Sayfalar

29 Haziran 2009 Pazartesi

Gibi gibiyim

Hala 3 kilo fazlam var. Ve hepsi bel, göbek, basen üçgeninde toplanmış vaziyette. "Hala" diyorum ya, sanırsın çok spor, rejim falan yapıyorum.

Bisiklete biniyorum ama bunun kilolara etkisi istendiği gibi olacak mı bilmiyorum.
Binenler bilir, bisiklet alttan toplamaya başlar. Önce bacaklar, sonra baldır ve kalçalar, en sonunda karın, belki biraz da bel. Şimdi benim asıl sorunum göbekteki yağlar olduğuna göre sonuç nasıl olacak?

Mr. Incredible gibi sıkılmış diş macununa benzemesem bari.

24 Haziran 2009 Çarşamba

Cepten gelen

Cep telefonumdaki fotoğrafları ayıkladım. Kamerayla çekilenler kadar şahane olmasa da hepsi güzel anlara ait.

Bi ton şey çekmişim. İlk parti Çağanlılar...

Yazlığa taşınmamızla birlikte Çağan, kendini iyiden iyiye bahçeye, sokağa vurdu. Eve girdiğimizde ağlıyor. Bu işin sonbaharı kışı var, nasıl olacak bilemiyorum?? Şu mutluluğa bakın...

Ördek Suya Daldı...
Yazın gelişiyle boğumlarını suya bırakan Çağan oğlan, bu haliyle şimdiden hatırı sayılır bir fan kitlesine sahip oldu bile. Geçen yıl anasının karnında arşınladığı havuzu bu yıl, çişli olma olasılığı yüksek bebek kısmında el ve ayak çırpmak marifetiyle şenlendiriyor.


Babası ve ben işten döner dönmez Çağan’ı kapıp soluğu havuzda alıyoruz. Yüzgeçlerinin çıkması an meselesi olan burcunun adamı (balık) abimizle beraber ortamı şenlendiriyoruz.

Yavru Bibendum...

Bu da Hansel ile Gretel kitabının bir karesini hatırlatan sabah vedalaşmamız.... (Çağan fotoğrafın tam kalbinde)

18 Haziran 2009 Perşembe

Yaz geldi

Yaz geldi.
Nereden mi anladım?

Mesela fabrikanın önünde mal yüklemeyi bekleyen kamyon şoförlerinin ayaklarından.
Çorapla giyilen kahverengi sandaletleri gördüm mü, “hah” derim yaz geldi...

Sonra okulların kapandığı ilk hafta sonu, yazlığa akın eden çocuk, çombalaktan.
Suratlarında tatilin başladığına inanamaz, içi içine sığmaz bir ifade, ağzı kulaklarında, gürültülü ve başıboş kahkahalarla bir aşağı bir yukarı dolanırlar.
Onların o zincirden boşanmış hallerine bakınca anlarım yazın geldiğini.

Kokusundan bilirim ben yazı.
Güneş kremi, yosun ve klor kokusundan. Yaz parfümlerinin o uçuşkan kokusundan. Bir de antiperspirant bilmeyen, duş almaktan haberi olmayanların o ağır, o kavrulmuş soğanımsı kokusundan...
Hatta ilk önce bu sonuncu gelir burnuma. “vah” derim “yaz geldi, yandık şimdi”!..

11 Haziran 2009 Perşembe

Parmak Arası


Bu çok tanıdık bir his.

İlk olarak seni memeden kestiğimde yaşamıştım bu duyguyu. Ayrılmışız, kopmuşuz gibi gelmişti. Kucağımdan kollarımdan yavaş yavaş ayrılıyordun. Ama sonra anladım. Büyüyordun.

Hani ilkokula başladığın gün, seni sınıfına bırakıp oradan uzaklaşırken heyecandan dizlerim titremişti. Ayrıldık zannetmiştim, ödüm kopmuştu. Ayrılıyorduk evet, dizimin dibinden ayrılıyordun sen. Büyüyordun.

Şimdi yine aynı duygular sahnede. Başrolde yine ikimiz. Sertab'ın şarkısındaki gibi "ellerin büyüdü ellerimde". Ben yine korkuyorum. Biliyorum ki biraz daha ayrılacağız. Servise binerken öptürmüyorsun ya da olur olmaz şeylere heyheylenip elini kolunu sallaya sallaya konuşuyorsun ya, oradan biliyorum ayrılacağımızı.


Üst baş merakı başladı ufaktan sende. Saçlarını uzatıyorsun bir süredir. Dün benden parmak arası terlik istedin ve yeni bir şort mayo. "Parmak arasıyla yürüyemezsin ki" dedim. "Yürüyebilirim merak etme, hem çok havalı oluyor değil mi?" dedin. Öyle güzel anlattın ki dayanamayıp iş dönüşü aldım. Yarın okula o terliklerle gideceksin. Biz önce itiraz ettik babanla, "okula terlikle gidilir miymiş" diye ama sonra anladık derdini. Başkaları öyle geliyormuş son hafta diye..

Kaçış yok... Bunlar olağan şeyler biliyorum.

Alışmaya çalışıyorum. Bazen kendimi sana dikkatle bakarken, incelerken buluyorum. İnanamıyorum çünkü.
Biliyor musun, her şeye rağmen bebek gibi uyuyorsun. Kolların başının iki yanında.
Annem "sağlıklı bebekler böyle uyur" derdi. Her gördüğümde bu sözü hatırlayıp "ohh!" diyorum.

Seni çok seviyorum bir tanem.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Yarattın takip et!

Nette gördüm: Ebru Şallı kaşlarına saç ektirmiş!??!!?
Kaşlarının inceliğinden şikayetçiymiş miş de, ensesinden saç kökü aldırıp kaşına ektirmiş miş...
Şimdi bir şey diycem ayıp olacak, töbe töbee...
Bu mu, sağlık, güzellik denilince ilk akla gelen isim?

Evet bu kadın bende takıntı oldu. Ne var?

3 Haziran 2009 Çarşamba

İyi şeyler olsun...


Her sabah radyoda haberleri dinlerken, hangi kötülüğe daha çok üzüleceğimi şaşırarak yol alıyorum.


Çocukları boğup yakanlar, ailesini tarayanlar, boğaz kesenler, teca.vü.zcüler, katledenler, acımasızlar. Kötülük her yerde ve akıl almaz boyutlarda.


Şimdi de Ebru'nun canına kıydılar. Bağırsakları göğüs boşluğunda toplanıp düğüm olana, dalağı ciğerleri parçalanana kadar dövdüler onu. Geçenlerde bir başka vak'a daha vardı yürek parçalayan. O kadar feciydi ki yazamadım.


Ebru'ya olanları ve yardım çağrısını alıntılıyorum (yazım hatalarını düzeltmeye uğraşamadım. okuyanlardan özür):

"Ebru yaklaşık 12 yıldır bu gelişmekte olan kentin, İstanbul’un simgesi olmuştur.

Safkan bir İstanbul sokak köpeği olan Ebru, İstanbul’un merkezi sayılan Taksim’deki Marmara Oteli tarafından yavruyken evlat edinilmişti. On yıldan fazla bir zamandır Ebru bu simgesel mekanın demirbaşlarındandı. Bu nazik ve sevgi dolu köpek sevgili kentimizi ziyaret eden pek çok kişiyi karşılamış, onlara patisini uzatmıştı.

Büyükelçiler, Devlet Başkanları, işadamları, dünyanın her tarafından gelen turistler… Ebru her zaman oradaydı; yakın zamanlarda böyle soyut kavramları unuttuğu anlaşılan bu kentte ümit, şefkat ye hoşgörünün sembolü olarak Otel Konsiyerjinin yanı başında durur ya da yatardı.Ebru dünyanın önde gelen yayınlarından bazılarında yer aldı.

Time Dergisi, Newsweek, Paris Match, hatta aylık tasarım dergisi Wallpaper, bu inanılmaz hayvanı kapak yaptılar.

Ebru’nun yaşamı Cuma akşamı dramatik bir şekilde altüst oldu. Ebru, bu harika, şefkatli yaşlı köpek, herhalde en sevdikleri futbolcuları taklit etmeye çalışan bir veya birkaç kişi tarafından saldırıya uğradı, ve defalarca karnına tekmeler atıldı. Saldırı çok vahşi, ve hayvanlara eziyet edenlere has bir gaddarlıkta idi. En kötüsü, bu saldırı İstanbul’un en kalabalık meydanının ortasında, ve bu acımasız canavarları durdurmak için parmağını bile kıpırdatmayan onlarca, hatta yüzlerce insanın gözü önünde gerçekleşti.Ebru orada, kötülüğün gözünün içine bakakaldı. Onu defalarca, olanca güçleriyle tekmelediler. Onu Taksim kaldırımlarında kanlar içinde ve felç olmuş durumda bırakıp yürüyüp gittiklerinde ızdırap çekiyordu. Ebru hiç geçen Cuma akşamı olduğu kadar yalnız hissetmemişti kendini.

Kanlar içinde ve hareketsiz Ebru derhal İstanbul’un en iyi veteriner kliniklerinden birine götürüldü, ve acil ameliyata alındı.Göğüs kafesinde çoklu kırıklar, delinmiş ciğerler, yırtılmış bir diyafram. Tekmelerin şiddetinden Ebru’nun barsakları yukarıya itilmiş, kalp bölgesine gelmişti. Becerikli veteriner operatör Ebru’nun iç organlarını bulmaca çözer gibi yeniden yerleştirdi. Durumu: 48 saat sonra Ebru öldü.

…Onun duymuş olduğu korku ve şaşkınlık akıllarımızda silinmez izini bırakacak. Bugüne kadar çalıştığımız vakalar arasında bu, ruhlarımızı derinden yaraladı.Bir milletin kahramanlarına davranışı, değerlerini yansıtır. Ebru’nun (ve eziyet gören sayısız hayvanın) hikayesinin bize kendimiz hakkında neler anlattığını oturup iyice düşünmeliyiz.

Sahip Çıkalım tanıkları arayıp bulacak, delilleri toplayacak,gerekli raporları hazırlayacak ve suçlulara dava açacaktır, ama önce onları bulmamız lazım, ve bunun için de yardımlarınız gerekiyor.Sahip Çıkalım bu iğrenç gaddarlığı gerçekleştirenlerin yakalanmasına yol açacak bilgileri verene 2,000 USD ödül verecektir.Eğer 29 Mayıs Cuma akşamı gerçekleşen bu olaya şahit olduysanız, veya şahit olan herhangi birini biliyorsanız lütfen V.Larkhill@googlemail.com adresine bilgi verin."

1 Haziran 2009 Pazartesi

makro


  • Pamuk ayak sessiz sedasız ilk dişini çıkarttı. Hafta sonu arkadaşım farketmese gözükene kadar haberimiz olmayacaktı.

  • Bana bazen "e-enne!" diye sesleniyor.

  • Geçen hafta check-up yaptırdık. Hiç bir şeyim yokmuş çok şükür. Ailemizin defolu genetik mirasından korktuğum için bu kontrolleri 2 yılda bir yaptırmaya karar verdim. Doktor "mekik çek" dedi. "Tamam çekerim" diye yalan söyledim...

  • Kekemeliği kalıtsal sanıyordum, değilmiş. Amcam ve oğlu kekemeler. Meğer çocuk evde kekeme birisi varsa taklit ederek öğrenirmiş kekemeliği. İlginç..

  • Geçen yaz bikini parçaları arasından salına salına gösterdiğim sevimli göbüş, bu yaz ne şekilde saklanacağı hala karara bağlanamayan bir muamma. Derhal vakit bulup, bir kamuflaj mayosu almam gerekiyor.

  • Hah! Aklıma gelmişken: Allahtan bol zaman diliyorum kendime...

  • Bora'nın hayvan sevgisi konulu resmi. Kedinin gölgesini unutmamış.

  • Bora şu sıralar çok gergin ve değişik. Büyüyor ve değişiyor. Geçen sabah evden çıkarken genç bir adama benziyordu. Kuru kafa desenli sweatshirt'ün kapşonunu kafaya geçirdi.. MP3 çaların kulaklıklarını taktı, müziği açıp asansörde kayboldu. Arkasından bakakalmışım! Hayret, hayranlık ve gururla karışık bir duyguyla.
  • İki hafta sonra Bayramoğlu'na geçiyoruz. İlk gidiş çok hengameli oluyor, gözümde büyüyor..