Sayfalar

26 Ekim 2009 Pazartesi

sonunda...

Yıllardır çizerim. Ortaokuldan falan bu yana sanırım hep karikatür çizmek isterim. Hatta o yıllarda mizah dergilerine gönderdiğim çizimlerim de olmuştu. Yayınlanmadı ya neyse...

İşte şimdi burada, bir şekilde çizip yayınlıyorum. Şu basit dörtgen tipi bekleştiği köşeden çıkarıp koydum buraya. Bu yıllardır yapmak, başarmak istediğim şeyin aslında ne kadar da kolay ve erişilir olduğunun bir ispatı.
Blogumu izleyenlerin yüreklendirmesi (gazı) de bu işin “olmasına” katkı sağladı bir güzel. Teşekkür ederim onlara..
Bu iş büyük bir keyif veriyor bana.
Mutlu olmak için bir sebep daha işte..

23 Ekim 2009 Cuma

Cuma baskını


Cuma Cuma, camdan sağ tarafıma vuran kış güneşinin tadıyla yayılmış vaziyette makalemi yazarken telefon çaldı. Güvenlik, bilmem ne yapım şirketinin geldiğini haber veriyordu. Randevu vermemiştim. Yoksa vermiş miydim? Çok karışık bir hafta olduğu için hatırlayamadım. “Gelsinler” dedim.

Kapıdan giren davetsiz misafirlerim, bir güruh şeklinde doldu ofise. Koloni halinde gelmişlerdi. Bu yarım düzine grubu odaya sığdırmak biraz zaman ve emek gerektirdi.

Bir şekilde randevu verip vermediğimi sormalıydım bu Cuma baskıncılarına. Hayatımda gördüğüm en soğuk ve tekin olmayan tipleri ne getirmişti acaba buraya?

Müziği kapattım. Günün tüm büyüsü bozulmuştu çoktan.

Sordum kibarca. “Merkezden size e-mail atmışlar bir türlü ulaşmamış. Yakında bir görüşmemiz vardı, -gitmişken uğrayın- dediler geldik.” dedi pişkin ve lider olanı.

Ceket içine bu sıcakta kazak giymiş olandan projeyi anlatmasını istedi. Kafasını monitörümün arkasından uzatarak başladı anlatmaya kazaklı.

Bir film projesiydi. Aşk, intihar, gerilim, aksiyon, dram vardı hikayede. Der.in dev.let, a.jan.lar vardı. Adam aşkla her dakikasını anlatmak istiyordu senaryonun. Ben pişmanlığın serin sularında kaybolmuştum çoktan. Adamın sözünü bir soruyla kesebildiğimde hikayenin yarısına gelmiştik bile.

Lider olan, kazaklının anlatmaya devam etmesini sağlamak için manevra yaptı. Ben başka bir soruyla kestim hamleyi ve kontrolü elime aldım.

Kenarda oturan uzun boylunun dizlerinin neredeyse omuz hizasında olması gülmemi getirdi ama tuttum kendimi.

Kazaklıyı monitörün arkasında bırakacak şekilde sağa kaykıldım. Artık görüş alanından çıkmıştım. Sustu..

Liderleri destek istediklerini söyledi. Akıllı bahanelerle ümitlerini bitirip, savuşturmalıydım. Öyle de yaptım. “Bu tarz çalışmalar şirket politikamıza aykırı” gibi bilmiş ve havalı laflar ettim. “Bu bir ilk olur inşallah” dedi kazaklı deve kuşu gibi uzatarak kafasını.

Dertlerini dinlemem ve sonunda ümitlerini tüketip, savuşturmam yarım saatimi aldı. Gittiklerinde odada üstüste dizili koltuklar ve bin pişman bir OİP kalmıştı...

22 Ekim 2009 Perşembe

Hülyayla Tunası


Köpek Kulübü



Hayvan sevgisiyle yanıp tutuşan Boracık, okulda Köpek Kulübü’ne üye oldu. Okulun bahçesinde yaşayan kadrolu köpeklerin yavrularından birinin bakımını üstlenecek, ona isim verecek, öğle aralarında dolaştıracak, dergi çıkartacak vs.

Eve köpek alma hayalleri şimdilik askıda olduğundan, bu kulüp işi biraz pansuman oldu aslında.Hak veriyorum ona, ben de çok istiyorum evde bir köpek ama şu sıralar, emek, efor, sorumluluk kotam dolup taştığından böyle bir yükün altına girebilmem imkansız.

Bu kulüp işi bir ölçüde rahatlatacak onu. Anlatırken gözleri parıldıyor. Sorumlu öğretmen üyelere görev vermiş. “Kulübe en çok katkı sağlayana idari görev vereceğim” demiş. Bizimkisi oturdu poster hazırladı PowerPoint’te. Beğenmiş öğretmeni, başkan yardımcısı yapmış bunu. Öyle mutlu ki.

Şimdi dergi hazırlıyorlar. Adı “Dostumuz Köpek”. Ödevlerini bitirip bilgisayar başına koşuyor. Google’dan fotoğraflar buluyor, araştırıyor, kopyalıyor, yapıştırıyor durmadan. Ben de yardım ediyorum. Birlikte karikatür çizmeye karar verdik mesela.

Yanımda yattığı akşamlar bana köpeğim Dük’ü anlattırıyor. Sarılıp yatacağı bir Golden’ın hayaliyle dalıyor uykulara.

Ben deliyim, bana kalsa kucaklar bir yavruyu getiririm hemen eve ama allahtan babamız aklıselim. Bir yavruya yer açmak için hayatımızda, biraz daha zamana ihtiyacımız olduğu açık. Du bakalım zaman ne gösterecek....

13 Ekim 2009 Salı

10 lira


Bu küçücük katlanmış 10 lira, hayatım boyunca unutmayacağım bir anın belgesi. Aynen "Masumiyet Müzesi"ndeki gibi alıp sakladım onu. Üzerine tarih atıp, küçük bir açıklama notu yazıp kaldırdım benzer hatıraların yanına.

Dün gece, miniğin doğum günü sabahında balonlara uyanması için süsleme yaparken, uykusu kaçan (!) Bora da katıldı bize. Babasıyla Çağan'a alınacak hediyeyi kararlaştırırken Boracım ortadan kayboldu. Avucunun içinde sımsıkı tuttuğu bu 10 lira ile döndü odasından. Utana sıkıla babasının eline tutuşturdu. "Çok param yok, ama hediyenin 10 lirasını ben vermek istiyorum" dedi, o bayıldığım sevecen, sıcak ifadesiyle.

Babanın gözleri doldu, annenin damlaları taştı...
Sıkı sıkı sarılıp öptüm oğulumu...
Nasıl düşündün, nasıl utana sıkıla, saklaya saklaya getirdin o parayı Boracım? Bir tanesin sen....

* * *
Miniğim balonlara, süslemelere şaşırdı ve çok sevindi.
Oyuncağına da...

İlk yaşın kutlu olsun miniğim.
İyi ki doğdun canım benim, iyi ki doğdun sen de....

11 Ekim 2009 Pazar

olur bazen böyle


Günler uzaktan bakıldığında hep birbirine benziyor, ama öyle değil.
Büyük, çok büyük bir devinim var aslında şu sıralar hayatımızda.
Baş döndürücü bir hızla büyüyorsunuz siz mesela..
Teğet geçti sanılan kriz "ha geldim, ha gelicem" diyerek kapılarımızı zorluyor.
Yenilikler yaşıyoruz bir taraftan, ilkler, umutlar, meraklı beklentiler, inşallahlar...
Yorgunluklar, oflar, puflar, isyanlar, zıvanadan çıkmalar...
İnatlaşmalar, direnişler, teslim olmalar.

Esip gürleyip gidip yattım ya bugün...
Size kızdığımdan falan değil, yorgunluk ve uykusuzluktan...
Anneler çalışkan ve çok verici olurlar ya. Ama bazen çok çok yorulur ve tükenirler.
Sıfırlamak için kendilerini kaçar saklanırlar bir köşeye.

Hepinizi çok seviyorum yoksa...

7 Ekim 2009 Çarşamba

Şimdi reklamlar

Bir reklam
Televizyonlarda sıkça “sıralı otogaz sistemi” reklamı görüyorum ve eve bunlardan almak istiyorum. Ne alaka demeyin hemen. İki yıldır dizilere sponsor oluyor, durmadan reklam yapıyor adamlar. Ben de bir tüketiciyim ve doğal olarak etkisinde kaldım bunların. Nedir ne değildir, niye ısrarla televizyonlarda çıkıyorlar bilmiyorum. Ama alma, tüketme isteği ile yanıp tutuşuyorum bu sistemden. Arabam şirket arabası olduğundan takamıyorum madem, alayım dursun kenarda.

Bir reklam daha: Pınar Küfteleeerrr!!!















Sıralı otogaz sistemlerine duyduğum bu yoğun arzunun aksine, beni direkt olarak hedef alan bir reklam var ki, ondan köşe bucak kaçmak istiyorum blog halkı. Çalışan annenin baş yardımcısı Pınar Köfte reklamı bu. Reklamda car car sesiyle bir türkü tutturup, beni bu köfteyi almaya ikna etmeye çalışan o kadını bulup, olanca kuvvetimle kırbaçlamak istiyorum. O ses, o jingle, o antipatik anne modeli nedir, kimin aklına gelmiştir bilemiyorum. Çantasında tava taşıyan, çocuğunun önüne tabakları atmaktan öteye bir annelik sergilemeyen bu kadına, bir çift lafım olacak: Şarkıyı türküyü bırakıp, önlüğünü takıp, sevgiyle yemek yapsan, çocuklarını okşasan, başına bunlar gelmeyecek, inanıcam ben sana, alıcam o köftelerden biliyorsun.
http://www.pinar.com.tr/assets/download/_new_pi_assetname3_200952810292264432.wmv

1 Ekim 2009 Perşembe

Sevindi çocuk


Emina Sandal Kelebek'e verdiği röportajda aynen şöyle demiş:
"Mustafa'ya Sırbistan'da güzel bir arsa aldım. Çok mutlu oldu. Şimdi oraya çiftlik kurmayı düşünüyoruz. Biz birbirimize sık sık böyle sürprizler yapıyoruz zaten. O yüzden, ilişkimiz hiç monotonlaşmıyor." (!??!!)

Bak benim aklıma gelmemişti bu hiç..
İlişkisi monotonlaşanlara duyurulur.