Sayfalar

31 Mart 2009 Salı

İyi ki doğdun kuzum!

14 Mart Boracığın doğum günüydü.

Geçen yıl eş-dostla Bayramoğlu'nda kutlamıştık ne güzel. Hava mis gibiydi ve tüm gün açık havadaydık. Daha da güzeli doğum günü hediyesi olarak "kardeş" müjdesi vermiştik kuzuya.
Bu yıl yine tekrarlarız diye düşünmüştük ama sağanak yağış ve buz gibi hava her şeyi altüst etti.

Hal böyle olunca yeni bir plan yaptık..
Önce okuldaki parti evinde kutladı arkadaşlarıyla..

Sonra evde bizimle...

O sıra poposunda pireler uçuşan Çağan, akşam ki kutlamayı kaçırdı doğal olarak. Ertesi sabah abisinin onun için palyaçoya yaptırdığı balondan kalp ve çiçekle katıldı eğlenceye.

Ben bir kitap aldım Bora'ya.

Kitap da kitap ama ! 3 boyutlu ve 360 derece açılarak eğlenceli bir uzay üssüne dönüşüyor. (bkz. Mandolin Yayınları )

İyi ki doğdun bir tanem!!

30 Mart 2009 Pazartesi

Nasıl oluyor da oluyor?


  • Konuşurken "pisiklet-okşizen" diyen adam, bunu yazarken ya da bir yerden okurken hiç mi uyanmıyor?

  • Bayan kuaförlerindeki çıraklar niye tornadan çıkmış gibi düşük belli düşük dötlü pantolon giyip, saçlarını tiken tiken yapıyor?

  • Kalbimizi seviyorsak neden kırmızı giyiyoruz? Ne biçim alakasız bir kampanyadır bu?

  • Ümraniye'de bazı kavşaklarda görülen trajikomik plastik palmiye ağaçları kim akıl edip de dikiyor oraya?

  • Burda diye moda-dikiş dergisi vardı ya bunun marketini açmış Ümraniyeli dostlarımız. Çok sevinçliyiz.

  • Arabalar kaldırımları işgal ediyor da kimse buna bir dur demiyor ya hayret ediyorum....

29 Mart 2009 Pazar

Sanrı

Hayatı kendi yazdığı senaryo çerçevesinde yaşamaya çalışan ve rolünü oynamak için iştahla yırtınan insanlar var. Hem kendisini başrole yazıp hem de oynadığı oyunun yönetmenliğini yapmaya kalkışanlar. Bu filme hiç meraklı olmasan da seni figüran yazmaya çalışanlar. Israrla...
Figüranlarını artırdıkca coşanlar... Gördüğü sanrıyı başkaları da kendisi kadar gerçek sanıyor zanneden zavallılar.
Çoğu kez duvara toslayanlar...
Sizi görüyorum ve oyun dışı bırakıyorum!

25 Mart 2009 Çarşamba

Olmadık İşler!

Al sana olmadık bir iş. Söyleseler "atma" derdim.
Ayak Merkezi varmış. Ayak ve ayak bileği tedavi merkeziymiş. Komik gibi, gereksiz gibi ama demek lazım bişiymiş.

web: http://www.ayakveayakbilegi.com/

21 Mart 2009 Cumartesi

Oynaşmaya az kaldı

Evdeki tombik, pembe yaşam formuyla, ergensi abisinin hallerine doyum olmuyor.

Her Pazar sabahı günün ilk ışıklarıyla başlıyorlar mesaiye. Bizim yatağa kombine biletleri var bu sıpaların
Sabah 06:45!! Anne kahvaltıyı hazırlarken çizgi film izleyen Bezgin Bekirler.. Kimi Pazar 07:30'da çoktan kahvaltımızı bitirip sofradan kalkmış oluyoruz biz!
Abisi kitap okurken bu da dinliyor sözüm ona...
Çağan şebeklik yapıp ortamı sulandırıyor ve başlıyorlar fingindemeye .
Çoğu zaman bu kanepede çizgi film izlerken görülüyorlar. Ciddiyete bakın hele!

Abisinin izinden emin adımlarla gidiyor cüce. Bir PSP'si eksikti!
Güleşelim mi??

Love Project!


"Love Project" Bora'nın İngilizce proje ödevinin adı. Biz verilen konular arasından "sebzeler"i seçtik. Ama hayvan sevgimizden de vazgeçemedik..

"I love vegetables" projemizi Baby TV'de gördüğümüz vegimallardan yaptık. Ya da yapmaya çalıştık.. Vegimal gibi...

Bu maketimiz sergiye de katıldı. İkinci gün solup, çürümeye başladı ama olsun. Arkadaşları da çok beğenmiş bu Bora'yı çok mutlu etti..

20 Mart 2009 Cuma

Oy ver!

Miklagard'ın blogunda gördüm bayıldım.
Hem site hem fikir hem de kampanya çok güzel olmuş.
Bakın vermediğimiz oyların gücüne!

19 Mart 2009 Perşembe

Zihnimin Kanatları

  • Sabah köşe başında kavga eden liseli aşıklar gördüm. Öfff içim bayıldı hallerine. Yüzyıllar kadar uzak geldi bana olayları. Bunlar birbirini günde ancak 1-2 saat görür, o saatlerin çoğunu da kavga ile ya da konuşmadan (karakter atarak derdik eskiden) geçirirler. Sonra ayrılırken, ayakta bi saat "öyle dedin, böyle dedin "diye uzattıkça uzatırlar... Ayy şiştim..
  • İşe gidip gelirken yol kenarındaki yeşil alanlarda bi takım otlar toplayan insanlar görüyorum. Kadını da var bunların adamı da. Nedir, necidir bilemedim. Ama var böyle bir eğilim...
  • Bir de bunların bira içeni var. Evet, yol kenarlarına kurulup E-5 trafiğine nazır kafa çekiyorlar. Hele Pendik köprüsüne gelmeden hemen önce yol kenarında her akşam üstü düzenli içen bir grup var ki hastasıyım. Adamlar yaz, kış demeden, yağmur güneş demeden istisnasız her gün oradalar. Nasıl güzel bir muhabbettir Allahım, gıpta ediyorum keyiflerine.. Gamsız herifler!
  • "İşe başlayınca zayıflarım nasılsa" diyordum ya yok öyle bişi. Hem zaten niye işe başlayınca zayıflıyorum, amele miyim ben, çaycı mı, office boy muyum ki zayıflıycam. Evin önünde bin, ofisin kapısında in, otur otur dön tekrar. Daha da kilo almazsam iyi valla.

  • Resim klasörünü kurcalarken gördümde aklıma geldi. Ankara'da annemin yattığı fizik-tedavi rehabilitasyon hastanesinin yanı başındaki kafeteryanın adı "Rehabilitasyon Cafe" idi. Dahice!!
  • Son olarak, başlık Nermin Bezmen'in aynı adlı eserinden. Hehe bu da benim "aynı adlı eser" yorumum!!!

16 Mart 2009 Pazartesi

Bir şeyler yapmak gerek

Dün akşam Bora'ya hayvan sirklerini anlattım. Hayvanların üç kuruşluk gösteriler için canlarının nasıl yandığını, o numaraları neler pahasına öğrendiklerini, acımasız insanları anlattım. Elinden tutup çocuğunu bu sirklere götüren anne-babaların bu işte sorumluluğu olduğunu anlattım.

Sonra, kürk giymenin bedelini anlattım. Hayır tüm açıklığıyla değil. Korkutmadan, sarsmadan, üzmeden anlattım.

Arkadaşlarına anlatmasını istedim. Dedim ki "sen onlara anlat, onlar da çevresindekilere." Dedi ki:
- Ben insanları güzel ikna edebiliyorum. Bir sunum hazırlayalım ve okulda göstereyim arkadaşlarıma.
+ Harika fikir!! Hemen yapalım...

Bu akşam hazırlayacağım. Öğretmeninden izin isteyerek gösterecek sınıfta.
Ağaç yaşken eğilir sonuçta...

13 Mart 2009 Cuma

Slumdog Millionaire

Oscarları toparlamış zaten, benim yorumuma hiç gerek yok.
Söylemezsem olmaz: Müziklerinin hastası olduk. Bakıcam yarın, burada da çıkmış mı diye?

10 Mart 2009 Salı

Öyle olsa, böyle olsa


Hayat Hollywood yapımı salak bir komedi filmi olsa. Ben Çağan’ı alıp işe gitsem. Bütün gün gerzek olaylar olsa ama şansımız bizi hep kurtarsa. Toplantıda çığlık çığlığa ağlayan Çağan, masanın ortasına kussa ve buna herkes çok gülse. Günün sonunda, yemekhanede hepimiz bir ağızdan YMCA söyleyip dans etsek…

ya da...

Central Park civarında caddeye merdivenle inilen, güdük cepheli, şirin bir evde yaşasak. Dadımız olmasa, ben çalışmasam. Bir ya da bilemedin iki kocaman kesekağıdı dolusu alışverişle haftayı devirsek. Bir işim çıksa, i-pod dinleyen liseli bir bızdık kızı Çağan'a bakması için çağırsam öyle rastgele. Şu biberon, bu uyku rutini falan anlatmaksızın bırakıp çıksam çocuğu. Hiç yadırgamasa dadısını, ağlamasa, yese içse, uyusa misler gibi...

Nereden mi çıktı?

Çocuğumu yanıma katıp işe götüresim var.
Bir yandan ona bakıp, bir yandan işlerimi yapasım var.
Bu bakıcı milletini yatırıp, dinlene dinlene dövesim var…
Detaylar yakında.. elim varınca...

2 Mart 2009 Pazartesi

Neler oluyor dünyada...


İZ TV'de izledim az önce"Ay Ayıları"nın ızdırabını.. İnsanların onlara yaptığı akıl almaz işkenceyi. Bu hayvancıklar geleneksel Çin tıbbı salaklığı yüzünden acı içinde ölüyorlar.

Hayvanları tabut kadar kafeslere koyup, karanlık hücrelerde, sürekli yatar vaziyette hapsediyorlar. Bellerinde 10 kg ağırlığında demir bir kemer ve bu kemere sabitlenmiş katater ile safrasını sağıyorlar. Aç ve susuz bırakıyorlar ki daha çok safra salgılasınlar diye...

Bazıları 15-20 yıl bu şekilde yaşıyor. Bazıları dayanamayıp kanserden, enfeksiyondan 2 yılda ölüyormuş.. Kafesinde dönemeden, ölmesinler diye verilen azıcık yemeği bile yüzüstü yatarak yiyip, hayatta kalmaya çalışıyorlar.


Bu işe gönül veren insanların onları kurtarma öykülerini şuradan izleyin.

Tam 7.000 ayı bu mezar kafeslerde kurtarılmayı bekliyormuş. İçim katıldı benim. İnsanlığımdan utandım....