Sayfalar

3 Eylül 2010 Cuma

Yarından Önceki Bahar

Yapacak daha iyi bir şeyim olmadığı için zaplıyorum da zaplıyorum. Boş gözlerle o kanal senin bu kanal benim dolaşıyorum. Yerli kanallarda, hep birbirine benzeyen tipler beliriyor ekranda. Hep aynı profil. Şarkıcıların kıyafetleri, saç-baş ve aksesuarları hep aynı tornadan çıkmış gibi. Erkek olanlar, mahalle berberinin camına yapıştırılan dev Beckham kafası stilinde. Kadın olanların ise bir dudağı yerde bi dudağı gökte. Yüksek silikon enjeksiyonuna maruz kalmışlar gibi. Sanki silikon iğneyle değil de, arazözle verilmiş gibi... A-ha!! Bi tanesi kahkaha atarken kamera ağzına zumluyor!! Köfte dudaklar dev ve fantastik bir deniz yaratığı gibi açılıp kapanıyor.

Köfte dudak, mesela

Diğer kanala geçiyorum. Sunucu, karşısındaki kadın oyuncuya soruyor “peki Ayşe günlük yaşamda nasıl biridir?” Tuzak soruya bodoslama atlıyor Ayşe hanım, başlıyor kendinden üçüncü tekil şahıs olarak bahsetmeye: “Ayşe aslında ekrandakinin tersine sakin ve çekingen biridir...” Bu bence en tiksinti veren röportaj formatı. Kadın alttan alttan övmeye başlıyor kendini. Kendinden başkası gibi bahsettikçe coşuyor. Zaplanmayı hakediyor..

Sıkılıp kapatıyorum televizyonu. Uzandığım yerde, tavana dikip gözlerimi, boş boş bakıyorum. Gündüz yaşadığım akla ziyan olaylar geliyor aklıma. “Yarı deli insanlarla uğraşmak ne zor” diye düşünüyorum. Hele ki başına musallat olan bi tanesi varsa yaşadın. Benim var mesela! Musallat arada bir coşar, olmadık laflar, fikirler, olaylar yumurtlar. Musallatla yaşadıklarımı bi kenara yazmadığıma nasıl pişmanım bilseniz. “Ulan keşke not etseydim şunları, yarın öbür gün anılarımı yazarken kullanırdım ne güzel” diye düşünüyorum. O anda kendimi anılarımı yazmayı planlarken yakalıyorum! İnsanlığın benim anılarımı okumaya çok ihtiyacı var tabi. Hani yarın öbür gün “atalarımız nasıl insanmış lan” derse yeni nesiller, “alıp okusun, öğrensin çocuklar” diye mi düşünüyorum acaba, bilmiyorum...

Neyse bu fikri de beğenmeyip zaplıyorum kafamdan...

Mutfağa doğru yürürken kafamda bi kıpır “Yarından Önceki Bahar gibi kuyruklu ve anlaşılmaz bi isim koy kitaba” diyor. Kitabı eline alan “lan ne demek istiyor bu şimdi” diye düşünsün. “Valla bak, böyle kitaplar çok havalı gibi oluyor” diyor. "Hadi leyn" diyip yürüyorum.

Kafamda şöyle bir cümle beliriyor: "OİP aslında çizmeyi yazmaktan daha çok seven bir kadındır."
Kendime çok fena kızıyorum...

7 yorum:

Selen dedi ki...

kizma benim OIP'ime bakiim. O hem cok guzel cizer, hem cok guzel yazar. Yarindan onceki bahar yazmali cizmeli bir proje olur belki. Isim havali ha, Murathan Mungan tadinda, duserim ben bu ismin oltasina.

OiP dedi ki...

hehe:) Murathan Mungan stayla:)) biliyorum düşeceğini bu oltaya.. ben de böyle isimli gibi bir kitap görünce, paralize oluyorum resmen:))

Bahar ve kızısı Yağmur dedi ki...

"yarından önceki bahar" hııımmm
bak beni tavladın bile
beğendim :)

Özge B. dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Özge B. dedi ki...

Bence harika... Böyle kitaplar DANNN diye vurur insanı, misal "Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer" Nasıl ama? "yarından önceki bahar" az, öz.

nalan dedi ki...

"bir deliler evinin yalan yanlış anlatılan kısa tarihi" gibi :)

Sittirella dedi ki...

"OİP aslında çizmeyi yazmaktan daha çok seven bir kadındır."
Ben beş dakika daha güleyim :)
Sen de bu arada ''peki OİP günlük yaşamda nasıl birisidir?'' sorusunun cevabını tamamla :)
Yaz şekerim yaz.
Bayıla bayıla okurum valla.
Alırım en bandrollüsünden seve seve.
Bilgine... :)