Sayfalar

29 Eylül 2009 Salı

Yeterin


Tugay Kerimoğlu'lu 3G reklamlarından illahlah dedik Vodafone!
Ulusça bezdik inan.
Etme eyleme, bitir artık şunu.
Nefes aldır, huzur ver artık.
Sinirim bozuldu artık...

27 Eylül 2009 Pazar

Fotoroman

Bu bayram ayrı kaldık birbirimizden abicim...

Alıp başını gittin Ankara'lara, Amasra'lara, Safranbolu'lara...

Söyledim dayıma... Biraz daha büyüyünce beni de götürecek yanında...

Ben de sizinle birlikte olmak, eğlenmek istiyorum!! Canım çekiyor n'apıyım?

Sen olmayınca canım sıkıldı çok.
Annem "Bora nerde?" diye sordukça, sağa sola bakınıp seni aradım hep...

Bayramlıklarımı giyip, babannemlere, anneannemlere gittim bir güzel...
Harçlık verdiler, sevip oynattılar beni bol bol...


Ama yine de, sen olmadığın için buruktuk hepimiz.
Annem ve babam konuşurken duydum, onlar da çok özlemişler seni..
Ben de çok özledim seni abicim...


Ben de özledim sizi bir tanem, ben de.....

25 Eylül 2009 Cuma

Günün güldürükçüsü



Öğle yemeklerimiz çok neşeli geçer burada.

Ha babam, kakara kikiri yaptığımız küçük bir yemek grubumuz var. Telefonlaşır öyle gideriz yemeğe. Her öğlen spontane bir konu döner mutlaka. Konuyu yordukça yorar, güldükçe gülenecek hale getiririz.

Bu öğlen şu garip çocuk şarkısına takıldık mesela.

Biz küçükken, ilkokuldayken söylerdik bunu. Anlamadan, irdelemeden, üzerinde düşünmeden söyler dururduk deli dumrul gibi. Ne biçim bir şarkıymış bakın hatırlayacaksınız:

Bir ki üçler, yaşasın Türkler
Dört, beş altııı Polonya battı,
Yedi sekiz dokuz, Alman domuz,
On onbir, oniki İtalya tilki,
Onüç ondört onbeş Ruslar kalleş
..................

Ne bu şimdi ha? Ne bu şimdi!!!

Çocuk şarkısı mı, milliyetçilik türküsü mü, Türk’ün Türkten başka dostu yoktur önermesinin minik zihinlere oya gibi nakşedilmesi mi? Nameli boş bir laf öbeği mi?

Her ne idiyse, tamamı aklımda. Dün yediğim yemeği hatırlamazken, bu şarkıyı bir çırpıda söyleyiverdim yemekte.

Şarkıya güldük, benim söylememe güldük, güldük de güldük...

23 Eylül 2009 Çarşamba

Gaza gelen esnaf abiler

Armutlu’nun bir avuçluk coğrafyasında, yazlıkçının, tatilcinin etinden sütünden faydalanmak için kendini iyice kaybeden esnafın tabelasından fışkıran şaşırtıcı özgüven ve yaratıcılığın hastası oldum.

İlkokul birden terk??!!?



Favorim bu..
Taş fırın dürüm, Bursa iskender kebap, balık, köfte, pide, lahmacun, dondurma ve ötesi!!.. Çoktan seçmeli bir restoran, aynı zamanda "Teyze'nin Yeri"ymiş?!!?! Okurken doyuyor insan...


Esprinin dibine vurmuş bir esnafımız...

20 Eylül 2009 Pazar

sesimi duyan var mıııığğğ??

Cuma akşamından beri blogger hesabıma ve bloglara giremiyorum. Gündüz işten girebiliyordum halbuse.
Cepten de girebiliyorum, ancak laptoptan ı-ıhh!!
Dün akşam vtunnel'dan girdim acak login olamadığım için yorum bırakamadım.

Ekşi Sözlük'ten bulduğum şu bilginin yardımıyla şimdi hesabıma ulaştım ancak yine bloglar açılmıyor.
"bilgisayarınızda c:\windows\system32\drivers\etc konumunda bulunan hosts klasörünü notepad ile açıp altalta olacak şekilde 74.125.95.191 blogger.com , 74.125.95.191 www.blogger.com satırlarını ekleyin. daha sonra da tarayıcınızın tüm çerezlerini silin. tarayıcınızı kapayıp yeniden açın. bende işe yaradı, ulaşamadığım yer yok şu an için.
ekleme: bir de dns sunucularını şu şekilde ayarlamakta fayda var:
yeğlenen dns 208.67.222.222 - diğer dns 208.67.220.220"

Zihniyetli gibi, gıcık gibi, yasakçı gibi insanlar yine yasaklamışlar blogırı a dostlar.
Du bakalım ne kadar sürecek?

16 Eylül 2009 Çarşamba

İllaki

Tarifeli ayar


Duydum ki yarından tezi yok taksilerde gece tarifesi kalkıyormuş. Nihayet!

Sevinmem gece yarıları fellik fellik gezmemden değil elbette. (Elbette mi? elbette mi! malesef olacaktı o) Durduk yere iki katı para ödemeyi mantıksız bulmamdan . Asıl adamın para vermesi lazım bana gece biniyorum, ordan oraya beş dakikada gidebiliyoruz diye.

İstanbul gibi gündüz trafik deliliği yaşanan bir memlekette, bırak geceleri çifte tarife yapmayı, tam tersine, mesela 21:00'den sonra indirim yapsanıza ey taksiciler.

Bir kısım insanımız, gündüz o trafik kaosunda, dur kalk-dur kalk gideceğine gezmesine, ziyaretine, biner taksisine akşam gider trafiksiz trafiksiz. Süren de rahat binen de.

Ha şöyle..
İnin binin, ekonomiye can verin..

14 Eylül 2009 Pazartesi

Göçmengiller

Baktık ki yaz bitti, bizde toparlandık döndük geçen Cuma. Ayrılırken buruktuk Bayramoğlu'ndan ama eve girer girmez uçtu gitti hüznümüz. Çok özlemişiz meğer evimizi. Bora oyuncaklarına, Çağan köşe bucak kurcalamaya, ben de işe daldım hızla...

Baktım da ne çok fotoğraf çekmişim bu yaz. Biraz toparlayıp, yazayım dedim olan biteni...

Yakışıklı oğlum, Boracım, aldı başını gitti iyice. Boy pos, el ayak kocaman oldu adamın. Kararlı tercihleri var artık. Mesela giyim. Bütün yaz kuru kafalı t-shirtleri, aksesuarları çıkartmadı üzerinden. (bu konuda Max Fashion'da çok uygun fiyatlara, sonsuz seçenek bulunuyor.)
Sonra bir YU-Gİ-OH merakı sardı ki sormayın . Bütün yaz tüm site veletlerinde salgın halindeydi bu kartlar. Portföy çantalı adamlar (bkz. Avr. Yakası Burhan) gibi kart kutularıyla gezdiler sabah-akşam. Turnuvalar, kart takasları, pazarlıklar bitmek bilmedi.
Sonra ticarete atıldı kereta. 6 arkadaş (!) ikinci el dükkan açtılar. İki günde sıkılıp bıraktılar ama şaka maka kişi başı 10'ar lira kazanmışlar.
Abilik durumları iyi gidiyor. Kardeşiyle arası gayet iyi kuzumun. Bazen kızıyor falan ama, yine de güzel idare ediyor kardeşini, hatta bizi de(!)






Tombikyusun morali bozuk. Yedinci kattaki tepelek evde gökyüzünü, çatıları ve komşu blokların duvarlarını seyretmek biraz bunalıma soktu çocuğumu.
-Hani akasyalar, salkım söğütler, zakkumlar??? Vuuuuuv rüzgarla sallanan dallar, ciki ciki öten kuşlar??? Miyav kediler, köpecikler, kazlar??? Nereye gitti anne???
Yaz başında yattığı yerde kalan cüce, şimdi sıralıyor, tırmanıyor, tırmalatıyor...








Ve yazdan kalan güzellikler....
Çiçeklerim, süslerim, püslerim, beyin fesleğenleri...
Gelecek yaz görüşmek üzere.. Hoşçakalın bakalım...





10 Eylül 2009 Perşembe

Etkin sunum teknikleri (peaahh!!)


Şu toplantılar tam bir tiyatro sahnesi valla.
Nedir bu rol kesmeler bilmiyorum.

Nasıl da en bilmiş, en ikna etmeye çalışmacı, en ciddi ve havalı pozlara bürünüyoruz hemencecik değil mi? Öğretilmiş ezberlenmiş triplerle “beden dilimizi”, “jest ve mimiklerimizi” devreye sokup, ennn etkileyici biçimlere girmeye çalışıyoruz. Herkesin suratında o çok sıkıcı “heheh! ben çok bilirim” havaları...

Konuşurken karşıdakilerin gözünün içine bakmalar, sesini ayarlayıp, genizden konuşmalar, lazer ile orayı burayı işaret etmeler, elini kolunu sallamalar falan nedir abicim?

Ben değil miyim ki eve gidip, bir eşofman bir şort çekip, terlikleri geçirip ayağıma en domestik pozlarda bebelerine bakan.

Sen değil misin ki uzanıp kanapede, poponu kaşıyarak TV zaplayan.

Nedir yani bu tripler, şekiller, şemaller? Alla allaaa!!!

Sözün bittiği yer...

Gündem yazmak adetim değil burada, ama tahammül ötesi bir şeyler oluyor dışarıda...
İstanbul’un kalbinde, eennn işlek, enn ticari, eenn yoğun trafiğin olduğu yerde, 10’larca insanı sular yuttu.
Belediye Başkanı “doğanın intikamı” dedi sadece ya da diyebildi..İnsanın doğayı tahrip etmesinin bir sonucuymuş yaşananlar. O ruhsatları “doğa” verdi tabi. Rüşvetleri “doğa” yedi çatır çatır...
Vali, minübüse sıkışıp ölen 7 kadıncağızın ardından “servis minübüsü kapalı kasa olduğu için öldüler” demiş... Minibüs çırpına çırpına öldürmüş o anneleri, evlatları, ablaları, eşleri... Sel değil. Diğer ölen 20 küsur kişinin ne mazereti var acaba Vali Bey? Yüzme bilmemek mi mesela? Bagajlarımıza acil yardım kitiyle birlikte zodiak bot da mı koyalım bundan sonra???

Ve Başbakan..
“Derenin intikamı ağır olur. Şu anda olan da budur” diye buyurmuş. Suçu dereye atmış!!??!?!
Dere "gel koynuma ev yap, inşaat yap, yol geçir bağrımdan" demiş, sonra da oyun bozanlık yapmış. Bu coğrafyadaki tek dere yatağı oradadır ya zaten.

Unuttunuz sanırım.. Bu şehri yıllarca bizzat siz ve sizinkiler yönetti, yönetiyor. O yolları, o binaları siz kondurdunuz o derenin yatağına. Dere intikamını aldı evet. O masum 7 kadından, ya da diğer onlarca ölen zavallıdan.. Hatta o anaları, babaları, evlatları, kardeşleri evde bekleyen gözü yaşlılardan..

Yaşananlar aşırı üzücü, sorumluların sorumsuz açıklamaları da bir o kadar dehşet vericidir.
Sel geriye bir enkaz kent bıraktı ve onun enkaz yönetimini...

9 Eylül 2009 Çarşamba

Kimseye faydası olmayan bir tespit

Hastanenin web sitesinde, arkadaşımın yeni dünyaya gelen bebeğinin fotoğrafını ararken gördüm Lütfü bebek’i. Allah uzun ömür versin, pek şeker birşey.
Durduk yerde lüzumsuz konulara sevk etti beni Lütfücük. Son yıllarda moda bu ya, bebek doğunca ona “bişey bebek” diyoruz. Şimdi Ece bebek, Arda bebek, Alp bebek oluyor da, adam babasının dedesinin adını verince olmuyor işte. Hayrullah bebek, Kamuran bebek, Saffet bebek bir tuhaf duruyor.
İnsanın bu isimdeki bir bebeğe Saffet Bey, Kamuran Hanım diyesi geliyor.
İlahi Lütfü bey.. Çok yaşayın, sağlıkla büyüyün inşallah..

7 Eylül 2009 Pazartesi

PANDA


Sonbahara inat

Hafta sonu sefil bir biçimde uyudum. Evet, "kendime rağmen" sersefil uyudum. Çağan'ın her gündüz uykusunda ben de attım kendimi yatağa. Öyle ki, her iki gündeki gündüz uykularım, toplamda 5 saati (!) bulmuş.

Bir akşam çayı, bir sabah kahvesi ve bir de iftar daveti misafirim olmasını da tınmadım üstelik. "Sen durmazsan, biz durdururuz arkadaş" dedi bünyem. Son bir yılın acısı çıktı belki de, bilemiyorum...

Bu sabah yenilenmiş ve dingin bir insan olarak çıktım yataktan.

Alacalı ve basık bir hava var şu anda dışarıda. Odamın penceresi açık. Ofiste yalnızım. Pendik sahilinden iyot ve deniz kokusu geliyor burnuma. Kırmızı ojemin ucu sıyrılmış bir kaç tırnakta, onları rötuşladım şimdi.

Müzik dinliyorum bir yandan. Güzel bir compilation çalıyor. "Bedroom Escapades Vol5" 
"Sin Polomo-Cubos" ritmiyle canlandırdı beni. Biraz daha sesini açtım müziğin. (subwoofer'lı güzel bir ses sistemim var burada da)

Hadi bakalım, güzel bir başlangıç yaptım haftaya....

3 Eylül 2009 Perşembe

Bon voyage

Ne güzel bir albüm kapağı değil mi?
Frekansını sonbahar melankolisine ayarlamış, güzel bir radyo buldum dün. Radyo Voyage. 107.4’ten yayın yapıyor. Lounge, down tempo, new age, ambient falan çalıyor.
Tımbır tımbır, usul usul, yumuşacık...

Şşşt.. gürültü yapmayın...
http://www.radyovoyage.com/

Yazıık!


2 Eylül 2009 Çarşamba

dıy-lı geçmiş zaman


Ben Türk Dil Kurumu insanı olsam, gramere böyle bir zaman eklerim. Çok da sevaba girerim. İddia ediyorum Türk halkının %90'ı -dıylı geçmiş zaman kullanıyor.

Gittiydik, geldiydik, olduydu, yediydik, gördüydük, .. -dıydık, -duydu diye diye bir hal oluyor.
Doğrusu neymiş peki? -miş'li geçmiş.
Ohh ne güzel mişli mişli!

Ruhsal savrulma


Ofiste sabah kahvemi içerken, blogları geziniyorum. Biraz ondan biraz bundan okuyorum.

Garip biçimde, blog kadınlarının ruh hali üstüme yapışıp kalıyor. Hüzünlü yazılar varsa melankolik başlıyorum güne, neşeli yazılarla da neşeleniyorum.

O duygudan bu duyguya savrulup duruyorum anlayacağın.

Düşündüren şeyler okudum bu sabah.

Biraz durgunum o nedenle...

1 Eylül 2009 Salı

ŞAKIRRA MI B SPERS Mİ?

Al sana olmadık işler!
Benzinci rafında karşıma çıkarak, dumura uğramama sebep olan, sendeleten, sarsan parfüm silsilesi. İsteyene ŞAKIRRA, isteyene B SPERS, isteyene MİSSİS BOND 007...

Dur durak bilmeyen yaratıcılığın, sınır tanımaz girişimciliğin son noktası..
Buram buram (off hem ne buramdır kimbilir?) kok, pop star gibi, film yıldızı gibi hisset kendini!