Sayfalar

27 Şubat 2008 Çarşamba

Yaşama Yerleşmek

Kitabını TV8'de kendisiyle yapılan bir sohbette anlatıyordu Üstün Dökmen. Yaşamın en doğal hallerini, en doğal gereklerini nasıl da elinin tersiyle itebiliyor insanlar. Ya da nasıl doya doya, kana kana yaşıyorlar. Dinledikçe hoşuma gitti. Aldım okuyorum. Anlatımı çok güzel. İçerik de öyle.
Hayata yerleşmek bu kadar kolayken ilişmek niye?

Kitabın tanıtım yazısı:
Bazılarımız bazen -ve sanırım çok azımız da her zaman- dört elle yapışırız yaşama. Fark ederek, hissederek, ânı yaşayarak yaşarız; bazılarımız ise âdeta parmak ucuyla tutar yaşamı.

Bir sandalyeye, koltuğa veya bir sedire, kendimizi bırakarak, yayılarak yerleşmek de mümkündür, eğreti bir şekilde oturmak da... Benzer şekilde, yaşama bütün varlığımızla, varoluşumuzla yerleşmek de mümkündür, eğreti bir şekilde ucundan ilişmek de... Bir at, üstüne tam yerleşmeyen süvariyi nasıl üstünden atarsa, yaşam da kendine tam yerleşmeyenleri, bir anlamda yeterince uyum sağlayamayanları üstünden atar, devre dışı bırakır."

23 Şubat 2008 Cumartesi

Fevkaledenin fevkinde bir meyve suyu


Taze sıkılmış olmadıkça meyve suyu ile pek arası olmayan ben, Pfanner ile bu konudaki tüm önyargımı değiştirdim. Pfanner'in denediğim yeşil elma, kan portakalı, yeşil çay ve çilek çeşitlerinin, meyve sularının abartılmış aromalı, şekerli ve sentetik tadı ile alakası yok. Aksine, meyvenin kendisini yiyormuşçasına "gerçek" bir tad bırakıyor damakta. Sevenleri için votka -kan portakal ve votka-çilek özellikle tavsiye olunur.

"Çilek suyu" konusu çok önemli aslında. Bir yılı aşkın süredir hiç bir marka çilek suyu üretmiyor. Raflarda hiç bir şekilde bulunmayan bu ürün Pfanner ile tekrar geri döndü.

Kısaca hastası olduk, stoklar olduk ve hatta sayesinde alkolik olduk....

Şimdilik Metro Market ve aynı gruptan olan Real'lerde ve bazı şarküterilerde satılan bu marka, duyduğuma göre çok sağlam geliyormuş.

Özetle şöyle: Avusturyalı Pfanner, Avrupa'nın en büyük ve en tanınmış meyve suyu üreticilerinden. Türkiye'de arazilerini almış, ağaçlarını dikmiş ve biri meyve suyu, diğeri su olmak üzere iki fabrika ile İstanbul'da Pfanner Gourmet isimli restoran zincirini kuracaklarmış.

Müzik insanı kovalar

Bu işte bir iş var gerçekten. Kovalamaca bitmedi. Yine aynı parça. Ama bu kez remixi. Bu akşam üstü arabada FG'de (93.7) yakaladı beni. Armand van Helden - A Girl Like You (Dave Spoon Remix). Süper!

18 Şubat 2008 Pazartesi

Müzik insanı kovalar mı?

Müzik bu, kovalar mı kovalar.
İnat eder, bir görünür bir kaybolur, sinir eder ..
En iyi bildiğin bir parça gün olur hatırlanmaz olur.
Dilinin ucuna gelir söyleyemezsin. Sobeler kaçar, hasta eder insanı, takıntı olur...
Hafta sonu sohbet sırasında radyoda çaldı, sustuk dinledik kimse hatırlayamadı.
Biraz önce (1 saat) cnbc-e ekranında Cold Case'de bir ara tıngırdadı.
O da ne? Aynı parça.... Neydi bu allahım, neydi ?
Diziden bulabilirim ama hangi sezon, hangi yıl, hangi bölüm?
Neyse ki bölüm sonunda Joan Osborne-One of Us çalmıştı.
Bu parçadan izini sürerek buldum onu !:
'Edwyn Collins -A Girl Like You'

MixwitMixwit make a mixtapeMixwit mixtapes


Beni gidi


Bu blog işi bayağı karışık.
Bazı blog yazarları benim gibi kendi çapında takılırken, bazıları ise çok sosyal.

Mesela ben hoşlandığım blogları çok sıkı takip edebilen biri değilim.
Yorum yazdığım ise pek görülmemiştir... Tek tük...
Her ne kadar bu konuda eleştiri almış olsam da, bloglarda içerik kadar, imla kullanımı ve görselliğe de çok önem veririm.
Yorum yapmasam ve blogumda listelemesem de izlediğim bloglar var..
Sonuç olarak diyeceğim o ki pek sosyal sayılmam :)

Sonraaa.. biliyorum ki benim de bana benzeyen sessiz okurlarım var.
Hem öyle az buz da değil...

Neyse.. Ben böyle kendi küçük dünyamda takılıyorum işte..
Okuyanlara, üşenmeyip yorum bırakanlara teşekkürler.

Nerden mi çıktı bu yazı şimdi? Goddess Artemis sayesinde.
Bugün blogunda önermiş sitemi. Her ne kadar kendi çapımda takılıyorum desem de farkedilmek çok güzel. Güzel yorumu için tekrar teşekkürler...

Alsak alsak Bora'ya ne alsak??

Karnemizi alır almaz, alışıldığı üzere Bora'ya hediye almak üzere alışverişe çıktık. Ancak alışverişimiz alışıldığı gibi sonuçlanmadı. Olası tüm büyük oyuncak mağazalarını dolaşmamıza rağmen, hoşlanıp da sahip olmadığı ya da ilgisini çekecek bir oyuncak bulamadık. Kaldı ki Bora'nın gereksiz ve sık oyuncak almasına asla izin vermiyoruz. Tüm çabalarımıza rağmen elimiz boş döndük eve.

Bunun iki sebebi var:
1. Piyasada çeşit çok az.
2. Oyuncak yaşımız hafiften geçiyor.

İçgüdüsel olarak hala gözü oyuncakta olan oğlumuza, 'gereksiz para harcatmayacak ve iki kere oynayıp bir köşeye atmayacağı ne alabiliriz?' diye bakınırken mobee Mühendis serisi ile karşılaştım.

Mühendis olacak çocuk şimdiden belli olur mu bilinmez ama Bora bu tip el becerisi isteyen işlere ve oyunlara çok yatkın. 3 yaşından beri Lego'larla yaptığı modelleri bir kez olsun yapamadım. Oyunu gösterdim çok beğendi. (Bu sete bayılmamda, anne-baba İnşaat Mühendisi olmamızın etkisi de yok değil hani!)

Bu setin içinde kilden yapılmış tamamen doğal tuğla ve kiremitler var. Ayrıca doğal kumdan hazırlanan birleştirme harcı da suda çözülebiliyormuş. Bu şekilde binaları suya batırıp tekrar tekrar inşa edebiliyorsunuz. Kutuda inşaat planı ve spatula da yer alıyormuş.

Oyuncakların EN71 sertifikası ve CE işaretine sahip olması ayrıca hoşuma gitti.
mobee serisindeki diğer oyuncaklar; müzik, fen ve teknoloji konularında.
Bu oyuncaklar Fulya'daki Bilim Merkezi'nde de satılıyormuş.
Haftasonu gidip alalım dedik..

12 Şubat 2008 Salı

Dua eden Lucy (!) bebek

Bu ne ya! bu ne ya! Spam mail olarak ekranımda bulduğum, gözlerime şaştığım, akıllara ziyan, dua eden, çipil çipil mavi gözlü, sarışın bebek!
Dualar okuyor, baba diyor, emme sesi çıkarıyor, on parmağında on marifet.

Atatürkçü, laik bebek yapıcam ben de:
- Sağ kolunu sık, devrimleri sıralasın.
- Sol kolunu elle, 10. yıl marşını söylesin.
- Göbeğini kaşı, kahramanlık türküleri söylesin.
- Sırtını sıvazla, İstiklal Marşı söylesin...

Can'ın ruju

Saçlarının dolgunluğu ile kafayı bozmuş ve erkekleri sırf kafayı sağa sola savurarak idare eden Blendax kadınının son reklamı..

Filmde, Can isimli beter oğlanın "dolgun saçlara" baka baka nasıl maymunlaştığına, yumuşayıp hamurlaştıkça rujlu dudaklarının nasıl yavşadığına tanık olacaksınız. R&B ile kırıtan, pembe t-shirt giyip, yastıkta fifi taşıyan "canım Can"...
Allah akıl fikir versin....

7 Şubat 2008 Perşembe

NATURAMAKS


Reklamlarına, ambalajlarına, sunumuna bayıldığım, "katkısız" gıda ürünleri ürettiğini iddia eden yeni bir firma "NATURAMAKS". TV'de izlediğim reklama göre kavanozlanmış hazır çorba çeşitleri varmış. Brokoli, işkembe ve kremalı mantar çorbası çeşitleri aklımda kalanlar.

Hazır satılan ve katkı maddesi içermeyen bir ürün olduğuna inanmakta zorluk çekiyorum aslında. Kaldı ki eve asla hazır çorba almayız... Ama alıyor olsam kesinlikle denerdim.

Belki ileride meze ve sos çeşitleri falan yaparlar da deneriz....

Marka ve ürün çeşitleri, reklamlar, tasarımlar ile ilgili internette henüz bilgi yok. Web siteleri de aktif değil. Yakında yaygınlaşırsa paylaşırız....
web: naturamaks.com.tr

Hastayım...

Hastayım... Hem de fena hastayım.
Çok canı pek ve kolay kolay ıhhh! demeyen,
gripte nezlede asla izin alıp yatmayan ben,
bu sefer inim inim inler, yatak döşek uzanır vaziyette hastayım.
Nakavt oldum...
Tam tarifini şu yazımda anlattığım gibi hastayım....

Bademciklerim çiçeklenmiş iki yumruk halinde boğazımı döverken,
ne bir şey yutabiliyor ne de ateşimi düşürebiliyorum.
İki akşamdır acilde serum ve iğne bombardımanı altındayım.
İlk akşam 39'dan inmeyen ateşim bize sabahı sabah ettirdi.

Ateş nöbeti ile gelen titremelere karşın üstü açık yatmak zorunda kalmalar..
Çocuk gibi ağlaya ağlaya ılık duşa girip, kurulanmadan giyinip titreyerek uykuya dalmalar...
Üfff rezalet bir şey bu ateş...

Neredeyse 1,5 gün aralıksız uyudum.
Dünkü son ilaç ve serum bombardımanından sonra neyse ki ateşim düştü ve salondaki kanepeye yerleşerek, evdeki sosyal hayata katıldım.

Bora ve Can, U. eşliğinde mutlu mutlu oynuyor, kediler çocuklarla coşuyorlar.
Babam ve kocam her gün uğruyor.
Kalkıp iki satır birşeyler yapasım geliyor.
Sonra şuracıkta yatarken, arada tatlı bir uyku bastırıyor.

Doktor en az dört gün dinlenmelisiniz dediğinde içimden gülmüş ve yarın öğleden sonra işe giderim demiştim.
Nasıl da uydurmuşum....

alkolsüz, meyveli bira: Fayrouz

Bugün battaniye ile yastık arasından yarım yamalak televizyona bakarken, bir reklam dikkatimi çekti. Reklamda (hatırladığım kadarı ile) kasaba barı görünümlü bir yerde, canı sıkılan, ilginç hareketler yapan, her yaş ve türden çeşitli insanlar vardı. Bu ne reklamı acaba, yabancı bir ürün mü diye düşünürken, marka beliriverdi ekranda: "FAYROUZ" diye bir içecek.

Ne bu şimdi? Yerli mi, yabancı mı? Biraz fazla Arabic..
Neyse vakit bol ya araştırdım, durum şöyleymiş:

Dünyanın önde gelen biracılık şirketleri, alkollü içki tüketiminin dinen caiz (!) olmadığı için yasaklandığı Ortadoğu'nun İslam ülkelerinde (!) alkolsüz bira piyasasına yoğun yatırım yapıyorlarmış.

Hollanda sermayeli Heineken, Mısır'da Al-Ahram Beverages, Lübnan'da ise daha küçük ölçekli Almaza Biracılığı geçen aylarda devralmış. Şirket, Mısır'ın bira üretimi tekeli Al-Ahram Beverages ve onun en çok tutulan Fayrouz ve Birell markasını satın alarak Ortadoğu pazarında daha da büyümeyi hedefliyormuş.

Meşrubat, meyve suyu ve bira karışımı tadındaki Fayrouz marka alkolsüz bira (!) Türkiye ile Avrupa'ya açılacakmış.

Türkiye'de satışa 2007 sonunda başlamışlar. Daha hiç rafta görmedim ama anladığım kadarı ile yeni bir tür Ritmix olabilir. Pek umutlu değilim ama içmeden karar vermeyelim.

İnternette çok aranan Fayrouz reklam müziğini de buldum.
"Cortney Tidwell - Eyes are at the billions"
Parçayı şu linklerden dinleyebilirsiniz:
www.everrecords.com/cortneytidwell
www.myspace.com/cortneytidwell

Bu arada Türkçe web sitesi de var.
web: http://www.fayrouz.com/turkey/