Sayfalar

25 Mart 2008 Salı

Bahar

En basitinden en şatafatlısına, doğadaki tüm bitkiler birbiriyle yarışırcasına tomurcuklanıp canlanırken, biz insanlar üzerindeki bu berbat yorgunluk ve durağanlık niye??

24 Mart 2008 Pazartesi

İlk 3 film

Geçen gün, sohbeti döndü, 'Sinemada izlediğim ilk film neydi?' diye.

Sanırım bizim kuşak için cevap hemen hemen aynıdır: 'Şampiyon'

80'lerin başında, henüz 8-9 yaşlarındayken ailecek gittiğimiz, salya sümük ağlamaktan bir hal olduğumuz şahane film. Sarı saçlı ufacık çocuğun acıklı ve coşkulu hayatı, boksör eskisi babasına destek olup onu yeniden diriltişi falan.. Tam bir gaz filmi..

Akşam dışarıda olmanın gizemi, perdenin büyüklüğü, kalabalık seyirci güruhu, çekirdek çıtlatanlar... Sahnedeki acıklı mı acıklı olaylar... Büyülenmiştim.

Daha sonra asıl efsane 'E.T.'yi izledim. Abim ve arkadaşları ile gitmiştim bu filme. Kendimi biraz büyümüş, adam olmuş hissetmiştim sanki... Bu akşam Bora'ya E.T.'den bahsettim, CD'sini bulup izlesek keşke diye anlattım. Birlikte araştırıp filmin web sitesini bulduk. Fotoğraflara, fragmana baktık. Ne güzelmiş...


İzlediğim üçüncü film ise evlere şenlik... 'Şeytan - The Exorcist'
Allahım el kadar çocuk bu filme götürülür mü?. O zamanlar 7+ falan da yok tabii.

Yine abimlerin grubuyla bodoslama girdim filme.. Bunların hepsi benden 6 yaş büyük, ben işte anca 10 falanım. Nasıl korktuğumu anlatamam (!) Şimdi bana sorsanız korku nedir diye, 'Şeytan' derim yine de. Korkunun ötesinde birşeydi benim için. Yatamadım, uyuyamadım gecelerce. Yatak mı sallanacak, ben mi havalanacağım, altıma mı yapacağım diye döne döne bir hal oluyordum yatakta... Bildiğim bütün duaları okuya okuya sızardım sonunda.



Garip biçimde büyüdükçe korku filmi müptelası oldum ama. Video zamanlarında kaset kiralayıp, karanlıkta tek başıma seyrederdim. Şimdi hala hiç bir filmden korkmam, ürpermem bir türlü.

Hey gidi hey, ne günlermiş...

23 Mart 2008 Pazar

cinsiyet

- kardeşim kız mı erkek mi acaba?
+ bir ay sonra belli olur bir tanem.
- nasıl anlıycaz?
+ ultrasonla görüntülenecek.
- nesi görüntülenecek?
+ kız mı, erkek mi olduğu...
- onu demiyorum nesi görüntülenecek de anlıycaz? neresinden anlıycaz ki?
+ (...) p**isi var mı, yok mu diye bakıp anlıycaz.
- neden p**isine bakıcaz ki?
+ e ordan anlaşılır insanın cinsiyeti(...) cinsel organ denir ona.
- hmm. peki kardeşimin p**isi yoksa?
+ o zaman kızdır?
- kızların p**isine ne denir biliyorum ben...
+ iyi tamam (...) koş dişini fırçala bakiimm.
- kutu
+ koş dedim!

Robyn - with every heartbeat


Klişe

Ailecek film izliyoruz...

- Anne, adam aşık oldu!
+ Nerden anladın?
- Filmde kız böyle ağır çekim görünürse ya da ışıklar saçarsa genelde erkek aşık oluyor da...
+ Doğru dedin?!!?!

21 Mart 2008 Cuma

ÇOCUK İSTİSMARINI DURDURUN


Başka blogları okuma ve yorum yazma konusunda özürlü olduğumu yazmıştım.
Meğer İNTE beni çok önemli bir konuda mimlemiş de, haberim olmamış (!)
Mimin konusu; internet ve dijital ortam üzerinden yaygın biçimde gerçekleştirilen ‘ÇOCUK İSTİSMARI’nın önlenmesi. Bu konudaki duyarlılığın artırılması.
İşin insani boyutu yeterince tiksinti veriyor ancak, tehditin büyüklüğünü ve yaygınlığını anlamak için lütfen şu istatistiklere bir bakın:

  • İnternette 100.000’i aşkın çocuk p***o sitesi bulunuyor
  • Online p***o görsellerinin %19’u üç yaş ve daha küçük çocuklara ait.
  • Günde 20.000’den fazla çocuk online suiistimale uğruyor.
  • Online cocuk p***ografisi 2004’de 20 milyar dolar gelir elde etti. Bu online müzik endüstrisinin 7 kati (!)
  • Son tahminler gelecek 3 yılda bu gelirin 20 milyar doları geçeceği tahmin ediliyor.

Ürpertici değil mi? Ne uzak ne de imkansız. İstismar ve istismarcılar yaşamın içinde. Çevremizde, sokağımızda, yanıbaşımızdalar. Bu hastalıklı insanları ve grupları durdurmak için herkes emek vermeli. Herkes duyarlı ve aktif olmalı.

Yetkililer, lütfen ÇOCUK İSTİSMARINI DURDURUN! bunların dağıtımına, erişime engel olun. Caydırıcılığı büyük cezalar verin.


BİR KAMPANYA
Yeri gelmişken çocuk p***ona karşı açılan ve dünyanın birçok ülkesinden çok sayıda ziyaretçi ağırlayan internet sitesini de hatırlatmadan edemeyeceğim. 2,5 milyon kişinin mum yakarak, çocuk p***grafisi içerikli yayınları protesto ettiği, Birleşmiş Milletler Senatosu'nun da desteklediği bu kampanya, tamamlanmış olmasına, hedefe ulaşmasına rağmen hala hit alıyor.
"www.lightamillioncandles.com" adresinden 'çocuk istismarına dur demek için' siz de bir mum yakın lütfen.

Unutmadan... Mim kurallarını da yerine getirmek gerekiyor.
Kurallar şöyle:
  • Mim konusu; Çocukluğunuzdan hatırladığınız ilk şarkı ve şu anda dinlediğinizde hissettirdikleri.
  • Banner
  • "Çocuk istismarını durdurun" sloganının yazıda geçmesi.

ABİDİK BİR ŞARKI

Çocukluğumdan hatırladığım ilk şarkı bir çocuk şarkısıdır. 3-4 yaşlarından, yürek burkan şarkının sözleri şöyleydi:

'Bir küçücük aslancık varmış’
Bir küçücük aslancık varmış
Kırlarda ko-ko-koşar oynarmış

Annesi onu çok çok severmiş
Babası onu çok çok severmiş
O benim ca-ca-canımdır dermiş

Bir gün aslan baba, harpte vurulmuş
Küçüğü de kö-kö-köyden kovulmuş

Bu hikayenin sonu pek hoştur
Söylemem sö-sö-söylemem boştur

Küçücük bir çocukken de üzülürdüm bu şarkıya, şimdi de feci üzülürüm. Psikopat bişi. Birbirini çok seven bir aslan ailesi, baba savaşa gidiyor, vurulup ölüyor, yavru aslan köyden kovuluyor, felaketler birbirini izliyor. Şarkıyı söyleyen ise bu hikayenin sonu hoştur, boştur diyor.
Tövbe tövbe, nasıl bir çocuk şarkısı ki bu…

Hiç unutmam Bora’ya söylediğimde de çocuk şok geçirmişti.
- N’olmuş anne? Harp neresi, niye vurulmuş? Çocuğu niye kovmuşlar? Yazık diil mi?
diye fena olmuştu yavrucak.

Banner'ı unutmayalım. Aşağıdaki Çocuk İstismarını Durdurun! banner'ini bloğunuza ekleyin lütfen....
doctus

Asosyal bir blogger olarak bende sözü karamelize, my mame is melis, zenstation ve kutup tilkisine bırakıyorum.

standby

Evdeyim.
İlaç kullanamadığım için en az bir hafta istirahatle düzelecek bir rahatsızlığım var.
Dinlenecek 7 günüm olmadığından (!) ilerleyen rahatsızlığa, 'azıcık dur' demek için bugün işe gitmedim.
Buna karşın yarın bir grup insanı iş için Bilecik'e götüreceğim (!)
Bugünkü dinlence tamamen yalan yani...

Yanıma halledilecek işleri de aldım.
Birazdan yattığım yerden yazıp çizeceğim bakalım.
Bu havada evde olmak güzel.
Yağmurlu Cuma trafiği çekilmez İstanbul'un...
Bu melankolik güne süper yakışan, Morcheeba'nın son albümü 'Dive Deep'i dinliyorum. Albümün en sevdiğim parçasını da buraya not düşüyorum...

16 Mart 2008 Pazar

Süper Pazar


Bora'nın doğum gününü, yazın habercisi müthiş bir havada kutladık.
Çocukların doyasıya koşup oynadığı, çimenlerde debelendiği, çadır kurup, piknik yaptığı sımcıcak, sade bir bahar gününde...
Öhöm (!) peki itiraf ediyorum, anne babaların da bolca nasiplendiği, sohbete doyduğu bir gündü aynı zamanda. Yemek dışında neredeyse görmediğimiz ve hatta sesini duymadığımız çocuklarımız; henüz inin cinin top attığı site sınırlarında kendini dağıtırken, umarsızca sohbet ettik biz de.

Pastalar kesildi, hediye paketleri parçalanarak açıldı, hediye gelen giyecekler memnuniyetsizce torbasına tıkıldı. Doğum günü için yeni bir bisiklet aldık oğluma. Uzayan boyuna uygun, bende görüp hayalini kurduğu, amortisörlü, vitesli bir 'abi' modeli. Ama bu o kadar da kıymetli sayılmazdı onun için. Çünkü Bora hediyenin en süperini doğum gününden bir süre önce almıştı bizden. O en çok istediği hediyenin haberini(!)
Gerçekten 'abi' olmanın heyecanı , mutluluğu ve merakını yaşıyor artık.
Hep birlikte, içimiz kıpır kıpır, herşey yolunda gitsin diye umuyor ve dua ediyoruz.

14 Mart 2008 Cuma

CSI Kozyatağı

Bugün Boracığımın 8. doğum günü. Asıl kutlama Pazar günü olduğundan bugün için bir aksiyonumuz yoktu. Zaten günün aksiyon dozu bir hayli çoktu. İş bırakma eylemleri, AKP kapatılma davası...

Bugünün güzel sürprizi Avni dededen geldi. National Geographic mikroskop ile coşan Bora, bir anda kendini bilime ve örnek toplamaya adadı.

- Nereden DNA bulabilirim?
diye sormalar, plastik spatula ve pens ile evde kanıt peşine düşmeler. Metro Market'te yerde yaprak buldum diye maydonoz parçasını numune kutusuna koymalar, evde babayla birlikte saç, tüy ne varsa incelemeler...

Evimiz CSI merkezine döndü...

9 Mart 2008 Pazar

Yaza hazırlık

Erken merken bilmem, düpedüz bahar geldi.
Üç haftadır Bayramoğlu'na gitmeye başladık. Geçen yıl apar topar taşındığımız için ilgilenemediğimiz bazı detayları ve baharda hafta sonları kalmak için klima, ısınma tertibatlarını hallettirdik. Arada mangal keyfini de ihmal etmedik.

Dün sabah veli görüşmesinden sonra Bora ile Beykoz Fidanlığı'na uğradık.
Teras, bahçe ya da büyükçe bir balkonu olanlar için en ucuz alışveriş burada.
En insaflı fidanlık ya da peyzajcıda ödeyeceğiniz fiyatın yarısına en bakımlı taflan, ağaç ve her dem yeşillikleri edinebilirsiniz buradan. İlgi duyanlar için İstanbul Valiliği'ne ait olan fidanlığın telefonu şöyle: 0216.323 55 64

Biz bahçemiz için Karayemiş, drasena ve pitosporum aldık. Arabanın arka koltuğu ve bagajı tıka basa doldurup yazlığın yolunu tuttuk. Bahçıvanları çağırıp tümünü diktirdik.
Babamın Alanya'dan getirdiği beyaz ve sarı renkli "ağaç mineleri"ni de göbek oluşturacak biçimde diktirdik verandanın karşısına.

Ardından Bora ile yeni çimlenmiş rengarenk nergis ve lale soğanlarımızı diktik bahçeye.
Haftaya cumartesi girişi düzenleyeceğim. Buraya diktiğimiz begonvilin tırmanması için ip ile yol yapacağım.

Pazar gününe herşey bitmeli.
Çünkü oğlumun doğumgününü kutlayacağız orada...
Veee bir de sürprizi...

Bir yazar, bir hikaye, bir kapak


Nermin Bezmen'i "Kurt Seyt - Shura" isimli enfes ve büyüleyici romanı ile tanıyıp sevdim. Sonra tesadüfen bir proje için eşi ve kendisi bizzat tanışma fırsatı bulup, kişiliğine, güzelliğine, mütevaziliğine ve hanımefendiliğine hayran kaldım. Kitaplarımı imzalattım... Yazdığı tüm romanları okudum. Anlatımını, Türçeyi kullanışını çok sevdim.

Yeni kitabı Sırça Tuzak'ı rafta gördüğümde hemen satın aldım. Elimdeki kitap biter bitmez başlayacağım okumaya.

Nermin Bezmen kitaplarının kapak tasarımlarını oğlu Cazım Bezmen yapıyor. Son derece özenli ve şık kapaklar bunlar. Kitaba link vermek için arama yaptığımda, ulaştığım görseller karşısında hayal kırıklığına uğradım. Sırça Tuzak'ın gümüş, metalik görünümlü, şık kapağına haksızlık etmek istemediğimden kendim fotoğrafladım.

Kitabın tanıtım yazısı:
Dışarıdan hayran olunan içi tuzaklarla dolu sırça köşklerin hikâyesi… Nesillerin birikimiyle büyümüş bir sanayi imparatorluğu ve bu imparatorluğu yöneten son iki nesil aile bireylerinin dışarıdan gıptayla izlenen birlik ve beraberlikleri. …Ve içlerinden biri; hırslı, kıskanç, megaloman, küstah, yalancı… Ruhsuz varlığını bu imparatorluğa tek başına sahip olmaya adamış ve şeytanıyla buluşmuş bir adam. Sadece kendini seven, her şeyi herkesten iyi bildiğine, en mükemmel olduğuna inanan bu adamın bilmediği bir şey vardı: İhtiraslar yetenekleri aşınca bundan trajedi doğması kaçınılmazdı ve onun arsız hayalleri, hem dev bir holdingi hem koca bir aileyi çatırdatacaktı. “Bütün imparatorluklar hazımsızlıktan ölür.” demiş Napoléon Bonaparte. Bu kitaptaki öykü, Vardar İmparatorluğu’nun ölüm tuzağında birinci perdedir.

8 Mart 2008 Cumartesi

8 Mart bizim ülkemizde böyle kutlanır...

Asla acımasız bulmuyorum. Asla...





Nasıl da unutmuşum? Cüneyt Zapsu'dan tuz biber inciler.


Seçimlerdeki Cumhuriyet reklamları da bir bu kadar vurucuydu.

7 Mart 2008 Cuma

Moby "last night" ile dönüyor


Moby'nin 6. albümü Last Night, 31 Mart'ta İngiltere'de, 1 Nisan'da da Amerika'da piyasaya çıkıyor.

Evindeki stüdyosunda kaydettiği 65 dakikalık albümde, diğer albümlerden farklı olarak kendisine ait hiçbir vokal yer almıyormuş (!)

Albümünün mikslerini Dan Grech-Maguerat yapmış. Albümden çıkan ilk single "Alice", ikincisi ise "Disco Lies".

Umulmadık biçimde sakin ve dingin albümü "Hotel" dışında bizleri hiç şaşırtmamış olan Moby yine dolu dizgin geliyor. İşte videoları:






free sampler:
moby.rcrdlbl.com
daha fazlası:
www.moby.com

3 Mart 2008 Pazartesi

el LTB


Little Big (LTB) logosunu değiştirmiş.
Yolda tabelasını gördüğümde bir anlam veremedim yeni logoya.

LTB yazısının yanında,
- hooop! şöyle bişey şeyettirdim olmuş mu?
+ amaan boşver olmuş işte, sanki eski logo çok güzeldi
tadında uyduruk bir çiziktirik var.

buyrun eski logo


bu da yenisi

yok artık lebron james


Uzun bir aradan sonra seyir defterime takılan bir kare daha.
Yer: Beşiktaş, Barbaros Bulvarı üzeri
Gözünü çıkaran cinsten abartılı ve
- ne kadarsa verecem kardeşim, yap şöyle en janjanlısından!
tarzında süslü bir tabela...
Tebrikler (!) Abartmışsınız evet, promAsyon yazarak kuş kondurmuşsunuz hatta...