Sayfalar

31 Mayıs 2009 Pazar

ADSIZ ! sana diyorum..


Benim blogum, benim fikirlerim, benim bakış açım, benim tarzım tamam mı?
Beğenmezsen çek git okuma.
Eleştirebilirsin evet, ama saklanarak yapma bunu sakın.

Madem katılmıyorsun yazdıklarıma neden didik didik edip, okuyorsun ki hem?
İşine bak kardeşim işine!
Töbe töbe....

29 Mayıs 2009 Cuma

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Çocuklarım

Bu Atopik.
Yani aşırı kuru ve hassa ciltli. Antin kuntin duş jelleri, nemlendiriciler vs. kullanıyoruz kendisine sürekli olarak. Annesinin yüzüne sürdüğü La Roche Posay kremleri, bu poposuna sürüyor resmen...

Buna gelince:
Bu da topik!! Hahahaa! Yerim...

Çıtırdak çerez

Şirket kokteyllerimizi yaptırdığımız catering firması nefis ikramlar hazırlıyor. En son davetimizde şu fotoğrafta görülen atıştırmalıklardan yapmışlardı. Lezzeti ve yağsız oluşu nedeniyle çok beğendim ve bu akşam denedim.

Çok basit (hatta uyduruk) bir şekilde hazırlanıyor. Şöyle ki:

Yufkanın üzerine çok ama çok incecik zeytin ezmesi sürülüp, üzeri başka bir yufkayla kapatılıyor. Üzerinden merdane ile geçilip iyice yapışması sağlanıyor. Çay bardağı ile kesilip, yağlı kağıt serilmiş tepside fırınlanıyor.

Al sana çocuklar için ne idüğü belli çıtırdak bir çerez! Yedikçe ye, yedikçe ye....

26 Mayıs 2009 Salı

İçinden İstanbul geçen reklam


Enteresan! Chanel'in klasik parfümü No.5'in reklam filminde nefis İstanbul sahneleri var. Audrey Taotou’nun oynadığı bu sıkıcı reklamın bir kısmı İstanbul'da çekilmiş. İstanbul için katlanacağız artık....

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Öğreten adam

Bora bugün tarım dersinde limonata yapmayı öğrendi. Erişteyi, salçayı, turşuyu da öğrendiği gibi.

Limonatayı çok severim. Ona "tarifi iyi al gelince yaparız" demiştim, almış! Eve gelince hemen denedik. Naneli ve zencefilli limonatamız inanılmaz güzel oldu. (üstteki görsel getty, alttaki bizimki-süzülmeden önceki hali)


Ohh! Doya doya içtik valla. Övgülerimizden ağzı şımardı keratanın. (Böyle bir huyu var, övülünce, utanınca falan ağzını büke büke gülüyor.)

Eeee artık o bize bir şeyler öğretmeye başladı bakalım..

24 Mayıs 2009 Pazar

For hot Güzel!!!


Sadece 1 dakika dayanabildim! Yazık yaw şarkıya... Akıllara ziyan..

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Devetabanı


Eskiden yani çocukluğumda evlerin olmazsa olmazıydı devetabanı, kauçuk ve kılıç çiçekleri. Evde yapılmış minik ahşap merdivene tırmanan bakımsız sarmaşıklar olurdu salonun münasip bir yerinde. Vitrinli büfeler vardı sonra içine TV konan. Sarı doğal saplarla yapılmış folklor giysili ya da Japon kız panoları olurdu duvarlarda. Birbirine bakan arap kızla adam asılırdı birde duvara illaki. Sarımtırak metal küpeleri olurdu bunların.
Nedense hemen her ev aynı ayrıntılarla doluydu.

Devetabanı gördüm bugün.
Eski bir tanıdık görmüş gibi ...

21 Mayıs 2009 Perşembe

Bekle beni!

Ne zaman gerçekten zayıflamaya karar vereceğim ben? Yani aslında hiç memnun değilim bu koca kadın vücundundan ama bir türlü elim varıp da harekete de geçemiyorum. Hani şu Masumiyet Müzesi'ndeki Kemal'in gece Füsunlardan kalkıp gidememesi vardı ya aynen onun gibiyim.

İki hafta sonra havuz açılıyor mesela. Al sana motivasyon!

Hafta sonu Bora'yla babamız bisikletleri elden geçirttiler. İki kış ve bir yaz aradan sonra ilk kez bastım pedala. Açılmak için iki gün üstüste minik turlar yaptım. Bacaklarımda unutulmuş kaslarım varmış, hayret! Tabi ertesi sabah taş kesilmeleri onları unutulmaz kıldı o ayrı.

Bir türlü anlayamadığım, uzun aradan sonra bisiklete binince sele yerlerinin sızım sızım ağrıması. Alışınca geçiyor ama alışmak ne ki? İki gün istisnasız her oturuşumda popomun arasında sele kalmış gibiydi... Alışıp alışmadığını (!) anlayacağız bakalım hafta sonu.

Neyse başladık mı bisiklete veririz kiloları alimallah. Zamanında az mı bindim Kozyatağı-Suadiye hattında. Az mı tırmandım rampaları kan ter içinde. Ne güzeldi yav.. İş çıkışı atlayıp bisiklete, güneşi batırana kadar Suadiye sahilinde az mı turladım.. Bacaklarım çelik gibi olmuştu artık.

Du bakalım heveslendim ben yine.
Bekle beni bisikletim, Bora'yı da katıp yanımıza gezicez bol bol bu yaz seninle!

19 Mayıs 2009 Salı

Ne ayak?

Babasının dediği gibi..

Fred Çakmaktaş ayaklı bizimkisi..


Kadınlar gittiğinde...


Tam olarak dediği gibi Bekir Coşkun'un...
"Kadınlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde ’yetim-öksüz’ kalan çok olur."
Öyle doğru ki..

Güle güle Atatürkün kızı. Huzur içinde uyu.

(Coşkun'un çok sevdiğim ve beni ağlatan yazısının devamı şurada...)

15 Mayıs 2009 Cuma

Şukela!

Jeanslab'ın şu reklam kampanyasına, fotoğraflara hasta oldum...



12 Mayıs 2009 Salı

Korkuyorum

Altıncı his mi, daha mı fazlası bilemiyorum ama ben çok önemli bazı olayları rüyamda görüyorum. Dün akşam yine o rüyalardan birini gördüm ve bekliyorum.

Rüya tabirine bakana kadar her şey çok eğlenceliydi. Gördüğüm şey ucuz Amerikan aksiyon filmi gibiydi. Ama anlamına bakınca anladım ki çok çok kötü bir şeyler görmüşüm yine.

Böyle beklemek çok zor. Telefon çalmasın istiyorum.
En son annemin hastalığını görmüştüm rüyamda.
Yazmayacağım buraya detayını ki çıkmasın...
Görmek istemiyorum böyle şeyler..
Korkuyorum...

8 Mayıs 2009 Cuma

Herkes bıksa benden, O bana doymaz


Ben bu aralar Sertab Erener'in Pınar Çocuk Sütü reklamı için seslendirdiği "anne" şarkısıyla yatıp kalkıyor, durmadan salya sümük ağlıyorum.

(şuradan download edilebilir)
Nedense çok dokunuyor bu şarkı bana. Sertab'ın sesindeki şefkat tonuyla, duygusu kat kat katlanan bir jingle olmuş bence. Hele "herkes bıksa benden, O bana doymaz" demiyor mu?

Web sitesini de çok beğendim. TV'de gördüğünüz reklam var ya, oradaki gibi fotoğraflarınızı yükleyip, bu jingle eşliğinde bir film hazırlayıp, sevdiklerinizle paylaşabiliyorsunuz.
Aldığım ilhamla (gazla mı demeli yoksa?) dün akşam hemen albümleri döktüm. Annecikle ve anneannemle çekilen fotoğraflarımızdan uzun uzun kendi filmimizi yaptım Windows Moviemaker'da. Fona da bu müziğin introsunu uzatıp döşedim.
Sonra...
İzledim ağladım, izledim ağladım....
Filmi yarın kargoyla Anneler Günü hediyesi olarak yollayacağım anneme...
Gerçekten çok güzel bir sürpriz olacak ona. Kimbilir o nasıl duygulanacak?
Fotoğrafa gelince, filmimizden bir kare. Anaokulunda 4. doğum günümü kutluyoruz.
Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun!

3 Mayıs 2009 Pazar

Anne Evi

Anne evi bambaşka bir şeydir. (baba evi demiyorum bakın, annenin dokunuşu ile kimliğini, tarzını kazanmış yerdir orası)
  • Bir kere ne zaman gidersen git yemek olur o evde.
  • Hep derli toplu, temiz, mis gibidir.
  • Orada burada yerleştirilmeyi bekleyen tembel eşyalar yoktur.
  • Çekmeceler her zaman düzenli, el bezleri hep kar gibi beyazdır.
  • Sabahlık vardır yatak odasında. Kutular dolusu fotoğraf, eski saatler, dolma kalem takımları, ne işe yaradığı bilinmeyen minik parçalar, yaylar, anahtarlar vs. ile dolu ahşap kutular.
  • Mavi klasik teneke kutusunda Nivea krem vardır.
  • Kurumuş çiçek bulamazsınız, hepsi bakımlı ve coşkuludur.
  • Her önemli şeyin yedeği bulunur mutlaka.
  • Adres defteri vardır telefonun hemen yanında.
  • Çocuk, torun, mezuniyet ve düğün fotoğrafları ile doludur her köşe. Albümler özenle tanzim edilmiştir.
  • Gece yatarken kapı kilitlenir mutlaka.
  • Çeşit çeşit desenli halılar vardır. Bünyan, yün falandır hepsi. Öyle dandik halı olmaz hiç.
  • Uzanırken falana bu desenleri çok seyretmişliğim vardır. Simetrik gibidir ama değildir desenleri. Şaşırtmalıdır.
    Şu aşağıdakini korkutucu bir masal dedesine benzetirdim mesela.
  • Dolaplarda bekleşen çeşit çeşit, renk renk havlular, örtüler vardır.
  • Orlon lifler, beyaz sabunlar vardır banyoda.
  • Her eşyanın bir yeri vardır ve kolaylıkla değiştirilemez. Her yenilik kolaylıkla farkedilir bu yüzden.
  • Komşuları vardır bir sürü, bol misafiri, kahvesi, çayı, sohbeti...
  • Dikiş makinesi vardır, emektar... Düğme torbası, agraflar, telalar....
  • Huzur vardır, anılar vardır, çocukluğunuz, gençliğiniz vardır her köşesinde.
  • Kendi evinizde yapmaya, sürdürmeye çalıştığınız her şeyi öğrendiğiniz yerdir orası.
Geçen hafta anne-babamı ziyarete gittiğimizde, salonda otururken tüm bu detayları farkettim.
Anneme baktım hayretle. O hasta haline rağmen o ev hala "anne evi" olmayı sürdürüyor. Her ayrıntısı ile, en ufak değişikliğe uğramadan. Yardımcı hanıma her şey olması gerektiği biçimde uygulatılıyor. Her yer anne eli değmiş gibi... Değemesede...
Canım annem... Seni böyle görmeye alışamadım hala....

Tahinli Profiterol

Bir tarihte şirketin davet yemeği mönüsü için Sait Halim Pa,şa Yalısı şefi tarafından tattırılan, o gün bu gündür tadı damaktan silinmeyen, her fırsatta evde yapılıp, kalorisi ve lezzeti ile insanı geberten şey. (Profiterolü alıyorsun -genelde As,lı Börek- üzerine tahin gezdiriyorsun.. oyy,oyyy)