Sayfalar

24 Eylül 2008 Çarşamba

Bi Absolut-Yeniçeri lütfen!


Dün zaplarken, Samanyolu TV'deki komik bir reklama takıldım.
Animasyon filmde cüce bir yeniçeri, Bizans orduları ve onların "energy drink" kutularından oluşan kaleleri karşısında bir kutu içeceği kafaya dikip, vurduğu yerden ses getiriyor, kaleleri yerle bir ediyor.

Fonda cayır cayır "neslin deden, ceddin atan" çalıyor.

Baktım ki ürün, memleketin "kuvvet" içeceği (enerji içeceği) "Yeniçeri" imiş. Ama bizim bildiğimiz enerji içeceklerinden değil bu. Sloganı şu: "Özünde heybet var"
Sabah web sitesini buldum. Reklam filmini siteden izleyebilirsiniz.

İçinizde kalacak replik ise şöyle: Bi Absolut-Yeniçeri lütfen!

web: www.yeniceri.com.tr

16 Eylül 2008 Salı

Fish Kredi Kartı Reklam Müziği

Akbank - Boyner ortak yapımı "Fish" kredi kartının reklam filmi çok keyifli ve romantik olmuş. Bu hoşluğun yaratılmasında müziğin katkısı da bir o kadar çok. İnternette bir çok kişinin aradığı bu nostaljik şarkı, bir klasik olan "Over The Rainbow".

"Oz Büyücüsü" filminin müziği olan ve Judy Garland tarafından seslendirilen ‘Over the Rainbow’, Amerikan Film Enstitüsü'nün (AFI) 2004 yılında, oyuncu, film yapımcısı, eleştirmen ve yazarlardan oluşan 1500 üyesinin katıldığı oylama ile tüm zamanların en iyi film müziği seçilmiş.

Şarkı bugüne dek bir çok farklı sanatçı tarafından defalarca yorumlanmış.

Akbank reklamındaki versiyon ise Israel Kamakawiwo'ole'nin 1993 tarihli "Facing Future" albümünde yer alan ve "What a Wonderful World" ile birlikte yorumlanmış hali.

Buyrun burdan yakın...

Israel Kamakawiwo'ole - Somewhere Over The Rainbow

14 Eylül 2008 Pazar

Soyulduk

Bugün devlet bizi göz göre göre soydu. Hem de utanmadan sıkılmadan yaptı bunu.

Deniz havası almak için Beylerbeyi sahiline gitmiştik. Arabayı Polisevi'nin karşısına yol kenarına bıraktık. Bilenler bilir, orada yol gidiş ve gelişte ikişer şeritlidir ve arada parapet vardır. Yani karşısı dediysem oldukça alakasız bir konuma bırakmıştık ve daha birçok kişi daha park etmişti aynı yere.

Bir saat kadar takıldıktan sonra, döndüğümüzde arabayı bulamadık (!)
Çekilmiş !!!...
Pazar günü huzur içinde eve dönecekken başımıza gelene bak.
Bakındık (...) Ne bir "park edilmez" işareti, ne bir uyarı levhası yoktu (?)
Polisevi önündeki memurların tarif ettiği biçimde Çengelköy'deki otoparkta bulduk arabamızı.
58 YTL çekici, otopark ve bağış ücreti ödedik. Taksiye ise 5 YTL.
Park cezası 55 YTL ödeyeceğiz.
Toplam 118 YTL...

Memura sordum:
- Neden çektiniz arabamızı? "Park edilmez" tabelası yoktu...
+ Orası köprü çıkışı ve kavşak içi bilmemnesi (...)
- Ne alakası var. Gayet müsaitti ve hiç bir uyarı yoktu. Kuralları biliyoruz ve tüm sürücüler gibi tabelalara riayet ediyoruz. Hakkınız yok.
+ Sabahtan beri oradaydı arabanız.
- Olamaz, daha 1 saat olmuştu bırakalı ????
+ Ya aslında şansınıza işte... Polis evine Baş Müdür geldi de, o nedenle çekildi....
- !!!??!!??! (.......) (iç ses: lanet olsun, seninle laf yarıştırıp Pazar Pazar daha fazla tadımızı kaçırmayacağım...)

İşte böyle ...
Böyle vurdumduymaz bir utanmazlık, vatandaşa işte böyle bir saygısızlık var yurdumda...
Nerelere gidip kimi kime şikayet edeyim ki ben...

11 Eylül 2008 Perşembe

canım uyku...


Cennet anaların ayağı altında olmasın da nerede olsun?
Alın size bir örnek...

  • Hamileliğin 6. ayından itibaren gece uykuları ızdırap halini alıyor.
  • Bi kere mutlaka yan yatacaksın.
  • Bacağına, boynuna, karnına 3-4 yastık sıkıştıracaksın.
  • Her dönüşte bunları tekrar yerleştirip, ayarlayacaksın.
  • Bu ayarlamayı yaparken uykunu da dağıtmayacaksın.
  • Sabaha karşı her iki yanın tükenmesi ve bacakların, kolların ağrıyıp, uyuşmasıyla, yarı oturur pozisyonda uykuya bir süre daha devam etmeye çalışacaksın.
  • Sonra bir bakacaksın ki tüm yastıklar sağa, sola, yere dağılmış... Sen asla yatmaman gereken sırtüstü konumda (bu konumda bebeğe kan akışı yavaşlıyor) bayılmışsın.
  • Kendi yorgun horultuna uyanıp, tekrar yastıklarla boğuşarak bir sonraki ağrılı uyanışa kadar dalacaksın.
  • Sonra bir bakacaksın sabah olmuş. "Lanet olsun" diyerek 07:30'da hortlayacaksın...

Neyseki bu durumu 7. ay ortasına kadar çektim. Sonra şu emzirme ve lohusa yastıklarından aldım ve uyku sorunum yarı yarıya azaldı. Hamilelere ısrarla tavsiye ediyorum. 6. aya gelir gelmez alın bir tane.
Ben aslında Joker mağazasında bulunan Doomoo'nun "buddy" modelini istemiştim ama üründen kalmamıştı. Bunun yerine internetten (e-bebek.com) oldukça uygun fiyata, Alman Theraline marka 190 cm bir yastık aldım.

Ha bir de bu yastığı doğumdan sonra da kullanabiliyorsunuz. (emzirme, bebği oturtma vb.)
Benden söylemesi...

9 Eylül 2008 Salı

Yeni Hayat

Evet, yeni bir hayata hazırlanıyoruz.
Beklediğimiz, gün saydığımız her şey yavaş yavaş geride kalıyor.



Güzel, huzurlu, dolu dolu bir yazdı. Konaklamalı akraba ziyaretlerimiz bu yıl da oldukça yoğundu. Öyle ki biz bize kaldığımız, ya da yakın dostlarımızı ağırlayabildiğimiz gün ve geceler sayılıydı… Bora kuzenleri ve sitedeki arkadaşları ile gece gündüz demeden oynadı, oynadı... Yüzmekten ve oyundan bıktıklarını söyleyebilirim. Ona böyle bir yaz tatili yaşatabildiğimiz için ne kadar da şanslıyız.


Ve nihayet doğum izni... Ağustos’un 18’inde izne ayrıldım.
- İzinde ne yapsam? Canım çok sıkılır mı? Bol bol tatil yapıcam…
gibi endişe ve umutların hepsi yalanmış… İzne ayrıldıktan 17 gün sonra İstanbul’daki eve döndük. Yani Bayramoğlu’nda çok takılamadım. Ama yaz boyunca gerek iş dönüşü gerek hafta sonları bol bol yüzüp, akşamları düzenli yürüyüş yapıp, bolca kitap okudum. Havuzdaki görüntüm sitedeki tüm çocuklara ilginç bir deneyim oldu… Çok şeker yorumlar ve sevgi gösterileri yaptılar.

Okulların açılması ile yazlık keyfi son buldu. Evi kapatma telaşı falan derken bir baktım İstanbul’dayız. Döneli bir hafta oldu ama bir dakika oturamadık. Taşınıp hemen yazlığa gittiğimiz için yerleşecek dolap-çekmeceler, elden geçecek bir sürü eşya vardı. Ufuk’un yardımıyla her şeyi hızla hallettik. Doğum için alışveriş ve hazırlıklar tamamlandı. Bebeğin eşyaları, odası yerleşti. Okullar açılacağı için Bora’nın kütüphanesi elden geçti, kitapları kaplandı.

Gelelim bebeğe... 36. haftaya ulaşan hamileliğim ve iyice büyüyen karnım ile gittikçe yavaşlasam da yine de rahat durduğum söylenemez. Şimdiye dek 10,5 kilo aldım. Sanırım 13-14 kilo ile tamamlarım hamileliği. Bora’da da bu kadar almıştım zaten.

Minik oğlumuzun adını “Arda Çağan” koymaya karar verdik. Her ne kadar Bora “Çağan”a muhalefet etse ve bizim pek hoşlanmadığımız “Kaan”da ısrar etse de uzlaşmaya yaklaştık sanırım.

Diğer taraftan Boracığımı kardeşe ve yeni hayata hazırladığımızı düşünüyorum. Pek öyle kıskançlık ve sorun yaşanacağını tahmin etmiyoruz. Umarım yanılmayız.

Arda Çağan bayramdan sonra geliyor. Her şey yolunda giderse 13 Ekim sabahı kavuşacağız ona… Minicik eşyaları, mis kokulu sabunları, küçücük yatağı hazır. Anne, baba ve en başta abisi sabırsızca bekliyor.



Bu küçük adam hayatımızı kökünden değiştiriyor. Yeni bir hayat bizi bekliyor...