Sayfalar

24 Kasım 2009 Salı

Sarı Çizmeli kutulanmak ister


Not 1: Sarı Çizmeli "niye beni çizmedin*" dedin al bakalım çizdim.
Not 2: O korkunç UGG'leri rol icabı giydim bilesiniz.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Gece nerem açık kaldıysa artık?

Gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ediyorum a dostlar. Gördüğünüz gibi OİP’in ünü blogları aştı, kareli defterlerden çıkıp sokaklara taştı. Sokakta yürüyemez oldum. Nasıl mı?

Hafta sonu İstiklal’e alışverişe gitmiştim. Ara sokakta bir kıstırdılar ki beni, sormayın. Röportajlar, imza istemeler, bin bir maymunluk(!). İllallah dedirttiler. “Böyle yaparsanız daha da gelmem buralara bilesiniz” dedim. Dağıldılar.

Sonra Washington Post kedili karikatürümü yayınlamak istedi. “Abartmayın artık” diyip vermedim çocuklara. Biraz gönül koydular tabi. Obama’yı falan sokmaya çalıştılarsa da araya, razı gelmedim. Çok sevdikleri için beni, fazla uzatmadılar neyse ki.

Azıcık boydan kısa olmam nedeniyle, kalabalıkta zorlandım ha! Şu çırpı bacaklı az kalsın ezecekti beni, son anda kurtardım.

Artık kareli defterlerden gerçek dünyaya zaplamaya başladım haberiniz olsun. Bazı süprizlerim olabilir. Gülmeye ve şaşırmaya hazır olun. İyi haftalar!

Dans edene bak sen!


Cheetos Sweetos reklamındaki şu küçük adamın dansına bakın bir. Her izlediğimde dans edesim geliyor. Adı Aiden Davis imiş, Amerika'daki Yetenek Sizsiniz'de birinci olmuş bücür. Nasıl da kendine yakıştırıyor, nasıl da doğal değil mi?

Reklamın müziğini de seviyorum ben. Şu linkten indirilebilir: Florida-Get Low Remix

20 Kasım 2009 Cuma

Bir köpeğim var adı karabaş

Beslemek mi, beslememek mi?

Beslersem buraya alışıp kalıyorlar. Birken iki, iki iken doğurup 10 oluyorlar. Bebelerine mama, ilaç taşıyıp büyütüyoruz. Büyüdükçe sağda solda fütursuzca koşup oynamaya, her gördükleri iki bacaklının önüne devrilip, kuyruk sallamaya başlıyorlar.

Sonra bir gün bir kamyonet geliyor. İçinden eli tüfekli adamlar iniyor ve onları uyuşturup (!) toplayıp götürüyor. Ağlıyorum, günlerce kendime gelemiyorum.

Yıllar içinde bu senaryo kim bilir kaç kez tekrarlandı?

Ama karnı sırtına yapışmış bu sarı oğlanı görüp de ona yardım etmesem çok mu rahat edeceğim? Biriken ekmekleri, artan yemekleri çöpe dökmeyeceğime göre... Hiç olmazsa aç olduğunu bildiğim bir hayvan yesin diyerek getiriyorum ona.

Off ya yine bir köpek belledim bahçede. Ekmeğe gelen onlarca saka, güvercin ve karga da cabası. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık hesabı...

Özeleştiri


17 Kasım 2009 Salı

19 Kasım Dünya Çocuğa Yönelik Cinsel İstismarı Önleme Günü





























Daha önce bu konuda şu ve şu yazıları yazmıştım. Çok çarpıcı istatistikler, korkutucu rakamlar, akla hayale sığmayan örnekler var. Lafı bile yürek yakıcı...

Aklımı sürekli kurcalayan, korkudan ödümü patlatan bir konu, çocuğa yönelik cinsel istismar. Öyle sinsi bir düşman ki bu, nerede ve ne kadar yakınınızda olduğunu bilmeniz imkansız.

Yapılan araştırmalar 4 çocuktan 1’inin cinsel istismara uğradığını gösteriyor. Ürkütücü olan sayının çokluğu mu, çocukların bu istismarı çoğu kez yakın çevresinden yaşaması mı, hayatlarının kalan kısmında yaşayacakları psikolojik sorunlar mı, minicik bedenlerinde ve ruhlarında yaşadıkları tarifsiz acılar mı, yoksa suçun çoğunlukla cezasız kalması mı? Düşünün, nasıl bir çıkmaz bu...

10 yaşında oğlu olan bir arkadaşım çocuğunu bu konuda bilinçlendirmek için bir uzmana danıştı. Uzman 9-10 yaşındaki çocukların cinsellik ve mahremiyet konusunda eğitilmesinin öneminden bahsetmiş kendisine. Şu önerilerde bulunmuş:
• Çocuğun cinsellik konusundaki bilgileri doğrudan sizden almasını sağlayın. (Bu yaş döneminde arkadaşlarıyla konuşmaya başlıyormuş) Onunla açık ve net konuşun. (Erkek çocukta bunu babanın yapması öneriliyor.)
• Çocuğunuzun vücut bölümlerini tanımasını sağlayın.
• Çocuğa vücudunun sadece kendisine ait ve mahrem olduğunu anlatın.
• Giyip, soyunurken ya da duş alırken yalnız olması gerektiğini söyleyin.
• Anne-baba haricinde örneğin doktorunun sağlık açısından onu görmesi ve dokunmasının normal olduğunu, bunun dışında kimsenin vücuduna özellikle de mahrem yerlerine dokunmasına izin vermemesi gerektiğini anlatın.
• Hoşuna gitmeyen bir davranışla karşılaştığında "HAYIR" demesi gerektiğini anlatarak, böyle durumları size çekinmeden bildirmesini isteyin.

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın kampanyasına bakın ve 19 Kasım Dünya Çocuğa Yönelik Cinsel İstismarı Önleme Günü ile ilgili belki de televizyonlarda gördüğünüz videoyu izlemek için tıklayın.

Şu linke göz atın: benikoruyun.com/iyi dokunma kötü dokunma

Konuk çizer, komik çizer

Söylemiştim di mi? Bora da resim ve karikatüre meraklı diye. Al işte, oturmuş kendini çizmiş benim kutu kafalardan. Onun karakterinin adı Mr. B.A. (Bi.ey) Ben ona bu isimle takılıyorum da....

İlk kare Mr. BA'in Duyguları imiş!!


Bu karede de B.A. PS oynuyor ben "yeter artık" diye bıdılıyorum. Armut koltuk, TV sehpası falan aslının aynısı.
Sanırım benim kaşlar da!


15 Kasım 2009 Pazar

Aklımdakiler

  • OİP'lerimle Blogcu Anne'ye misafir olduk. "Domuz gribine yakalanan kedi" hikayesine bir şeyler karalamamı istedi sağolsun, ben de keyifle yaptım. Ünlü olduk anlayacağınız...

  • Rüya gibi bir Pazar günüydü. Yok öyle gezmeli, tozmalı, sürprizli falan değil "uyumalı" bir Pazar'dı bizimki. Bora ve daha inanılmazı Çağan, saat 09:45'e kadar uyudu. Sabah saate bakınca mutluluktan ağlamak istedim, o derece!

  • Bu bebekleri Bora'ya yaptım. Hasta olduğu için günlerdir evden çıkmıyordu. Biraz eğlence ve morale ihtiyacı vardı. İşe yaradı... Çağan bunları görünce ağladı, tutturdu. Kıyamadım verdim bir tane, anında yuttu. Zaten öyle bir biliyor ki ağzının tadını, hayret ediyorum.

13 Kasım 2009 Cuma

"Patiko"landık!!


Sevgili dostum Birben'in kendi tasarladığı ve hünerli elleri ile diktiği PATİKO marka patiklerden sipariş etmiştim.

İtiraf edeyim bu kadar şık birşey ile karşılaşacağımı hayal etmiyordum. Öyle güzel dikilmiş, kumaşları öyle özenle seçilmiş ki...


Üzerinde renkli şık bir etiketle geldi Patiko'muz.

Birben bunlar çok ama çok güzel olmuş, ellerine sağlık!
Akşam börek ayaklıya giydirip, fotoğrafını ekleyeceğim....
demişim, al işte ekledim.


Yeni yıl için güzel bir hediye alternatifi, aklınızda bulunsun:)
Web sitesinden diğer modelleri de inceleyebilirsiniz: PATİKO

12 Kasım 2009 Perşembe

Bora kaçar

Bu posteri Kadıköy'den aldı.
Formula arabaları, Simpsonlar'ın posterleri arasından bunu seçti.
Dizide görüp beğenmişti bir benzerini.
Buldu sonunda.
Kendisi astı başucuna...

Paris'e gitmek istiyor!
Disneyland'a. O nedenle sanırım pek bayılıyor bu postere.
Bir de babası Behlül'ün duvarındaki fotoğraf için söylemişti bir kaç kez, "çok güzelmiş" diye. Belki de ondan...

Şu anda karşımdaki kanepede yatıyor. Ateşlendi, grip olmuş..
Uyurken ne tatlı oluyor bir bilse. Yanakları hafif pembeleşmiş. Misler gibi...

Paris'e gitmek için sözümüz söz...
Ne zaman bilmiyorum ama.
Bi zaman, söz gideceğiz birlikte...

mış mış...


10 Kasım 2009 Salı

Zenci poposu

Gittikçe kendini kaybeden insan Ebru Şallı, “Zenci Poposu” (!) isimli bir çalışmaya imza atmaya hazırlanıyormuş. Hayır anlamadığım zenci poposunu biliyoruz, böyle kocaman, çıkık, gayet fit falan, e peki bunda popo dahi yokken nasıl DVD’sini yapacak? Yüzünün yüzde ellisi dudak olduğu için, zenci dudağı dese anlayacağım, ama bunu anlayamadım. Bilen varsa gelsin bi zahmet izah etsin.

Bi de “şişman kadınlar güzelim demesin” demiş. O konuya hiç girmiycem sabah sabah....

Kimseye bir faydası yok bu yazdıklarımın, boşuna vakit kaybetmeyin! Hadi bakalım, işinizin başına...

5 Kasım 2009 Perşembe

Tut beni baba


Tam da bu sabah, bakıcı gecikmiş, anne toplantısına yetişmek için huysuzlanmış, oğlunu babaya satmak üzere uyandırırken ilk adımlarını attı Çağancım.

Babanın gözünü açtığı anda ilk gördüğü şey, bu mutluluk anı oldu...

Sonradan, sonradan


3 Kasım 2009 Salı

hayat oyun bence

İşe legoları yemekle başladım.


Mutfak masasının altı gizli yerim. Hiç çıkmıyorum buradan.


Ne zaman kapıyı açık yakalasam abimin odasındayım bir de.
Oyunun, oyuncağın kralı burada!




Bi de, Joe Dalton muymuşum, neymişim? Öyle bişi diyorlardı...

2 Kasım 2009 Pazartesi

Çıplak ayaklı gladyatör

Evet. Ben proje adamıyım! Bana böyle incikli boncuklu işler ver, unut! Ama öyle örgü, nakış değil. Kes yapıştır, katla, boya, öyle işler. Zaten Bora ne zaman böyle bir işi olsa bırakmaz peşimi.

Haftaya okulda “kostümfest” (!) varmış. Evdeki kullanılmış malzemelerle kendi kostümümüzü hazırlayacakmışız, hazır almak, kiralamak yasakmış. Atık materyal olursa çok şahane olurmuş.


Düşündük, araştırdık, gladyatör kostümünde karar kıldık.. Dolapları, kileri karıştırıp seçtik malzemeleri ve haftasonu hiç de fena olmayan bir kostüm hazırladık oğlumla.
Şu malzemelerden:
Karton
Siyah beyzbol şapkası
Siyah elbise kılıfı
Bakır rengi karton poşet
Annenin eski simli bolerosu ve kemeri
Siyah tayt ve t-shirt
Becerilip kullanılamamış bir pantolon askısı
Mobilya ayaklarına takılan keçeler

Boracık çok beğendi. Hafta sonu neredeyse üstünden çıkarmadı. Benim ise çok hoşuma gitti bu iş. Seneye daha iyi bir şeyler hazırlamak lazım.

Kabarık Sarı


1 Kasım 2009 Pazar

2 FİLM BİRDEN


Sevgiyle...

Ölüm haberini aldığımız gün, yazlıkta tüm gece, kliplerini yayınlayan yabancı müzik kanallarını izlemiştik. Bora da cezalı olduğu için evdeydi ve birlikte izledik. Ona MJ'i anlattık. O akşam anladı Bora. Müziğin, dansın, şovun efsanesini tanıdı. Öldüğü gece tanıştığı bu efsanenin sıkı bir hayranı oldu çıktı... Gerçi sayemde "Smooth Criminal"ı "eci vokke" olarak yazdı kafaya ama olsun...

Geçen Perşembe oğlumla birlikte filmi izlemeye gittik. This is it!..
Çok naifti, inanılmaz mütevazi ve kibardı Michael. Hata yapanlara "sevgiyle" diyecek kadar kibar. (Balık burcu mu acaba?) Harika müzik, harika ritm ve danslarla coştuk... Lakin halsizliği, zayıflığı falan çok yürek burkucuydu.

Keşke ölmeseydin be Michael... Çıksaydın o sahneye, sergileseydin bu şahane şovu, keşke...
Eve dönerken radyo bile açamadık... İçimiz, kalbimiz hala Michael Jackson'ın mükemmel sesi ve müziği ile dopdoluydu...


Nefes...

Cuma güzel bir gündü...
Cuma kaçamak günüydü.
Öğleden sonra işlerden izin aldık, evdekilere haber vermeden gizlice (!) buluşup sinemaya gittik kocamla. Çok uzun zamandır niyet edip de yapamadığımız bir işti bu, ohh yaptık işte!
En son ne zaman kendi rızamla bir filme gittim (çocuk filmi peşindeyiz ya hep), kocamla baş başa vakit geçirdim hatırlamıyorum bile..
Neyse gittiğimiz film "Nefes"ti.. Anlatıldığı kadar varmış gerçekten de. Nefesimiz kesildi izlerken. Bittiğinde ise beynimize yediğimiz şaplakla sarsılmış, koltuğumuza mıhlanmıştık öylece..
Kendi gerçeğimizin farkına varmak için izlemek lazım mutlaka... Bu vatan için ölen gençlerimizi, facebook'ta bir uygulama ya da profil fotoğrafına bayrak koyup anmaktan çok öte bir duyguyla anlamak için...
İki oğlan annesi olarak yüreğimde bir yumrukla dolaşıyorum o günden beri.