Sayfalar

30 Aralık 2008 Salı

Süper Bir Performans: THE MOM SONG!


The Mom Song from Northland Video on Vimeo.

LÖSEV için kurabiye pişirdik

Geçtiğimiz Cuma Boraların okulunda "Yerli Malı Haftası" kutlandı. Tüm sınıflar açtıkları standlarda kuruyemiş, meyve ve evde hazırlanmış yiyecekleri sattılar. Elde edilen gelir LÖSEV'e bağışlandı. Böylesine hayırlı bir iş için organize olmaları çok güzeldi. Bize kurabiye hazırlama işi düştü.
Bora'yla çocukların hoşuna gideceğini düşünerek, yılbaşı kurabiyesi yapmaya karar verdik. Hastalandığı için okula gitmediğinden kurabiyeleri birlikte hazırladık bizim "küçük şef"le. Tchibo'dan aldığımız yeni kalıpları denemek için de sabırsızlanıyorduk zaten, iyi oldu. Geçen yaptığımız deneme becerimizi artırdığından, bu sefer daha keyifle çalıştık. Bonibonlarla süslediğimiz kurabiyeleri, tek tek poşetlere koyduk.

Ertesi gün Bora okuldan büyük bir heyecanla döndü. Kurabiyelerimiz yok satmış!
Standın önünde kuyruklar olmuş ve sabahtan hepsi tükenmiş. Ben de çok mutlu oldum, emeğimize, yorulduğumuza değdiğine sevindim.

Bu hafta bonibonlu muffin yapacağız oğlumla...

24 Aralık 2008 Çarşamba

Dilek

2008'i çok sevmiştik.
Mutluluk, umut, yenilik, güzel heyecanlar, bir evlat, sağlık, huzur getirdi bize.
Çoğaldık, büyüdük, yenilendik...
2009!
Daha fazlasını istemiyorum senden...
Sahip olduğumuz tüm bu güzellikleri korumamız için şans, fırsat ve güç ver yeter.

Çilek Aşkına

Dr. Oetker Krem Şanti'nin bir reklamı vardı. Hani küçük kız babasıyla çilekli pasta yapıyordu, sonra çileklere göz falan yapıyorlardı. Boracık reklamı ne zaman görse "anne! yapalım, yapalım" derdi de bir türlü yapamazdık. Dün gece biraz ateşlendiği için bugün okula göndermedim Bora'yı. Neşelenmesi için de istediği pastayı yaptık birlikte. Hafta sonu gelecek arkadaşlarımıza yapacağım hazırlıklar ve Cuma günü okula gidecek kurabiyeler için beni mutfakta uzun mesailer beklediğinden, pastayı hazır kek ve şantiden yapıverdik.

Görünüşü eğlenceli, lezzeti güzel oldu.
Oğlumun hem keyfi yerine geldi hem de ağzının tadı.

(Melis seni unutmadım :) Gel ayırdım bir dilim...)




20 Aralık 2008 Cumartesi

dur bi "internete sorayım"


Var böyle bir şey!
Adam merak ettiğini internette araştırmıyor, internete soruyor?!!?!?

Site istatistiklerimde görüyor, gülüp geçiyordum hep... Bu akşama kadar(!)
Bu akşam olay zirve yaptı ve bir internet kullanıcısı Google'da şunu aratarak geldi sayfama:
"PAZARTESİ GÜNÜ ÜMRANİYE AFM DE ISSIZ ADAM FİLMİ OYNUYOR MU"
Oynuyor canım.. Kaç kişilik yer verelim?
Adam aşmış, internetle muhabbete başlamış. Helal olsun...

Madem başladık devam edelim. İşte daha önceden not ettiğim komik keyword şeysi örnekleri..

  • Saç saç paraları har cur paraları reklam videosu (bravo!çok gayretli bi arkadaş, şu yazıya gelmiş kendileri)

  • Fayrouz içecek helalmi (diyanete bir mail atıverin pls... ben ne demişim?)

  • Ormandaki ilginç kanlı ipler (!!!???!! allam yareppim, neyi arıyosun yaaa! ben şöyle bir web sitesi bildirmişim)

  • Put your loving hand out, baby I'm beggin ne demek (başlamışken tüm şarkıyı yazsaydın.. tık)

  • phanner islama uygunmu (hayır anlamadım, bende mi bir yamukluk var, böyle antin kuntinler bana geliyor?? bkz. pfanner)

Dolmakalem alıcam hepsine, o olacak

Yeni yıl, doğum günü kutlamaları derken hediye trafiği iyice arttı. Bora'nın ne çocuk ne de genç sayılamayacak "garson boy" arkadaşlarına hediye seçmekte iyiden iyiye zorlanmaya başladık. Oyuncak pek olmuyor, aktivite setleri ilginçliğini yitirmeye başladı, kitap ise hiç ilgi çekmiyor.

Çocukluğumuzda her şey ne kadar yalındı oysa. Nerde öyle büyük alışveriş merkezleri, oyuncak marketleri... Ya kitap alırdık ya dolmakalem (!) Hakikaten ne popüler bir hediyeydi şu dolmakalemler. Her doğum günümde 3-5 tane gelirdi.

Türlü çocuk klasikleri ve romanları gelirdi sonra. Hepsini okurdum. Hiç birini kenara atmışlığım yoktur. Bu hediyelere çok sevindiğimi hatırlıyorum, içten bir mutluluk duyardım.

O yıllarda kimse orjinallik peşinde değildi, tüketim virüsü henüz ele geçirmemişti dünyayı. Dükkan dükkan dolaşmaz, girer bir kırtasiyeye efendi gibi seçerdik hediyemizi.

Şimdi öyle mi? Dünyayı versen mutlu olmuyorlar. Bakın çocuk doğum günlerine. Hediyeler havada uçuşur. Evde ya aynıları vardır ya da benzerleri. İki mıncıklanıp atılır kenara. Aldığı hediyelere içten sevinen bir çocuk görmedim şimdiye dek.

İşte bu sebepten, çocuklara hediye seçmek hiç keyif vermiyor bana. Farklı bir şeyler seçmek istiyorum, bulamıyorum çoğu zaman.


"Bizim zamanımızda" geyiğine sarıp lafı amma uzattım. Hediye fikri yazacaktım aslında. Babamızın aklına gelmiş, çok güzel seçimler yapmış. Benim de çok sevdiğim(!) PETS@WORK objelerinden kumbara ve alarmlı saat almış çocuklara.

Tasarım objeleri sevenlere duyurulur. Bunlar D&R'larda satılıyor ve şu sıralar %4o indirimdeler!

18 Aralık 2008 Perşembe

evdeki hesap

Derlerdi de inanmazdım. İkinci çocuğu büyütmek gerçekten pek keyifli ve kolaymış. Tecrübeli anne olmanın keyfi, konforu ayrıymış. Bir el çabukluğu bir marifet ki sormayın.

Bora doğduğunda, ortaokula kadar oynadığım evcilik deneyimim dışında elime bebek eli değmemişti. Doğumun hemen ardından, annelerin yardımı ile başladım öğrenmeye. Sonra alıştık birbirimize ve biraz içgüdüsel daha çok kitaplardan kaptım bakım işini. Kitaplardan öğrendiklerimizi, babasıyla hiç taviz vermeden bire bir uyguladık.
İyi ki de öyle yapmışız. Hiçbir aşamada sorun yaşamadı Bora: Yemek, uyku, tuvalet, konuşma,… ve sosyal becerileri hep sorunsuz kazandı. O da biz de çok rahat ettik doğal olarak. Hala bu huzuru devam eder kuzumun.

Şimdi yine başucumdalar, yine baş tacı ettim bu kitapları. (Uykusuz ve Masumiyet Müzesi meze olarak orada bulunuyor) Okurken bakıyorum da 8 yıla rağmen her bir konu, örnek vs. harfiyen aklımda.

Ben derim ki tüm hamileler ve yeni bebeği olanlar böyle sağlam bir rehber edinmeli kendine... Taviz vermeden uygulamalı anlatılanları.. (Bu küçük adamlar, bir karış boylarına rağmen müthiş duygu sömürüsü yaparlar. Ruhunuz duymaz)
Bir tarafta kitaplarım, diğer tarafta deneyimlerim iş başında.


Kuzucuk, 2 aylık olmasına rağmen günde bir-iki uyku seansını kendi başına uyumaya başladı bile. Ben işe başlamadan güzel bir düzen oturtacağız ki, başta kendisi, sonra U. ve ben rahat edeceğiz.

Umarım evdeki hesap çarşıya uyar.

15 Aralık 2008 Pazartesi

nasıl anlatsam, nerden başlasam...

  • Şu krize acayip kafayı taktım. Gidişat korkutucu gözüküyor. 2009'da iyice dibe vuracak memleket. Korkuyorum...
  • Ufak tefek bazı tasarruf önlemleri aldım. Büyük temizlik günlerinin aralarını açtım, makine dolmadan çamaşır yıkamıyorum, "kendin pişir, kendin ye"ye dönen pasta-börek işlerini azalttım... ve en önemlisi alışveriş merkezlerine sık (!) gitmiyorum...
  • Bu uzun soluklu izin sezonu beni iyice domestikleştirdi. Sıkıntıdan durmaksızın pasta, börek, tatlı falan pişirir oldum. Bu yaşıma kadar ağzıma sürmediğim kabak tatlısını, sırf kendim pişirdim diye bayıla bayıla yer oldum. Yakında gün yapmaya başlarsam hiç şaşırmam.
  • Çağan üçüncü ayına girdi. Şimdilik her şey yolunda gidiyor. 50-60 gün sonra işe başlayacağım ve adamı, anne sütü (!) dışında birşeyle beslenmezken öylece evde bırakıp gideceğim. Baktıkça içim sızlıyor... Çok fena bir duygu bu.
  • Göğüslerden süt sızmasın diye 7/24 sütyenle dolaşmaktan sıkıldım. Zaten sıkı çamaşır, çorap lastiği vb. şeylere alerjim vardı, tam oldu yani.
  • Şu Ümraniye ne tuhaf bir yer. Esnafı tembel bir kere. Hiç dükkanı sabah 09:00'da açan bakkal olur mu? Ya da 08:30'da açan kuaför. Hele tam karşında 500 dairelik bir site varken... Yakın çevrede "Uykusuz" satan tek bir market, bakkal yok... Dergiyi her hafta macerayla alıyorum, üstelik 2-3 gün rötarla...
  • Kozmetik ürünlere ne isim uyduracaklarını şaşırdılar. Rejüniveyt diye bişi var, insan adını hatırlayıp alamaz bunu dükkandan.
  • Bakkalcı, dükkancı, manavcı diyenlere acayip kıl oluyorum.

14 Aralık 2008 Pazar

süper eğlence!


Geçen yıllarda eşe dosta gönderip coştuğumuz "elfyourself" kendini tamamen yenilemiş.

Şöyle ki:
  • 4 farklı dans stili eklenmiş
  • 5 kişiye kadar resim yükleyerek, birlikte gösteri yapabiliyorsunuz
  • Hazırlanan klibi satın alabiliyorsunuz
  • Elf görselinizle hazırlanan hediyelik ürünler sipariş edebiliyorsunuz
Dün tüm aile üyelerini yükleyip komik videolar oluşturduk. Benim favorim "disco". Özellikle Çağan müthiş komik oldu.
İzleyip izleyip gülüyoruz.. Mutlaka deneyin

7 Aralık 2008 Pazar

Gingerbread Bros.

Yarın sabah Gaziantep'e gidiyoruz, eşimin akrabalarını ziyarete. Teyzeler, dayılar, kuzenler...
Bu bayram çocuklar için çok eğlenceli geçeceğe benziyor. Bora oradaki kuzenleri ile tanışacak, oldukça kalabalık bir buluşma olacak.

Bugün Bora'yla birlikte, çocuklara hediye vermek için yılbaşı kurabiyeleri pişirdik. Süslemeleri de birlikte yaptık. Tarifi şuradan aldık. Kurabiyelerimiz gerçekten çok lezzetli ve başarılı oldu.



Bisküvileri hazırlarken Bora ve Çağan'ı da yapmayı unutmadık tabiki. Kalıbımız olmadığı için bunları bıçakla keserek yaptık. Pek bir şeker oldular...


Hediyelerimizi, haribo'larla süsleyip, ambalajladık.
Kırmadan götürebilirsek ne ala...
Dönüşte yeni kalıplar ve krema sıkmak için aparat alıp, sınıf arkadaşlarına sürpriz kurabiyeler pişirmeye karar verdik... Seri üretime geçiyoruz anlayacağınız...
Herkese iyi bayramlar..

Axe'dan çikolata fantezisi

1 Aralık 2008 Pazartesi

Sabah şekerleri

Bora haftada bir benimle uyumaya, bizim yatakta yayım yayım çaprazlamasına yatmaya, bayılıyor. Çağan'ın karyolası da şimdilik bizim odada olduğundan Cumartesi geceleri iki oğlumla birlikte uyuyoruz.

Pazar sabahları ise ayrı bir keyif oluyor bu durumda.
Sabah 08:00'de kalkıyoruz. Ben Çağan'ı beslerken Bora PSP oynuyor.


Çağan uyuyunca kahvaltımızı yapıp hemen "Maaş Günü"nü kurup oynuyoruz.
Bir süre sonra Çağan da uyanıp katılıyor bize.

Sabahın ilk saatlerinde Çağan'ın tüm neşesi üzerinde oluyor.
Gülücükler saçıp, türlü maymunluklar yapıyor bize.
Bora Çağan'ı uğuru yapıyor.
Zar atarken öpücük alıyor ondan..

Babamıza gelince...
Diğer odada tüm bu organizasyonlardan ve cümbüşten uzak, kesintisiz gece uykusunu, sabah uykusuyla taçlandırıyor...

29 Kasım 2008 Cumartesi

TRAVMALI ÇOCUK ŞARKILARI

Bir yandan kahvaltıyı hazırlarken, diğer yandan mutfakta bana eşlik eden Çağan'a mini bir konser veriyordum. İçinden "Çağan" geçen şarkılarla bezeli repertuarımı icra ediyordum kendilerine. Nasıl ola ki derseniz bir örnekle açıklayalım:

- Kuşşş sesleriii ovalaraa yayılır. Çaağan buna, hayran olur bayılııırrr!

Neyse ata tuta, bağıra çağıra söylerken bir anda söylediğim şarkının sözlerinin saçmalığına şaşırdım ve susup düşündüm...

Hani Yedi Cüceler'in şu meşhur şarkısı:

Baltalar elimizde
Uzun ip belimizde
Biz gideriz ormana hey ormana

Ağacın yanında
Baltayı sağdan savur
Bir de sol taraftan vur
Kuvvetle vur

Ne biçim çocuk şarkısı değil mi? Yani biz bunu böyle hay hoy, bağıra çağıra neşe içinde söylerdik. Küçücük bünye orman, ağaç düşmanı olmuş farkında değil...
Vah ki ne vahh...
Ormanlar yandı, villa arazilerine kurban edildi, golf turizmi için kesilip biçildi diye hayıflanırken bilinçaltında bu şarkıyla coştukça coşmak da nesi??
Çıkarttım bunu repertuarımdan...

Şu yazımın bir bölümünde de dumur ötesi "Bir Küçücük Aslancık"ı anlatmıştım.
Ne acayip çocuk şarkıları var yareppim..

28 Kasım 2008 Cuma

Oldu da bitti maşallah

Bugün Çağan sünnet oldu.
Acı veren, bunalımlı, stresli bir eziyetten hiç haberi olmadan kurtuldu.
Büyüyünce bize dua edecek. Belki başta abisi gibi inanmayacak, ama aklı erdiğinde sünnetli olduğuna sevinecek.
Canı yandı, biraz ağladı, ağlamaktan yoruldu, sonra uyudu...
Oldu da bitti...

25 Kasım 2008 Salı

Sinemaya ilk kez 40 günlükken gitmişim!!

Hani geçen hafta Çağan ile sinemaya gidecektik ya, başaramadık...
Tam çıkmak için hazırlanıyordum ki işkillendim:
"Yurdum insanı, yurdum müessesesi bu, belli olmaz" dedim ve teyid etmek için sinemayı aradım (Cinecity Trio) son kez. İyi ki de aramışım(!) Telefondaki kız seansın saatinin internettekinden 15 dakika erken olduğunu ve gösterilen filmin değiştiğini söylemez mi!.
Nedense hiç şaşırmadım ve sinirlenmedim. Sanki emindim böyle bir salaklığın olacağından.
Kafaya koydum ya, umudumu ve çalışmalarımı kesmedim... Bir kaç gün sonra AFM web sitesinden Issız Adam'ın Bebekli Anneler için gösterimde olduğunu öğrenip yer ayırttım..
Ve nihayet bugün amacıma ulaşarak, Caddebostan Kültür Merkezi'ndeki AFM'de izlemeyi başardım. Kel alaka bir üçlü şeklinde gittik sinemaya... Fıkra gibiydik:
Ben, 40 günlük Çağan bebek ve yardımcımız Ufuk.

Bu seansta sadece bebekli insanlar olacak sanıyor ve seviniyordum.. "ohh ne güzel ağlasa da dızırdasa da idare ederiz bir biçimde" diye moral veriyordum kendime..
O da ne?!??! Salon tıka basa doluydu ve bir ton bebeksiz insan vardı... Ben koşulladım ya kendimi, acayip afalladım... Koşup gişedeki kıza sordum: "Bi yanlışlık olmasın, bebeksiz insanlar da giriyor" dedim.. (Sanki gizlice giriyorlar da ihbar ediyorum)

Meğer herkese açıkmış bu gösterim ve gişede bilet keserken uyarıyorlarmış insanları. Bunlarda ne akla hizmetse, kabul edip durumu alıyorlarmış bileti. (Fiyat da farklı değil normal gösterimden.) Düşünsenize içeride bebekler (0+), yarı aydınlık ışıklar ve azaltılmış ses...

Bizden başka 4 bebek daha vardı içeride. Hiç rahat hissedemedim kendimi.
Aklım Çağan'da, gözüm filmde derken olan oldu.. 15. dakikada bizimki başladı ağlamaya... (Bir tek bizimki ağladı)
Hakkını yemeyelim, ağlayınca çıktık dışarı*, 10 dakika sonra sustu ve tekrar girdik. (Ne şans ki meşhur havuçlu kek sahnesi de bu arada kaynamış gitmiş...)
Sonrasında da film boyunca meme keyfi yaptı bizimki. Cokkudu cokkudu durmadı. (Gıkı çıkmadı ama.)

Filme gelince: söylendiği gibi ağlamadım...
Ağlardım da ortam bulamadım. Kucağımda süt emen bir bebek, aydınlık bir salon...

Ama ağlayan çok kişi vardı gerçekten de. Kadınlar kadar erkekler de ağlıyordu... Belli ki "Issız Adam ve Kadın"lardı onlar. Hani hepimizin hayatında olan, 30'unu geçip de yuvasını, ilişkisini tutturamamış şansızlar.. (?)

Çok hazin bir öykü ya da son değil aslında insanları ağlatan. Çağan Irmak, hep yaptığı gibi, hayattan, yanıbaşımızdan, içimizden bir öykü anlatıyor... Gerçekliği, yalınlığı ve doğallığı ile şaşırtıp, acıtıyor. Abartısız ama vurucu... Ağladıkları kendi halleri insanların ya da kendi geçmişleri..

Müzikler de çok iyi seçilmişti gerçekten. 70'lerin Türkçe Pop şarkıları... Filmin müzik albümü çıkmış ve aynı gün tükenmiş.
Bayılıyorum ben bu Çağan Irmak'a...
İyi ki gitmişiz bugün.. Bizim Çağan'a da güzel bir anı olsun.

* Fuayede Çağan'ı yatıştırmaya çalışırken, sinemanın yöneticisi olan bayan yanımıza gelerek bir ihtiyacımızın ya da sorunumuzun olup olmadığını sordu. Daha sonra bebeğin susmama ihtimaline karşın filmi daha sonra izlemek üzere bir davetiye yazıp verdi bana. Çok ince bir davranıştı, bayıldım.

24 Kasım 2008 Pazartesi

Türkçe'nin garip halleri

- Buyurmaz mıydınız?

Geçtiğimiz yaz komşuları davet ederken söylediğim bu söze, eşimin dalga geçmesi ile dikkat ettik ve çok güldük. Ne biçim bir cümle yapısı bu?
Olumsuzken olumlu, gel ama gelme der gibi belirsiz tuhaf birşey(!)
- Buyurmaz mıydınız?
- Bir tane daha almaz mıydınız?
- Siz de yemez miydiniz?

21 Kasım 2008 Cuma

Amanın krize ilaç buldum

Photoshop falan değil, vallahide billahide var böyle bir hap. Eczanede gördüm (!)
Devir kötü, "KOLA GOTU"
Şaka gibi...

18 Kasım 2008 Salı

Çocuk kitaplarına güzel bir örnek

Bora bu aralar Masal Zamanı Dizisi kitaplarını elinden düşürmüyor. Okuması kolay, eğlenceli, renkli güzel resimlerle bezenmiş bu dizi, 6-8 yaş çocuklar için hazırlanmış birbirinden güzel minik masallar içeriyor.

Şimdiye dek seriden 6 kitap yayınlandı. Aylık periyotlarla okunabilecek bu kitaplar çocuklara tüm yıl boyunca eğitici masallar okutmak amacı ile Erdem Yayınevi tarafından yayımlanıyor.

Bora, masallar kadar, kitaptaki resimleri de çok beğeniyor. (Betül Gönüllü resimlemiş) Bu da okumayı daha da eğlenceli hale getiriyor..

Maceraları evirip çevirip, kahramanların adını değiştirip yeniden sunan sıkıcı masallara inat bu kitaplar çok eğlenceli ve eğitici.

Kitap okumayı seven çocuklara ve çocuklarına kitap okumayı seven annelere tavsiye ederim.

16 Kasım 2008 Pazar

Sinemaya gitmem lazım

Nasıl yapsam ne etsem de sinemaya gitsem diye kıvranıyorum kaç gündür. Çağan Irmak'ın son filmi "Issız Adam"ı izlemem lazım. Hüngür böğür ağlamam lazım. (öyle diyor herkes, müthiş gaza geldim)
-Bayılıyoruz biz bu adama. Yetenekli, güzel isimli (!!!) adam.-

Peki nasıl olacak? Bebeği bırakamam anne sütü alıyor..
Korsanının çıkması zaman alır(...)
Derkeen, bir de ne göreyim, meğer bazı sinemalarda (cinecity, afm bebekli anne seansları varmış (!) Şahane bir hizmet.
Çarşamba günü Çağan'ımla sinemadayız...
Ey bebekli anneler haberiniz ola..

Allah bildiği gibi yapsın sizi

İllallah dedirten Ebru-Harun ikilisi, geçen günkü Hürriyet-Kelebek'te yayınlanan haberle son dumuru da yaşattılar bana.

Şimdi bunlar karı-koca suratlarına maske sürüyorlarmış(!), geçip karşılıklı oturuyorlarmış. Küçük çocukları bu manzarayı gördüğünde ilk önceleri korkuyormuş (!) da, şimdi artık alışmış mış.. İğrençsiniz ne diyeyim.

Kendimizi düşünemiyorum.. Böyle maske yapıp oturmuşuz salonda eşimle(..), kahve içiyoruz karşılıklı..

Bu Ebru'nun ideal eş ve anne imajı için yırtınmasına, iskelete çalan vücuduna, çocuktan ince kollarına, pilatesine, totosundan uydurduğu sağlıklı yemeklere, kivisine, kilosuna, güzellik ve bakım merakına, silikonlarına, botokslarına ve nihayet Harun'una yeter demek istiyorum.

Yok Harun bunun sabah yataktan kalktığı halini beğenirmiş de, yok yüzüne krem sürermiş, maske yaparmış da.. Kocası mı, kız arkadaşı mı bilemedim... Allah bildiği gibi yapsın sizi...

Haberin detayı şu adreste...

15 Kasım 2008 Cumartesi

Mutfak cücesi ve şekerpare


Bizimkisi küçüklüğünden beri tam bir mutfak cücesidir. Birlikte una bulanıp, ortalığı dağıtmışlığımız çoktur.
Dün gezinirken Tchibo'da Noel temalı çocuk mutfak önlüğünü görünce "hah, buna bayılacak" dedim. Nitekim öyle de oldu..
Okuldan döndüğünde üzerime atlayıp, heyecanla anlatmaya başladı. Çok uslu durduğu için gelecek haftanın sınıf başkanı seçilmiş. kapanış töreninde diğer sınıfların başkanları ile birlikte adı anons edilmiş ve sahneden tüm okula takdim edilmiş. Çok gururlu ve çok mutluydu.
Ben de çıkarıp önlüğü hediye edince iyice mutlu oldu... Hemen giydi ve ne zamandık aklımızda olan bir iş için giriştik mutfağa... Bizimkisi şekerpareye bayılır. Hemen her gece yer mutlaka.
Birlikte nefis şekerpare pişirdik. Kendisi için bisküvi kalıpları ile şekilli şekerpareler yaptı. Akşam babamıza ve misafirlerimize ikram ettik. Bizim küçük şef tam not aldı bu işten.

Düşündüm de etrafımızda hiç küçük kızı olan eş-dost yok. varsa yoksa erkek çocuklu hepsi. Bunlar da mutfağa meraklı değil. Olsaydı eğer ne güzel küçük mutfak önlükleri dikerdim onlara...

14 Kasım 2008 Cuma

Bu manzarayı hep hatırlamak istedim




Sıcacık simit ve çayın vereceği mutluluğu, lezzeti verecek başka bir kahvaltı sofrası tarifi yok benim için. Dünyanın en lezzetli simitlerinin yapıldığı şehirde yaşadığım için ne kadar da şanslıyım...

13 Kasım 2008 Perşembe

Yavru Superman'im benim

Hale bakın(!) Uçtu uçacak!!
(Yalnız kol-kafa oranına dikkatinizi çekerim. adamın kafası kaşınsa nası kaşıyacak di mi ama? )

12 Kasım 2008 Çarşamba


Bir kahve yaptım kendime... Keyfim yerine geldi.. İçimden de yazmak...

Tembel kadın
Plan manyağı bir Oğlak olmama rağmen, zamanı yönetemiyorum... Sabahın köründe kalkmama, tüm gün evde olmama, evde tam günlü bir yardımcımız olmasına rağmen yapmak istediklerimi yapmakta, günümü planlamakta zorlanıyorum. Bir bakıyorum akşam olmuş.. Hani günlük yürüyüşe çıkacaktım, hani Çağan'ı yıkadıktan sonra kitap okuyacaktım, hani...??

Tüm gün işte çalışıp, çıkışta bir iki küçük alışveriş yapıp, iki döndümmü evdeki işlerimi halledip, oğlumla ilgilenen ben, koskoca günü 1-2 saat gibi yaşar hale geldim.(!)

Yayım yayım yayılmamın sebebi ne acaba? Desem ki televizyona takılıyorum, nerdee... Akşama kadar açmam hiç.. Hiç işim olmaz televizyonla...

İnternet, gazete, mutfakta oyalanma, Çağan'ın rutinleri derken hoop bitti işte koca gün..
Bahane aramayayım en iyisi.. Tembel oldum tembel...

Elveda Kilolar
Doğumdan sonra hiç egzersiz yapmadan 4 kilo verdim. Yani her haftaya 1 kilo. Emzirmek acayip toparlıyor vücudu. Süt yapmak için hamilelikte depoladığı yağları yakıyor vücut.. Bu çok ilginç bir detay. Anne adayı ne kadar dikkatli beslense ve kilo almıycam diye yırtınsa da vücut yağ depolarmış... Bunun nedeni doğumdan sonra olası bir kıtlıkta süt üretimi için kaynak sağlamakmış. Ne ilginç değil mi?? Akıl sır ermiyor şu dünyanın döngüsüne..

Hem sonra süt salgılamak rahmin kasılmasına neden olduğundan, hamilelikte gevşeyen ve büyüyen rahimde daha hızlı toparlanıyor. Dolayısıyla sarkık karın görüntüsü de.

Son bir haftadır yürüyüşe de başladım. Bu da iyi gelecek toparlanmama. 6 kilo daha verdim mi tamam..

Bu arada biraz kilo verdim ya, hemen tribe girdim. Dar t-shirtler, bol jeanler giymeye başladım. Sanırsınız çok formdayım.. Nerdeee! Hala göbeğim önden gidiyor ve popom bi dünya!!

Doğumda bile yanımdan ayrılmayan canım arkadaşım Gökben, geçen akşam bizi evde ziyaret etti. Bana öyle güzel bir hediye almış ki bayıldım. Anne-çocuk temalı mineli bu yüzük inanılmaz zarif ve güzel (!) Bugüne kadar aldığım en anlamlı hediyelerden biri..
***Anneler günü için güzel bir fikir!!.. Aklımızda bulunsun.. (hakkaten yaa! diyenler için bkz. SoChic)

11 Kasım 2008 Salı

meybiiıyins en jentilmın

Küçükken kuzenimle birlikte turist numarası yapardık. Salaklığın daniskası sayılacak bu hareketimizle, milleti kandırdığımızı zannerdik. Kuzen sarıya çalan bir kumraldı ve o turist olurdu ben de O'na çevreyi dolaştıran yurdum insanı... Böyle annemlerle gezmeye, alışverişe, çay bahçesine falan gittiğimizde ortalıkta tarzanca konuşurak dolanır, ilgi çekmeye çalışırdık (!) Hala aklıma geldikçe utanırım bundan.

Nerden aklıma geldi?.. Lounge 102'de geçen haftalarda gün boyu dönen matrak "Newsweek" reklamından. Newsweek'in Türkçe yayınlanmaya başladığını duyuran reklamda, bir kadın ağzında geveleye geveleye mıgırca/ingilizce konuşuyordu. Acayip komik birşey. Bir süre netten aradım kaydını bulamadım. Geçenlerde Bigu'da gördüm. Ayça Şen'miş seslendiren. Şu linkten dinleyin, çok komik...

10 Kasım 2008 Pazartesi

Yeni Ford Fiesta reklamı

Yeni Ford Fiesta'nın reklam müziği çok güzel. Parça Pluxus'a ait, Transient.
İşte parçanın tümü...

MixwitMixwit make a mixtapeMixwit mixtapes

9 Kasım 2008 Pazar

Birbirimizi: "Yemekteyiz"

Show TV'de hafta içi her gün akşam üzeri yayınlanan (tekrarı 23:00'te) "Yemekteyiz" isimli bir yarışma var. Her hafta beş kişi yarışıyor. Belirledikleri bir menüyü kendi elleri ile pişirip, evlerinde hazırladıkları sofrada sunuyorlar diğerlerine. Her akşam birinin evindeler, yarışmacılar birbirlerine puan veriyorlar. Kazanan 10.000 YTL para ödülü kazanıyor.

Format gereği acımasızca eleştiriyorlar birbirlerini, bolca tenkit ediyor, yerli yersiz verip veriştiriyorlar. Hatta öyle ki daha yemeği tatmadan bok atıyorlar. Yok tuzlu, yok olmamış, mız mız... Hele son hafta seviye iyice düştü. Daha yemeğin adını söyleyemeyen konsomatris bozması ile çaçaron genç kız hepten bayılttı.

Marine antrikotu balık cinsi (!!) zanneden mi istersin, beşamele "başamel" ya da paçangaya "paçavra" diyen mi, bana "komple yaptılar" diye sallayan mı? Hepsi burada. Gittikçe abartan, bayağılaşan, Türk misafirperverliğine ve hatta sofra adabına aykırı bu çakma yarışma daha ne kadar sürecek çok merak ediyorum...
Bizdeki kavga izleme merakı bitene kadar daha çok izleriz böyle programları...

4 Kasım 2008 Salı

Bora'nın Kahvaltı Pizzaları



Hafta içi sabah kahvaltısı ayrı bir telaş konusu.

Bora çok yavaş yemek yer, uzun uzun çiğner ve ekmek sevmez. (Ekmek yememe ev halkının genel bir tutumu ve çocuk da doğal olarak ne gördüyse onu yapıyor.) Geçen gün bayat ekmeklerle uydurduğum ve adını "kahvaltı pizzası" koyarak, pizza tutkunu oğlumu onikiden vurduğum bu icadım ile Bora her sabah 2-3 dilim ekmek yer oldu.


Çağan bebekle çılgın bir gece hayatı yaşadığımız için Bora'nın kahvaltılarını babası hazırlıyor ve okula yolcu ediyor. Mikrodalgada 2 dakikada pişen pizzalarla işi kolaylaşan babamızın da bu çıtırların lezzetine bayılan Bora'nın da keyfi yerinde...

3 Kasım 2008 Pazartesi

Masumiyet Müzesi

Orhan Pamuk'un son kitabı "Masumiyet Müzesi"ni okuyorum.
Orhan Pamuk'un klasik tarzından uzak, tertemiz, samimi, yalın ve yaşamın içinden bir kitap bu. Eski bir Türk aşk filmi gibi, hiç bilmediğim halde 1975 İstanbul'unun sokaklarında gezinmek gibi, çaresiz bir aşkın tüm çıkmazlarını ve heyecanlarını yaşamışcasına hissetmek gibi birşey bu kitap..
Bir aşkın olur olmaz tüm tanıklarını (sigara izmariti, küpe teki, çatal vs.) biriktirip, bunlardan müze kuran roman kahramanını düşününce, bu yaptığımın, yani blog yazmanın da insanın kişisel müzesini kurması gibi birşey olduğuna karar verdim. Bundan sonra belki ben de hayatımdan daha başka detaylar sergilerim burada...
Anılarıma daha çok yer veririm...

28 Ekim 2008 Salı

Sevinç

Bu kadar önemsediğimin farkında değildim. Blog dostlarıma, onların yazı ve yorumlarına bu kadar alıştığımın da... Neyse ki çağdışı engelleme bitti ve serbest kürsü tekrar açıldı.. Büyük bir ayıptan geri dönüldü..
Blogumu da, dostlarımı da özlemiştim!

22 Ekim 2008 Çarşamba

Bu seferki bir başkaydı

Uykusuz gecenin yorgunluğu ya da her detayını bildiğin riskli bir yolculuğa çıkmanın tedirginliği mi, altüst olmuş hormonların bir oyunu ya da aylardır beklediğim mutlu sona ulaşmanın heyecanı mıdır bilmem, o sabah göz yaşlarıma söz geçiremedim...

Mavi ameliyat giysileri ile odadan sedye ile ayrılırken eşime, anne, babama ve Bora'ya veda ettim geçici olarak ve ağlayarak.

Ameliyathane girişine kadar benimle geldiler. Yol boyunca ağladım...

O sedyede, gözlerinden sürekli yaş süzülen kadının benimle uzaktan yakından ilgisi yoktu.
Ben ki ilkinde aslanlar gibi girip çıkmıştım doğuma, hatta ameliyathanede "bravo" almıştım.. "Ihh" dememiştim.

Bu seferki bir başkaydı. Salya sümük ve çok aciz bir haldeydim. Heyecanlı, tedirgin, endişeli, kendini bırakmış... Çok ama çok utanç verici ( ! )

Ne bileyim yani ben pek canlıyımdır, güçlü ve dayanıklıyımdır. Böyle bir doğumu asla hayal edemezdim.

İçeride epidurali ikinci denemede takabildi doktor. Oysa ki ne kadar güvenilir ellerdeydim.. Dr. Kut,ay Bey Bora'nın doğumunda da aynı anesteziyi yapmıştı bana ve yine birlikteydik..
Çok ama çok heyecanlıydım..

Ya operasyon başladığında nefesimin gittikçe daralmasına ne demeli?
"Dayan, 5 dakika sonra oğlun yanında olacak" diye ellerimi tutup, başımı okşayarak beni yüreklendirmeye çalışırlarken ben bebeğimden başka birşey düşünemiyor, heyecandan nefes alamıyordum.

Bedenime yapılan müdahale beni hafif hafif sarsarken, sık daha sık nefes almaya başladım ama yetmiyordu. Bir yandan göz yaşlarım ince ince yanaklarımdan süzülüyordu.. Oksijen maskesi ile yeniden derin nefes almaya başladım ve kendime geldim. İşte o anda bebeğimin çığlıklarını duydum (!) Hemen sağımdaki yatağa aldılar O'nu...

Allahım nasıl bir mucizeydi bu!

Oradaydı, pespembe, tortop birşeydi.. Ağlıyordu..
Sağlıklı olduğunu söylediler. Temizleyip, göğsüme koydular.
Uzanıp öptüm, öptüm öptüm, kokladım...
Ağlamayı aniden kesti. Nefis bir andı.

Sonra, O'nu götürdüler. Halime acıyan anestezi doktorum iznimi alarak beni 25 dakikalığına uyuttu. Allahım bin yıl uyumuş gibiydim. Uyandım... Gülümseyerek, sakinleşmiş olarak uyandım...

Herşey bitip dışarı çıktığımda eşim, Bora ve babam beni bekliyordu. Onları görünce yine ağladım...

Odama döndüğümde, Çağan oğlanı odamıza getirdiklerinde, annem elimi tuttuğunda, Bora ve bir tanem beni öptüklerinde yine ağladım..
Heyecan, sevinç, mutluluk, gurur, hayret, stres bir aradaydı...
Şükürler olsun... Sağlıkla aldık kollarımıza Çağan'ı..
Buncacık, küçücük şey nasıl büyüyecek onu düşünüyorum şimdi.

21 Ekim 2008 Salı

İlk söz

Ağlamaktan helak oldum.. Ameliyata girerken, çıkarken, bebeğimi koklarken, Boracığıma sarılırken...
En son hastaneden çıkarken hediye edilen günlüğün ilk sayfasındaki şu satırları okurken...
Bunu hazırlamak için Bora'dan yardım almışlar...


"Bu ilk söz sana doğduğun hastaneden yazıldı Arda bebek..
Kadıköy Acıbadem Hastanesi’nin 355 no’lu odasından, ilk yatağının başucundan, seni ilk görenlerden geleceğe uzanan birkaç söz…

Kardeş sevgisiyle yüklü güzel bir Ekim günü doktorun BS’nin yardımıyla getirdi anneciğin seni dünyaya. İlk emeği Dr. İD ve Sabiha hemşire verdiler sana, ilk arkadaşların Irmak, Kerem Alp, Ege ve Eymen bebek odasında.

Odana girer girmez saydam yatağının başında üzerine eğilmiş gördük ağabeyini, dışarı çağırdık birlikte hazırlayalım diye anneciğine babacığına bu sürprizi… Erdal öğretmen izin vermiş O’na bugün ağabey olacak diye. Okan, bütün arkadaşları yarın okula gidince saracaklar çevresini, dinleyecekler ondan ilk ağabeylik deneyimlerini…

Önce içerdekileri saydı bize: Annem, babam, KARDEŞİM, dedem, anneannem, babaannem, G. teyze…
Sonra da sorunca biz öğretmen olmak istediğini söyledi…
“Oldun bile” deyince…
“Evet” dedi… “Kardeşimin öğretmeni”

Ağabeyinden öğrendiğin ilk şey…
Onun en iyi bildiği şey: KARDEŞ SEVGİSİ olsun
Artık söz sizin…
Sözünüz özlü olsun.
Yazıda ölümsüz olsun…"

16 Ekim 2008 Perşembe

MUTLULUK


Mutluluk nedir?
Şu kocaman güzel gözlerden dışa vuran sevgi pırıltıları mı?
Herşeyden bihaber, masum, teslim olmuş, pembe yanaklı bu yeni hayat mı?
Bir evlada kardeş sevgisini tattırmış olmanın iç huzuru mu?
Yoksa tüm bunlara sahip olmak mı?

Hepsi ama hepsi...
Bu güzel tabloya bakıp bakıp "ne de iyi yapmışız" demekten alamıyoruz kendimizi.
Bundan daha derin ve büyük bir mutluluk yok inanın.

13 Ekim 2008 Pazartesi

Uykum kaçtı

Saat 02:30 oldu ama hala uyanığım. Uyuyamıyorum. Acayip heyecanlıyım. Yataktan kalkıp salona geldim. Tam 4 saat sonra tüm ev ahalisi uyanacak ve toplaşıp hastaneye gideceğiz. Operasyona saatler kaldı... Endişeli değil, heyecanlıyım...

Gece uyumakta zorlanacağımı tahmin ettiğimden, gözlerimden uyku akmasına rağmen tüm gün uyumadım. Hiç bir halta yaramadı.

Bugün akşama doğru bizimkiler ve eşimin ailesi geldi. Evde bir anda müthiş bir hareketlilik oldu. Hepsi yaşlı ve kulakları az duyduğundan mıdır bilmem, bağıra bağıra konuşuyorlar. Bir yandan da TV'de Alaturka Popstar açık. Salondan kaçıp mutfağa sığındım... Gece "Var mısın, yok musun" ile devam etti. Tüm stresimin üstüne Çin işkencesi gibi geldi.

Oysa eşim tüm gün odalara TV , uydu ve anten bağlantısı yapmakla uğraşmıştı. Planımız işe yaramadı...

Önümüzdeki bir kaç gün ev ahalisi ve Boracık atıştırır diye cevizli kek pişirdim, börek hazırlayıp, pişirmeden buzdolabına koydum. Neyse ki yardımcımız bir kaç gün bizde kalıp evi çekip çevirecek.

Bugün eş, dost, akraba (hatta şirketin Yönetim Kurulu Üyesi) herkes aradı. Müthiş moral buldum bundan. Hatırlanmak, sevilmek ne güzel (!) Eksik olmayın e mi?

Sevgili kocam bu hafta bana hiçbirşey yaptırmadı. Yemekleri dahi o hazırladı... Ben ne kadar kıpraşsamda durmadan frenledi. Hatta yatmadan yarın sabah için kahvaltı sofrasını da hazırladı.. Canım benim !

Bora yarını iple çekiyor. Yaygaracı bir çocuk olmadığından heyecanını öyle çok dışa vurmuyor ama ben anlıyorum, ölüyor meraktan... Bazen mahsunlaşıyor, o anlarda içim cız ediyor. Son bir aydır inanılmaz olgunlaştı ve sanki bir anda büyüdü. Ondaki bu değişimi hayretle ve birazda korkuyla izliyorum... Korkuyorum çünkü, küçük bebeğim artık büyüyor, olgunlaşıyor, bağımsızlaşıyor... Oysa bizim gözümüzde sadece minik bir kuzu O. Her an öpülesi, koklanası, sarılıp okşanası bir minik kuzu. İlk göz ağrım (!)

Offff!! Saat 3 olmuş... Yat uyu artık, zor bir gün seni bekliyor!!!
Umarım herşey yolunda gider...

11 Ekim 2008 Cumartesi

Bora

Yaa nasıl tatlı bir adam, nasıl pırıl pırıl bir evlattır bu (!)
Allah'a hergün şükrediyorum O'nu bana verdiği için ve dua ediyorum, hayatında hep iyi ve kendi gibi güzel yürekli insanlarla karşılaşsın diye.

O öyle bir sevencenlikle doludur ki, oyununun ortasında başka bir odadan seslenir durduk yerde:
- Anneeee!
- Efendim??
- Seni çoook seviyorum!
- Ben de seni seviyorum bir tanem....

Bu yaz Bayramoğlu'nda bir sabah sürpriz yapıp kahvaltı sofrası hazırladı bize... (boyu yetmediği için yemek servisi açmıştı ama olsun)
Ben kolay yoruluyorum diye!

Geçen gün öğle uykusundan kalktığımda yatağı toplamayıp öylece bırakmıştım. Normal şartlarda böyle dağınıklıklardan hoşlanmadığımı bildiği ve iyiden iyiye ağırlaşan halime acıdığı için kuzum gizlice toplamış, düzeltmiş yatağı.

Her hali, her sözü, güzel gözleri sevgi dolu oğlum...
İnşallah kardeşin de sana benzesin.


Ha bir de gözünün bozuk olduğundan şüpheleniyorduk. Haklıymışız. 1 derece miyop ve astigmat varmış kuzumun gözünde.
Birlikte özenerek seçtik gözlüklerini.
Hiç yadırgamadan ve söylenmeden takıyor.
Bu haliyle daha da büyük ve olgun mu gözüktü ne?