Sayfalar

31 Aralık 2010 Cuma

Mutlu Yıllar!!

Bacaksız kutukafamla birlikte yeni yılınızı kutluyor,
hepinizi sevgiyle kucaklıyoruz:))

29 Aralık 2010 Çarşamba

BİR KAR MASALI çıktı!

Bir zamandır buradan, "masal geliyor, birşeyler oluyor, öyle sürpriz böyle bilmemne" diye yazıp durduğum şey işte nihayet karşınızda ! Buyrun size BİR KAR MASALI!!

Nereden başlasam nasıl anlatsam bilemiyorum gerçekten.
Özetle... Biz birbirini tanımayan üç blog annesi, oturduk birlikte bir masal kitabı hazırladık. Bu acayip büyülü birşey aslında. Düşünsenize hiç tanışmadan, etmeden birlikte bir işe girişmek falan... Çalışma hayatımızdan artırdığımız zamanlarda, gönüllü bir biçimde ve hem de çok çalışarak. Bu sayede tanıştık, dost olduk ne güzel:))

Kitabı nurturia'da tanıştığım sevgili  Esra Özlem yazdı, ben çizdim. Bütün bunlar olurken Özgüranne Deniz geldi ve sihirli değneği değdirdi.. Kitabı nasıl yayınlasak diye sorduğum feed'e "ben size app yaparım" dedi :) App dediği bildiğiniz iPad/iPhone uygulaması :)

Evet dostlarım kitabımız bugün e-kitap olarak yayında.
Ama asıl hikaye bundan sonra başlıyor. Aplikasyonumuz 2011 Ocak ayında aktif olacak ve iPhone/ iPad kullanıcıları ücretsiz olarak Apple Store'dan indirebilecek. Edit: çıktı çıktı!!Yani bu uygulama sayesinde gayet seslendirmeli, animasyonlu falan bir kitap bekliyor sizleri.

Ardından bu uygulamanın İngilizcesi çıkacak! Rüya gibi...

Daha da önemlisi alanında bir ilk bu. Yani biz bir ilki başardık:))
Türkçe içerikli ilk çocuk masalı uygulamasını yaptık:))

Böyleyken böyle...

Beklediğiniz gibi basılı bir kitap olmadı, bakarsınız bir gün o da olur kimbilir?

Bu kitap sizlere ve tüm minnaklara yeni yıl hediyemiz olsun.

Gelişmeleri blogdan ve kitabın fan sayfasından takip edebilirsiniz.
Bunun bir final değil bir başlangıç olduğunu bilmenizi istiyorum:)) Olmadık işler peşinde son sürat koşmaya devam edeceğim:))

Bu güzel projeyi birlikte hayata geçirdiğim dostlara, beni yüreklendiren siz sevgili okurlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

iPhone Uygulaması: BİR KAR MASALI iPhone
iPad Uygulaması: BİR KAR MASALI iPAD
Kitabın fan sayfası için: BİR KAR MASALI Facebook Fan sayfası

25 Aralık 2010 Cumartesi

Dünyanın en zengin kahvaltı sofrası!

Bu ne biliyor musunuz? Bu dünyanın en mutlu, en zengin, en doyurucu kahvaltı sofrası.
Bakmayın öyle özensiz gibi, servisleri eksik gibi olduğuna. Marifet olayın detayında.

Her hafta sonu olduğu gibi kardeşinin odasındaki karyolada uyuyan Boracım, bu sabah fazlasıyla erken kalkan kardeşiyle birlikte uyanmış. "Annem yorgun uyandırmayalım" diyerek onu parmaklıklı yatağından çıkarmış. Mutfağa gelip bu sofrayı hazırlamış ve kardeşinin karnını doyurmuş.... Tabağındakileri güzelce bitirdiği için de, ödül olarak bir kek vermiş kardeşine:)

Uyandığımda salonda TV izliyorlardı. Yanlarına gidip "neden seslenmediniz? diyince anlaşıldı durumlar. "Merak etme ben Çağan'a kahvaltı yaptırdım" diye anlattı tatlı tatlı.

Ağladım ben yine bu duruma. Sarılıp sarılıp öptüm oğlumu.
Bakar mısınız, daha bu çocuk 10 yaşında...
Sanırım ben yırttım arkadaşlar, darısı diğer tüm anaların başına.

24 Aralık 2010 Cuma

Damar damar üstüne gelmiş

Bugün sıkılmış diş macunu tüpü gibiyim.
Geçen sezondan beri ayağımı sokmadığım botları giyip, alelacele çıktım evden.

Meğerse bilek kısmından darlaşmış bunlar :p
"Atma Oyip bot darlaşır mı hiç?" dediğinizi duyar gibiyim. Peki tamam ne var? Benim bilekler etlenmiş son bir yılda :) Demek kilo alınca eşit yayılıyor vücuduma, bileğe, kemiğe falan nüfuz ediyor, güzel bişi bu bence (polyanna sendromu)...

Akşama kadar bu bot cenderesinde kimbilir nasıl ağrıyacak garipler.

Ayak ağrısı diyince aklıma geldi. Size de olur muydu bilmem ama bana eskiden şöyle birşey olurdu: böyle durduk yere ayağımın üstüne basamazdım, zonk zonk ağrırdı. Neyse ki, her anneanne gibi benimkinin de tıbbi teşhişleri sağlamdı ve bu gibi durumlarda koyduğu meşhur teşhis, damar damar üstüne binmesiydi.

Hala anlamış değilim şu damarların binme işini. N'olmuş binmişse??  Vücut bu. Damar, kan, et, kas, yağ, kemik hepsi birbirinin üstünde değil mi zaten??!! Bi de niye sadece ayakta biniyor bu meret? Mesela ensede falan bi binme olmayışının sebebi ne? 

Neyse, işte öyle olduğunda rahmetli anneannem Ben Gay'la (la havle dedirten isimli merhem) ovar ovar ve geçirirdi ağrı sızıyı.  

Umarım bugün bu botlar bindirmez damarlarımı, ezdirmez birbirine. Belki de bir eski zaman efsanesidir ve o damarlar hiç bir zaman binmemiştir üstüste (masalsı anlatıma kasmak)... kimbilir??? (ben bilmiyorum orası kesin, ya siz?)

22 Aralık 2010 Çarşamba

Sorarım size

Merak ediyorum. Sizin gözünüzde bu benim kutukafa nasıl birisidir?
Kadın mıdır, erkek midir?
Kaç yaşındadır, iyi midir, kötü mü?
Naif mi açıkgöz mü? Akıllı mı, saf mı??
Hepsi mi, yoksa hiçbirisi mi??
Sizce nasıl?? Söyler misiniz?
Hatta şuraya yazarsanız sevinirim:
http://www.facebook.com/pages/Olmadik-Isler-Pesinde/147197388642558
Olmadı buraya da olur:))

19 Aralık 2010 Pazar

Kutukafa in da house

Geldi geldi!!!
Evimizin neşesi geldi!
Kutukafam kağıttan çıktı, cisme büründü.
Elle tutulur, öpülür koklanır bişey oldu:))

Çam ağacına kondu, yeni yıl neşesi oldu.

 Abisinin omzuna kondu, pazarlık konusu oldu. (senindi benimdi)

Annesi paketi açıp, onu ellerine alınca gözleri doldu.

Ben böyle güzel hediye almadım bu yaşıma kadar.
Çok teşekkürler Leylak Dalı, çok çok sevgiler bizden :))

16 Aralık 2010 Perşembe

kutukafadan bişe yapılır ki:))

Oy oy oyyy!! Şuna bakın şuna. Ben bunu alıp severim, öperim... onu "like"la beslerim:)) Keçeden yapılmış da, içine lavanta falan konulmuş:) Yarın bana doğru yola çıkacakmış. Gözüm yollarda.

Yine sevgili Leylak Dalı'nın eseri, marifeti.. Hani şu kutukafa kekini yapan güzel insan. Sağolsun, varolsun, çok yaşasın maharetli dostum...

Ayy ben bu kutukafanın oyuncağını mı yaptırsam, n'apsam?? Çok tatlı olmuş valla...

13 Aralık 2010 Pazartesi

Kartanesi, Oyip'in bir tanesi

Karlar düşmeden gelemedik karşınıza ama, bari bir kartanesi de benden düşsün burnunuza:)) Bu benim yaramaz ve tatlı kar tanem. Nasıl ama??

Neredeyse bir aydır soluksuz olarak çalıştığım kitap çizimleri dün akşam bitti!!! Az kaldı sizinle buluşmasına.  Öyle umduğunuz gibi de değil ha, acayip sürprizli falan, meraklanın biraz :))

Yarın büyük gün. Nicedir hazırlıklarını sürdürdüğümüz büyük ve karmaşık bi takım organizasyonlar gerçekleştireceğiz. Anlayacağınız "olmalık işler peşinde" koşuyorum bir süredir.

Çarşamba'dan sonra dönüyorum ama sahalara. Okuyacak bir sürü blog, cevaplayacak mailler var:)) Bana şans dileyin, he mi??

10 Aralık 2010 Cuma

Durmadan evden kaçıyo bu

Bon jour millet!! Başını alıp alıp giden kutukafam şimdi de kalkmış Paris'e gitmiş, Beste'ye misafir olmuş.

Bu benim en sevdiğim seri haline geldi. "Durmadan evden kaçıyo bu" serisinin tamamı şurda:))
Siz gülümseyedurun, ben fırtına ve sulu kar altında telef olmuş İstanbul trafiğinin içindeki yerimi almaya gidiyorum ... Vay halime...

8 Aralık 2010 Çarşamba

tivıtır zeki

Ampul gibi oturuyorum şu saatte... Saat resmen 03:00. Oysa ki ne güzel yatıp uyumuştum vakitlice. Sonra Çağan bi ağlayarak uyandı, ona gittim baktım derken uykum kaçtı. Yatayım gelir falan dediysem de ı-ıh yok inada bindi... Dön dön, sıkıldım kalktım sonunda...

Yarın sabah görürüm ama kendimi. Alarm çaldığında 5 dakika daha uyumak için nasıl sefil bahaneler uydurucam kendime kimbilir?? (peşin peşin biliyorum)

Madem uykum yok, fırsat bu fırsat gelip iki satır yazayım şuraya.
  • İş yerinde yıl sonu yoğunluğu aldı başını gitti. Resmen dakika boş vaktim olmuyor gün içinde. Evde desen çocuklar yattıktan sonra masal mesaisindeyim. Sabah mesai, akşam mesai ambale oldum yeminle. (ambale ne bilmiyorum açıkçası, annem kullanırdı ordan kalmış aklımda. aratıp uzun uzun bakacak halim de yok şu saatte.. fena bi laf da değil aslında)
  • Bir sürü çizecek konu birikti, haber analizler falan...
  • Son günlerde şu instagram'a fena takıldım. Resmen kendi kendimin spamcısı oldum arkadaş. Her yerde cırt cırt fotoğraf çekip anında facebook, FF, twitter nerede hesabım varsa yolluyorum.  Gidip evdeki tabloları, kıvır zıvırı çekip yayınlıyorum mesela. Çektiklerim de şunlar ha: 

Çok acayip.. Allah akıl fikir versin bana bence:)

  • Demin merak edip(!) Google'dan konrol ettim. "Fesbuk aç" diyen adamın twitter'dan haberi var mı acaba diye. Evet varmış. İşte belgesi. Ordaki bi "tivıtır zeki" yazanın bi de tivıtır'ı indirmeye çalışanın hastası oldum. Onların birer apaçi olduğundan neredeyse eminim...
Neyse boşvereyim bunları bence. Bu güzide bilgileri sizle paylaştıktan sonra, iç rahatlığıyla gidip yatayım en iyisi... Haydi bakalım sizin uykularınız da benim olsun:)))

5 Aralık 2010 Pazar

Günah Keki: 5 dakkada pişen çikolatalı nefis şey!

Suskunluğumu, şaşırtan ve de çok tehlikeli bir tarifle bozuyorum. Popo ve göbeklerinizin ayarlarıyla oynayacak, çok pratik bir çikolata bombası atıyorum ekranlarınıza!!
Hazırlaması ve pişmesi toplam 5 dakika sürüyor.
Gerek lezzeti ve içeriği, gerek pratik oluşu insanın aklını çeliyor, resmen günaha çağırıyor. İşte bu nedenle dün gece adını Günah Keki koyduk:))
Malzemeler:
1 büyük kahve fincanı
4 tatlı kaşığı un
4 tatlı kaşığı toz şeker
2 tatlı kaşığı kakao
1 yumurta
4 tatlı kaşığı süt
3 tatlı kaşığı sıvıyağ
4-5 parça çikolata (şart değil)
Birer tatlı kaşığı kabartma tozu ve toz vanilin

Kuru malzemeleri fincanın içinde karıştırın.
Yumurta, süt ve yağı ekleyip iyice karıştırın.


Çikolata parçalarını minik minik doğrayıp ekleyin.
Mikrodalga fırında en yüksek sıcaklıkta 3 dakika pişirin:))

Hadi bakalım, yarasınn!!!

30 Kasım 2010 Salı

29 Kasım 2010 Pazartesi

Yellow Submarine


Bu akşam....
Müzik arşiviyle böbürlenen OYİP, açar çeyizini (çok gigabaytlı harddisk) ve oğluna (10) sorar:
- Bi grup adı söyle bakalım?? (iç ses: ayy iğrenç Highschool Musical falan istemez inşalla)
+ Beatles....
- ?! Amanın sen nerden biliyosun onları??
+ Bilirim ben:))
- Bildiğin parçaları var mı peki?
+ Yellow Submarine... var mı sende??
- Ummph! Var yahu, var be Boracım:)) Al çalıyorum, helal sana minnak oğlum, ağlıycam bak valla.

Valla suç bende değil!!

Yok yok resmen evren sınıyor beni. "Dünya üzerinde zibilyon tane insan varken neden ben?" diye sormak istiyorum kendisine.

"Dört haftada üç-beş kilo fazladan kurtulmam lazım" (göbek içe çekmekle kaybolmuyorun kibarcası) dediğim günden beri hergün önüme sultan sofrası kurduruyor şerefsiz.

Yok test yemekleri, yok çikolata tadımları falan (kutudakilerin hepsini yemeden anlayamıyorum n'apıyım), bitmedi bana oynadığı oyunlar. Test yemeği dediğim de öyle iki çatallık bişey değil, yok kruditeler, yok soğuk-sıcak kanepeler, yok ara sıcak, ana yemek, tatlı (çeşitleri)!! Yuh demek istiyorum sana evren. Dur ama dur sen! Çok kötü kalbini kırıcam senin, kolla kendini.
Evrene gol atmak amacıyla aldığım çok garantili (iki haftada 4 kilo!) diyet kitabının tuğla kalınlığında çıkmasına ne demeli? Kitap geldi bi baktım, yuh(!) dedim. Ben bunu okuyana kadar (günde iki sayfadan hesaplayın artık) geçer biter dört hafta.

Ah be Dukan abi, diyet dediğin liste olur, ince fasikül olur, sen oturup dünya diyet tarihini yazmışsın. Düşünün ki obez dünyanın derdi, hikayesi anlat anlat bitmez... Ne yaptın sen baba ya... Ühüh ühüü....
Evrenle işbirliği yapan eşe dosta ise söyleyecek laf bulamıyorum zaten. Son iki hafta sonunda, hem Cumartesi hem Pazar (çarpan etkisi) mükellef sofralarla aklımı, midemi çelen gereksiz becerikli arkadaşlar!! Yeni alacağım elbisenin (L) faturasını aranızda paylaşırsınız artık!

İmza: Boğazını tutmayı beceremeyip, pizzayla tabağı sıyıran, üstüne utanmayıp sağa sola b*k atan başarız diyetotör OYİP

20 Kasım 2010 Cumartesi

Sanata Giriş

Sanatla ilgilenmeye başlayan delişmen bünyenin, sanat malzemeleri satan bir dükkana uğraması pek acayip oluyor.
İçerideki o envai çeşit renkli kalemi, boyayı tek tek incelemeye, kurcalamaya başlayan bu toy sanat cücesi, stantların önüne bırakılmış küçük deneme kağıtlarına üşenmeden bir bir çizik atıyor.

Ne işe yaradığını zerre anlamadığı gayet düz gibi kalemlerin, bir servet değerinde olmasına çok şaşırıyor.(pek cahil, bilmiyor ablası) Daha çok, bilindik ve hesaplı gibi olanları beğenip satın alıyor.

Bunları tek tek kalemliğine yerleştirip, sevip okşuyor. Artık sanat işlerine girmeye hazır!
İki kalemi ve bir masası var diye öyle mutlu ki. Evine kurduğu kaçak çizim imalathanesinde başlıyor çizmeye (dilinin ucu hafif dışarda olarak).

Çok yakında: Tam gaz kış masalı çizen toy sanatsever, kardan adamıyla dünyayı ele geçirebilecek mi?? Kar yağmadan bu çizimler bitecek mi?? Sabahlara kadar çizmek de neyin nesi?? Peki uykusuz bırakan bu şiddetli aşk karşılıklı mı? Hepsi ve daha fazlası bu blogda:))

17 Kasım 2010 Çarşamba

Sevgili Güzin Apla

Sevgili Güzin Apla,
Ahh ahhh! Derdim çok büyük inan.. Ne yapsam ne etsem bir türlü gırtlağıma sahip olamıyorum. Öyle ki, iki haftada 4 kilo almışım (yuh!). Su içsem yarıyo be aplacım (yalanımı yiyim).

Bunun sebebi nedir bilemiyorum ama yedikçe yiyesim geliyor, çok fenayım.. Bu tatilde kebapları, köfteleri (ekmek arası), şıraları, sufleleri, tatlıları falan gözümü kırpmadan yuttum, hamuduyla götürdüm ama hiç vicdanım sızlamadı, hiç elim titremedi be aplam...

Off of. Resmen kutukafaya dönüştüm (kim lanetledi layn beni??) Böyle dümdüz kutu gibi, küt gibi bişeye benzedim yeminle...

Tam dört hafta sonra önemli bir davete katılıcam, bu sürede tam 5 kilo vermem lazım... Ne yapmam lazım bilemiyorum. Lütfen yardım et bana. Ühü hüüü:((

15 Kasım 2010 Pazartesi

Ne güzel bu bayram

Bayramları bayram gibi yaşamak lazım. Hani tam da şimdi ekranlarda dönen şu acınaklı reklamlardaki gibi, anne baba evinde, kalabalıklar, gürültüler, koşturmaca ve cümbüş içinde...

Her odada kurulu yataklar, her biri ayrı bir seremoni sofralar, çocuk gürültüleri, geç saatlere kadar sohbetler falan... İşte alın size bayram.

Ben şahsen bayılıyorum böyle bayramlara. Çocuklar için de inanılmaz güzel. Çağan'ın mutluluğunu görseniz, abi, kuzen, dede, dayı ve oyuncu bi ton insan arasında kocaman kahkalar atarak koşturuyor.

Boracım ve kuzeni, sabah bayramlıklarını giyip, dede ve babalarıyla bayram namazına gidecekler. Oradan kurbana, sonra evde kebap keyfine... Bayramda eli öpülecek, birlikte namaza gidilecek, harçlık alınacak, evine doluşulacak, gelenekleri doya doya yaşatacak, öğretecek büyüklerimizin hala başımızda olması ne büyük şans:))

Sevdiklerinizle, neşe, mutluluk, sağlık dolu nice nice bayramlar diliyorum:))

12 Kasım 2010 Cuma

Sosyal Medya Manzaraları - 4

Yıldızlar açı yaptı (sanırsam)

Bugünlerde sanki hayatıma, aklıma sihirli bir değnek değdi. Yıldızlar mı açı yaptı (gazete burç köşelerinden edinilen sığ bilgilerin elverdiği düzeyde astroloji yorumu), birilerinin hayır duasını mı aldım bilmem.

Bugün, uzun zamandır uğraştığım, çok inandığım bir projeyi onaylattım. Nasıl diyeyim, çok farklı ve yenilikçi bir iş, müthiş heyecanlıyım, acayip hevesliyim. Bu iş için bir sürü akıllı insanla çalışacağım, oturup akıl yarıştıracağız. Yaratıcı insanları seviyorum. Akıllı ve cesur insanları da.

Diğer taraftan bi bunun kadar heyecanlı bir işin daha içindeyim ki, o da yukarıdaki hikayeden aşağı kalmaz:)) Çok yakında çıkacak kokusu ya hadi hayırlısı!

Bugün masamı aldık İkeya'dan. Akşam akşam baba-oğul bir olup kurdular üşenmeden. Pek güzel oldu görseniz. Düz beyaz bir masa aslına bakarsanız, onu güzel yapan verdiği ümitler, vaadettiği hayaller belki de... Yarından tezi yok tünerim başına.

*Yıldızların açı işine takıldım bak şimdi. Neyse ki önümüz Aralık. Gazeteler tam sayfa "burcunuz ve siz" yazı dizileri yayınlar durur. Okur öğrenirim artık:))*

5 Kasım 2010 Cuma

Sevilmek ne güzel şey

"Her baş okşanmak ister" der annem... Tüm canlıların sevgiye ihtiyacı var.
Tanımadığımız bir el bile olsa şefkatle uzanan, sevilmek ne güzel şey...

3 Kasım 2010 Çarşamba

mini öykü

Dün akşam konusu oldu "böyle mi oluyor" diye..
Evet sanırım böyle oluyor:))

2 Kasım 2010 Salı

Resmen keklendim!!!

Hi-ho-ho-ha!!!
Ay nasıl tatlı dostlarsınız siz:))
Şuna bakın hele. Sevgili blog dostum Leylak Dalı, üşenmemiş yapmış bunu.
Çok tatlı gerçekten.. Çok teşekkürler!! :D))

1 Kasım 2010 Pazartesi

Top 5

Ortalıkta bir mim dolaşıyordu ya hani geçen haftalarda. Hani şu blogun "en fazla tıklanan yazıları" hakkındaki.
Birkaç kanaldan beni de buldu bu. Merak ettim baktım ne yalan söyliyeyim.
Ne kadar olmadık iş varsa, peşinde koştuğum da belli oldu böylece:))
Ammannn, amacım da bu zaten: Burası benim hayal alanım, kafamı boşaltma, dağıtma yerim, arka bahçem:))

1. Bir Blogger'ın Anatomisi
    Evvet bir numarada BBA serisinin linkini görüyoruz.
    Bileğinin hakkıyla yerleşiyor listenin başına.

2. Haber Analiz - Gözümüz Aydın Doğurdu
    Siz de az değilsiniz ha! Tıkı tıkı tıklamışsınız bu dedikoduları:))

3. Bir Blogger'ın Anatomisi - 22
    Heheyt! Selam olsun tüm sevenlerime...
    Beni kırmayıp selam çakanlara selam olsun!!

4. Şşşt Kutukafa Blogır Tişörtleri Hediye Ediyorum
    ......buna yorum yapmaya varmıyor elim.....

5. Haber Analiz - Pilates Patiği
    Ben ne diyim size... yok yok, bu komik lafları edip,
    bizi böyle konuşturanlara:))

30 Ekim 2010 Cumartesi

Dolgunluk ve hacim peşinde

Kaşmir proteinli ve inci özlü saç boyasıyla saçlarımı boyadıktan sonra, lotus özlü ve keratinli şampuanla saçlarımı bi güzel yıkadım. Elbette duşta aynı antin kuntinlikteki (enerji falan veren) bir duş jeli kullanmayı da ihmal etmedim.

Çıktım, kurulandım ve sıkılaştırıcı, nem bombalayıcısı kremlerle kendimi komple yağladım. Göz çevreme, boynuma, yanaklarıma ebedi gençlik vaadeden bi takım kremler sürdüm. Saçlarıma hacim veren köpük sürüp bi güzel kuruttum. Kirpiklere 3 kat uzun ve hacimli gösteren rimel, göze bakışlara derinlik katan bir far, dudaklara da chromapixel teknolojili (!) dolgunlaştırıcı bir ruj sürdüm.

Var böyle bişi: Ultra Color Rich Mega İmpact Ruj

Satıcının dediğine göre "heyecan uyandırıcı ve kesinlikle sofistike" bir koku sıktım.

Asansörde dudaklarımı büzerek aynada kendime baktım. Tanrım yeterince ışıltılı, dolgun ve hacimliydim! Hele şu dudaklarımdaki kromopixel teknolojisi yok mu, işte bu teknoloji bende olduktan sonra dünyayı ele geçirmem an meselesiydi. 

Bu ışıltılı ve hacimli güzelliği her geçen gün daha çılgın yöntem ve isimlerle bize pompalayan kozmetik endüstrisine ne kadar teşekkür etsem azdı...

28 Ekim 2010 Perşembe

Bayram Çocuğu

Bu benim kutukafa iyice yoldan çıktı. Durmadan evden kaçıyor, bi işler karıştırıp neyse ki geri dönüyor. İnanmıyorsanız bakın :))

27 Ekim 2010 Çarşamba

A-ŞIK OL-DUM!!!

Bu aralar aklım bir karış havada. 16'lıklar gibi, böyle bi terelelli bi hovarda akıllıyım. Gözümün önünde sürekli renkler, çizgiler, hayaller dönüp duruyor. Sanki bir virüs bulaştı kanıma ve tüm vücudumu ele geçirdi.
İş güç bi yana bu bi yana.
Galba ben bu çizim işine A-ŞIK OL-DUM!!! SEVİYORUM ULAN!! :))


Yukarıda gördüğünüz eskizler bir çocuk masalına ait. Bir Nurturia annesiyle birlikte, güzel bir kış masalı anlatacağız çocuklarımıza.

Kollarımı sıvadım, aklımı hayalerimi sıvazladım, karlar düşmeden ekranlarınıza düşer umarım masalımız:)

24 Ekim 2010 Pazar

Fwd: Fwd: ilk - komik videyo izle - eğlen - çok komik vidyo - vallaha bak!!

Tamam farkındayım, blogumu hiç bu kadar ihmal etmemiştim:((

Ama inanın olmadık işler peşinde koşacak vaktim yok ey bloggin dostları... Foursquare'den bildirsem mesela başınız döner, "amanın! yazık lan" dersiniz emin olun... Neyleyim ki ekmeğimiz olmalı işlerden geliyor. Katlanıcaz bi süre daha...

Neyse boşverin beni şimdi. Alın size bu blog'da bir ilk daha... Oğlanların vidyosu!! :)) Abi ne yaparsa anında taklit eden minnaksipor ve başına gelenler! :)) Bunca yıldır tuttum kendimi ama bunu görmenizi istedim:)
*videoyu göremeyenler için Dailymotion linki: http://www.dailymotion.com/video/xfctvi_toto-kaykayy_fun*
video


20 Ekim 2010 Çarşamba

Risk

Bu mevsimde açık hava organizasyonları planlayıp, yağmura yakalanmak :((
Bir değil dört kere...

18 Ekim 2010 Pazartesi

Sosyal Medya Manzaraları -1

Merhaba!! Ben de sizin gibi bir sosyal medya figürüyüm ve burada anlatacaklarımın hepsini ya yaptım ya da gördüm:))

17 Ekim 2010 Pazar

Başlarken

Bir Blogger'ın Anatomisi'nde size blogcu hallerimizi anlatmıştım hani. Birlikte ne çok gülüp eğlenmiştik:))

O seriden bir süre sonra, blog dışındaki diğer sosyal paylaşım sitelerinde de belirmeye başladım yavaş yavaş. Bi çeşit virüs sanki bu, bi başladın mı durmak imkansız. Birinden diğerine, ondan öbürüne süratle takılmaya başlıyor insan. Yok efendim Twitter, Friend Feed, yok Facebook falan derken, sosyal bir kelebek oldum çıktım?

Valla ciddi ciddi mesai işi bu sosyal işler. İyi mi yaptın kötü mü derseniz, cevabım yok. Bu da bi çeşit "olmadık iş" galiba... Esiri olmadığınız sürece güzel bence.

O değilde, blogculukta gördüklerimin çok daha fazlasını gördüm diğer ağlarda dostlar. Tespitlerle doldum taştım. Sanal manal ne biçim triplere giriyoruz farkında olmadan görseniz:))

Yarından tezi yok başlıyorum çizmeye. Alınma gücenme yok, baştan söyliyim ;)
Çok acayipiz, komiğiz be, kabul edin!

15 Ekim 2010 Cuma

Bağımlıyım

Az önce oturdum bi kaç kare çizeyim edeyim diye ama ı-ıh olmadı. O kadar yorgunluktan sonra buna halim kalmamış meğer. Aslında halim olmadığını gayet iyi biliyorum da, kendimle inatlaşıyorum bir şekilde. "Herşeye yetişmeye çalışma hastalığı" var ya bu o işte... İnsan böyle yapa yapa kendini şartlıyor bence. "Dur şunu da yapayım, dur bunu da yapayım" falan derken otomatiğe bağlıyor. Bi çeşit kendi kendimizi alıştırdığımız salak bir bağımlılık türü diyebiliriz buna.

Bazı bağımlılıkların sonu iyi olmayabiliyor

Hayatım şu sıralar bir buzdağı gibi. Günlük hayhuylar buzdağının suyun üstünde kalan kısmı da, asıl tömbelek kısmı suyun altında sanki.

Ajandam toto kuponu gibi mesela. Boş yok. Bir güne iki üç toplantı, organizasyon, seyahatler falan... Hop orada hop buradayım. Ama gelin görün ki aklım beş karış havada. Yarın sabah 5'te kalkıp Antalya'ya gideceğim mesela, ama oturmuş burda lak lak ediyorum.
Toto kuponu gibi derken

Uzatmayalım, sadede gelelim. Defterim notlarla dolu. Yeni bir seriye başlayacağım. Ne zaman? Zaman bulunca... Sizi severim bilirsiniz, merakta bırakmayıp ipucu vereyim: yine bizi anlatacağım ;)
Hadi gidin yatın şimdi, sonra sabah kalkamıyorsunuz....

11 Ekim 2010 Pazartesi

Ta da!! İşte OYİP'in ilk vidyosu !



Ninni

Ta da!!!! Sonunda bitti.
Biri amatör müzisyen, diğeri amatör çizer iki anneden dev bir eser, bir "baş yapıt" (!) :))
Sevgili Evren besteledi-çaldı-söyledi, 21 aylık minnak kızı Su ona eşlik etti, OYİP'te oturup çizdi...

Oyip Mahsülleri Ofisi gururla sunar!! "NİNNİ!!"
NİNNİ! tüm vidyo paylaşım sitelerinde!
NİNNİ!  NİNNİ!
Israrla tıklayınız:)
Bakın bakalım beğenecek misiniz?!?
(böyle şımarma ne duyuldu, ne görüldü)

*tam ekran izleyin derim. direkt izleyince yarısı gözükmüyor. yarım yamalak iş yapmayın*

İki:))

Bugün minnakspor'un ikinci doğum gününü kutladık. Babaannesi ve aydedesi (dedesine böyle sesleniyor) de geldiği için pek bir neşeliydi. Mum üfleme işinin hastası oldu, 7-8 kez yaktık sanıyorum mumları. Çocuk olmak ne güzel yarabbim. Mum üflemek bile kahkahalarla, katıla katıla gülmek için yeterli!

"Arkadaşım Eşşek" çalıp tepindik bir güzel. Geçen yıl olduğu gibi küçük bir kutlamaydı. Bora'da hep kalabalık, koşurmalı kutlamalar yapmıştık. Bi halt anlamamıştı yazık. Yok öğle uykusu, uyku mahmurluğu, yok yemek yedi yemedi derken bişey anlamıyor ya çocuklar. Anne babalar kendini eğliyor işte. Yok yok akıllandık biz. Hiç girmiyoruz o triplere:) Şeker hamurundan mamul doğum günü sektörü bi süre daha beklesin bakalım. Seneye belki aklı başına gelince iyice, arkadaşlı falan güzel bir doğum günü yaparız oğluma...

O değil de, eni konu büyüdü bu sıpa:))

Bu arada....
Hani demiştim ya yaz sonu bir sürpriz var diye:)

Az kaldı az... Valla bak. Çok yakında, eli kulağında :))
Dın dın dın dın (gerilim müziği çalıyor farzedin)