Sayfalar

29 Kasım 2008 Cumartesi

TRAVMALI ÇOCUK ŞARKILARI

Bir yandan kahvaltıyı hazırlarken, diğer yandan mutfakta bana eşlik eden Çağan'a mini bir konser veriyordum. İçinden "Çağan" geçen şarkılarla bezeli repertuarımı icra ediyordum kendilerine. Nasıl ola ki derseniz bir örnekle açıklayalım:

- Kuşşş sesleriii ovalaraa yayılır. Çaağan buna, hayran olur bayılııırrr!

Neyse ata tuta, bağıra çağıra söylerken bir anda söylediğim şarkının sözlerinin saçmalığına şaşırdım ve susup düşündüm...

Hani Yedi Cüceler'in şu meşhur şarkısı:

Baltalar elimizde
Uzun ip belimizde
Biz gideriz ormana hey ormana

Ağacın yanında
Baltayı sağdan savur
Bir de sol taraftan vur
Kuvvetle vur

Ne biçim çocuk şarkısı değil mi? Yani biz bunu böyle hay hoy, bağıra çağıra neşe içinde söylerdik. Küçücük bünye orman, ağaç düşmanı olmuş farkında değil...
Vah ki ne vahh...
Ormanlar yandı, villa arazilerine kurban edildi, golf turizmi için kesilip biçildi diye hayıflanırken bilinçaltında bu şarkıyla coştukça coşmak da nesi??
Çıkarttım bunu repertuarımdan...

Şu yazımın bir bölümünde de dumur ötesi "Bir Küçücük Aslancık"ı anlatmıştım.
Ne acayip çocuk şarkıları var yareppim..

28 Kasım 2008 Cuma

Oldu da bitti maşallah

Bugün Çağan sünnet oldu.
Acı veren, bunalımlı, stresli bir eziyetten hiç haberi olmadan kurtuldu.
Büyüyünce bize dua edecek. Belki başta abisi gibi inanmayacak, ama aklı erdiğinde sünnetli olduğuna sevinecek.
Canı yandı, biraz ağladı, ağlamaktan yoruldu, sonra uyudu...
Oldu da bitti...

25 Kasım 2008 Salı

Sinemaya ilk kez 40 günlükken gitmişim!!

Hani geçen hafta Çağan ile sinemaya gidecektik ya, başaramadık...
Tam çıkmak için hazırlanıyordum ki işkillendim:
"Yurdum insanı, yurdum müessesesi bu, belli olmaz" dedim ve teyid etmek için sinemayı aradım (Cinecity Trio) son kez. İyi ki de aramışım(!) Telefondaki kız seansın saatinin internettekinden 15 dakika erken olduğunu ve gösterilen filmin değiştiğini söylemez mi!.
Nedense hiç şaşırmadım ve sinirlenmedim. Sanki emindim böyle bir salaklığın olacağından.
Kafaya koydum ya, umudumu ve çalışmalarımı kesmedim... Bir kaç gün sonra AFM web sitesinden Issız Adam'ın Bebekli Anneler için gösterimde olduğunu öğrenip yer ayırttım..
Ve nihayet bugün amacıma ulaşarak, Caddebostan Kültür Merkezi'ndeki AFM'de izlemeyi başardım. Kel alaka bir üçlü şeklinde gittik sinemaya... Fıkra gibiydik:
Ben, 40 günlük Çağan bebek ve yardımcımız Ufuk.

Bu seansta sadece bebekli insanlar olacak sanıyor ve seviniyordum.. "ohh ne güzel ağlasa da dızırdasa da idare ederiz bir biçimde" diye moral veriyordum kendime..
O da ne?!??! Salon tıka basa doluydu ve bir ton bebeksiz insan vardı... Ben koşulladım ya kendimi, acayip afalladım... Koşup gişedeki kıza sordum: "Bi yanlışlık olmasın, bebeksiz insanlar da giriyor" dedim.. (Sanki gizlice giriyorlar da ihbar ediyorum)

Meğer herkese açıkmış bu gösterim ve gişede bilet keserken uyarıyorlarmış insanları. Bunlarda ne akla hizmetse, kabul edip durumu alıyorlarmış bileti. (Fiyat da farklı değil normal gösterimden.) Düşünsenize içeride bebekler (0+), yarı aydınlık ışıklar ve azaltılmış ses...

Bizden başka 4 bebek daha vardı içeride. Hiç rahat hissedemedim kendimi.
Aklım Çağan'da, gözüm filmde derken olan oldu.. 15. dakikada bizimki başladı ağlamaya... (Bir tek bizimki ağladı)
Hakkını yemeyelim, ağlayınca çıktık dışarı*, 10 dakika sonra sustu ve tekrar girdik. (Ne şans ki meşhur havuçlu kek sahnesi de bu arada kaynamış gitmiş...)
Sonrasında da film boyunca meme keyfi yaptı bizimki. Cokkudu cokkudu durmadı. (Gıkı çıkmadı ama.)

Filme gelince: söylendiği gibi ağlamadım...
Ağlardım da ortam bulamadım. Kucağımda süt emen bir bebek, aydınlık bir salon...

Ama ağlayan çok kişi vardı gerçekten de. Kadınlar kadar erkekler de ağlıyordu... Belli ki "Issız Adam ve Kadın"lardı onlar. Hani hepimizin hayatında olan, 30'unu geçip de yuvasını, ilişkisini tutturamamış şansızlar.. (?)

Çok hazin bir öykü ya da son değil aslında insanları ağlatan. Çağan Irmak, hep yaptığı gibi, hayattan, yanıbaşımızdan, içimizden bir öykü anlatıyor... Gerçekliği, yalınlığı ve doğallığı ile şaşırtıp, acıtıyor. Abartısız ama vurucu... Ağladıkları kendi halleri insanların ya da kendi geçmişleri..

Müzikler de çok iyi seçilmişti gerçekten. 70'lerin Türkçe Pop şarkıları... Filmin müzik albümü çıkmış ve aynı gün tükenmiş.
Bayılıyorum ben bu Çağan Irmak'a...
İyi ki gitmişiz bugün.. Bizim Çağan'a da güzel bir anı olsun.

* Fuayede Çağan'ı yatıştırmaya çalışırken, sinemanın yöneticisi olan bayan yanımıza gelerek bir ihtiyacımızın ya da sorunumuzun olup olmadığını sordu. Daha sonra bebeğin susmama ihtimaline karşın filmi daha sonra izlemek üzere bir davetiye yazıp verdi bana. Çok ince bir davranıştı, bayıldım.

24 Kasım 2008 Pazartesi

Türkçe'nin garip halleri

- Buyurmaz mıydınız?

Geçtiğimiz yaz komşuları davet ederken söylediğim bu söze, eşimin dalga geçmesi ile dikkat ettik ve çok güldük. Ne biçim bir cümle yapısı bu?
Olumsuzken olumlu, gel ama gelme der gibi belirsiz tuhaf birşey(!)
- Buyurmaz mıydınız?
- Bir tane daha almaz mıydınız?
- Siz de yemez miydiniz?

21 Kasım 2008 Cuma

Amanın krize ilaç buldum

Photoshop falan değil, vallahide billahide var böyle bir hap. Eczanede gördüm (!)
Devir kötü, "KOLA GOTU"
Şaka gibi...

18 Kasım 2008 Salı

Çocuk kitaplarına güzel bir örnek

Bora bu aralar Masal Zamanı Dizisi kitaplarını elinden düşürmüyor. Okuması kolay, eğlenceli, renkli güzel resimlerle bezenmiş bu dizi, 6-8 yaş çocuklar için hazırlanmış birbirinden güzel minik masallar içeriyor.

Şimdiye dek seriden 6 kitap yayınlandı. Aylık periyotlarla okunabilecek bu kitaplar çocuklara tüm yıl boyunca eğitici masallar okutmak amacı ile Erdem Yayınevi tarafından yayımlanıyor.

Bora, masallar kadar, kitaptaki resimleri de çok beğeniyor. (Betül Gönüllü resimlemiş) Bu da okumayı daha da eğlenceli hale getiriyor..

Maceraları evirip çevirip, kahramanların adını değiştirip yeniden sunan sıkıcı masallara inat bu kitaplar çok eğlenceli ve eğitici.

Kitap okumayı seven çocuklara ve çocuklarına kitap okumayı seven annelere tavsiye ederim.

16 Kasım 2008 Pazar

Sinemaya gitmem lazım

Nasıl yapsam ne etsem de sinemaya gitsem diye kıvranıyorum kaç gündür. Çağan Irmak'ın son filmi "Issız Adam"ı izlemem lazım. Hüngür böğür ağlamam lazım. (öyle diyor herkes, müthiş gaza geldim)
-Bayılıyoruz biz bu adama. Yetenekli, güzel isimli (!!!) adam.-

Peki nasıl olacak? Bebeği bırakamam anne sütü alıyor..
Korsanının çıkması zaman alır(...)
Derkeen, bir de ne göreyim, meğer bazı sinemalarda (cinecity, afm bebekli anne seansları varmış (!) Şahane bir hizmet.
Çarşamba günü Çağan'ımla sinemadayız...
Ey bebekli anneler haberiniz ola..

Allah bildiği gibi yapsın sizi

İllallah dedirten Ebru-Harun ikilisi, geçen günkü Hürriyet-Kelebek'te yayınlanan haberle son dumuru da yaşattılar bana.

Şimdi bunlar karı-koca suratlarına maske sürüyorlarmış(!), geçip karşılıklı oturuyorlarmış. Küçük çocukları bu manzarayı gördüğünde ilk önceleri korkuyormuş (!) da, şimdi artık alışmış mış.. İğrençsiniz ne diyeyim.

Kendimizi düşünemiyorum.. Böyle maske yapıp oturmuşuz salonda eşimle(..), kahve içiyoruz karşılıklı..

Bu Ebru'nun ideal eş ve anne imajı için yırtınmasına, iskelete çalan vücuduna, çocuktan ince kollarına, pilatesine, totosundan uydurduğu sağlıklı yemeklere, kivisine, kilosuna, güzellik ve bakım merakına, silikonlarına, botokslarına ve nihayet Harun'una yeter demek istiyorum.

Yok Harun bunun sabah yataktan kalktığı halini beğenirmiş de, yok yüzüne krem sürermiş, maske yaparmış da.. Kocası mı, kız arkadaşı mı bilemedim... Allah bildiği gibi yapsın sizi...

Haberin detayı şu adreste...

15 Kasım 2008 Cumartesi

Mutfak cücesi ve şekerpare


Bizimkisi küçüklüğünden beri tam bir mutfak cücesidir. Birlikte una bulanıp, ortalığı dağıtmışlığımız çoktur.
Dün gezinirken Tchibo'da Noel temalı çocuk mutfak önlüğünü görünce "hah, buna bayılacak" dedim. Nitekim öyle de oldu..
Okuldan döndüğünde üzerime atlayıp, heyecanla anlatmaya başladı. Çok uslu durduğu için gelecek haftanın sınıf başkanı seçilmiş. kapanış töreninde diğer sınıfların başkanları ile birlikte adı anons edilmiş ve sahneden tüm okula takdim edilmiş. Çok gururlu ve çok mutluydu.
Ben de çıkarıp önlüğü hediye edince iyice mutlu oldu... Hemen giydi ve ne zamandık aklımızda olan bir iş için giriştik mutfağa... Bizimkisi şekerpareye bayılır. Hemen her gece yer mutlaka.
Birlikte nefis şekerpare pişirdik. Kendisi için bisküvi kalıpları ile şekilli şekerpareler yaptı. Akşam babamıza ve misafirlerimize ikram ettik. Bizim küçük şef tam not aldı bu işten.

Düşündüm de etrafımızda hiç küçük kızı olan eş-dost yok. varsa yoksa erkek çocuklu hepsi. Bunlar da mutfağa meraklı değil. Olsaydı eğer ne güzel küçük mutfak önlükleri dikerdim onlara...

14 Kasım 2008 Cuma

Bu manzarayı hep hatırlamak istedim




Sıcacık simit ve çayın vereceği mutluluğu, lezzeti verecek başka bir kahvaltı sofrası tarifi yok benim için. Dünyanın en lezzetli simitlerinin yapıldığı şehirde yaşadığım için ne kadar da şanslıyım...

13 Kasım 2008 Perşembe

Yavru Superman'im benim

Hale bakın(!) Uçtu uçacak!!
(Yalnız kol-kafa oranına dikkatinizi çekerim. adamın kafası kaşınsa nası kaşıyacak di mi ama? )

12 Kasım 2008 Çarşamba


Bir kahve yaptım kendime... Keyfim yerine geldi.. İçimden de yazmak...

Tembel kadın
Plan manyağı bir Oğlak olmama rağmen, zamanı yönetemiyorum... Sabahın köründe kalkmama, tüm gün evde olmama, evde tam günlü bir yardımcımız olmasına rağmen yapmak istediklerimi yapmakta, günümü planlamakta zorlanıyorum. Bir bakıyorum akşam olmuş.. Hani günlük yürüyüşe çıkacaktım, hani Çağan'ı yıkadıktan sonra kitap okuyacaktım, hani...??

Tüm gün işte çalışıp, çıkışta bir iki küçük alışveriş yapıp, iki döndümmü evdeki işlerimi halledip, oğlumla ilgilenen ben, koskoca günü 1-2 saat gibi yaşar hale geldim.(!)

Yayım yayım yayılmamın sebebi ne acaba? Desem ki televizyona takılıyorum, nerdee... Akşama kadar açmam hiç.. Hiç işim olmaz televizyonla...

İnternet, gazete, mutfakta oyalanma, Çağan'ın rutinleri derken hoop bitti işte koca gün..
Bahane aramayayım en iyisi.. Tembel oldum tembel...

Elveda Kilolar
Doğumdan sonra hiç egzersiz yapmadan 4 kilo verdim. Yani her haftaya 1 kilo. Emzirmek acayip toparlıyor vücudu. Süt yapmak için hamilelikte depoladığı yağları yakıyor vücut.. Bu çok ilginç bir detay. Anne adayı ne kadar dikkatli beslense ve kilo almıycam diye yırtınsa da vücut yağ depolarmış... Bunun nedeni doğumdan sonra olası bir kıtlıkta süt üretimi için kaynak sağlamakmış. Ne ilginç değil mi?? Akıl sır ermiyor şu dünyanın döngüsüne..

Hem sonra süt salgılamak rahmin kasılmasına neden olduğundan, hamilelikte gevşeyen ve büyüyen rahimde daha hızlı toparlanıyor. Dolayısıyla sarkık karın görüntüsü de.

Son bir haftadır yürüyüşe de başladım. Bu da iyi gelecek toparlanmama. 6 kilo daha verdim mi tamam..

Bu arada biraz kilo verdim ya, hemen tribe girdim. Dar t-shirtler, bol jeanler giymeye başladım. Sanırsınız çok formdayım.. Nerdeee! Hala göbeğim önden gidiyor ve popom bi dünya!!

Doğumda bile yanımdan ayrılmayan canım arkadaşım Gökben, geçen akşam bizi evde ziyaret etti. Bana öyle güzel bir hediye almış ki bayıldım. Anne-çocuk temalı mineli bu yüzük inanılmaz zarif ve güzel (!) Bugüne kadar aldığım en anlamlı hediyelerden biri..
***Anneler günü için güzel bir fikir!!.. Aklımızda bulunsun.. (hakkaten yaa! diyenler için bkz. SoChic)

11 Kasım 2008 Salı

meybiiıyins en jentilmın

Küçükken kuzenimle birlikte turist numarası yapardık. Salaklığın daniskası sayılacak bu hareketimizle, milleti kandırdığımızı zannerdik. Kuzen sarıya çalan bir kumraldı ve o turist olurdu ben de O'na çevreyi dolaştıran yurdum insanı... Böyle annemlerle gezmeye, alışverişe, çay bahçesine falan gittiğimizde ortalıkta tarzanca konuşurak dolanır, ilgi çekmeye çalışırdık (!) Hala aklıma geldikçe utanırım bundan.

Nerden aklıma geldi?.. Lounge 102'de geçen haftalarda gün boyu dönen matrak "Newsweek" reklamından. Newsweek'in Türkçe yayınlanmaya başladığını duyuran reklamda, bir kadın ağzında geveleye geveleye mıgırca/ingilizce konuşuyordu. Acayip komik birşey. Bir süre netten aradım kaydını bulamadım. Geçenlerde Bigu'da gördüm. Ayça Şen'miş seslendiren. Şu linkten dinleyin, çok komik...

10 Kasım 2008 Pazartesi

Yeni Ford Fiesta reklamı

Yeni Ford Fiesta'nın reklam müziği çok güzel. Parça Pluxus'a ait, Transient.
İşte parçanın tümü...

MixwitMixwit make a mixtapeMixwit mixtapes

9 Kasım 2008 Pazar

Birbirimizi: "Yemekteyiz"

Show TV'de hafta içi her gün akşam üzeri yayınlanan (tekrarı 23:00'te) "Yemekteyiz" isimli bir yarışma var. Her hafta beş kişi yarışıyor. Belirledikleri bir menüyü kendi elleri ile pişirip, evlerinde hazırladıkları sofrada sunuyorlar diğerlerine. Her akşam birinin evindeler, yarışmacılar birbirlerine puan veriyorlar. Kazanan 10.000 YTL para ödülü kazanıyor.

Format gereği acımasızca eleştiriyorlar birbirlerini, bolca tenkit ediyor, yerli yersiz verip veriştiriyorlar. Hatta öyle ki daha yemeği tatmadan bok atıyorlar. Yok tuzlu, yok olmamış, mız mız... Hele son hafta seviye iyice düştü. Daha yemeğin adını söyleyemeyen konsomatris bozması ile çaçaron genç kız hepten bayılttı.

Marine antrikotu balık cinsi (!!) zanneden mi istersin, beşamele "başamel" ya da paçangaya "paçavra" diyen mi, bana "komple yaptılar" diye sallayan mı? Hepsi burada. Gittikçe abartan, bayağılaşan, Türk misafirperverliğine ve hatta sofra adabına aykırı bu çakma yarışma daha ne kadar sürecek çok merak ediyorum...
Bizdeki kavga izleme merakı bitene kadar daha çok izleriz böyle programları...

4 Kasım 2008 Salı

Bora'nın Kahvaltı Pizzaları



Hafta içi sabah kahvaltısı ayrı bir telaş konusu.

Bora çok yavaş yemek yer, uzun uzun çiğner ve ekmek sevmez. (Ekmek yememe ev halkının genel bir tutumu ve çocuk da doğal olarak ne gördüyse onu yapıyor.) Geçen gün bayat ekmeklerle uydurduğum ve adını "kahvaltı pizzası" koyarak, pizza tutkunu oğlumu onikiden vurduğum bu icadım ile Bora her sabah 2-3 dilim ekmek yer oldu.


Çağan bebekle çılgın bir gece hayatı yaşadığımız için Bora'nın kahvaltılarını babası hazırlıyor ve okula yolcu ediyor. Mikrodalgada 2 dakikada pişen pizzalarla işi kolaylaşan babamızın da bu çıtırların lezzetine bayılan Bora'nın da keyfi yerinde...

3 Kasım 2008 Pazartesi

Masumiyet Müzesi

Orhan Pamuk'un son kitabı "Masumiyet Müzesi"ni okuyorum.
Orhan Pamuk'un klasik tarzından uzak, tertemiz, samimi, yalın ve yaşamın içinden bir kitap bu. Eski bir Türk aşk filmi gibi, hiç bilmediğim halde 1975 İstanbul'unun sokaklarında gezinmek gibi, çaresiz bir aşkın tüm çıkmazlarını ve heyecanlarını yaşamışcasına hissetmek gibi birşey bu kitap..
Bir aşkın olur olmaz tüm tanıklarını (sigara izmariti, küpe teki, çatal vs.) biriktirip, bunlardan müze kuran roman kahramanını düşününce, bu yaptığımın, yani blog yazmanın da insanın kişisel müzesini kurması gibi birşey olduğuna karar verdim. Bundan sonra belki ben de hayatımdan daha başka detaylar sergilerim burada...
Anılarıma daha çok yer veririm...