Dağı demekti benim için.

Diğer taraftan mis gibi Varan, Koru Motel, Berceste kahvaltıları, et mangal molaları ve uçsuz bucaksız yeşil ormanlar...

Hafta sonu Ankara'ya giderken, 30 dakikalık Bolu Dağı yolunu yeni açılan tünelden 5 dakikada geçince, bunca şeyi de geride bıraktık bir çırpıda. Şaşkınlık ve hayranlıkla bu muazzam yapıyı izlerken, mutluluktan çok hüzün duydum istemeden.

Bolu Dağı, zorlukları ve güzellikleri ile yaşamın renkli bir köşesiydi. Şimdi bunların hepsi yok oldu. Dümdüz ruhsuz bir otoban ve 3 km'lik bir tünel tüm bunları yuttu. Dağ yolu artık, bir çıkış tabelasının ucundaki uzak, terkedilmiş bir yer sadece. Bundan sonra çok şey değişecek. Tesisler kapanacak, esnaf işsiz kalacak. Sosyal hayat son bulacak.

Aynı "Arabalar" filmindeki "Radyatör Kasabası" gibi ...

5 Şubat 2007 Pazartesi

Ancak bu kadar güzel anlatılırmış!

WWF uyarıyor, biz ise aman golf turizmini geliştirelim, zengin turistleri çekelim diye kampanyalar yapıyoruz. Olur şey değil.

4 Şubat 2007 Pazar

Logomu duvara yada kaldırıma yan-sıt-mıy-cam-!

Son bir kaç aydır istisnasız hergün bu maili alıyorum:
Kaldırıma, Duvara Logonu Yansıt!...
İş e-mailime, hotmail ve yahoo'ya da geliyor aynı mesaj. Adamlar spam işini abartıp bir de sevgililer günü için "aşkını duvara yansıt" diye mail atmışlar.

Yani adam gibi beni listeden çıkartın seçeneği olsa atacağım bir mail. Takip ediyorum hepsi başka başka adreslerden gönderilmiş. (0216)444 0 240 diye bir telefon veriyorlar. Üşenmeyip arayacağım valla, bağırmak için.

Psikopat yaparlar bunlar adamı!