Sayfalar

25 Kasım 2008 Salı

Sinemaya ilk kez 40 günlükken gitmişim!!

Hani geçen hafta Çağan ile sinemaya gidecektik ya, başaramadık...
Tam çıkmak için hazırlanıyordum ki işkillendim:
"Yurdum insanı, yurdum müessesesi bu, belli olmaz" dedim ve teyid etmek için sinemayı aradım (Cinecity Trio) son kez. İyi ki de aramışım(!) Telefondaki kız seansın saatinin internettekinden 15 dakika erken olduğunu ve gösterilen filmin değiştiğini söylemez mi!.
Nedense hiç şaşırmadım ve sinirlenmedim. Sanki emindim böyle bir salaklığın olacağından.
Kafaya koydum ya, umudumu ve çalışmalarımı kesmedim... Bir kaç gün sonra AFM web sitesinden Issız Adam'ın Bebekli Anneler için gösterimde olduğunu öğrenip yer ayırttım..
Ve nihayet bugün amacıma ulaşarak, Caddebostan Kültür Merkezi'ndeki AFM'de izlemeyi başardım. Kel alaka bir üçlü şeklinde gittik sinemaya... Fıkra gibiydik:
Ben, 40 günlük Çağan bebek ve yardımcımız Ufuk.

Bu seansta sadece bebekli insanlar olacak sanıyor ve seviniyordum.. "ohh ne güzel ağlasa da dızırdasa da idare ederiz bir biçimde" diye moral veriyordum kendime..
O da ne?!??! Salon tıka basa doluydu ve bir ton bebeksiz insan vardı... Ben koşulladım ya kendimi, acayip afalladım... Koşup gişedeki kıza sordum: "Bi yanlışlık olmasın, bebeksiz insanlar da giriyor" dedim.. (Sanki gizlice giriyorlar da ihbar ediyorum)

Meğer herkese açıkmış bu gösterim ve gişede bilet keserken uyarıyorlarmış insanları. Bunlarda ne akla hizmetse, kabul edip durumu alıyorlarmış bileti. (Fiyat da farklı değil normal gösterimden.) Düşünsenize içeride bebekler (0+), yarı aydınlık ışıklar ve azaltılmış ses...

Bizden başka 4 bebek daha vardı içeride. Hiç rahat hissedemedim kendimi.
Aklım Çağan'da, gözüm filmde derken olan oldu.. 15. dakikada bizimki başladı ağlamaya... (Bir tek bizimki ağladı)
Hakkını yemeyelim, ağlayınca çıktık dışarı*, 10 dakika sonra sustu ve tekrar girdik. (Ne şans ki meşhur havuçlu kek sahnesi de bu arada kaynamış gitmiş...)
Sonrasında da film boyunca meme keyfi yaptı bizimki. Cokkudu cokkudu durmadı. (Gıkı çıkmadı ama.)

Filme gelince: söylendiği gibi ağlamadım...
Ağlardım da ortam bulamadım. Kucağımda süt emen bir bebek, aydınlık bir salon...

Ama ağlayan çok kişi vardı gerçekten de. Kadınlar kadar erkekler de ağlıyordu... Belli ki "Issız Adam ve Kadın"lardı onlar. Hani hepimizin hayatında olan, 30'unu geçip de yuvasını, ilişkisini tutturamamış şansızlar.. (?)

Çok hazin bir öykü ya da son değil aslında insanları ağlatan. Çağan Irmak, hep yaptığı gibi, hayattan, yanıbaşımızdan, içimizden bir öykü anlatıyor... Gerçekliği, yalınlığı ve doğallığı ile şaşırtıp, acıtıyor. Abartısız ama vurucu... Ağladıkları kendi halleri insanların ya da kendi geçmişleri..

Müzikler de çok iyi seçilmişti gerçekten. 70'lerin Türkçe Pop şarkıları... Filmin müzik albümü çıkmış ve aynı gün tükenmiş.
Bayılıyorum ben bu Çağan Irmak'a...
İyi ki gitmişiz bugün.. Bizim Çağan'a da güzel bir anı olsun.

* Fuayede Çağan'ı yatıştırmaya çalışırken, sinemanın yöneticisi olan bayan yanımıza gelerek bir ihtiyacımızın ya da sorunumuzun olup olmadığını sordu. Daha sonra bebeğin susmama ihtimaline karşın filmi daha sonra izlemek üzere bir davetiye yazıp verdi bana. Çok ince bir davranıştı, bayıldım.

Hiç yorum yok: