Sayfalar

30 Aralık 2009 Çarşamba

Oldies but Oldies



Hepinize sağlıklı, mutlu ve şans dolu bir
yeni yıl diliyorum.
Sevgiler!

29 Aralık 2009 Salı

Rölyef yapıyoruz!

Cumartesi sabahı Bora'yı okuldaki sanat kursuna ben götürdüm...

Rölyef yapmak istedi. Malzememizi aldık, Anadolu Medeniyetleri ile ilgili bir kitaptan modellerimizi seçtik. Birer aslan ve kaplan motifi çalışmaya karar verdik.

Şu alttaki motifi Bora seçti. Ben çizimi malzemenin üzerine aktardım.


Başladı becerikli parmaklarıyla işlemeye. Evirip çevirip, tıkı tıkı şekil verdi malzemeye.
Pek ustalaşmış kerata. Dedim "pek keyifliymiş, bana da öğret".



Öğretti küçük adamım. Arada bir bakıp, "öyle olmaz, bak şöyle tutacaksın" diye müdahelelerde bulundu. Pratik ipuçları ve yöntemler de gösterdi annesine.
Şu alttakini de ben yaptım mesela.

Kollarımız yorulduğu için yarım bıraktık eserlerimizi(!) Devamı yılbaşından sonraya kaldı...
Babası Çağan'a bakmaya razı olduğu sürece ben de katılacağım derslere.
Pek keyifliymiş gerçekten de!
Hele Boracımla birlikte olmak çok daha keyifli kıldı aktivitemizi...

28 Aralık 2009 Pazartesi

Küçük kulak


Çocuk, kariyer, çizim falan

Bugün "Annelerin Dünyası"nda "Çocuk mu? Kariyer mi?" konusu tartışılıyor.
Ben de attıp tuttum biraz(!). Bkz: Küçük Ayşe Sendromu

Orası için şöyle kadıncıklar çiziyorum.

Hafta sonu kendime yeni kalemler aldım. Çocuk gibi eve gelir gelmez çıkarıp çizim yaptım. Bir de şu tarayıcı tamir olsaydı iyiydi...

25 Aralık 2009 Cuma

Tasarım insanı OİP


Birben'in önderliğinde bir çeşit "Anneler Kulübü" olma yolunda ilerleyen, benim de yazıp çizdiğim ANNELERİN DÜNYASI bloguna bir header tasarladım.

Sevgili Birben bunu aldı, temaya bağlayıp sitede yayınladı. Bu tasarımları amatör olarak yapıyorum ve  böyle güzel bir çalışmaya renk katmasından dolayı çok mutlu oldum.

Nasıl buldunuz?

Hoşgeldin melankoli

Aralık ayı basar beni.
Her yıl bu zamanlar, içimdeki melankolik kadın ortaya çıkar ve içimi kocaman bir İSTEKSİZLİKLE kaplar.
Kaplumbağa gibi kafamı sokup içeri, orada öylece tek başıma kalmak istiyorum.

Bir yılın ve bir yaşın daha bitmesi mi, yoksa koca bir yılın yorgunluğu mu buna sebep bilmem?

Her yıl bu zamanlar yaptığım gibi, eski parçaları dinliyorum son bir haftadır. 2000’ler toplu geçidi yaptım ofiste. Dinledikçe eskilere dalıyorum. Hatıralar, olan biten herşey gözümün önünden geçiyor. Murathan Mungan’ın dediği gibi “Durup durup ardına bakan kadınlar”dan mıyım yoksa ben de?!!??

Yok yok.. O kadar değil. Mehteran bölüğü gibi, iki ileri bir geri yapanlardan değilim. Kendimde en sevdiğim özellik de bu zaten: Küllerimden çok hızlı ve çok daha parlak doğarım ben. Küsmem, kolay vazgeçmem.

Şimdilik izin verdim içimdeki melankolik kadına. Yılda bir ortaya çıkıp, ne var ne yok diye şöyle bir bakınmak onun da hakkı değil mi? Ufuneti geçsin ve geldiği yere dönsün ışık hızıyla...
ziiuuuv!! diye..

21 Aralık 2009 Pazartesi

Şımarık şeyler

Sofrada küçük şıklıkları, sürprizleri seviyorum. Her sabah ve akşam aynı sofraya oturmak hoşuma gitmiyor.
İK.EA'dan çeşit çeşit amerikan servisler ve bunlarla takım peçeteler, bardaklar alıyorum. Fiyatları da gayet uygun oluyor. Boracım çok seviyor bunları.

Şunları yeni aldık mesela. Yayla çorbası ve taze fasulye için fazla mı süslü olmuş ne?


Küçükken bayılırdım şu etiketlere.
Gider kırtasiyede bastırırdık.
En çok da babam hazırlatırdı bunlardan. Bavullarımıza, çantalara, dolabına falan yapıştırırdı.

Medya.mar.kt'ta görüp aldık Bora'yla. Pek eğleniyoruz. Mutfak sandalyelerine isimlerimizi yazdı mesela. Bazı kavanoz ve çekmecelere de yazdık içindekileri.


Günler evcilik oynar gibi geçip gidiyor anlayacağınız. Sıradan ve tekdüze yaşantımıza, böyle küçük ve oyuncaklı işlerle renk katıyoruz kendi çapımızda. Çocukla çocuk olmak gibisi yok bence....

Unutmadan.. Bugün Annelerin Dünyası'nda "Mazide Kalanlar"ı yazıp, bir de çiziktiriverdim.

17 Aralık 2009 Perşembe

Cesur Yürek

Atacağı çığlığın şiddetini tahmin ederek, acısını birazcık da olsa azaltmak için var gücümle sarıldım ona. İğne eline gömüldü. O bir iğneye, bir hemşire ablaya baktı. Çığlık duyulmadı. Sessizliği bozan hemşirenin "maşallah, hiç böyle bir şey görmedim" sözü oldu. Tüpler peşpeşe eklendi, kanlar alındı, o ses etmedi. O kadar sakin durdu ki, hırçınlaşıp atılmasın diye aldığımız pozisyonu bozup, oyuncak verdik diğer eline. 
Hayretler içinde kaldık hepimiz. Genel sağlık kontrolü için kan verdi de Çağan bu sabah.

Bana çekmiş bu özelliği. Acı eşiğimiz yüksek ikimizinde. Bu iyi bir şey. İğneden, dişçiden, düşmekten, acıdan korkmamak iyi bir şey. Aferin sana tombik.


Önce Adöa!!! diye bağırıyordu. Şimdi Eabieee!!
Abi nereye bu oraya...
Abiyle gıdıklamaca, saklambaç ve kovalamaca oynamalar, tapu kadastro memuru gibi evi oda oda arşınlamalar, iyi geceler öpüşü vermeden ve el sallayıp vedalaşmadan yatmaya gitmemeler, küvette süngerle göbeği sabunlamalar...


Oldu bu oğlan oldu. Zor kısmını atlattık biz bu işin.
Geç geldi, ama güç olmadı...

15 Aralık 2009 Salı

Arkadaşlar iyidir

Okuyucu.. Resmin üzerine tıklarsan gözlerin bozulmaz, bana da küfretmezsin sanırım....


14 Aralık 2009 Pazartesi

İlhan Perisi

  • Neyse ki olayları atlattım ve bloga kesin dönüş yaptım. Size çok güzel OİP'ler çizdim ancak tarayıcı hala yapılmadığı için yayınlayamıyorum. K.İ.S.D.'nin dediği gibi makineyle çektim fekat bu çizimler, özellikle de yazılar miniminnacık olduğu ve de kurşun kalemle çizildiği için hiç güzel olmadı. (yarım santimetrekarede yazılıp çizilen şeyler bunlar biliyorsunuz)
  • Geçen hafta aklım alınmış gibi bir haller oldu bana. Bloga, çizime olan ilgim bir anda sıfırlandı. Benim akıllı ilham perim gitti, yerine İlhan abisini bıraktı sanki. Yazayım diyorum yazamıyorum. Çizeyim diyorum aklıma gudik fikirler geliyor, beğenmiyorum falan. (Bakınız İlhan aşağıdaki)

  • Geçenlerde kendimle röportaj yaptım. Evet, yanlış okumadınız kendimle söyleşi yapıp, bunu yayınlanmak üzere dergiye yazdım. Şirketin dergisini hazırlıyoruz ve haberleri yazan çocuğu işten çıkarttığımız için bu iş bana kaldı. İçerik önceden belirlendiği için, mecburen haberi yazdım. Enteresandı, çok keyif aldım kendimle (!) söyleşmekten. Sık sık tekrarlayacağım bunu...
  • Şirket demişken ve kendimi övmeye başlamışken durmak istemem. Bugün onbeş yıl hizmet plaketi aldım. Günlerdir hazırlandığımız şey, bu önemli kutlama organizasyonuydu. Hem hazırlıklarını yönettiğim, hem sunuculuğunu yaptığım bu organizasyonda kendi anonsumu da kendim yaptım iyi mi? Bi nevi kendi kendime plaket verdirttim.
          Bu olanlardan çıkarılacak sonuçlar:
          1. Acil eleman almamız lazım
          2. Melis'in Şinasi benzetmesinden kıllanmanın zamanı geldi
          3. İsviçre çakısı gibiyim
          4. Olmadık işler peşindeyim
         
Hey! sen gözlüklü! Şizofreni gibi bişi mi dedin? Duymadım sanma..

13 Aralık 2009 Pazar

Annelerin Dünyası

Herkes yazıp çiziyor kendi dünyasını blogunda. Birben demiş ki: "Bir blog açtım. Gelin burada birlikte yazalım. Belli konular etrafında deneyimlerimizi, duygu ve düşüncelerimizi paylaşalım." Blogun adı "ANNELERİN DÜNYASI"

OİP kardeşiniz becerebilirse, iki çocuğu geride bıraktığı annelik kariyerini yazacak bu blogda... Bekleriz efem.


ANNELERİN DÜNYASI!
ANNELERİN DÜNYASI!
KUPONSUZ, ÜCRETSİZ, ZAHMETSİZ KAPINIZDA.
HAFTADA BİR BU ADRESTE.
ISRARLA İSTEYİNİZ!

10 Aralık 2009 Perşembe

Oyalama taktiği


Anladınız sanırım, mazeretim var ve yazıp çizemiyorum nicedir. İş çok yoğun, organizasyonlar, dergi, toplantılar... Üstüne hem evdeki hem işteki tarayıcı bozuldu OİP'leri aktaramıyorum. Haftaya Salı düze çıkıyorum. O güne kadar şu TOYYİP yerine, tombik döner manzarası dursun bari sayfamda. Necefli maşrapa hesaaabııı...

Minibüs şöförü mü olacak nedir bu oğlan, tipi müsait hani.


Belediyeden geliyos bis, taze mi bakalım meyvelerinis?


Ağaç yaşken eğilir!

7 Aralık 2009 Pazartesi

one minüt!

Dergilerde gördüğüm RTE çizimlerinin hastasıyım. Ben de OYİPvari bir tane çizer miyim, çizemez miyim dedim, böyle oldu.
Karşınızda TOYYİP!!



6 Aralık 2009 Pazar

Cımartesi - Pazar

  • Bu hafta sonu kendimi uykuya verdim desem yalan olmaz. Dün Çağan uyurken 1 saat, bugün de pek muhterem beyimin sponsorluğunda 2,5 saat gündüz uykusu çektim. İlik gibi olmuşum. İçim dinlenmiş içim...
  • Bugün akşam üzeri, söylene söylene giyindim, makyajımı yaptım. Çocukları babaya devredip bir aile dostumuzun nikah törenine katılmak üzere çıktım evden. Önce kuaföre uğrayıp saçlarımı yaptırdım. Kuaförde, telefona not ettiğim nikah randevusunu kontrol ederken "o da ne?" nikah saat 14:00'de imiş. Ama ben telefona 18:00 diye kaydetmişim.... "Off ne salağım yareppim" diye söylene söylene aradım tanıdıkgilleri özür diledim. Sonra tıpış tıpış eve döndüm. Bu durum evde sevinçle karşılansa da salaklığıma çok kıl oldum. Fönlü saçlarım ve bir karış makyajla "ali nazik" pişirmeye koyuldum..
  • Dün akşam uzun aradan sonra arkadaşlarla yemeğe çıktık. Gittiğimiz restoranda çocuk oyun salonu vardı ve Çağan'ı bir bakıcıya emanet ederek tüm akşam keyifle yedik içtik, sohbet ettik. Sonra da çaya bize geldik ne güzel. Gece yattığımda saat 02:00 olmuştu. Gündüz uyuduklarımın bir kısmı gitti çoktan. Kardan zarar ettik yani. 
  • Biz çocuğun düzeni bozulmasın diye pek çıkamıyoruz ya akşamları, bizim dışımızda herkes çılgınlar gibi gezip tozup, eğleniyor gibi geliyordu bana. Değilmiş meğerisem!! Duyunca "aa!! biz de çıkamıyoruz"ları, nasıl sevindim anlatamam. Başkalarının tembelliğinden kendime mutluluklar çıkarttım ya, ne diyim...

Çekirdek-cola kadar, Eti petibör ve bir bardak soğuk süt de dayanılmaz bir ikilidir benim için...

3 Aralık 2009 Perşembe

Severim teknolojiyi basit ise

Yaşlı bir insanın teknoloji karşısındaki şaşkınlığı ve beceriksizliği kadar yıpratıcı bir şey daha var mıdır bilmem?

Bayramda babacımın yeni bir cep telefonu oldu. Bütün tatil boyunca o telefona bir şeyler ekletti, sildirdi. Mesaj ayarlarını kurcaladı, sordu, sordu, sordu... Oysa telefonu tek tuş No.kia. Sanırsın Black.berry kullanmaya zorluyoruz kendisini. Şöyle gözlüğünü hafif aşağıya kaydırıp, gözlüğün üstünden dikkatle bakması yok mu o küçük ekrana, bittiğin andır o işte. Birazdan sorular başlayacak demektir. Bunun melodisi var, kamerası, menüsü, mesajı var, kişi kaydet, sil, numaraları sıralası var. Var da var... Bütün tatil babamın telefon oryantasyonu ile geçti diyebilirim.

Hele bir de Digi.türk kumandası kullanmaları var ki sanırsın uzaya uydu fırlatacaklar. Bu kuşak pek bir zaplama meraklısı olduğundan durmadan basıyorlar düğmelere. Sat, tv, kanal atla falan derken televizyon bitkisel hayata giriyor, ötenazi istiyor. Yalvarıyor “n’olur çekin fişimi” diye. Bazen bizdelerken, işten döndüğümde TV kapalı otururken buluyorum bunları kuzu kuzu. Hiç olası bir durum değil televizyonun kapalı olması ya, hemen anlıyorum, dağıtmışlar yine ortalığı. Yazıık...

Bazen bilgisayar alsak, oradan görüntülü konuşsak falan diye geçiyor içimden, sonra “aman! aman!” diyorum. Kaşınma OİP...

2 Aralık 2009 Çarşamba

Amarikan Rüyası

Kurban Bayramı tatilini fırsat bilip Amarika’ya uçtum desem!

Uçuş çok keyifliydi. Yanımda Amarikan bir teyze vardı. Texas’lıymış. Sordum “içindenmiş”. Yol boyunca yedik içtik, sohbet ettik. Yanıma yolluk olarak lahmacun, haşlanmış yumurta ve kuru köfte almıştım, ikram ettim ama yemedi zilli...


Kabin ekibi çok sıcak kanlıydı. Mesela şu sarı çok ilgilendi benimle...
Kaptan da uçağı pek güzel uçuruverdi. İnişte ellerim patlayana kadar alkışladım kendisini. Zilli bön bön baktı bana, gücüme gitti biras... Neyse çok şükür sağ salim vardım. Helalleşip ayrıldık kovboy zillisiyle.

İlk kez gittiğim için biraz zorlandım ama sora sora buldum otelimi. Allahtan telefonunu yanıma almışım, 555 diye arayıverdim de tarif ettiler.

Sonra çıkıp dolaştım sokakları. Şükran günü müymüş neymiş, çok kalabalıktı her yer. Bol bol zen.ci po.posu gördüm gezeriken. Sordum Eb.ru Şal.lı’yı tanımıyormuş hiç biri.

Öğrendim ki ertesi gün meşhur Bilek Fraydey’miş. Acayip indirim varmış mağazalarda. Bol bol alışveriş ettim ben de. Bir izdiham bir ezmece ki sormayın, güç bela çıkabildim aralardan.

Gitmişken Calanongillere de uğrayıverdim. Hava çok güzeldi. Aget’la birlikte dolaştık, koşturduk misler gibi... Pek şeker, pek yakışıklı bir oğlan şu Aget! Calanon da çok sıcak kanlı bir kızcağız. Ama pek zayıf buldum kendisini. Yanımda götürdüğüm cevizli sucuklardan verdim. "Kan yapar, azıcık kilo yapar, ye" dedim.

Öyle yorulmuşum ki, dönüşte yol boyu uyumuşum. Kış uykusu gibi... Sırtlarım ağrımış yatmaktan. Pek uzak bi memleketmiş.. Sık sık gidip gelinecek yol değil, haberiniz olsun...

Not: Calanon izin almadan aldım fotoğrafı. Ama çok seviyorum buradaki halinizi.. Kızmadın hee!!!

1 Aralık 2009 Salı

Hayal gücü...

Tatilin etkisinden çıkamadım hala. Günlük yaşantım ve alışkanlıklarım bir anda sıfırlanıyor ve bambaşka bir boyuta geçiyorum sanki tatillerde. Bedenim burada, masa başında çalışıyor ama ruhum hala serserilik, aylaklık peşinde.

.........

Sanırım Hülya mimlemişti beni. Miniğin ilginçlikleri üzerine birşeyler yazmamı istemişti. Düşündüm hiç de ilginç bir adam değil benimki. Bildiğin bebek işte...

Abinin çok sevdiğim bir özelliğini yazayım dedim ben de... Sonra  çizmeye karar verdim:


İşte böyle... Öyle kocaman bir delikanlı gibi gözüktüğüne bakmayın. Hala sıkı bir oyun cücesi kendileri...


24 Kasım 2009 Salı

Sarı Çizmeli kutulanmak ister


Not 1: Sarı Çizmeli "niye beni çizmedin*" dedin al bakalım çizdim.
Not 2: O korkunç UGG'leri rol icabı giydim bilesiniz.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Gece nerem açık kaldıysa artık?

Gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ediyorum a dostlar. Gördüğünüz gibi OİP’in ünü blogları aştı, kareli defterlerden çıkıp sokaklara taştı. Sokakta yürüyemez oldum. Nasıl mı?

Hafta sonu İstiklal’e alışverişe gitmiştim. Ara sokakta bir kıstırdılar ki beni, sormayın. Röportajlar, imza istemeler, bin bir maymunluk(!). İllallah dedirttiler. “Böyle yaparsanız daha da gelmem buralara bilesiniz” dedim. Dağıldılar.

Sonra Washington Post kedili karikatürümü yayınlamak istedi. “Abartmayın artık” diyip vermedim çocuklara. Biraz gönül koydular tabi. Obama’yı falan sokmaya çalıştılarsa da araya, razı gelmedim. Çok sevdikleri için beni, fazla uzatmadılar neyse ki.

Azıcık boydan kısa olmam nedeniyle, kalabalıkta zorlandım ha! Şu çırpı bacaklı az kalsın ezecekti beni, son anda kurtardım.

Artık kareli defterlerden gerçek dünyaya zaplamaya başladım haberiniz olsun. Bazı süprizlerim olabilir. Gülmeye ve şaşırmaya hazır olun. İyi haftalar!

Dans edene bak sen!


Cheetos Sweetos reklamındaki şu küçük adamın dansına bakın bir. Her izlediğimde dans edesim geliyor. Adı Aiden Davis imiş, Amerika'daki Yetenek Sizsiniz'de birinci olmuş bücür. Nasıl da kendine yakıştırıyor, nasıl da doğal değil mi?

Reklamın müziğini de seviyorum ben. Şu linkten indirilebilir: Florida-Get Low Remix

20 Kasım 2009 Cuma

Bir köpeğim var adı karabaş

Beslemek mi, beslememek mi?

Beslersem buraya alışıp kalıyorlar. Birken iki, iki iken doğurup 10 oluyorlar. Bebelerine mama, ilaç taşıyıp büyütüyoruz. Büyüdükçe sağda solda fütursuzca koşup oynamaya, her gördükleri iki bacaklının önüne devrilip, kuyruk sallamaya başlıyorlar.

Sonra bir gün bir kamyonet geliyor. İçinden eli tüfekli adamlar iniyor ve onları uyuşturup (!) toplayıp götürüyor. Ağlıyorum, günlerce kendime gelemiyorum.

Yıllar içinde bu senaryo kim bilir kaç kez tekrarlandı?

Ama karnı sırtına yapışmış bu sarı oğlanı görüp de ona yardım etmesem çok mu rahat edeceğim? Biriken ekmekleri, artan yemekleri çöpe dökmeyeceğime göre... Hiç olmazsa aç olduğunu bildiğim bir hayvan yesin diyerek getiriyorum ona.

Off ya yine bir köpek belledim bahçede. Ekmeğe gelen onlarca saka, güvercin ve karga da cabası. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık hesabı...

Özeleştiri


17 Kasım 2009 Salı

19 Kasım Dünya Çocuğa Yönelik Cinsel İstismarı Önleme Günü





























Daha önce bu konuda şu ve şu yazıları yazmıştım. Çok çarpıcı istatistikler, korkutucu rakamlar, akla hayale sığmayan örnekler var. Lafı bile yürek yakıcı...

Aklımı sürekli kurcalayan, korkudan ödümü patlatan bir konu, çocuğa yönelik cinsel istismar. Öyle sinsi bir düşman ki bu, nerede ve ne kadar yakınınızda olduğunu bilmeniz imkansız.

Yapılan araştırmalar 4 çocuktan 1’inin cinsel istismara uğradığını gösteriyor. Ürkütücü olan sayının çokluğu mu, çocukların bu istismarı çoğu kez yakın çevresinden yaşaması mı, hayatlarının kalan kısmında yaşayacakları psikolojik sorunlar mı, minicik bedenlerinde ve ruhlarında yaşadıkları tarifsiz acılar mı, yoksa suçun çoğunlukla cezasız kalması mı? Düşünün, nasıl bir çıkmaz bu...

10 yaşında oğlu olan bir arkadaşım çocuğunu bu konuda bilinçlendirmek için bir uzmana danıştı. Uzman 9-10 yaşındaki çocukların cinsellik ve mahremiyet konusunda eğitilmesinin öneminden bahsetmiş kendisine. Şu önerilerde bulunmuş:
• Çocuğun cinsellik konusundaki bilgileri doğrudan sizden almasını sağlayın. (Bu yaş döneminde arkadaşlarıyla konuşmaya başlıyormuş) Onunla açık ve net konuşun. (Erkek çocukta bunu babanın yapması öneriliyor.)
• Çocuğunuzun vücut bölümlerini tanımasını sağlayın.
• Çocuğa vücudunun sadece kendisine ait ve mahrem olduğunu anlatın.
• Giyip, soyunurken ya da duş alırken yalnız olması gerektiğini söyleyin.
• Anne-baba haricinde örneğin doktorunun sağlık açısından onu görmesi ve dokunmasının normal olduğunu, bunun dışında kimsenin vücuduna özellikle de mahrem yerlerine dokunmasına izin vermemesi gerektiğini anlatın.
• Hoşuna gitmeyen bir davranışla karşılaştığında "HAYIR" demesi gerektiğini anlatarak, böyle durumları size çekinmeden bildirmesini isteyin.

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın kampanyasına bakın ve 19 Kasım Dünya Çocuğa Yönelik Cinsel İstismarı Önleme Günü ile ilgili belki de televizyonlarda gördüğünüz videoyu izlemek için tıklayın.

Şu linke göz atın: benikoruyun.com/iyi dokunma kötü dokunma

Konuk çizer, komik çizer

Söylemiştim di mi? Bora da resim ve karikatüre meraklı diye. Al işte, oturmuş kendini çizmiş benim kutu kafalardan. Onun karakterinin adı Mr. B.A. (Bi.ey) Ben ona bu isimle takılıyorum da....

İlk kare Mr. BA'in Duyguları imiş!!


Bu karede de B.A. PS oynuyor ben "yeter artık" diye bıdılıyorum. Armut koltuk, TV sehpası falan aslının aynısı.
Sanırım benim kaşlar da!


15 Kasım 2009 Pazar

Aklımdakiler

  • OİP'lerimle Blogcu Anne'ye misafir olduk. "Domuz gribine yakalanan kedi" hikayesine bir şeyler karalamamı istedi sağolsun, ben de keyifle yaptım. Ünlü olduk anlayacağınız...

  • Rüya gibi bir Pazar günüydü. Yok öyle gezmeli, tozmalı, sürprizli falan değil "uyumalı" bir Pazar'dı bizimki. Bora ve daha inanılmazı Çağan, saat 09:45'e kadar uyudu. Sabah saate bakınca mutluluktan ağlamak istedim, o derece!

  • Bu bebekleri Bora'ya yaptım. Hasta olduğu için günlerdir evden çıkmıyordu. Biraz eğlence ve morale ihtiyacı vardı. İşe yaradı... Çağan bunları görünce ağladı, tutturdu. Kıyamadım verdim bir tane, anında yuttu. Zaten öyle bir biliyor ki ağzının tadını, hayret ediyorum.

13 Kasım 2009 Cuma

"Patiko"landık!!


Sevgili dostum Birben'in kendi tasarladığı ve hünerli elleri ile diktiği PATİKO marka patiklerden sipariş etmiştim.

İtiraf edeyim bu kadar şık birşey ile karşılaşacağımı hayal etmiyordum. Öyle güzel dikilmiş, kumaşları öyle özenle seçilmiş ki...


Üzerinde renkli şık bir etiketle geldi Patiko'muz.

Birben bunlar çok ama çok güzel olmuş, ellerine sağlık!
Akşam börek ayaklıya giydirip, fotoğrafını ekleyeceğim....
demişim, al işte ekledim.


Yeni yıl için güzel bir hediye alternatifi, aklınızda bulunsun:)
Web sitesinden diğer modelleri de inceleyebilirsiniz: PATİKO