Sayfalar

19 Şubat 2009 Perşembe

İsyan


- anne süt dilimi* aldın mı?
+ bulamadım canım. firma ürün yetiştiremiyormuş. bazen biraz geliyormuş ama hemen bitiyormuş...
- off ya! İnsanın canını çektirip, sonra satmıyorlar...

*kinder süt dilimi: TV'de durmaksızın reklamları dönen ama tedarik ve dağıtım sorunları hiç bitmeyen, marketlerde ara ki bulasın kategorisindeki çocuk çılgınlığı... kurumsal web sitesi dahi yoktur bunların!!??!

18 Şubat 2009 Çarşamba

Sezon Finali


Her 6-7 yılda bir çocuk yapmalı çalışan kadınlar. İş hayatından aylarca uzak kalıp, doyasıya dinlenmeli. Ruhunu, bedenini, kafasını dinlendirmeli.

Tam altı ay oldu izne ayrılalı. Kafam bebek kafası gibi oldu. Tertemiz ve berrak.
Ne zorlu toplantılar, ne stresli projeler, ne de uğraşmaktan bitap düştüğüm insan güruhu... Hiç biri yoktu hayatımda. Mis gibi oldum, nasıl desem? pamuk gibi, yerçekimsiz bir ortamda gibi hafifledim.

Tatilde neler neler yapmadım ki:
  • Hiç kasmadım kendimi. Evde olmanın, ayağını uzatıp, kitap okumanın tadını çıkardım. Canım isterse gezdim, istemezse burnumu çıkartmadım dışarı.
  • İstanbul'u hafta içi yaşamanın keyfini sürdüm.
  • Hafta sonu izdihamına maruz kalmamak için yıllardır doğru düzgün adım atamadığım alışveriş merkezlerini karış karış, defalarca dolaştım. Otoparklarda girişe en yakın onlarca park yerinden birine park etmenin dayanılmaz hafifliği ile coştum. Üç-beş insanın dolandığı reyonları, mağazaları dolaştım salına salına.
  • Bunca mağaza dolaşmama, bunca indirime ve aşırı gelişmiş alışveriş refleksime rağmen, biraz kriz korkusundan biraz da şişman olduğumdan bir iğne almadım. (Çocuklar hariç !)
  • Trafikte kahrolmadan bir yerden bir yere gitmenin zevkine vardım. Hiç ama hiç (!) trafikte kalmadım. (kıyamet habercisi!!)
  • Mutfakta olmanın keyfini yeniden keşfettim. Yeni tarifler denedim. Kilolarca un, şeker, yufka ve peynir ile evi pastaneye çevirdim. Sonra... Oturup bir güzel yedim!
  • Yedim evet!! Kilolarımın tadını çıkartıp doyasıya yedim. Nasılsa tombulum dedim, sütü bahane ettim, nasılsa veriririm dedim, yedim de yedim!
  • Öğlen arasında ve akşam üzeri işten kaçabilen dostlarımı ağırladım. Onlara çaylar, kekler, börekler yaptım. Gün içinde yapılan bu tatlı buluşmaların, sohbetlerin keyfini başka hiçbir şeyden alamadım. (bir daha da alamam zaten, anca rüyamda görürüm)
  • Okuldan dönen Bora'yı mis gibi, kek, börek kokuları arasında karşıladım. Çocuğumu hayatında ilk kez eve döndüğünde annesi karşıladı. O'na evde gün yapan annenin arkadaşlarına şımarma lüksünü yaşattım. Misafirlerden artan ganimetleri yutmanını zevkini tattırdım.
  • Üniversiteden bu yana ilk kez Şubat tatili yaptım. Çocuklar, yeğenim, annem ve babamla doyasıya vakit geçirdim.
  • Hiç hoşlanmadığım kuaför salonlarından aylarca uzak kaldım. Özel günleri saymazsak tam 10 ay boyunca uğramadım. Saçlarım uzadıkça uzadı, bildiğin Jon Bon Jovi gibi oldu. (Baktım Faik'e dönüyorum, kestirdim geçenlerde)
  • Hamileyken gururla sağa sola savurup sergilediğim göbekten geriye kalanları nasıl saklayacağımı bilemedim?
  • Hiç topuklu ayakkabı giymedim, el çantası kullanmadım.
  • Evde o kadar çok vakit geçirdim ki terliğim parçalandı, çöpe attım onu!

Yarın göbeğim önde ben arkada, aklım Çağan'da gideceğim işe. Sezon finali biraz acıklı oldu anlayacağınız...

Teşekkürler Biselle!

Geçenlerde "Komikim Ben" başlıklı postuma bıraktığı uzun, çok uzun ve samimi yorumu sayesinde tanıştık biselle'le.

Üşenmemiş blogumu baştan sona (!) okumuş. Yazdıklarımı sevmiş. Dediğine göre benzeştiğimiz bir çok yönümüz var onunla. "Sizi çok sevdim!" demiş...

Ne güzel değil mi?
Yani blogun yol açtığı şu güzelliğe bir bakın. Birbirini hiç tanımayan insanları nasıl da biraraya getirebiliyor şu yazılanlar.. Birbirine bu denli yakın hissettirebiliyor.

Gerçekten çok teşekkür ederim biselle !
Üşenmeyip blogumu enine-boyuna okuduğun için.
Düşüncelerini uzun uzun ve içtenlikle yazdığın için.
Güzel yorum ve övgülerin için.
Blog açıp, aramıza katıldığın için.

Yazdıkları kocaman bir gülümseme kondurdu yüzüme.
Dilerim ki, olmasını dilediğin her şeye en kısa sürede kavuşursun...
Sevgiler

17 Şubat 2009 Salı

Doğum izni ve ayrılık- I


Altı ay su gibi akıp geçti. Yarından sonra iş başı!! İş yaşamını, ortamı çok özledim, hatta işe gitmek için can atıyorum. Diğer taraftan kuzumu bırakacağım için çok mutsuz ve huzursuzum.

Böyle berbat ruh hallerimin vazgeçilmez kabusu "SINAV" tekrar gösterimde. Okuldan haber geliyor "mezuniyetiniz geçersiz, bir dersiniz kalmış" diye.. Statik sınavına giriyormuşum ama hiçbir şeyi hatırlamıyormuşum. Kağıda, sorulara öyle mal mal bakarken, "Allam n'apıcam bir ders için yandı tüm eğitim hayatım" diye döne döne uyanıyorum sonunda...

İki gündür prova yapıyoruz bakıcıyla. Sonuç başarısız. Aslında çok kötü değil, ama benim istediğim gibi değil. Stresi hissediyor Çağan.. Biberon almıyor mesela. Çok uzun zaman önce alıştırmıştık oysa. Emziği zaten sevmiyor. Biberon almayınca uykuya geçiş zorlaşıyor. Aslında nasıl da güzel bir uyku düzeni tutturmuştuk. İki hafta önce yatağını odasına almıştık ve uyku ile ilgili tüm sorunlar hallomuştu.

Ama iki günümüz daha var. Yavaş da olsa alışıyor. Bir tür geçiş dönemi. Bir anda sudan çıkmış balığa dönmesinden iyidir. Hem süreci izliyor ve müdahele edebiliyorum. Bu içimi rahatlatıyor...

Bakıcıdan yana şanslıyız. Bora'yı da O büyütmüştü. Çağan'da eline doğduğu için birbirlerini iyi tanıyorlar. Bu da içimi rahatlatan güzel bir detay.

Dünyanın sütünü sağıp depoladım. Derin dondurucuda Çağan'ın "Sütçü Dükkanı" var!! İş yerinde sağmaya devam edeceğim. Ortam çok uygun, buzdolabı da var hem. Daha ne isterim..

Yazdıkça moralim düzeldi yahu blog... Neyse... Öyle ya da böyle ayrılacağız. Bir şekilde alışacak kuzum. Umarım her şey yolunda gider.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Aloo! Kime diyorum??

Nero'da işlem yaparken ekranda çıkan uyarıya bakın!..
Bilgisayarın bana ayar verdiği anın resmidir...

15 Şubat 2009 Pazar

"Hepimiz ayıyız"

"Her ayıyı sevimli gösterecek tek şey"
Nestle'nin, Sevgililer Günü için Hürriyet Cumartesi ekinde yayınladığı reklamın mesajı bu.
"Hepimiz ayıyız" (!) teması ile kimi hedef almışlar acaba, merak ettim?
Sevgilisine çikolata alıp götürene mi, yoksa çikolata hediye edilene mi bu "Allahın ayısı" muamelesi!?!!?!

13 Şubat 2009 Cuma

Bu göbek benim mi?

İnsan aynadaki görüntüsünü nasılda kanıksıyor. Şöyle biraz da karnını içe çektin mi, hhıhh! çok güzel oluyorsun.
- "Ne var canım biraz balık eti olmuşsam, çocuk doğurmak kolay mı?" diyor iç ses.
- "Yaş da ilerledi tabii..İşe başlayınca veririm ben bu kiloları" da diyor...

Sonra bir fotoğraf çektiriyorsun.. Bakıyorsun kendine, inanamıyorsun.
- "Bu göbek , bu yanaklar, bu gıdı ne!!?! Kollara bak! Güreş mi tutacaksın? Yuhh!" diyorsun...

Tavsiye ederim, arada bir fotoğrafınızı çekip kontrol edin halinizi. Sonuç çok acı olabiliyor.

10 kilo verdim, bir o kadar daha fazlam var hala. Bildiğin tombul bir insanım. 38 bedendim ben.. Ay karnım çıktı, ay basenim var diye söylenirdim. Düpedüz şımarıklıkmış. Al sana göbek al sana basen bi dünya!!!

Haftaya işe başlıyorum. Gardrobu indirip denedim. 2 pantolon, 2 etek ve 5-6 gömleğe girebildim. 10'larca takım elbise ve gömlek yalan olmuş. Bir daha ne zaman giyebilirim bunları bilmiyorum.
Yeni (büyük beden) giysi almamaya karar verdim. Hem bu ortamda para harcamak istemiyorum, hem de biliyorum ki kısa sürede vereceğim bu kiloları.

Kös kös topladım ortalığı, üstüme uyanları ayrı bir tarafa astım ki sabahları cebelleşmeyeyim.

Sonra şöyle bir aynaya baktım. Karnımı içime çektim..

Yok, yok vermişim biraz, o kadar fena değil mi ne?

12 Şubat 2009 Perşembe

Tasarım isteriz!

Siyasi partilerin yerel seçim kampanyaları başladı. Nasıl zevksiz ve sıradanlar yine... Aynı bıyıklı adamlar, klişe fonların önünde ebleh ebleh sırıtıyor, tombik ve kıllı parmaklarını ileri uzatıp aynı klişe lafları ediyorlar. Ya da, "ileri" doğru emin adımlarla yürüyorlar, göbeklerini içlerine çekerek!

Nereye kafayı çevirsen karşına çıkan, şehri kuşatan bu zevksizliklere sinir oluyorum.


Bakın Amerika'da nasıl kampanyalar yapılıyor. Seçim görselleri, araçları nasıl cesur bakış açılarıyla, özenle tasarlanıyor. Posterler, salon dekorasyonları, kampanya araçları nasıl sade ve şık.


Niye? İşin içinde tasarım var, tasarımcının zeki, keyifli dokunuşları var.
2008 seçimlerinin simgesi haline gelen ve Obama ile birlikte tarihe geçen şu yukarıdaki poster tasarımı mesela. Düşünsenize RTE'li böyle bir poster!
- Hhööhhnyn! Vheytt e minid!!!... Ne o lan? İndirin!! Fotokopi gibi ne biçim poster onlar!!! der adam..

Bizimkiler şimdilik "Obama" yazan yuvarlak raketleri araklamışlar. Üzerine RTE yazmışlar. (resmini bulamadım)

Aradaki farka bakın.. Obama'yı destekleyen grafik tasarımcıları harika bir web sitesi kurmuşlar. Buradaki tasarımlar paylaşıma açık, seç beğen al. Böyle bir şeyin bizde olması için kaç yıl gerekir acaba?

Gözünü seveyim medeniyet.


Medeniyet demişken...
Yukarıdaki posteri tasarlayan Shepard Fairey'nin "Adopt a Pet" için tasarladığı reklam/poster de çok güzel olmuş.
Sahipsiz hayvanlar için nasıl güzel organize olmuşlar adamlar. Bizimkilerin de hakkını yemeyelim, onlar da zehirlemek için çok iyi organize oluyorlar.

7 Şubat 2009 Cumartesi

Bku çKmsh TuRkchemyn*


Yuh demek istiyorum ya da yok yok, Vah!Vah! demek istiyorum...
Bu ne be? Facebook'ta liseli bücürlerin birbirine yazdığı mesajlara bakın bir:
  • OYY bluma bkdaa :D ne dadtluu ckmışş:d eehhe
  • xD saqLxd eeT dabiqi Ondn datLu qm waR xD
  • beN aSqımıN TaTLısı oLsam xD
  • hdy Lan hemn seFnme öLesine diqiq xD asKusuymus xD
  • qÖrrsz xPd RiseLiiq Ame piJ deiLim xDxd
  • Ouuw meLek bunları snMı diOsun x$
  • choq sıkıcııııııııııııııııııı
  • ßen mi çAqMayım xD aq Senn o zamn xD
Nece bu şimdi? Mrb, nbr, asl ile başlayan saçmalıklar, ne ara bu boyuta ulaştı? Hangi ara icad ettiniz bu dili? Benim niye (!) haberim yok ?
Kaçarak uzaklaşmak istiyorum buradan.. bir an önce...

* Bo*u çıkmış Türkçemin

5 Şubat 2009 Perşembe

Mim: İstanbul'a neler gelsin, neler gitsin?

Goddess Artemis'in konusunu çok beğendiğim mimini keyifle yanıtlıyorum.

İstanbul'dan

Gitsin:

  • Zaten berbat olan trafiğin iyice içine eden Minibüsler
  • Bereket, Mevlana, Hatipoğlu gibi isimlere sahip Yeşil Marketler
  • Trafik sıkışıklığı
  • Sahilde, yeşil alanlarda mangal yakan kırolar
  • Çirkin, eciş bücüş, tepeleme tabelalar
  • Antin kuntin isimli konut siteleri

Gelsin:

  • Medeniyetin simgesi Bisiklet Yolları ve ayrılmış kaldırımlar
  • Çakma falan değil, bildiğin Disneyland
  • Güvenlik, huzur ve medeniyet
  • H&M
  • Metro, metro, metro
  • Sanat, müzik, eğlence
  • Meydan düzenlemeleri, parklar, bahçeler
  • Doğru düzgün yol tabelaları
  • Hiç de pahallı olmayan, müstakil evlerden oluşan konut siteleri

4 Şubat 2009 Çarşamba

Resim Atölyesi

Bizim Bora müthiş resim çiziyor. Karikatürü de fena çizmiyor hani. Resme bende yetenekliyim aslında ve bugüne dek ben ilgilendim resim çalışmalarıyla. Temel çizim teknikleri ile ilgi kitap falan da aldım ama yetmiyor. Bu çocuğun profesyonel bir eğitim alması gerekiyor. İleride çok iyi olacağına eminim.

Anadolu Yakası'nda, kalabalık olmayan bir çocuk atölyesi araştırıyorum. Bildiğiniz bir yer varsa, yazarsanız sevinirim.

3 Şubat 2009 Salı

Akıl Fikir

Günlük kullandığım çatal-kaşıklar matlaştığı ve hatta karardığı için sinir oluyordum. Bir süre çamaşır suyu katılmış suda bekletmek iyi geldi, tekrar pırıl pırıl oldular. Ancak kısa sürede tekrar kararıyorlar ve işlemi tekrarlamaya üşeniyorsun. Geçenlerde babamız bulaşık makinesi için "Pril 7 Soda Etkili" deterjan almış. Amanın o da ne? Çatal-kaşıklar cillop gibi oldu, bardaklar da ışıl ışıl. Çok bayılmasam yazmazdım, söylim!

1 Şubat 2009 Pazar

Komikim ben


Top oynamaktan ayaklarım şişti (!) yahu..

Kim ne derse desin, emzikten iyidir...

Halter milli takım kampına gidiyorum, dönücem..

Başka oyun oynayalım mı?


İşe gidip gelirken ve tabi ki işte en büyük keyfim müzik dinlemek. Şimdi böyle aylardır evde olunca ve Çağan bebekle takılınca, tüm alışkanlıklara ara verdik. Evde lounge ve klasik müzik çalıyoruz, beyefendi yumuşak yumuşak dinlesin diye.

İşe başlama zamanı yaklaştığı için günde 2-3 saat kadar bakıcısıyla bırakıp Çağan'ı, dışarılarda oluyorum ve mis gibi müzik dinliyorum gidip gelirken.

FG'de son bir kaç haftadır hep eski parçaların remiksleri çalıyor. Hatta nostalji programı yapıyorlar sandım ilkinde. Delerium-Silence, Roger Sanchez- Another Chance, XPress2- Lazy dönüyor durmadan. Müziği açıp iyice, 2001-2003 döneminin hit ve dinlemekten asla sıkılmayacağım parçalarını yeni yorumlarıyla dinlerken, yeniden günlük hayata karışmanın keyfi daha bir güzel oluyor. İçim kıpır kıpır ve daha sık dışarı çıkmak istiyorum .

İçimden bir ses kulağıma şöyle diyor: Evcilikten sıkıldım, başka oyun oynayalım mı?