Sayfalar

30 Ocak 2009 Cuma

Kusmaktayız

Şaka gibi! Show TV'de hala (saat 23:12) Yemekteyiz var! Akşam 16:30 gibi başladığını ve tüm bu şişirmeye rağmen programın rating rekorları kırdığını düşünürsek, yurdum insanına "vah vah" demek istiyorum.
Bana fenalık geleli ve izlemeyi bırakalı 2 hafta oluyor.
Allah kurtarsın diyorum...

25 Ocak 2009 Pazar

Çocuklar gibi şendik!

Calanon mimlemiş beni.
Bilgisayarımdaki resimlerde, 4. dosyanın 4. fotoğrafını koyup sayfama, hatırlattıklarını yazmamı istemiş.

Merakla açtım klasörü!
Nefis fotoğraflar karşıladı beni. Hayatımda hiç unutmayacağım, çok ama çok mutlu olduğum ve bir o kadar da eğlendiğim güne ait anılar. (fotoğrafı biraz kestim kusura bakmayın)

2004 Ekim'i.. Evimizdeyiz.
Bora cicoşu daha 4 yaşında.
Pazar günüydü sanırım. Dolapları falan toplarken, gelinliğimin durduğu kutuyu gördüm. Aklına geldikçe bizim düğüne kendisini götürmediğimiz için bozuk atan Bora'ya sürpriz yapmak için denedim gelinliğimi hemen. Cuk diye oldu üstüme. Bakıyorum da ne kadar zayıfmışım öyle. Saçlarım kısacık ve sapsarı üstelik!

Aynadaki yansımamdan çok memnun olduğumu hatırlıyorum. Koşup salona Bora'ya gösterdim. Bayıldı prenses anneye. Tam 7 yıl sonra yine gelin olmuştum.

Açıp müziği sonuna kadar, kabarık eteğimi savura savura dans ettik oğlumla. Kah eteğimin altına girdi çadır gibi, kah duvağımı pelerin yapıp oynadı. Babamız fotoğraflarımızı ve videomuzu çekti.


Dans edip, gülüşmekten yorulduğumuzu, yerlerde yuvarlandığımızı hatırlıyorum.

Sorsalar "hayatının en mutlu anları nelerdi?" diye, bunu saymak belki aklıma gelmezdi..
Hani derler ya, çocuklar gibi şendik o gün...
Bu güzel günü hatırlattığın için teşekkürler Calanon!

Ben de kabul ederse eğer, İnte'yi mimliyorum..

Vee son olarak bu mutlu günün bana hissettirdiklerini müzikle ifade etmek için, Amy Macdonald'dan "This is the Life"ı çalıyorum!


Amy Macdonald - This Is The Life
Yükleyen Amy-MacDonald


.

24 Ocak 2009 Cumartesi

Krc sundu

Hayır yani, ne satıyorsunuz da reklama bu kadar para harcıyorsunuz, anlamış değilim... Hangi kanalı açsam ya bir dizi, ya yarışma sunuyor ya da her reklam arasında ilk ve son gösterimi kapıyor.

O kadar abartmışlar ki, birkaç yıl önce şu Tan Sağtürk'lü "Dans" yarışması vardı ya, onun tekrarına sponsor olmuşlar!

Pes diyorum!

23 Ocak 2009 Cuma

bildiğin anne

Şimdiye kadar hep annemin ellerinden yedim aşureyi. Bu yıl ilk kez denedim ve gayet lezzetli oldu. (hehe! damak tadıma (!) çok uygundu)
Çok zor yapılıyor zannederdim ama aksine kolaymış. (Seneye daha sulu yapmam lazım gerçi)
Geçenlerde kabak tatlısı yapmıştım, şimdi bunu da yapınca "bildiğin anne" oldum sanki!!!

19 Ocak 2009 Pazartesi

Fantastik Plastik*


Bu botokslular dert oldu bana. Mis gibi Nicole Kidman bile ne hale geldi botoks yüzünden.
Ne anlıyorlar bilmem? Plastik bir surat, yapay bir güzellik.
Oyuncak bebeği bile daha sahici kendisinden.

Bu arada bu bebeklere bayıldım.
Noel Cruz isimli bir sanatçı, ünlülerin bebeğini yapıyor. Hepsi müthiş gerçekçi olmuş.




Web sitesinden bir bakın, kimler kimler yok ki?
* Başlık Japon DJ Fantastic Plastic Machine'dan geldi aklıma...

18 Ocak 2009 Pazar

Bakış açısı


Herkes bana "deli misin?" diyor.
"Deli misin? Tam büyüttün Bora'yı rahata erdin, tutup bebek yaptın.. Sil baştan üşenmiyor musun?" diyor.
"Geceleri nasıl kalkıyorsun?"
"Bu nasıl büyüyecek?"
"Eve hapsolacaksın" diyenler...
(kibarlıktan kimse kilo konusuna değinmiyor!!!)

Diyorlar da diyorlar...

Yahu,
Ben bir bebek dünyaya getirmek istedim ve getirebildim.
Üstelik sağlıkla, eli ayağı düzgün verdi Allah O'nu bize...
Düşünsene, bir evladım daha oldu benim!
Daha ne ister ki insan?

Şimdi ben tüm bu lütuflar, bu güzellik karşısında bir kaç ay süreyle gece uyumamışım, bilimum taşıma organlarım (sırt, bel, kol) kopasıya yorulmuş, yemeğe-içmeye gidememişim çok mu?
Sağlıklı olmasaydı mesela, bir ömür yorulmayacak mıydım ben?
Boşversene...
Bedel saymıyorum ben bunları...

16 Ocak 2009 Cuma

Bana bir masal anlat!


Abisi Çağan'a hikaye okuyor. O da dinliyor!
Sadece beş dakika sürüyor ama olsun...
Çağan şimdilik çabuk sıkılıyor. Biraz büyüyünce abisinin paçasından ayrılmayacak nasılsa..
Bora şöyle diyor:
- İnsanın kardeşi olması gerçekten çok güzelmiş!
+Nesi güzel mesela?
- Büyüdüğünde birlikte oynayacak olmamız, başına bir şey geldiğinde bana şikayet etmesi ve benim O'nu korumam.
+ Ahh Boracım... Senin gibi bir abisi olduğu için ne kadar şanslı ama henüz haberi yok bu cücenin...

15 Ocak 2009 Perşembe

14 Ocak 2009 Çarşamba

1 Kadın, 1 Erkek

TürkMax'da gece tekrarlarına rastladığımız bir program var: "1 Kadın, 1 Erkek"
(Aslı Perşembe 23:45'deymiş.) Demet Evgar ve Emre Karayel, kadın-erkek ilişkisini, çok doğal ve komik skeçlerle aktarıyorlar.
Demet Evgar'ın inanılmaz performansıyla, müthiş keyifli bir yapım çıkmış ortaya. Gayet günlük hayatın içinden ve abartısız.
Digitürk'ünüz yoksa web sitesinde yer alan "seçme skeçleri" izleyebilirsiniz.

13 Ocak 2009 Salı

Dön bebeğim

Şöyle bir baktım da son zamanlarda blogum yaşantımın bire bir yansıması olmuş:
Bebek ve Yemek!

Silkelenmem lazım… Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra normale dönmem lazım..


Müzik yazmıyorum ne zamandır!
Yeni keşfim, eğlenceli ve new wave, electronic, indie rock karışımı hoş müzikler yapan “Shout Out Louds”
mixwit.com sitesi tarih olduğu için, artık size şeker renkli kasetlerimden müzik dinletemeyeceğim.
Parçaları grubun Myspace sitesinden dinleyebilirsiniz: www.myspace.com/shoutoutlouds
Favorim, impossible...

12 Ocak 2009 Pazartesi

Yemekteyiz-3

Bu hafta Adanalı gurmeler (!) yarışıyor.
Şu ana kadar gördüklerim bana "Gerçek Kesit" izliyormuşum izlenimi uyandırdı. Ne bileyim sanki "çakma" Yemekteyiz yapmışlar.

Amcanın biri "haftanın iki günü açtığım hamuru ben bilmez miyim" dedi, ağzım açık kaldı.

19'luk gerzek ve çok bilmiş kızımız peşpeşe saydırıyor: "çok tuzlu, çok salçalı, kibar konuşalım, damak tadı diyelim, kamera karşısına çıkıyoruz kibar olalım" falan diye sayıklıyor...

Adana'da sarı saç boyası, satış rekoru kırıyor sanırsam...

Du bakalım, hayretle izliyoruz...

11 Ocak 2009 Pazar

Kocaman yürekli küçük adamım benim

Bu sabah yine bir sürprize uyandık. Kahvaltımızı canım oğlum hazırlamış.
Aslında bu bizim evde alışılmış bir durum olmaya başladı. Yani Bora bu tatlılığı daha önce de yapmıştı. (şu ve şu yazılarda anlatmıştım)

Ama gel gelelim bugünkü diğerlerinden daha şaşırtıcı ve özeldi. Çünkü, her birimizin tabağına, peynir ve zeytinlerle gülümseyen bir surat kondurulmuştu. Nasıl bir inceliktir bu?
Daha da güzeli hiç bir detay atlanmamıştı. Çay tabağı, kaşığı, peçete, çatal, bıçak hepsi yerli yerindeydi.


Oğlumla ne kadar iftihar etsem az.
Diğer taraftan kendimle de gurur duymadım desem yalan olur.

Darısı Çağan'ın başına....

9 Ocak 2009 Cuma

En uslu bebek uyuyan bebektir


Annelik sınav gibi. Mesela ben, her ay rutin kontrole giderken çok heyecanlanıyorum.
Acaba iyi bakabildik mi, yeterli kilo almış mı, sütüm yetiyor mu? falan falan...
Doktordan çıktığımızda ise iyi karne almış çocuk gibi seviniyorum. "Bu ay da görevimi iyi yaptım" diye keyifleniyorum saf saf..
Sonuçta büyük bir sorumluluk çocuk büyütmek.. Çok emek ve fedakarlık isteyen bu görevi başarabilmiş olmak nasıl büyük bir ödül anlatamam.
Herşeyi dört dörtlük yapmak dürtsüyle dolup taşıyor insan.

Mesela uyku. Daha önce de yazmıştım, bebeğe doğru uyku alışkanlığı kazandırmak gerçekten çok emek ve sabır istiyor.
Sallamak yok, kucak yok, geç saatlere kadar takılmak yok!
Gestapo gibi, ama doğrusu bu. Ve de en zoru...
Bunu başarmak üzereyim.. Yani az kaldı. Az kalma sebebi Çağan'ın bu eğitimi yüzde yüz anlayabilecek kadar büyümemiş olması. Henüz üç aylık. Altı aylık olduğunda akşam 19:00'da dönüp totosunu yatacak. Şimdilik biraz bizim yardımımıza ihtiyacı var. Ama iyi gidiyor.

Şu bir gerçek ki en uslu bebek uyuyan bebektir. Kendi kendine uyuyanı ise her annenin rüyasıdır.
Çocuktan çocuğa farklılık gösterse de, uyku alışkanlığı başlı başına bir eğitim konusu.
Uyku problemlerinin çok yaygın olduğunu bildiğimden, kitaplardan öğrendiğim, deneyip de iyi sonuçlar aldığım yöntemleri buraya yazayım dedim. Bu konuda görüş araştıranlara, artık rahatlıkla "deneyimli" denilebilecek bir anneden nacizane bir yardım olsun diye…

Denedim ve gördüm ki:
  • Her şeyin başı huzur. Huzurlu ve uyumlu bir bebek yetiştirmenin ilk şartı bu. Evde huzur yaratmak gerek. En önemlisi de annenin huzurlu olması. Tabi bu “huzurlu olucam” demekle olmuyor, bunun için ilk önce değişen koşulları, kısıtlanan yeni yaşantıyı, bebekle değişecek hayatı kabullenmek gerek. Fedakarlıkta sınır tanımayacak bir dönem var önünde. Her şey karşılıklı: sen huzurluysan bebek de huzurlu, bebek huzurluysa sen de huzurlusun.
  • Önceliği kayıtsız şartsız bebeğe vermek gerek. Mesela her şeyin soruna dönüştüğü, bebeğin en yorgun ve stresli olduğu akşam uykusu saatine program koymamak, bir TV dizisi takip ediyorsanız bundan vazgeçmek gibi. Kendinizi artık bunu izlememeye hazırlayın. Böylece bebekle odada geçirdiğiniz dakikaları saate bakarak, uyumadıkça için için sinirlenerek değil, keyifle geçirirsiniz. Bebek bunu hisseder. Uyursa bu size ödül olur ve dizinizi izlersiniz.
  • Ya da ne bileyim o saatlere misafir, gezme falan koymayın. Çok yakın , samimi olmadığınız konuklar davet etmeyin, siz de gitmeyin… Aklınız konuklarınızda kalır, strese boğulursunuz ve o bebek uyuyacağı varsa da uyumaz. (tecrübeyle sabit)
  • Bebeği sallamak başta anne için çok büyük bir kolaylıkken, büyüdükçe kabusa dönüşüyor. Sallamak yerine, popoya pıtı pıtı vurup, pış pışlamak daha kolaydır.
  • Bebeği mutlaka bir düzene alıştırmak gerekiyor. Beslenme, ninni, müzik, masal vs..
  • Bebek gündüz uykusunu gün ışığında, gece uykusunu ise karanlık bir odada ve karyolasında uyursa düzene kolay alışıyor. Gecenin 10'unda, salonda, TV sesi, muhabbet ve ışık altında bebek uyutmaya çalışmak boş ve bebeği hırpalayan bir çabadır.
  • Kucakta uykuya dalıp da yatağa yatırılan ve kısa bir süre sonra uyanıp mızırdanmaya başlayan bebeği tekrar kucağa almamak gerekiyor. Emiyorsa emziğini verip, elini tutmak, başını okşamak, karnını pış pışlamak, tatlı bir kaç söz söylemek O'na güven verir. Yeniden uykuya dalmasını sağlar. (Çok ağlarsa kucağa alıp sakinleştirip tekrar yatağına bırakmak gerekebilir.)
  • Bunları başarmak için babanın katılımı ve desteği çok önemli. Bu, işleri yoluna koyduğu kadar, annenin ilgilenemediği ya da halledemediği işler için gerilmesini ve aksaklıkları ortadan kaldırıyor.

Sonuç şu: gazı olsa da kendini hırpalamayan bir bebek, uyku saatinde sallanmadan, iki pışpışla uykuya dalan bebek, fazla yorulmayan, gerilmeyen ve kendine vakit ayırabilen bir anne...

Sen seni bil sen seni...

Bilmezsen, patlatırlar enseni...
Patladı ki ne patladı.. Üç aylık bebeyle kalkıştığım işlere bak..
Sabahtan Kadıköy Verem Savaş'ta aşı olduk. Oradan çıkıp İkea'da fink atıp, çok elzem (!) alışverişler yaptık.. Çağan'ı ve yardımcımızı eve atıp (arada bebişi emzirip, kalan sütü sağıp) hoop Bostancı'daki diş doktoruma gittim.. Oradan çıkıp Kozyatağı'ndan Bora'ya pijama falan aldım(sanki adam çıplak yatıyordu).
Eve döndüm..
Aşılı Çağan bızır bızır beni bekliyordu... Huysuzdu ve bir türlü uyumuyordu.
Bu şekilde akşamı ettik. Bu arada akşam gelecek misafirlerimize hazırlandık..
Tüm bunlar olurken akan mutfak lavabosunun tamiri için Teknik Servis geldi ve bir saate yakın mutfağı iptal etti...
İlk yüz metre bu şekilde tamamlandı ve hemen ardından engelli koşu başladı.
Akşam yemeği, çamaşır asma seansı, misafirlerin gelişi, çay, ikram hazırlıkları devam ederken Çağan hala bızırdıyor ve uyumaya isyan ediyordu...
(aşıyı unutarak bu akşama misafir kabul ettiğim için bana her şey müstahaktı.. nasıl böyle bir hata yaptın be kadın??)
Bu esnada bayanlar çoktan servisi üstlenerek, içimi rahatlatmışlardı.
Neyse ki Çağan çok direnmedi ve 09:30'da beni azad etti..
Neşe içinde salondaki yeme içme faaliyetine katıldım ve çayları yuvarladım.
Yatağa sürünerek gitmem gerekirken, saat 02:00 ve hala buradayım...
Ne vardı o kadar çay içecek?

5 Ocak 2009 Pazartesi

Yurdum insanının yemekle imtihanı

Daha önce de yazmıştım... Yemekteyiz yarışması iyiden iyiye dağıttı.
Kavga, dövüş, bok atma diz boyu giderken, yemekti lezzetti bunlar yerlerde sürünüyor. Sözüm ona yemek yarışması, kimsenin ne yemekten anladığı var ne de mutfaktan. Kimi üşenmeden baklava börek açıyor kimi margarini hazır püre ile karıştırıp sunuyor. Sonra da utanmadan püreciyi birinci seçiyorlar.

Şaka gibi gerçekten. Geçen hafta adam resmen Knorr’un patates püresini, yanında Knorr köfte harcıyla yaptığı köfteleri, üstüne de pudingli, bisküvili tatlıyı ikram etti. Diğerleri hapur hupur yiyip “keh keh, pek güzel” diye yüksek puanları verdiler. Adam antin kuntin yemeklerle 10.000 YTL’yi kaptı ya, diyecek bir şey bulamıyorum ben…