Sayfalar

28 Ocak 2010 Perşembe

Ciddi ciddi karne aldım, iyi mi?

Bizim evde karne alan alana. Geçen hafta Bora aldı karnesini bu hafta ben.

Bu hafta Annelerin Dünyası'nda anneliğimize karne veriyoruz.
Ben emindim kendimden ama, bir de benim tatlı cüceye teyid ettireyim dedim. Bakın bakalım hangi dersler varmış hayatımızda....

27 Ocak 2010 Çarşamba

KARTOPU II


Çağan'ımın ilk kar tecrübesi fırtınalı havada oldu.
Ama mutlu surat, gülümsemesiyle içimizi ısıttı..

Yarından sonra kısa bir süre buralarda olamayacağım. Belki yazabilirim belki yazamam. (böyle dedim ya kesin yazarım) Buralar size emanet. Kalın salıcakla...

26 Ocak 2010 Salı

Karla mücadele OİP'i

Kar yağsın...
Kardan adam yapalım, burnuna havuç takalım.
Camdan kar izleyip şarap hüpletelim.
Basılmamış karlara girip gorç gorç yürüyelim..


Bunların hepsi palavra, gereksiz romantizm arkadaşlar. İstanbul’un göbeğinde yaşıyoruz, haldır haldır işe gidip geliyoruz bu havada. Beline kadar ıslanan insanlar, buzda kayıp düşen bi amca gördüm içim cız etti mesela. Bahçedeki köpekciklerim donmuş. Hele birisinin memeleri süt dolu. Yavrularını saklıyor. Kim bilir ne halde o bebecikler.

Dün akşam işten erken çıktım. Sözüm ona kar bastırmadan eve gideceğim. Eve yakın bir ara sokakta kalıverdim. Gözüm yemedi benim lastiklerle oradan inmeyi. Neyse ki yakında bir lastikçi vardı , zincir taktırdım onlara.

Sabah zincirli mincirli rahatça tırmanıverdim Ümraniye’min rampalarını. Ana yola çıktığımda işin rengi değişti. Başkanınımız vermiş solüsyonu vermiş tuzu ana caddelere, çevre yollarına, sel olup akmış kar suları. Niyetim işe kadar idare edip burada bir şoför arkadaşa gazlamaktı zincir işini. Gel gör ki araba gidemiyor... Zincir arabanın tüm duyularını yok ediyor. Taka tuka ede ede, kıyıdan kıyıdan, gişelere kadar geldim. Baktım olacak gibi değil, sağa çektim ve girişip söktüm zinciri. Siyah kabanım, çizmelerim ve eldivenlerim çamur içinde kaldı anında. Arabanın içi de battı, leş gibi oldu..


Ofise geldim, yıkanıp paklanayım diye, sular donmuş bu sefer... (evet bahçe içinde müstakil bir villada çalışıyorum. kıskananları görür gibi oluyorum. keh keh!) Öff nefret ettim kardan, çamurdan falan.

Allahtan Magissa yazmış yine güldürükçü gibi şeyler de kendime geldim..
Şehirde kar romantizmi olmuyor arkadaşlar. Not edin bir yere, boşa heveslenmesin bünyeler.

Gönlümden koptu. Size bir parça hediye edeyim dedim:
Hunterville - Definition Part 2 feat. Lenfant Sadece 10 download hakkı var ona göre. Yetişen indirir!!!

24 Ocak 2010 Pazar

Kartopum


Bugün tombik dönerim, karla tanıştı.

Pek birşeye benzetemedi yazık. Ama hoşuna gitti.
Ümraniye'nin ayazı olmasa belki daha çok eğlenebilirdik ama aşırı rüzgar ve soğuktan her şey on dakikada oldu bitti.

Abisi ve babası kartopu oynarken, önce bir anlam veremedi. Kendisine kar atılmasından pek hoşlandı cüce.

Abi kuzusunun da ufuneti geçti neyse ki!

Çantamı döktüm


Yeliz sormuş "çantanda ne var?" diye. Valla çantamı toplamaya nicedir niyetim olmasa, yapmazdım böyle bişi.. (mim yazmayı sevmiyorum aslında.) Neyse Yeliz sayesinde üşenip durduğum, çanta ayıklama işini de halletmiş oldum.

Niye normal kadınlar gibi değilim bilmem? Bir çantayla 2-3 sezon geçirebilirim. En çok yazın bir çanta, kışın bir başka çanta takarım. Ama her iki sezonu idare edecek şu kocaman karamel çantayı aldığımdan beri hep onu kullanıyorum. Kolumda parçalanacak sanırım.

Ha toplantıydı, şık bir davetti gibi durumlarda, yanıma kıyafetime uygun küçük bir çanta alıp, arabada içine telefon, kartvizit, ruj, ayna ve cüzdanı atıveriyorum. Karameli de bagaja tıktık mı oldu işte! Dönüşte tekrar herkes eski yerine. Şık çanta da dolaba...

Yelizcim çantamı döktüm. Ben nereye onlar oraya takımı eksiksiz olarak fotoğrafta:
1. Pembe, kırmızı ve mürdüm ruj ile dudak parlatıcı
2. Araba ve ev anahtarları
3. Flashdisklerim
4. Çizim defterim, kalemlerim ve silgi.
5. Kartvizitlerim ve cep ajandam
6. Cüzdan
7. Ayna ve cımbız
8. Pudra, kapatıcı ve göz kalemi
9. Bitmek üzere bir el kremi
10. Kelebek toka (!)
11. Ivır zıvır kağıtlar
12. CK Euphoria Parfüm (aslında Bvlgari BLV taşırım ama, yeni bitti ve alamadım daha)
13. Dün otelden aldığım kibrit. (koleksiyon için)
14. Cüzdan

Alın gözetleyin doya doya! (Hepsini aynı karamel çantaya geri koydum. Heh-he!)

21 Ocak 2010 Perşembe

Benden ikoncan olmaz


Çok fena bir iş temposu içindeyim, o nedenle yazamıyorum nicedir.
Bir şey diyip kaçıcam hemen.
Annelerin Dünyası'nda bu hafta tarzlarımızı konuşturuyoruz.

Blogda ismim, cismim belli değil. Merak edeniniz var biliyorum. Nedir, necidir, ne yer ne içer, neye benzer bu OİP diyenlere, hiç olmazsa hakkımda bir bilgi verniş olayım bu şekilde.

Beğendiğim parçaları seçtim ve stilimi blogda yayınladım.
Şöyle bir baktım ve karar verdim: Benden İkoncan Olmaz !
Kalın sağlıcakla...

17 Ocak 2010 Pazar

Pop Saati

Ben bunu bu akşam gördüm.
İşin ilginci, bunu daha önce ilk kez 1987'de görmüştüm. O günden bugüne, aksaksız yayınına devam eden "Pop Saati" programı, jeneriği falan değişmeden TRT ekranlarında yayınlanıp gidiyormuş. Ağlayacak gibi oldum yeminle.

Bizim jenerasyonu yabancı pop müziğe doyuran, bünyemizi MJ, Cindy Lauper, Sandra, Duran Duran videoları ile coşturan Erhan Konuk'a selam çakıyorum buradan. Bakın hatırlayacaksınız o kaykaylı veletleri, bankta oturan yaşlıları falan...

14 Ocak 2010 Perşembe

Kozmetik Tutulma


Annelere gazoz, babalara limon!!

Bu hafta Annelerin Dünyası'nda yazarlar "Babalara Sertifika" veriyor.
Çok önemli bilgilerle donattığım bu özel yazıyı kaçırmayın derim...
(ben söylemiş olayım da gerisini siz bilirsiniz. sonra uyarmadı demeyin.)
Bitmedi!!!
Yazının içine gizlediğim şifreyi bulup, 2222'ye mesaj atın, Behlül'ün duvar kağıdı telefonunuza gelsin!!

12 Ocak 2010 Salı

Tablet açılımı!!

Çizim yapmayı seviyorum. Çok şaşırdınız di mi??!!?  He-he!!

Ne zaman boş kalsam önüme kalem kağıt alıp birşeyler karalıyorum. Çizdikçe eli açılıyor kalemi serbestleşiyor insanın. Geçen gün ilk çizdiğim OİP'lere baktım, ne kadar da primitifler. "Altı üstü dört çizgi, basit bir kutu" deyip geçmeyin... Açıp bakarsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Çocuğunu yetenekli olduğu alanlara teşvik eden babalar gibi, sevecenlikte elimden tutuyor eşim. Geçenlerde görüp, "bir ara alalım" dediğim (off tamam itiraf ediyorum, e-mail attım: ne zaman istersen bana bunlardan alabilirsin diye, ne olmuş yani!!!) çizim tabletini alıp gelmiş önceki akşam.

Hemen kurup heyecanla kurcaladık Boracımla. Daha nasıl kullanıldığını çok iyi bilmiyorum ve çizerken zorlanıyorum, ama zamanla çözerim ben bunu.. Bu ikisi tablette yaptığım ilk iki çalışmadır.

Eylemlerim devam edecek!!!!


11 Ocak 2010 Pazartesi

Şehir bana emanet

Ne zamandır yazmıyorum Seyir Defteri'me. Baktım cep telefonunda bir sürü şehir komedisi birikmiş. (bunları çekicem diye debelenirken, kaza yapmam inşallah)

Ümraniye Postası ile başlayalım.
Şu aşağıdaki fotoğraf, Ümraniye Belediyesi'nin Domuz Gribi hakkında halkımızı bilgilendirmek amacıyla hazırlattığı ve güzide ilçemizi donattığı bilboardlardan birine ait. Gördüğünüz gibi "domuzdu, gripti, aşıda domuz kanı var olmayızdı, adını değiştirelimdi" gibi endişeler bize sökmez. DOMUZ GRİBİ / H1N1 bizzat domuz silüeti ile sunuluyor halkımıza. İletişimde sınır tanımıyor belediyemiz, ezber bozuyor.


Bu da uyanık bir Ümraniye'li emlakçı dostumuzun afişi. Bir yerlerden tanıdık geliyor mu? Evet, çakma Re.max afişi yapmış kendisine. Baskı da bir berbat bir çamur ki sormayın.


İşte yol kenarından şifalı ot toplayan teyzeler. Vakt-i zamanında yazmıştım, okuyanlar hatırlar.
Tam bir şehir efsanesidir bu kadınlar. Yol kenarında bir yeşillik gördüler mi anında beliriverirler. Başka işleri yoktur, sabahtan akşama didiklerler o otları. Torbalar dolusu şifalı gibi şeyler toplar evlerine taşırlar. Gittim baktım bişi bulamadım ben. (tam belirme anlarına denk geldim, o etraflarındaki uhrevi ışık ondan)


Bunu da bir alışveriş merkezinin otoparkında çektim. İç mimarı M. Ali Er.bil sanırsam?!? Şaka mısınız allasen?

Yol arkadaşım




Hasta.. Ateşi var.
Koza gibi, yuva gibi içinden çıkmıyor bu koltuğun.
Öylece yatıp TV izliyor. Kıpırdatırsan ağlıyor.
1 saat önce dışarıda dolaşıyorduk oysa ki..
 Neyse ki şu anda uyuyor...

* * *

Güzel bir şeyler yazacaktım aslında hafta sonuyla ilgili. Ama uğraşacak halim kalmadı. Fotoğraflar var ekleyeceğim bir sürü, toparlamam, düzeltmem lazım.. İlk fırsattakiler listesine girsin onlar da n'apalım...

* * *

Bugün 19. yıldönümümüz bizim.
Evlilik değil, yola çıkışımızın 19. yılı.
Çağan hastalanmasa kutlamaya gidecektik, olmadı...
Neyse, daha kutlanacak çok yıllar var.
Çok uzun ve renkli bir yoldan geldik, daha da gideceğimiz uzun yollar var bizi bekleyen.
Yolumuz açık olsun, umudumuz, mutluluğumuz hiç bitmesin. Benimle yola çıktığın, elimi hiç bırakmadığın için teşekkür ederim yol arkadaşım...

7 Ocak 2010 Perşembe

İyi ki varsınız!!!!

Bugün bir e-mail aldım Görkem'den. Hakkımda  bir sürü güzel şey yazmış blogunda. Hem çok mutlu oldum hem de epey bi duygulandım..

Kiminiz böyle güzel yazılarla ve yazılarla,
kiminiz bloguma bıraktığı yorumlarla,
kiminiz çizdiği OİP'lerle dünyamı paylaştınız, sevginizi ifade ettiniz ve beni çok ama çok mutlu ettiniz.


Birben


Hülya


Sarı Çizmeli

Üşenmeden okuyan, yazan, çizen, yorum bırakan, takip eden herkese teşekkür ederim.
İyi ki açmışım bu blogu ve sizlerle tanışma fırsatı bulmuşum ey blog dostlarım.

Kucak dolusu sevgiler hepinize!!!

Üç de bir, Otuz da



6 Ocak 2010 Çarşamba

Çizeyim bari

"Annelerin Dünyası"nda bu hafta yazarlar
"Annelerle Röportaj" yapıyorlar.

Röportaj yapacak birini bulamadım (!), "bari ben de çizeyim" dedim.
Bir parçası aşağıda, devamı "Annelerin Dünyası"nda...
Resme tıklayıverin bi zahmet...


5 Ocak 2010 Salı

Özel günler!

Tekstil ve konfeksiyon sektöründe çalışan kadınlara, 2004’ten beri resmen, ayda 5 gün ‘adet izni’ veriliyormuş. Bu sektörler ‘tehlikeli işler’ kapsamına girdiği içinmiş bu uygulama.
  • Tehlikeli işle, adet arasındaki gizemli ilişkiye bakın hele!
  • Tehlikeli dedikleri, biçki, nakış, ütü falan ha.
  • Neden 5? İstatistik mi yaptınız?
  • Şaka maka ayın bir haftası tatil..
  • Bu kumaş toplarını yaktırmayın bana, çok sinirliyim huleyn!!!
  • Her ay tüm çalışma arkadaşlarınız haberdar durumunuzdan, maşallah.
  • Benim gibi düzensiz biriyseniz yandınız. Ani izinler istemek zorundasınız durmadan. Ya da kafadan 5 günlük iznin ilk günü (!) hep iştesiniz.
  • Emzirirken adet yok, izinde mi yok?
  • Teyzemler geldi, 5 gün izin almam lazım
  • Bizim mesleğin riskli yanlarını düşünüp, not etmeli bir kenara. Sağlam bir gerekçe olmalı mutlaka... (kağıdın eli kesmesi mesela)
  • Odanın kapısına tabela yaptır: "Adet nedeniyle kapalıyız"
  • Ya da "Adet iznine gittim dönücem"
  • Çıkıp görüşücem bu konuyu genel müdürle..

3 Ocak 2010 Pazar

E!

Yeni yıl, yılbaşı kurabiyesi, yılbaşı tatili derken
hepsi bitti gitti bir çırpıda.

Daha dün milenyumu kutlamıyor muyduk biz?
Ne çabuk geçti 10 yıl...
2000'de ilk kez anne olmuştum da,
milenyum çocuğu doğurmuştum ya hani,
çoktan 10 oldu bile.

Geçen yılbaşında sadece 3 aylık olan Çağan bile büyüdü de,
yeni yıl sofrasında kartlı martlı yer açtı kendisine.


Yeni yıla en çok çocuklar sevindi.
Sürprizli, çocuklu, televizyonlu, oyuncaklı, bol oyunlu bir yılbaşı geride kaldı..


Koşturmalı, aşureli, gezmeli, tozmalı yeni yıl tatili de...

Yeni yıl yeni bir başlangıçsa eğer, acabalar, endişeler, teğetler de geride kalsın e mi?