Sayfalar

31 Ocak 2008 Perşembe

Müziğini sevdiğim yer

Kabadayı
Geç de olsa izleme fırsatı buldum.
Şener Şen yine şahane. "Kabadayı" uzun zamandır izlediğim en güzel Türk filmlerinden biri. Konusu, çekimleri ve oyuncuları... Her şeyiyle güzel.
Devran rolünde Kenan İmirzalıoğlu'na bayıldım.
Şu replik tüm filmi özetliyordu:
"Ben mafya değil kabadayıydım.
Örgüt kurmadım, her şeyi tek başıma yaptım ve yaptıklarımın da bedelini ödedim. Arkamda ne polis, ne de milletvekili vardı.
Uyuşturucu ticareti yapmadım, kadın satmadım..."
http://www.kabadayifilm.com/

Meydan - CineBonus
Meydan, Ümraniye'de İkea'nın yanı başındaki yeni AVM.
Açıldıktan hemen sonra ayaküstü gezmiştim Bora'yla birlikte.
Real ve Mediamarkt'a bakınıp çıkmıştım.
Önceki akşam sinema için gittik. Minik buzpateni pistinde coşanlar, ışıklandırılmış ağaçlar, mağazalar, müzik, kahve, yemek... Meydan; cıvıl cıvıl, yaşayan, canlı, ferah bir yer.
Ramiz'de köfte, biraz alışveriş sonra sinema yaptık.
Sinema CineBonus. Çok büyük ve içinde süper bir lounge ve bar var.
Sinemadan çıktığımızda mağazalar kapanmış, etraf ıssızlaşmıştı.
Fonda süper bir parça çalıyordu. Biraz funky biraz lounge....
Müzik Meydan'ın her köşesinde yankılanıyordu. Yerlerde kar ve çıtır çıtır buzlar vardı.
Mest oldum. Meydan'a aşık oldum.

30 Ocak 2008 Çarşamba

Header bahane, freehand şahane

Hiç üstüme vazife olmamakla birlikte,
biraz meraktan, biraz işim gereği,
biraz bilmişlikten bir sürü grafik program öğrendim.

Corel Draw, Photo Shop, QuarkXpress, html.....
Bir Freehand kalmıştı bilmediğim, header, logo denemeleri derken kurcalaya kurcalaya çözdüm onu da...
Kendime bir de güzel yusufçuklu header yaptım.
dragonfly...
tutkunu olduğum kusursuz bir figür, kusursuz bir sembol, kusursuz bir canlı...

Atatürk şimdi ölüyor...

Bekir Coşkun'un dün köşesinde yazdığı, ağlatan yazı....

SEVGİLİ Kıymet Sönmez, bir eski takvim yaprağının arkasında buldu:
"...İnebolu'dan Kastamonu'ya geliyoruz.
Büyük Gazi'nin 24 saat evvel şapka hakkında söylediği nutuk Kastamonu'da etkisini göstermiş.
Bütün memurlar, öğretmenler beyaz şapka giymişler.(.......)
Ata, Kastamonu'ya gelirken çarşaflı-peçeli kadın öğretmenler, şimdi peçelerini açmışlar.
Yol boyunca yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk herkes dizilmiş, sevgi çığlıkları atıyorlar.
Bu sesler Ilgaz'ın eteklerinde yankı yapıyor.(.......)
Gazi, manzaranın ihtişamı karşısında otomobilinden indi.
Daha iki adım attı ki, yolun iki tarafını dolduran ve tarlalara taşan gök peştamallı Türk anaları onun etrafını sardılar.(.......)
Altın saçlı, keskin bakışlı Atatürk, mendilini gözlerine kapattı...
Atatürk ağlıyordu...

"*O kutsal devrimin, artık sadece eski takvim yaprağının arkasında kalan kısmıdır bu.
Bize; kılık-kıyafet devriminin, tüm cumhuriyet devrimlerinin sembolü olduğunu anlatır.

Atatürk, güçlü orduları yendiğinde değil, Kastamonu'da çağdaş giysili kadınları gördüğünde anlamıştı başardığını ve ilk kez ağlamıştı.

Ve dinci bu yüzden ısrarlı.Bu yüzden; karşı devrimciler açısından kadınların tekrar tesettüre bürünmelerinin, üniversitelerden başlayarak kızların türbana girmelerinin önemi fazla.

Bu yüzden sabırsızlar.Bu yüzden aceleleri var.

Şimdi kaybediyor Atatürk...
Şimdi yeniliyor...

Atatürk'ü ağlatan kıyafet devrimi de öbür devrimler gibi bugünlerde siliniyor.
Anlamıyor musunuz?..
Bir ulus, kendisine bağımsızlık-özgürlük-kimlik-kişilik veren...
Onur-şeref armağan eden...
Kendisine çağdaşlık-uygarlık yolunu açan...
Ve bunu başardığını gördüğü zaman ağlayan yiğidine ihanet ediyor.
Çocukları terk ediyorlar onu...
Ve Atatürk yeni yeni ölüyor.

28 Ocak 2008 Pazartesi

Sen de mi Nike? Sen de mi?

Nike gibi bir markanın böyle bir hata yapma lüksü var mıdır?
Duymayan kaldıysa diye hatırlatayım:
Nike Woman bahar koleksiyonu için "Yes to shaking what your mama gave you" (Annenin sana verdiklerini çalkalamaya evet!) sloganıyla uluslararası bir kampanya başlatır.
Tüm batılı ülkelerde bu slogan aynen kullanılırken, Türkiye için talihsiz bir sansüre gerek duyulur.
Slogan Türkçe’ye "Yaradanın sana verdiklerini çalkalamaya evet!" olarak çevrilir.
Bir anda herkes ayağa kalkar....

Bunca gürültüden sonra neyse ki sloganı "Aklına yatan şeylere evet!" diye revize ettiler....
Sular durulur mu bilinmez ama, bu Nike için büyük bir kara leke bence...
Öyle kolay unutulacak türden bir hata değil.

Ben bayağı huylandım mesela...

24 Ocak 2008 Perşembe

Robot çocuk

OMO'nun bayıldığım “Çocuk Hakları” kampanyasını şu yazımda anlatmıştım.
Bu kampanyanın reklam filmini iyice ballandırmak için yazmamıştım.
Derdini inanılmaz iyi anlatan süper bir film bu.
Her seferinde aynı ilgi ve içim cız ederek izliyorum.
Bilerek ya da bilmeden de olsa çocukluğunu doyasıya yaşatamadığımı bildiğim oğluma üzülüyorum.....


- The best free videos are right here

Musa'nın Çocukları Tayyip ve Emine

www.kitapyurdu.com'dan satın al
Meraktan öldüğüm, okumak için sabırsızlandığım kitaba nihayet başladım.
"Musa'nın Çocukları Tayyip ve Emine"

Yazar Ergün Poyraz'ın kitapta yer verdiği bilgiler, detaylar hayret uyandırıcı.
Özellikle bir kaç nesil birden geriye dönük açıklanan şecereler kadar, bunlara ulaşılmış olması da şaşırtıcı.
Daha yeni başlamakla birlikte çok beğendiğimi söylemeliyim.
Bu bitince serinin ikinci kitabı "Musa'nın Gülü"nü okuyacağım.

Emek emek yazmaktansa kitap tanıtımını aktaralım...
"Yazarımız bu kitabında; Tayyip ve Emine Erdoğan’ın doğumundan bugüne kadar olan hayat hikayelerini, Tayyip ve AKP`nin İsrail, ABD ve İngiliz büyükelçi ve istihbarat örgütlerinin desteğinde nasıl gelişip serpildiğini görecek, TBMM’de yine bu ülkelerin lehine sergiledikleri faaliyetlerini okuyacaksınız. Tayyip’in Amerikan vatandaşlığı yanında, Arap kökenli olarak tanıttığı eşinin Arap değil, Yahudi soyundan geldiğini ibretle izleyeceksiniz. Keza kendinin de Musa’nın soyundan geldiğini…
Kitapta Yasin El Kadı-Tayyip, Tayyip-Üsame Bin Laden, Tayyip-Ülker, Yasin El Kadı-Ülker ilişkilerini bulacaksınız.
Tayyip’in mal varlığındaki inanılmaz artışlarla, belediye başkan maaşının yanında, belediye şirketlerinden huzur hakkı adı altında aldığı paraları göreceksiniz.Tayyip’in belediye başkanlığı döneminde yapılanması hızlanan “geleceğin başbakanı ve cihat hazırlığının” TBMM’de geldiği son safhalara tanık olacaksınız.Ve…Yüce Atatürk’ün “Muhterem milletime tavsiyem odur ki, sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki ve vicdanındaki cevher-i asliyi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an vazgeçmesin!” görüşündeki isabet karşısında bir kez daha saygıyla eğileceksiniz."

23 Ocak 2008 Çarşamba

"Jack Bauer" halt etmiş

"The following takes place between 06:50 AM and 13:00 PM"

06:50 Alarmla yataktan fırladım
06:55 Banyodan çıkıp giyindim
07:05 Bora'yı uyandırmak için odasına koştum
07:05 Babam annemi lavaboya götürüyor. Annem sabaha karşı rahatsızlanmış, başı dönüyor ve midesi fena (annem hala 3 ayaklı bastonla yürüyebiliyor, sağ elini kullanamıyor)
07:06 Annem tuvalette fenalaşıyor, yardıma koşuyorum
07:08 Şimdilik toparlandı
07:09 Bora'yı uyandırdım
07:11 Mumo miyavlıyor ve yalpalayarak bana geliyor. Dün kısırlaştırma ameliyatı oldu. Ona süt vermeliyim
07:12 Bora'yı giydiriyorum
07:12 Babam sesleniyor, annemi acilen duşa sokmalıyız, koşuyorum
07:15 Anneme küçük bir duş aldırıyorum
07:17 Annem duştan çıkarken fenalaşıp bayıldı, ikinci bir felç korkusuyla sürükleyerek küvetin kenarında başına soğuk su tutuyoruz. (Kişi felç öncesinde kendini kaybediyor. Buna iskemik atak deniliyor. İlk müdahele başı soğuk suya sokmak)
07:22 Annemi babamla odaya götürüyoruz, hala kendinde değil
07:24 Mutfağa koşup Bora'nın sütünü microya atıyorum
07:25 Babam annemi kurutup giydirirken Bora'ya sütünü ve ilacını içirip, ayakkabı ve montunu giydiriyorum
07:30 Servis hala gelmedi, telefonla arıyorum, küçük bir kaza yapmış gecikecek
07:35 Annem uykuya daldı, çay demledim, tost hazırlıyorum
07:50 Kahvaltı molası
08:10 Servis geldi, Bora'yı yolcu ettim
08:40 Makyaj yaptım, annemi hazırladık, bavulları arabaya yerleştirdik. 09:30'da hastanede olmalıyız
09:30 Hastanedeyiz. Annem fizik tedavi için bir süreliğine burada kalacak
12:00 Bekleme, Muayene, kontrol, yatış işlemleri ve yerleşme bitti. İşe gitmeliyim. Hastanede lazım olan birkaç şey almak için Carrefour'a uğruyorum. Bauhaus'tan lale soğanı almalıyım. Yarın tarım dersinde kullanmak için öğretmen istemiş.
13:00 Bizimkilere uğrayıp, aldıklarımı hastaneye bırarakarak yola koyuldum.
13:30 İşteyim. Bitkinim. Tost yiyip işe koyuluyorum

tut şunun ucunu döşeyelim abi

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), büyük şehirlerdeki su şebekelerinde meydana gelen ortalama yüzde 50 oranındaki kaybın önlenmesi amacıyla "conta hareketi" ismiyle bir kampanya başlattı. Kampanya web sitesi, Gülben Ergen'in yer aldığı bir reklam filmi ve radyo spotuyla duyuruluyor.

"conta hareketi" kentlileri, özellikle de genç anneleri belediyelerle beraber kentlerde su kayıplarını önlemek üzere güç birliği yapmaya davet ediyor.

web site: conta hareketi

22 Ocak 2008 Salı

Sonsuzluk ve ötesine!!!! oip vs "unlimited.orange.co.uk"

Toy Story'de kendini canlı zanneden ve gerçekten uçabildiğine inanan kibirli robot Buzz Lightyear her uçuş denemesinde bu narayı atıyordu: "Sonsuzluk ve ötesine!!!"

Bu site bana kesinlikle onu hatırlattı.
Sonsuz ve ötesi...
Git gidebildiğin kadar...
İn in bitmek bilmeyen, sonu olmayan, içindeki tüm animasyon ve uygulamaların sonsuz döngüsüyle kendine hayran bırakan bir site bu. Uygulamaları farklı platformlardan paylaşıp, mail ile de gönderebiliyorsunuz.
Sloganı da ne güzel bulmuşlar: Good Things Should Never End



web: http://unlimited.orange.co.uk

21 Ocak 2008 Pazartesi

Her Çocuğun Hakkı


"Kirlenmek Güzeldir" sloganıyla uzun zaman önce gönlümü fetheden OMO, "Her Çocuğun Hakkı" projesi ile çok hassas bir soruna daann diye parmak basıyor:
Çocukluğunu yaşayamayan çocuklar...

Projeyi sitedeki tanıtımından aktarıyorum ve "aferin" diyorum.
Anne-babaların her fırsatta dert yanıp,
çözümü için samimi zaman ayırmadıkları,
ayırıyoruz sandıkları zamanlarda ise
kendi eğlencelerini çocuklarına sosyal zaman ve eğlence diye dayatmaları konusuna dikkat çektikleri için.

"Çocukluk değişiyor.
Ve tüm dünyada, ne anneler bu durumdan memnun, ne de çocuklarımız…
Çocuğunuzun çok yaşamsal bir şeyden mahrum kaldığının farkında olduğunuzu söylüyorsunuz. Bu “yaşamsal şey” aynı zamanda, onların sizin istediğiniz gibi, mutlu, dengeli gençler olarak yetişmesini sağlayacak olan şey…

Çocuğunuzun koşacak alan istediğini söylüyorsunuz. Araştırma ve keşfetme özgürlüğü istediğini. Ama -modern yaşam sağolsun- çocukluk dönemlerinin gerçekten kısaldığından korkuyorsunuz.

Bu nedenle, OMO tüm dünyada 1500 annenin yardımıyla bu konu hakkında birşeyler yapıyor…"

web: hercocugunhakki.com

laga logo

Şu en-ver olayından sonra dikkatimi çekti.
Bizim devlet kurumlarının logoları ne fena öyle.

İlk ve en korkunç dehşeti Enerji Bakanlığı logosunu incelediğimde yaşadım. Sonra iş edinip baktım tek tek.


Hepsi evlere şenlik, hepsi birbirinden şahane...

Çevre ve Milli Eğitim Bakanlıkları işe uyanıp yeni logo ve kurumsal kimlik yapmışlar. Ama gel gör ki bir DSİ, bir Sağlık Bakanlığı, bir Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı çok mağdur durumdalar yazık.

Bir tek TCDD'yi takdir ettim. Klasik ama çok klas bir logosu var.

Allah rızası için birileri bir el atsın. (aman! en-ver'i yapan arkadaşlar üzerlerine alınmasın)



14 Ocak 2008 Pazartesi

otuzbeş

Bu aslında bir doğum günü yazısı.
Hem de öyle böyle sıradan bir yaş değil, 35. yaşın yazısı.
Çok fiyakalı, çok ağdalı, bol muhasebeli bir yazı yazacaktım...
Ama vazgeçtim.

35'im,
orta yaşım
hoş geldin...

7 Ocak 2008 Pazartesi

Berbat...

Efendim... Enerji Bakanlığı 2008'i enerji verimliliği yılı ilan edecekmiş.
Ülkemizde enerji tasarrufu bilincini, özellikle de gençler ve çocuklar arasında artırmayı hedeflemişler.
Bunun için de kabus gibi bir kampanya ve En-Ver isimli bir acuze karakter tasarlamışlar.

Logosundan, yazı tipine (comic sans), animasyonundan, reklamına, çizgi filminden, en-verciğine, en fenası da müziğine.
Niye mi fena? Daha ne olsun..
Bildiğimiz "Oy oy Emine" türküsünü alıp "Oy oy Enverim" yapmış adamlar.
Şaka gibi değil mi? Hem bi de bunun rap remix'i bile var. Arkada birisi e-e-e en-ver! diye öyle bir bağrınıyor ki akıllara zarar!
Dinlerken yerlerde kıvranmaya başlıyorsunuz. O derece yani.
Yahu gençlere bununla mı hitap edeceksiniz? Ciddi olamazsınız....

Açın efendim açın web sitesini köşe bucak dolaşın. Fazla yoruma hiiç gerek yok. Ne demek istediğimi anında anlayacaksınız. İlk iş prodüksiyonlara bakın.
Naftalin kokulu, rezalet bir iş.
Yazıktır ya... Allah akıl fikir versin...

web: en-ver.com

Neredeyim?

Tam olarak ben de bilmiyorum? Ama burada değilim.
Amaçsız ve gereksiz bir durağanlık ve darmadağanlık içindeyim.
Stand by'dayım. Bekliyorum.
Neyi beklediğimi de bilmiyorum.
Kozmik bir kara deliğe düştüm sanırım...