Sayfalar

31 Temmuz 2009 Cuma

vınn!!

 Bey aradı şimdi "Sana seveceğin bir hediye aldım diye"..
Sevmek az kalır bayıldım! Kocam "Vınn" almış bana!
Yaşasın! Artık akşamları rahat rahat takılabileceğim nette.. I love u...

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Alışveriş Mabedim


Hiçbir kadın tanımıyorum ki outletin büyüsünden uzak kalabilsin.
Outlet dediysem çakma olanından değil. İyice moda oldu ya, orda burda her yerde outlet mağazalar açılıyor. Gidiyorsun mağazaya, bir izbe köşede kıytırık süprüntüleri doldurmuşlar.. Geri kalanı yeni sezon.

Bu değil benim dediğim. Sevdiğin markanın bayıldığın ürünlerini hunharca çantana doldurabileceğin bir yer olmalı. Hıaaaaa!!! Bu neaaaa! diye ağzını bir karış açık bırakacak, torbalar dolusu alışveriş yapıp komik paralar ödeceyeceğin, kapısından çıkarken ağzını kulaklarına yapışmış bırakacak cinsten.

Aç tavuk kendini buğday ambarında görmüş demeyin, iyi dinleyin.
Var böyle bir yer. Annelerin cenneti Mothercare outleti. Aslında Demsa’nın outleti.
Mothercare, Etam, Laura Ashley, Gerard Darel, Fornarina, Guess, Charls&Keith, 1.2.3, Patrizia Pepe markalarının seri sonu ürünleri burada. Ben daha çok ayakkabı ve çocuk reyonuna uğruyorum.

Yalnız buraya sık sık uğramak lazım. Gelen anında bitiyor çünkü.
Geçenlerde bir sabah öylesine uğradım. Mothercare eşyalarını yığmışlardı. İnsanlar yatak takımlarını, oyuncak ve giysileri yağmalıyordu. Ben Çağan’a onlarca evet onlarca kışlık body ve tulum aldım. Tanesi sadece 2-3 TL idi. Arkadaşıma haber verdim. O gelene kadar ki 1 saat içinde geldi, ev tekstili ürünleri tükenmişti.
Çocuğu olanlar kaçırmasın...
Demstok: Kozyatağı Byotell karşısında

Var böyle bişi


3 yıldır, yaz boyunca neredeyse her gün aynı şezlongta güneşlenen bi hatun var. Bir bikini babe.

Kendisini suda gördüğümü hatırlamıyorum bile. Hep şezlong tepesinde oturuyor. Bunlar bir koloni zaten. Yaz aylarını sabahtan akşama havuz başında hep aynı şezlonglarda geçirip, lak lak edenler. Pareoları, şapkaları hep bir örnek. Böyle parıltılı, jan janlı, fosforlu falan her şeyleri. . Şemsiyesiz, öylece güneşin altında, kan-ter içinde ızgara olmaktan hoşlanıyor, termosla getirdikleri içecekleri tüketip, günde yarım galon güneş yağı sürüyorlar. Yeminle ne zaman gitsem oradalar. Bronzluktan cilt kanserine geçmek üzereler haberleri yok. Öyle ki, şezlong popolarına entegre vaziyette, neredeyse kaltıklarında Ninja Kampumbağa gibi şezlonglarıyla dolaşacaklar...

Neyse konuya dönelim. Bu hatun hiç merak etmediğim bir sebepten dolayı, mesleğini icra etmeyip evde takılıyor. Arada bir ayak üstü konuşuyoruz. Dün akşam havuzda karşılaştık. Şaşırdım tabi bunu ıslak ortamda görünce.
- “Yüzmeyi pek sevmem” dedi. (hadi canım!! hiç belli olmuyor.. duruyordu suyun içinde öylece zaten)
+ Ben çok severim, her fırsatta atıyorum kendimi suya.. Hele işten gelince üşensem bile zorluyorum kendimi, tüm yorgunluğumu atıp, yenileniyorum.
- Evet canım hepimiz öyle.. (hepimiz öyle derken??? Şezlongta oturmaktan dötümüz ağrıyor anlamında heralde??)
+ Doktorum da yüzmemi tavsiye etti. İleride sırt ağrıları yaşamaya meyilliymişim o nedenle bol bol yüz dedi.
- Ayy benimde boynum ağrıyor. Aslında sabahları tembellik yapacağıma kalkıp atlasam, yüzsem ne iyi olur di mi? Ağrılarım geçsin diye uyanınca yatakta 1 saat sırt üstü yatıp tavana (??!!) bakıyorum..

Tavana bakıyormuş!! Hem de bir saat! Ülen kitap, dergi falan oku bari. Nasıl yatılır ki öyle tavana bakıp löpçük gibi.. Benim gibi gözünü açar açmaz yataktan düşercesine fırlayan bir insan için anlaşılamaz bir durum bu tabi. Anlamayı da beklemedim zaten. Daha fazla dinleyemezdim. Kibarca veda edip hızla uzaklaştım oradan. O ise kafasını suya sokmadan duruyordu suyun içinde hala.

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Kendimi durduracak değilim!

Evet bu Fırat Budacı’nın Uykusuz’da bayılarak okuduğum köşesinin adı.
Ama burada konu benim. Beni çok iyi anlatan bir laf olduğundan ayrıca bayılıyorum buna.

İçimde dönüp duran repliklere bakın bi:
- Dur kızım OİP! Dur iki... Rahat ol, geniş ol, yayıl allasen!.
+ Durayım di mi? İki yayılayım şöyle.. ohhh! güzelmiş valla.
- Ha şöyleee. Uzat ayaklarını, al kumandayı zapla bakalım...
+ Uzanayım di mi? Ohh be güzelmiş valla.. Ama dur. Yatmadan önce şu bulaşık makinesini boşaltırsam işimi bitirip huzurla otururum. Hemen dönüyorum.
- Töbe töbe otursana. Kaçmıyor ya bulaşıklar. (pırr!!) Gitti bile...
+ Ohh geldim bak şimdi rahat rahat oturalım bakalım.

... (bir kaç dakika sonra)

+ Aslında Çağan uyurken Bora’ya söz verdiğim keki yapsam. Hem çocuk gelince yer taze taze di mi?
- Otur be bugün, yarın yaparsın. Bir hafta izinlisin nasılsa.
+ Yarın dinlenirim. Yavruya sürpriz olsun, hemen atarım fırına n’olcak ki?

... (bir kaç gün sonra akşam üzeri)

+ Ulan 5 gündür evdeyim, k.çım bi yer görmedi. Yarın söz hiç bişey yapmıycam.
- Atmaaa!! Duramazsın sen..
+ Dururum valla. Mis gibi havuza giricem, lak lak edicem milletle..

... (ertesi gün)

+ Hazır evdeyken şu dolabı da topliim bari. Öğleden sonra giderim havuza...
- Hani iş yapmayacaktın bugün?
+ İş değil canım dolap, molap işleri. Oturarak yapıcam hem.. (kuyruklu yalan!)

... (aynı gün akşam üstü)
+ Off öldüm bittim. Yoruldum ama değdi valla. İyi ki üşenmeyip halıları da yıkadım (!!)

... (bir hafta sonra)

+ Ulan koca hafta evdeydim, bir satır kitap okuyamadım. Tatil mi yaptım, tatil mi beni yaptı belli değil(?)

17 Temmuz 2009 Cuma

2009 yaz modası

18 numara sandaletlerle ayaklara özgürlük!!...
Böyle daha rahat bence...

16 Temmuz 2009 Perşembe

Birlikte...

Çağan'ın en sevdiği şey salıncakta sallanmak...

rezernasyon

Bu müthiş yazı, dün akşam gittiğimiz restoranın duvarından...

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Post, ki.. üç, dört..

Post 1: Bora Geldi
15 günlük tatilin ardından, geçtiğimiz Cuma günü Bora eve döndü.
Onu çok özlediğim için aynı gün işten izin aldım ve birlikte vakit geçirdik.
Meğer özleyen sadece ben değilmişim.
Bu fotoğraf Bora eve ulaştıktan yarım saat sonra (!) çekildi…


Çok özel bir ayrıntıyı atlamamalıyım. Bora bizi bile şaşırtan bir hareket yaptı ve Ayvalık tatilinden hepimize minik hediyelerle döndü! Bana şık bir bilezik-küpe takımı, babaya anahtarlık, kardeşe iki bidilik çorap. Hediyemi alınca usulca sordum, “N. Hanım’ı unuttun mu yoksa?” diye. Unutmamış. Ona da süslü bir toka almış. Eh oğlum, sen nasıl bir adamsın? Kanatsız meleğimsin….

Post 2: Buzz kimin Limonata
Dün (Pazar) buralar aşırı sıcaktı. Önceden söz verdiğim için öğlen çocukları alıp Mc Donalds’a gittim. Klima çatlatan sıcakları mıdır yoksa restoran eve yakın olduğundan mıdır bilinmez araba soğuyamadı bir türlü. Yana yana gittik geldik.

Çocuklar demişken.. Hadi bu çocuk..
Annesinin dondurmasından otlanan bu ibişe ne demeli?

Sıcaktan bayılan Bora eve girer girmez kanepeye boylu boyunca serildi. Hesapta havuza gidecekti. Evin serinliği çok hoşuna gitmiş yazık… Bunu havuza değişmedi.

Alt kat çok serin oluyor gerçekten. Akasyaların gölgesi ve toprak zeminin etkisiyle her dem klimalı gibi. Ama üstler tam bir fırın. Ortalama 29 derece diyim siz anlayın. Geceleri bile klimayla uyuyoruz.

Çağan’ı bir çırpıda yıkayıp yatırdım. Aslında niyetim uzanmaktı ama TV karşısında kalmasına kıyamadığım için limonata yapmaya çağırdım Bora’yı.

Tam giriştik ki arkadaşları geldi. Doluştu mu demeliyim yoksa? Baktım sıcakta dolanıyorlar, kıyamadım: “Gelin beraber yapalım” dedim. Çok hoşlarına gitti, sürü halinde, sırayla ve hevesle yaptılar limonatayı.

Sonrası fotoroman:




Post 3. Yiyos içiyos, ortalığı batırıyos
Yaz başı, serin bir sabah.

Sabah alemlerinin kralı, erken öten horoz Çağan kuşlara laf ata ata kahvaltısını suratına sıvıyor. Küççük herif, koca kaseden sadece üç kaşığı ağzına isabet ettirebiliyor. (Yemeğin sonunda bunu alıp komple suya sokmak suretiyle pakladım)

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Beylerrr!


Şöyle bir düşündümde, hayatım adamların arasında geçti benim...

Üniversitede mühendislik okudum. Hem de inşaat olanından(!) Sınıfta tüm yılların en kalabalık kız kadrosuyduk: 9 kişi! 60 erkek, 9 kız.... Bölümde koridorda rastlayacağınız kız sayısı iki elin parmaklarını geçmezdi. Okuduğumuz kampüs mühendisliklere ayrılmıştı. Bu durum diğer bölümlerde de geçerliydi. Yani kız sayısı pek azdı kampüs sınırlarında. E bu durumun avantajları da yok değildi hani... Sayıca nadirdik evet ama kıymetimizde bir o kadar çoktu yani!!

E doğal olarak erkeklerle arkadaştık.. Bölümde, cafede, orda burda hep erkek arkadaşlarla takılırdık. Zaman zaman kız arkadaş kontenjanından aramıza katılanlarla nüfusumuz dengelenir gibi olsa da çoğunlukla erkek erkeğeydik biz (!)

Okul bittikten sonra da değişen çok şey olmadı. Birer ikişer evlendik ama bekar kalanlarımız çok oldu. En sık görüştüğümüz bir kaçı uzun yıllar evlenmediler. Bize gelip giderken hep kızardım bunlara, “aaa yeter artık erkek muhabbeti! evlenin de eşleriniz yardım etsin bana azıcık, ne bu be!!!” diye...

Makus talihim iş yaşantımda da yakamı bırakmadı. Erkek egemen bir sektörde, erkekler arasında çalıştım hep. Öyle böyle değil. Bir fotoğraf çektirmişiz mesela 20 erkek, aralarında bir tek ben kadınım. Abartmıyorum! Kırk küsur yıllık bir firma burası ama ilk kadın yönetici benim mesela.. Son bir örnek... Toplantılara girerken “beyler!!” diye selamlanır buralarda...

Eve gelince, malum.. Ev adam dolu. 3 tane beyefendiyle yaşayıp gidiyoruz...

Şikayet olsun diye yazmadım ha! Aksine memnunum ben halimden.

Özledim

 Bora tatilde. Babaannesiyle birlikte Ayvalık’a gitti. 10 gün kadar oldu ama çok özledim keratayı. Daha önceleri yaz tatillerinin yarısını babaannede, yarısını anneannede geçirirdi. Çok uzun süreli bu ayrılıklarda babasıyla kafayı yerdik. İlk başta çocuksuzluğun dayanılmaz hafifliği ile kendimizi gezmeye tozmaya verir sonra yavaştan durulur, gittikçe de efkarlanırdık.

İşte bu kaçınılmaz ayrılıklara son vermek için aldık yazlığı 3 yıl önce. Gereksiz gibi, abartı gibi gelmişti başta bana, ama sonra anladım ki lüzumlu bir şeymiş. 10 gün fazla geldi şimdi bak! Özledim oğlumu...

Geçen hafta sonu dönecekti sözüm ona, bir hafta daha kalmak istedi. Arkadaşları gün aşırı uğrayıp soruyorlar ne zaman gelecek diye. Bizimkisi çok uyumlu ve geçimli bir adam ya herkesle dost herkesle arkadaş. Çok farklı kesimler gelip soruyor bunu.. En son dün 4 yaşında yarım konuşan bir tıfıl gelip sordu “Boya yeerrdeğ?” diye. Bunların grubunda pek iyi anlaşamayan tipler vardı, onlar da dağılmışlar mesela... Bu huyu çok hoşuma gidiyor. Hiçbir zaman birine taraf olup diğerlerini dışlamıyor. Aksine hep orta yolu bulup, biraraya getiriyor çocukları.
Aaaa hadi ama! Herkes özledi seni gel artık....

2 Temmuz 2009 Perşembe

hasta la VİSTA

Ağlamak istiyorum bebek!

MS Office’i hallaç pamuğu gibi atan, tüm kısayolları şaka şuka kullanarak sergilediği performansla hayli takdir toplamış bir insan olarak iki gündür ekrana eblek eblek bakar oldum.
Benim ofisteki masaüstü bilgisayar yenilendi ve hiber bir makine konduruldu. Böyle siyah, janjanlı bir kasa, mavi neonvari ışıklı bir şey. Sanırsın az sonra uzaya fırlatıcaz kendisini. O derece hi-tech bir kasası var!


Var da, dışı seni içi beni yakar hesabı. Windows Vista yüklemişler içine. Allahım bu nedir yareppim. Şimdi bir Windows kullanıcısı olarak, programı bu denli ters yüz etmenin mantığını anlamış değilim. Ne menü, ne ekran düzeni hiç bir şey alıştığımız, bildiğimiz yerde ya da şekilde değil. Embesillere göre her bir komutu koca koca ikonlara boca etmişler ama yok, bu durum beni embesil etti bak...


Habire ekranın üst kısmına, ağzım açık salak salak bakarken yakalıyorum kendimi. Bir dakikalık iş oldu mu sana 10 dakika... Öfff!!! Bu sıcakta bi de hiç çekilmiyorsun vista la vista.... Bana en yakın çıkışı göster bebek..