Sayfalar

23 Ekim 2009 Cuma

Cuma baskını


Cuma Cuma, camdan sağ tarafıma vuran kış güneşinin tadıyla yayılmış vaziyette makalemi yazarken telefon çaldı. Güvenlik, bilmem ne yapım şirketinin geldiğini haber veriyordu. Randevu vermemiştim. Yoksa vermiş miydim? Çok karışık bir hafta olduğu için hatırlayamadım. “Gelsinler” dedim.

Kapıdan giren davetsiz misafirlerim, bir güruh şeklinde doldu ofise. Koloni halinde gelmişlerdi. Bu yarım düzine grubu odaya sığdırmak biraz zaman ve emek gerektirdi.

Bir şekilde randevu verip vermediğimi sormalıydım bu Cuma baskıncılarına. Hayatımda gördüğüm en soğuk ve tekin olmayan tipleri ne getirmişti acaba buraya?

Müziği kapattım. Günün tüm büyüsü bozulmuştu çoktan.

Sordum kibarca. “Merkezden size e-mail atmışlar bir türlü ulaşmamış. Yakında bir görüşmemiz vardı, -gitmişken uğrayın- dediler geldik.” dedi pişkin ve lider olanı.

Ceket içine bu sıcakta kazak giymiş olandan projeyi anlatmasını istedi. Kafasını monitörümün arkasından uzatarak başladı anlatmaya kazaklı.

Bir film projesiydi. Aşk, intihar, gerilim, aksiyon, dram vardı hikayede. Der.in dev.let, a.jan.lar vardı. Adam aşkla her dakikasını anlatmak istiyordu senaryonun. Ben pişmanlığın serin sularında kaybolmuştum çoktan. Adamın sözünü bir soruyla kesebildiğimde hikayenin yarısına gelmiştik bile.

Lider olan, kazaklının anlatmaya devam etmesini sağlamak için manevra yaptı. Ben başka bir soruyla kestim hamleyi ve kontrolü elime aldım.

Kenarda oturan uzun boylunun dizlerinin neredeyse omuz hizasında olması gülmemi getirdi ama tuttum kendimi.

Kazaklıyı monitörün arkasında bırakacak şekilde sağa kaykıldım. Artık görüş alanından çıkmıştım. Sustu..

Liderleri destek istediklerini söyledi. Akıllı bahanelerle ümitlerini bitirip, savuşturmalıydım. Öyle de yaptım. “Bu tarz çalışmalar şirket politikamıza aykırı” gibi bilmiş ve havalı laflar ettim. “Bu bir ilk olur inşallah” dedi kazaklı deve kuşu gibi uzatarak kafasını.

Dertlerini dinlemem ve sonunda ümitlerini tüketip, savuşturmam yarım saatimi aldı. Gittiklerinde odada üstüste dizili koltuklar ve bin pişman bir OİP kalmıştı...

6 yorum:

* YeLiZ * dedi ki...

yahu anlatincada cizmis kadaroluyorsun
aynen gozumun onunde canlandi butun tipler :)

Ozgur dedi ki...

Biz pazartesi gelip anlatıcaz arkadaşlarla benim de bi senaryom var, içinde bilim kurgu, felsefe, tarih, intihar, aşk, nefret, aldatma, ihanet, çocuklar, bebekler, yaşlılar, tarih, sosyoloj, zihin felsefesi veeeee kuantum veee zaman makinesi veee epidural sezeryan var. Bilemiycem randevu da almadık ama:) OIP figürleri olarak dikdörtgen gelcez...

sevgiler.

olmadık işler peşinde dedi ki...

YELİZ,
Sözlü yapıcam bakalım iyi canlandırabilmiş misin. Sağa kaykılınca monitörün arkasında kaybolan, uzun bacaklının nesi oluyor?

ÖZGÜR,
Gözlerimden yaş geldi okurken:D Akşam akşam deli gibi gülüyorum kendi kendime. "OİP karakterleri gibi dikdörtgen gelicez de" pik yaptım:)) süper yazmışsın süper:))

Esra Solomon dedi ki...

super, adamlari gormus kadar oldum:)

ipex dedi ki...

muhteşem anlatmışsınız :) ben de memleketimin önde gelen bankalarından birinde sponsorluklardan sorumluyken neler geliyordu, insanlardaki yaratıcılığa ve cesarete hayret ediyordum. ve aynen böyle bunaltıyordu bir çoğu beni de... tebrikler, iyi kurtulmuşsunuz :))

olmadık işler peşinde dedi ki...

ESRA,
ben öyle gördürttürürüm işte insana:)

İPEX,
tam kelime bu evet: "cesaret". özgüven ve cesaret. adam öyle bir inanıyor ki projeye aklın şaşar. neler var neler hakkaten:)