Sayfalar

25 Kasım 2007 Pazar

Teşekkür

Kış güneşi, İstanbul ve muhteşem bir hafta sonu..
Babamız seyahatte olduğundan, oğlumla ikimiz başbaşa bir hafta sonu geçirdik.

Cumartesi sabah okuldaki kurstan sonra akşama kadar evde aylaklık yaptık.

Bazen tembellik ve hiçbir şey yapmamak en büyük eğlence olabiliyor.

Sadece ve sadece hoşlandığın şeyleri yapmak, çikolata ve pizza yiyip, bigisayarda takılmak, faydalı ve zorunlu hiçbir şeyle ilgilenmemek :)

Cumartesi ne kadar tembelsek Pazar da o kadar hareketliydik.
Sabah yataktan fırlayıp, kovulmuş gibi evden çıktık...

Arkadaşlarımızla buluşup Baltalimanı'na gittik ve boğaza nazır nefis bir kahvaltı yaptık. Ardından teleferikle Piyer Loti'ye çıkıp, dönüşte evde kahve keyfi yaptık. Akşam yemek için Efes Corner'a gidip, midye, kokoreç, ciğer ve bira eşliğinde maç izledik.


Sonra herkes evine....
Dönüşte Bora uykuya hazırlanmak üzere arkaya gitti ve çağırmadan yanına gitmememi söyledi...
Seslendiğinde gördüklerim, oracıkta gözlerimden yaşlar boşanmasına sebep oldu.
Bora her akşamki rutinini gerçekleştirmiş ve pijamalarını giyip, dişlerini fırçalamıştı.
Ancak bir farkla...
Alışılmadık biçimde diş fırçası ve macunu yerinde, eşyaları katlanmış biçimde dolabında, odası toplanmış, sabah dağınık bıraktığımız yatak düzeltilmiş, geceliğim katlanmış olarak beni bekliyordu.
Bana şunu söyledi:
- Sen hep benim için birşeyler yapıyorsun. Bugün ben de senin için birşeyler yapmak istedim. Bugün hayatımın en güzel günlerinden biriydi, teşekkür ederim anne...

Canım, canım oğlum... Seni çok seviyorum...

19 Kasım 2007 Pazartesi

İnşallah evlenebilirim

Bora duşta sohbeti sever :)

- Bütün çocuklar bir gün anne ve babası olmadan, yalnız yaşamak zorunda kalır dimi anne?
- Nasıl yani?
- Yani mesela anneannem ve dedem yaşlanıp ölürse sen yalnız kalacaksın...
- Evet... malesef... ama siz varsınız yanımda. yalnız kalmam ki.
Hem bir gün biz de yaşlanıp öleceğiz... ama sen evlenip çocuğun ve eşinle yaşayacaksın.
- Deneyeceğim..
- Neyi deneyeceksin?
- Evlenmeyi... İnşallah evlenebilirim.
- Allah allah o nerden çıktı??
- Biliyorsun bazı insanlar evlenemiyorlar!
- !!??!! Haklısın!*!!??!? :D))

13 Kasım 2007 Salı

CLARA'NIN BÜYÜKANNESİ NASIL TÜRBANLI OLDU?

Akşam Gazetesi'nden Deniz Güçer'in haberi aşağıda.
Bu konuda bende şu ve şunu yazmışım.

Bakanlığın tavsiye ettiği çocuk klasikleri, velileri isyan ettiriyor. İşte, tavsiye edilen kitaplarda yapılan 'uyarlama' ve 'yazım hataları'...

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara tavsiye edilen ancak denetlenmeyen “100 temel eser” aileler için kabusa döndü. Aralarında Heidi, Alice Harikalar Diyarı’nda gibi ünlü çocuk klasiklerinin bulunduğu kitaplardaki özensizlikler pes dedirtti. Karanfil Yayınları’ndan çıkan Heidi kitabında, Klara’nın büyükannesi Bayan Seseman’a türban takılırken; Martı Yayınları’ndan çıkan Alice Harikalar Diyarı’ndaki yazım hataları isyan ettirecek kadar vahim. Johanna Spyri’nin ünlü Heidi kitabı Karanfil Yayınları tarafından üzerinde “MEB tavsiyeli - İlköğretim için 100 temel eser” damgası ile basıldı ve dağıtıldı. Ancak Heidi kitabında 59’uncu sayfada yer alan Klara’nın büyükannesi Bayan Seseman ve Heidi çizimleri, görenleri şoka soktu.
Çünkü tekerlekli iskemleye mahkum olan Klara’nın zengin bir İsviçreli olan büyükannesi Bayan Seseman tamamen başı kapalı, uzun bir elbise ile çizilmişti. Karanfil Yayınları’nın baskısında, Heidi’yi kimin resmettiği belirtilmedi.
Piyasada ‘Heidi’ adıyla yayımlanan kitaplarda birbirinden farklı şekilde çizilmiş çok sayıda Heidi bulunuyor. Bilgi Yayınevi’nin bastığı kitapta Klara’nın büyükannesi kitapta anlatılan modern görüntüsüyle resmedilirken, Karanfil Yayınları’nın Bayan Seseman’ı ile hiçbir ortak noktası bulunmuyor.
ALİCE TASHİH DİYARINDA
ÇOCUKLAR için Martı Yayıncılık tarafından basılan “Alice Harikalar Diyarı’nda”ki Türkçe hataları ise isyan ettirdi. Kitapta “çevirmen” değil, “derleyen” ismine yer verilirken, kitaptaki bazı pes dedirten Türkçe yanlışları şöyle:
“O akşam camları sıkıca kapatmış. Ertesi gün gene yola çıkacaklarını anlayan Hansel gene çakıl taşı toplamak için dışarı çıkmak istediğinde camların kapalı olduğunu görmüş.”
“Çünkü akşam ekmek parçalarını izleyerek evin yolunu bulabileceklermiş.”
“Bir sürede bu parayla geçirmişler.”
“Yargıçta bu teklifi onaylamış.”
“Çocukta hızlı bir şekilde tilki kılığına girip horozu yakalamış.”

11 Kasım 2007 Pazar

Şeytanım sigara

- 2 gün oldu, ne güzel sigarayı bıraktım.
- Bıraktım deme.
- Ne zaman diyebilirim. Yani ne kadar geçince?
- Hiçbir zaman.
- !!?!!??

6 ay önce sigarayı bırakan eşim bu gerçeği yüzüme vurduğunda hayal kırıklığına uğradım. Ama haklıydı.
Her-an-tekrar-başlamak-mümkün.

16 yıldır sigara içiyorum.
Sadece 1,5 yıl ara verdim.
O da Bora'ya hamileliğim ve emzirme süresince.
9 aylık olduğunda anne sütünü kestim ve hemen sigaraya başladım.
Çünkü sigarayı ona zarar vermemek için bırakmıştım.

Geçen 29 Ekim akşamı, duştan sonra, tam 6 aydır dolapta bekleyen nikotin bantını çıkartıp sırtıma yapıştırdım.
Bir anda aniden karar verdim.
Oysa aynı gün marketten paket paket sigara almıştım.

Sigara içmeyi öyle çok seviyorum ki.
Ama boş. Hatta, boş, pis ve zararlı.
Yani akıllı işi değil.

Bu çok tuhaf bir duygu.
Sigarayı dudağına koyup yakacaksın.
Kimse bişi diyemez.
Sigara orda, çakmak orda ama yapmıyorsun.
Çok istediğin halde, aklından hiç çıkmadığı halde, yapmıyorsun.

Şeytan sürekli dürtüyor.
- Bir taneden bişi olmaz yaksana
- Aman canım, bi kaç nefes çekip atarsın.
Bütün gün bu pazarlıklar aklımda.

Aslında sigarayı bırakırken normal ortamının dışına çıkmalı insan, çünkü her an hatırlatan birşey var çevrede.
Arabaya bindin yak bi tane
Trafik sıkıştı yak bi tane
Kahve geldi, yemek bitti, makale yazarken, mutluluktan, kederden, içerken, toplantı arasında yak bi tane...

Mesela geçen hafta, yani bırakmamın ilk günlerinde Ankara'ya anneme gittim. Hastanede onunla kaldım. Ne yolculukta ne de orada hiç aklıma gelmedi.
Üstelik nikotin bantımı da unutmuştum. Ne zaman eve döndüm hemen aklıma geldi.

Aklımdan çıkması zaman alacak.
İstediği kadar şeytanlık yapsın.
Ben sigarayı bıraktım.
Umarım tekrar başlamam.
Umarım....

5 Kasım 2007 Pazartesi

Çikolata- Kahve İstanbul

29 Ekim'de Çengelköy Çınaraltı'na gittik.
Yağmur altında, pazar kurulmuş ara sokaklardan birine dalmış ilerlerken gördüm bu dükkanı.
2-2,5 m cepheli küçücük bir dükkan.
Şirin bir vitrin, sıcacık bir görüntü, bolca çikolata ve tabi truffle'lar .
Adı "Çikolata-Kahve İstanbul"
Hemen içeri daldık tabi. Truffle'ı çok severim.
Küçükken annem yapardı. Bademli, hindistan cevizli falan.
Çiğnemeden yutardım neredeyse.
Neyse, içerisi toplasan 15 metrekare olan dükkanda, bir adam truffle yapıyor.
İçerisi mis gibi çikolata kokuyor.
Aşık oldum dükkana. Bora'da tabii ki.
Hemen hazırlanmakta olanlardan aldık ve çıktık.
Gittiğimde tekrar uğrayacağım.
Bu kez kahve de içerim hem.

Ferry CorstenHolding On


RinneradioTammi

LoaferTravelogue

Gözeye hanım

Sevim Gözay, Göz/Eye :p diye bir köşe yapmış Akşam Gazetesi'nde kendisine.
Köşe ismine uygun olarakta, çok zekice bir hamleyle gözlerinin bir fotoğrafını koymuş hemen oraya..
Hin mi hin yani!


Gözeye hanım'ı
Cosmopolis programından da tanıyoruz.

Kendisi; özgüveni fazla yüksek,
bu özgüveni farkedilme tesadüfüne bırakmayıp özellikle seyircinin gözüne sokan,
kentli, özgür, stil sahibi :)) bi kadın olup
nedense çok rahatsız edici bi kişiliktir.

Karizma doğal bir şeydir ve zorla sahip olunması iticidir.
Kimse zorla Sienna Miller, Kate Moss olamaz bu hayatta.
Mesela 30'larındaki kadınlar, şıp diye tanırlar bu eğreti karizmayı.
Rahat olun canım biraz ...

OlasılıkSız

Kitabın tanıtım yazısında
"Bitirmek için yarını, başkasına anlatmak için bitirmeyi beklemeyeceksiniz" diyor ki,
bu kesinlikle çok doğru bir tespit.

Sonbaharla birlikte kitap sezonuna hızlı bir başlangıç yapan ve yaz tembelliğini telafi edercesine kitaplara gömülen ben, OlasılıkSız'ı bir arkadaşımın tavsiyesi ile aldım.
"Bu kitabı 3. kez okuyorum" dedi.
Meraktan öldüm.

Adam Fawer'ın kaleme aldığı, 475 sayfalık kitapta,
olasılık, matematik, fizik kuramlarını bir çırpıda okuyor,
şizofreni, tesadüf, olasılık ve hayata ilişkin şaşırtıcı örneklerle karşılaşıyorsunuz.

Bir solukta okunan kitap,
zekice kurgulanmış ve karmaşık içeriğine rağmen gerçekten çok akıcı bir dille yazılmış.
Bu akşam bitireceğim ve sanırım bir kez daha okuyacağım.

Hiç tereddütsüz söyleyebilirim ki, çok yakın bir zamanda filme çekilecek bir kitap bu.

Tanıtım yazısından:
Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? Siz hiç Loto’da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar?

Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı?

Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mi yoksa geleceği mi görüyorsunuz? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘OlasılıkSız’ tam size göre bir roman..

2 Kasım 2007 Cuma

Varan, Güllüoğlu vs.

Yağmur ve Cuma trafiğinin İstanbul'u vurduğu bir keşmekeş günün ardından, Beşiktaş'taki toplantımın 16:30'da bitmesi ile trafiğe yakalanmadan eve dönmenin hafifliği vardı üstümde.

Hastanedeki annemi ziyaret etmek için Ankara'ya gidecek olmanın verdiği çocuksu mutluluk ta cabası.
Bora ile birlikte gideceğiz Ankara'ya.
Hem de otobüsle.
Bu, otobüslere bayılan Bora'ya da büyük sürpriz olacak.

Börek kaporası
Annem Güllüoğlu'nun su böreğine bayılır. Sabah erken gideceğimiz için akşamdan uğrayıp alayım dedim.
Börek kalmamış. Sabah alayım dedim, erken bitebilirmiş.
Ayırın o zaman 2 kilo dediğimde görevli hemen not aldı. Sonra ne dese beğenirsiniz:
"Kapora bırakmanız gerekiyor, 5- 10 ne olursa" şaka yapıyor sandım, güldüm, döndüm arkamdan seslendi.
Ciddiymiş! Söylene söylene de olsa annemin hatırına 5 YTL kapora verdim.
"marka" olduğunu sanan bir basit bir "baklavacı" Güllüoğlu!

Deluxe bilet 1 saatte kesilir
Öğlen telefonla rezervasyon yaptırdığım Varan'a da uğrayıp biletimi alayım dedim. Atatürk Caddesi'ndeki ofiste, görevlinin biletimi kesebilmek için 5 ayrı ofisle görüşmesini bekledim.
Mazaretleri, ekranlarında çocuk indirimi seçeneğinin olmaması. Bu şube yeni açılmış ve çocuk indirimi yapabilmeleri için belli bir süreye ve anlamadığım bir statüye ulaşmaları gerekiyormuş.
Yani özetle çocuklu iseniz Varan'ın çocuk bileti kesebilen bir acentasına gitmeniz gerekiyor.
Sanki çocuk değil, uzaylı...
Ya da çocuk az bulunan bişey de öyle pek her yerde bilet kesmek gerekmiyor.
Öff anlatırken bile daraldım.

Üstelik biletimiz Varan'ın en yüksek ücretli deluxe otobüsüne.
Demek deluxe olunca, böyle 1 saatlik bir tören yapıyor adamlar.
Sanırsınız uzay mekiğine bineceğiz.

Eve erken dönmem ise yalan oldu tabi ki...