Sayfalar

29 Nisan 2009 Çarşamba

Black Gold


Tam da ihtiyacım olan şey.... Güçlü ve sarsıcı, kışkırtıcı Stereo MC's parçaları..
Yeni albüm yapmışlar(yeni dediysem 2008'de de ben duymamışım). Yine inanılmazlar!

Bir yerden hatırlıyorum ama nereden diyenler şunu bir dinlesinler : Connected
(1992'de çıkan ve bu parçayla aynı adı taşıyan albümleri tam bir klasiktir. şu linkten dinleyebilir, beğenirseniz şuradan indirebilirsiniz: http://rs220.rapidshare.com/files/75646885/StereoMCs.rar)

28 Nisan 2009 Salı

Nasılsın?

  • Kaç gündür içim, kalbim kabarık. İçin için hüzünlüyüm. Burnumun arkası böyle hüngür hüngür ağlamışım gibi uyuşuyor. (tanıma bak!? tam da orası ama) Endişeli, gergin ve huzursuzum. Bahardan mı acaba?
  • 23 Nisan tatilinde bizimkilere gitmiştik. Birlikte çok güzel vakit geçirdi, gezdik tozduk ama her şeye rağmen buruk ayrıldım oradan. Annemi öyle görmek çok üzüyor beni. Hala alışamadım ben bu duruma, hala... Bu ruh halimde onun da etkisi var gibi...
  • Artık işten erken çıkmıyorum. 18:30 gibi evde oluyorum. Çağan beni görünce heyecandan ağlıyor. Hemen süt emmek istiyor ve emerken uyuyakalıyor. Bu zamansız şekerlemeden huysuzluk yaparak uyanıyor ve en çok 20:00'de uykuya dalıyor. Sadece 90 dakika görüyorum onu... Bu da beni çok üzüyor.
  • Bugün iş yerinde Çağan'la yaşıt bebeği olan bir arkadaşım, gecede 3 kere uyandıklarını söyledi, ağzım açık kaldı. "Bizimki sabaha kadar uyuyor dedim" çok lazımmış gibi, sonra bin pişman oldum. Netekim demin iki kez uyandı yavrucak!!! (tut dilini OİP)
  • Yaz geldi kabak dolmaları ortaya çıktı!! Yeme de yanında yat..
  • O lala!! Evde bir sürü tester birikmiş! Çocuk gibi seviniyorum gördükçe, durmadan sürüyorum bunlardan...
  • Bora kitap ayracı yapmış bana... Kendisini çizmiş ve "I love Pizza" yazmış üstüne. Üç boyutlu gibi acayip şeker bir şey. Aylardır bekleyen "Siyah Süt"ün arasına yerleşti hemen. (bu ara duraklama dönemindeyim ya, kitap da okumaz oldum)
  • Genel olarak mutsuzum....

21 Nisan 2009 Salı

Hastasıyım

Kendimi bildim bileli var bu Arı Mama kutusu. Ben diyim 30 sene, siz deyin 50. Kesin yemişimdir ben bu mamadan. (Annem de yemiş midir acaba? Hafta sonu gittiğimde sorayım unutmazsam)

O logo, o kaşığı yutan çocuk, o dantelli zeminde milim değişiklik olmadı. Nasıl bir firma, nasıl bir marka, nasıl bir zihniyet ki en ufak bir yenilik ihtiyacı barındırmaz bünyesinde. Muhafazakarlığın ötesinde bir şey bu. Naftalin kokulu, eski, silik bir yüzle ne umulur ne bulunur bu rekabet ortamında? Anadolu'da, ücra köylerde falan satılıyor diye düşünüyor insan...

Durduk yerde değil, bizim sokağın köşesine her akşam park eden dağıtım aracının üstünde görüyorum reklamını da oradan geldi aklıma...

19 Nisan 2009 Pazar

Bizim Tombik Döner

OOooo! Dönerciye geldik valla. Şahaneymiş ortam..
Siz yutun iskenderleri bize kuru pide kemirtin anasını satiim... Bi öğrenmişler elma-armut suyu, bi ekmek-pide... Hiç mi düşünmez insan, bu Çağan da kıvırıp yer mi dönerin köşesinden diye.. Allah bildiği gibi yapsın sizi.. Nam nam, buna da şükür!

18 Nisan 2009 Cumartesi

müziklendim


Müziksiz kaldım. Sanki tüm dünya birleşti beni müziksiz bırakmak için.

Laptop'a şirkette bir firewall kurmuşlar hiç bir P2P site ile bağlantı kuramıyor. Koskoca tatil boyunca doğru düzgün bir şey indiremedim. Oysa Kazaa'yı, eMule'ü az mı sömürmüştüm zamanında...

Hem bir arkadaşıma MESAM'dan yazı gelmiş. IP adresinden tespit edip, uyarı yazısı göndermişler, "devam edersen yasal yollara başvuracağız" demişler... Doğrusu, etik olanı indirmemek ama bulunca bağlantı patır patır indiriyor insan albümleri elde olmadan. Ben de bildiğin hırsızım yani bu açıdan bakınca...

İşyerinde iyice kısıtlıyız zaten. Radyo, video, müzik vb. medya içerikli siteler engelli. Dön babam dön aynı parçaları dinliyoruz. 30 GB'lık arşivin her notasını ezberledik vesselam.

Son bir kaç gündür akıl edip rapidshare'den albüm indirmeye başladım. İyi valla, ne ararsan bulunuyor. Niye daha önce akıl edemedysem?

FIRAT!


Smoke City

bulabilirseniz eğer, özellikle şunu dinleyin: Smoke City – Underwater Love

13 Nisan 2009 Pazartesi

Amman diyim!


Kozyatağı'nda süslü bir güzellik salonu vardı. Biliyorum, uzun yıllardır oradaydılar. Yer değiştirdiler, daha güzel ve büyük bir dükkana geçtiler. Çok müşterileri vardı. Yıllar önce bir süre kadar gitmişliğim vardır...


Neyse sonra bir anda puff kapattılar. Ben epeydir bu salona takılmadığımdan önemsemedim. Başka bir salon açtılar diye düşündüm.


İşin aslı hiç de öyle değilmiş meğer. Kuaförde anlattıklarına göre, bir müşterileri Aİ,DS olmuş, yani bu salondan HI,V virüsü kapmış. Dükkana belediye el koyup, araştırma yaptırmış ve virüse rastlanmış. Falan falan.... Duyunca sersemledim, şok oldum.


İnanılmaz, korkunç bir şey bu! Ben hep korkmuşumdur bu işlerden. Onun için yıllardır hep kendi takımlarımı kullanırım. Aman dikkat.. Lükstür, temizdir diye güvenmemek lazım işte...

12 Nisan 2009 Pazar

Uyuyan Güzel

Cep telefonum Çağan'ın uyuyan fotoğraflarıyla dolu. Niye? Çünkü uyurken çok tatlı oluyor.
Bunları geçen hafta Bursa'ya yolunda çekmişim. Yol boyunca hor hor uyudu.
Uyku demişken. Önümüz yaz. Günler uzuyor. Bu adam 19:30 dedin mi uyuyor doğal olarak. Yazık, eksik kalacak bir çok şeyden. ve galiba biz de...
Az değil bu durum 18 aylık olana kadar sürecek.
Nasıl olacak da olacak bakalım?

Uzun saç benim neyime?

Hamilelikte başıboş bir halde uzayıp gürleşen saçlarımı işe başlayınca düzelttirmiş ama kısaltmamıştım. Evdeki adam ordusu da uzun saç sevdiği için elletmeyi düşünmemiştim ama ne fayda. Vücudu terkeden hormonlar giderken saçlarımı da önlerine katıp götürmeyi aklına koyunca işin rengi değişti. Hormondu, bahardı derken saçlarım öbek öbek dökülmeye başladı.

Zaten sabah maratonunda saça başa ayıracak vakit olmadığından pek bir papaz gezmeye başlamıştım.

Ben bu hallere düşecek kadın mıydım yahu? Haftada iki gün işe gitmeden fön çektirirdim mis gibi. Şimdi ayda 1-2 anca...

Neyse, gidip kısacık kestirdim kurtuldum. Dökülme için serum, merum bir şeyler de aldım. Hem önümüz yaz. Bayramoğlu'nda da kuaförüm yok. İki şekil verdik mi tamam. İki çocuklu ve çalışan bir anneye böylesi lazım.

Bora bozuldu biraz bu işe. Ama söz verdim, Çağan biraz büyüyünce yine uzatacağım.

11 Nisan 2009 Cumartesi

Burası benim evimmiş meğersem

Bugün güzel havanın peşine takılıp Bayramoğlu'na attık kendimizi. Ne çok özlemişiz, gidince anladım.

Evi hafta içinden temizlettiğimiz iyi olmuş. Hiçbir şeyle uğraşmak zorunda kalmadım.

Yaz sonunda buradan ayrılırken karnımda olan Çağan bey kucağımda döndü sahalara. Görenler şaşırdılar, pek bir sevdiler keratayı.

Eve girince şaşırdı ve inceledi etrafı. Meraklı cüce çok aç olmasına rağmen sağı solu kolaçan etmekten doğru dürüst emmedi bile. Sonra uyuyacağı zaman da huzursuzlandı ama sonunda teslim oldu uykuya...
Birkaç ay sonra tozunu atmaya başlar artık buranın. Evine hoş geldin küçük adam. Az beklemedik seni burada….

Bora kıdemli tabii. Bütün gün arkadaşıyla fink attı. Bol bol bisiklete bindi. Neredeyse yüzünü görmedik. Söylediğine göre kalecilik yeteneklerini geliştirmiş. Arkadaşı çalıştırmış bunu!??!!

Bayramoğlu’na gidilir de mangal yakılmaz mı? Off hem de nasıl yakılır, yenilir ve hatta yutulur. Bizim kasabın nefis köftelerini bütün bütün yutacaktık neredeyse.

Mangal ateşinde pişmiş kahveyle tamamladığımız gün, koskocaman bir yazın provası gibiydi.
Cesaret edip iyi ki almışız bu evi. Çok güzel bir iş yapmışız, çook!!

8 Nisan 2009 Çarşamba

Kuzenler

Bora ve kuzeni. Çok iyi anlaşıyorlar. Delikanlı gibi takılıyorlar..
Bunlar da bebekti bir zamanlar. İki küçük kaymak adam. Aralarında sadece 9 ay var. Anlamadan, farketmeden nasıl da büyüdüler...
Sen de çabucak büyüyeceksin biliyorum. Biliyorum ve tadını çıkartmaya çalışıyorum..

7 Nisan 2009 Salı

Yaşamda bıraktığım iz şuncacık

Obama gelmiş, yollar boşalmış, gırla kıyamet kopmuş... muş, muş, muş..
Ben kendi küçük dünyamda Ümraniye, Pendik arasında gidip gelirken neler oluyor bitiyor şu koca şehirde..

Çağan doğduğundan bu yana inanılmaz steril yaşıyorum. Dışarıda bir toplantı, randevu olacak diye aklım çıkıyor. Evden işe, işten eve... Aynı şu reklamdaki gibi.

Link: İş Bankası MaxiMiles 60sn (kadın)


Yalandan, sarsak ve sıkıcı günler geçiriyorum.. Baharın da etkisi yok değil şu halimde.
Du bakalım hayırlısı..

2 Nisan 2009 Perşembe

Dökmeden ye böreğini!


Bugün Uykusuz'da Fırat'ı okurken yukarıdaki son karede gözlerim doldu resmen. Hangimiz yemedik ki, böyle yerde tepsi ya da örtü üstünde. Bir yandan laf dinleyip, diğer yandan yudumlayıp paşa çayımızı, oraletimizi...
İlahi Uğur Gürsoy, ellerin dert görmesin!

Kriz

Reklam ajansımız krizden dolayı gümledi. Orta halli, cin fikirli, keyifli birilerini bulmam lazım.... Hemen...

1 Nisan 2009 Çarşamba

peksimet vardı

Tüm çocukluğum peksimeti merak etmekle geçti. Çocuk macera romanlarında bahsi geçerdi. Jules Verne'in Dünyanın Merkezine Seyahat'inde de vardı. Şimdi adını hatırlayamadığım diğer bir sürü kitapta da. Tadını merak ederdim saf saf, tipini de...
Bilemeden, öğrenemeden büyüdüm gitti. Nereden geldiyse aklıma gece gece..