Sayfalar

24 Şubat 2010 Çarşamba

22 Şubat 2010 Pazartesi

KIL OLDUM ABİ!!

Tarkan PETA Almanya ile elele vermiş. Dünya ve Türkiye’de sokaklarda ve barınaklarda yaşayan evsiz hayvanlar için, PETA Almanya’nın reklamında poz veren Tarkan’ın yüreğinden gelerek (!) verdiği mesaj şöyleymiş:  Düşman değil, dost olun. Sahiplenme ve kısırlaştırma hayat kurtarır!
Dalga geçiyorlar sanırım?!!?? 

1. Peta Almanya niçün Türkçe poster yapıyor??? (anlayanlar anlamayanlara anlatsın)

2. Afişte Tarkan Tenten, köpek de Milo rolünde sanırım. (köpek Tarkan'ın kafayı feci yalamış ama)

3. Bu fotoğrafın sokak hayvanlarının korunmasıyla ne alakası var? İstanbul Life dergisi'nde çıkan bir Tarkan röportajından arak gibi durmuyor mu? Tarkan tüm mesajın önüne geçmemiş mi?

4. Niye çıplaksın abicim? Seksi Tarkan'a doyduk. Emekli ol bi... (ne güzel adamdın sen, ne ettin kendine böyle bilmem)

5. O ağız o dişler nasıl öyle?

6. Köpeğin bakışlarına bakın bir. Hayvan bile nasıl irrite olmuş, nasıl gerilmiş..

7. Sokak hayvanları diyosun, Dalmaçyalıya sarılıyosun. Ben var anlamamak, bağdaştıramamak??!!?  Bu hayvancık da barınaktan alınmış ama olmamış işte. Bulamadınız mı şöyle bir karabaş, memeleri süt dolu bi sarı kız (köpek yani)...

Çok tırt bi iş yapmışsın Peta....
Bi de bunlar var... Tarkan beyle Peta'nın kürk kavgası.. Tükürdüğünü yalamak mı dersiniz, balık hafıza mı? siz karar verin.. daha da sözüm yok.

Özellikle şuradaki fotomontaja bakın:

Bir blogger'ın anatomisi

2006'dan beri yazıyorum bu blogda. Epey zaman geçirmişim buralarda. Tüm bu süre boyunca o kadar çok şey görüp yaşadım ki... Şimdi bunları çizmeye karar verdim. Konumuz bloggerlığın garip ruh halleri.
Biraz benden, biraz herkesden.. "Çuvaldızı ele, iğneyi başkasına" diyerek başlıyoruz bakalım...

19 Şubat 2010 Cuma

Haber analiz

Malum kişinin boyu pilatesle 2 cm daha uzamış!! Alın bakalım size OİP'le haberin analizi.

18 Şubat 2010 Perşembe

Hot Chip - One Life Stand

Bu tür müziğin (electro pop, indie vs.) çok takipçisi olmayanların bile Boy From School ve Over and Over parçalarını radyoda duyup, "ulan ne güzel şarkı ne hoş vokal" dediğini tahmin ettiğim İngiliz grup Hot Chip, yeni albümü One life Stand'i çıkarttı.

Baştan sona pek beğendiğim albümden ilk dinleyişte aklımda kalan, vay vay dediğim parçalar şunlar oldu.
1. I Feel Better
2. We have Love
3. One Life Stand
4. Alley Cats

İki tanesini buyrun buradan yakın:


Bu da grubun myspace sayfası: www.myspace.com/hotchip

17 Şubat 2010 Çarşamba

İkimizin resmini çıkarsınlar yanyana

Dün gidildi, torba dolusu eldivenler, çoraplar alındı.
Alışveriş yapılan dükkanda şöyle bişi yaşandı:
+Eldivenler kaça?
- 3 lira canım.
+ Canım ne ya?!!!??!
- .He? hı..ne??...
+ Canım dediniz ya onun diyorum.
- Ayy ağız alışkanlığı, hep öyle diyorum.
+ Bana demeyin lütfen.
- Aaaa, ben yaşlı amcalara bile diyorum canım diye.
+ Onlara hele hiç demeyin.. Verin şu beyazlardan lütfen...

Deli eder bunlar adamı....

Neyse konumuza dönelim. Kitaptan bir kedi seçildi, bir de kırmızı çorap. (Öğretmen canlı renkleri severmiş, öyle dedi bilmiş Bora) Annesi dikti, Borası doldurdu, bir çırpıda bitti kedicik. Hediye paketine girmeden köpekcikle bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi de ihmal etmedi.

Giderken size selam söyledi.

16 Şubat 2010 Salı

LCV

Çoraptan köpek yapmaca

Bu arkadaş aramıza bu akşam katıldı.
Sadece birkaç saat önce, çekmecede kıvrılmış bekleyen bir çift çoraptı.  Boracığımla oturduk, kestik biçtik, diktik, doldurduk.... Bir saat içinde pofuduk bir uyku arkadaşı çıktı ortaya.

Uyku arkadaşı dediysek, tombik gibi döner gibi olanlar anlaşılmasın. Gözlüklü gibi, ergen gibi, saçı doğuştan yana taralı gibi olanlara demek istedim.

Bunu yaramazlıkla üzdüğü İngilizce öğretmenine götürüp, gönlünü almayı akıl etti önce kendileri. Ama kıyamadı. Hem annesi öğretmene ayak değmemiş(!) bir çoraptan mamul oyuncak dikmenin daha makul olacağını hatırlattı.

Yaratıcıysak da o kadar uzun boylu değil. Bu kadarına aklım ermez benim. Çok ince ve keyifli bir dosttan gelen, şu şahane kitaptan baka baka yaptık bu sevimli oyuncağı.

Yarın ilk iş yeni çorap ve eldivenler keşfetmeye!!

12 Şubat 2010 Cuma

SİRK VE GÖSTERİ HAYVANLARI GERÇEĞİ

Yunuslar intihar edebilirler mi?
Sirk hayvanlarına yapılan işkenceden haberdar mısınız?






Sirk ve gösteri merkezlerindeki hayvanları izlerken göremeyeceğiniz tek şey, doğalarından koparılmış ve yaşamları boyunca hapsedilmiş hayvanların yıllardır çektiği acı ve ızdıraplardır.

Pek çoğunuz Flipper hikayesini bilir ama hikayenin gerçek sonunu bilmez. Flipper, bu sevimli yunus, film çekimlerinde intihar etti. Yunuslar intihar edebilirler mi diye düşünebilirsiniz. İnsan yapısının aksine yunuslar nefes alıp verebilmelerini kontrol edebiliyorlar yani istemli nefes alıp veriyorlar. Yunuslar yakalandıklarında ve doğal ortamlarından koparıldıklarında istemli olarak nefes almaya son vererek intihar edebiliyor. Flipper adlı filmin çekimlerinde kullanılan beş yunustan biri eğitmeni Ric O’Barry’nin kollarında intihar etti.

Yalnızca Türkiye bile gösteri merkezlerinde yapılan yunus ticaretinden elde edilen gelir 30-35 milyon dolardır. Türkiye’de biri Bursa Korupark’ta olmak üzere toplam 12 yunus gösteri havuzu var ve bu havuzlarda 50 civarında yunus çalışıyor. Üstelik yunus ticaretinin ülkemizde bir standardı yok. Bu ticaret tepkiler nedeni ile Avrupa ülkelerinde yasaklanmaya başladı. Oysa Türkiye, Rusya, Ukrayna, Mısır gibi ülkelerde yeni yeni canlanan ve çok talep gören bir ticaret alanıdır. Buna bağlı olarak her geçen gün yeni gösteri havuzları açılıyor.

Yunuslar bizlerin dünyasına ait değiller. Onları doğal ortamlarından koparan bizler, bu zeki ve sosyal hayvanların bedenlerinde ve zihinlerinde travmalar yaratıyoruz

Yunus terapi merkezleri kurarak onlardan medet umuyoruz. Hayatlarını alt üst ettiğimiz ve travmalarla yüklediğimiz yunusların terapi sağlayacağını düşünmek bile trajikomik bir durumdur.

Sirk dünyasında ise durum içler acısı.
Sirkler 1 ya da 2 saat boyunca izleyenlerin ağzını açık bırakır. Çocuklar için en eğlencelisi tartışmasız vahşi hayvanlarla yapılan şovlardır; tek ayağı üzerinde duran filler, alev çemberinden atlayan kaplanlar...

Sirklerin parlak perdelerinin arkasına geçtiğinizde "eğlendirmeye mahkum" hayvanların çaresizliğini görürsünüz.

Kırbaç, dar tasma, ağızlık, elektrik şoku, çelik kancalı sopa ve diğer acı veren aletler, sirklerde filler ve diğer hayvanlar için kullanılan acı verici materyaller arasındadır.

Aldığınız her bilet tüm sirk hayvanlarının ömürlerini zincirli kafesler arasında adeta cezaevi ortamında geçirmesine neden olmaktadır.

Sizler belki o gülümsüyormuş gibi görünen hayvanların gösteri dünyasındaki hayatlarından memnun olduklarını düşünebilirsiniz.

Çocuklarınız, gerçekleri bilmeden sirk hayvanlarını izliyor ve gülüyor. Çocuklarınıza gerçekleri anlattığınızda sirklerden nefret edeceklerdir.

Sirklerde, yunus terapi ve gösteri merkezlerinde alacağınız her bilet, gösterilerde kullanılan hayvanların acılarına ve yeni hayvanların yok edici bir süreç içine çekilmesine neden olacaktır.

Siz değerli anne ve babalar! Hayatlarını alt üst ettiğimiz travmalar yarattığımız bu canlılardan; çocuğunuza nasıl bir tedavi ve iyileşme sağlayacağını düşünerek onları bu sürece dahil ediyorsunuz. Yunus gösteri merkezleri birer endüstri haline dönüşmüştür. DOĞADER olarak sizleri, bu anlamsız ve tedavi etkisi olmayan süreçten çocuklarınızı uzak tutmaya davet ediyoruz.

DOĞADER
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

Yazıyı Kedili Cadı'nın blogundan aldım. Teşekkür ediyorum kendisine..

"Kancayı batır. Bağırdıysa tamamdır"

11 Şubat 2010 Perşembe

30+

Bu sıralar güzel reklamlara rastlıyorum televizyonlarda. Bunlardan birisi Ülker Rondo reklamı. Evde Ümit Besen’in piyanist şantör şeklinde belirmesiyle, gayet hoş ve gülümseten bir reklam çıkmış ortaya. Görmemiş olanlar şuradan izleyebilir.

Baktım da, adam hiç değişmemiş. Bıyıkları, saç stili, rengi (igora royal R7) ile 80’lerden çıkıp gelmiş bir hologram sanki.

Durduk yerde nereden geldi şimdi bu aklıma? Ofiste öylece çalışır ve arkadaşımın doldurduğu karışık CD’yi dinlerken, ansızın bastıran piyano introsu ve ardından odayı dolduran “gülmek için yaratılmış, gözlerde yaşlar niyeeee!” diyen Ferdi Özbeğen’dir tüm bunlara sebep...

   
(siz de bi yandan dinleyip, havaya girin)

CD’nin devam parçası, aynı şarkının Göksel’den gelen eşsiz ve asla yandan yememiş yorumu olunca, e dışarıda da yağmur yağıyor olunca, sabah yazdığım yazının da etkisiyle böyle kırılgan bir nostaljik savrulma kaçınılmaz oldu dostlar.

Fotoğrafta gördüğünüz espri olsun diye yapılmış bir düzenleme değil. O yılların imkanları ile (photoshop'un kulakları çınlasın) yapılmış, kolaj bir albüm kapağı. Mikrofunun durumu beni benden aldı, söylemeden geçemiycem.


Bana göre Türkiye’de 80’lerin en kendine özgü müzik olayıydı bu piyanist şantörler ve onların romantik parçaları. Yüzü arabeske dönmeye başlamış Türk müziğinin yaşadığı deformasyonun, en sevimli ve masum öğesi budur bana göre... Kaytan bıyıklı, bol aksesuarlı ve tonla jölelenmiş saçlı bu sanatçılarımız, kimbilir kaç aşk sarhoşuna yarenlik etmiş ya da kalbi kırık kaç aşk mağduruna teselli vermiştir?


Büyüyüp, ruhumuzu yabancı pop müziğe teslim etmeden hemen öncelere tekabül eder bunların dönemi...
Aksini iddia eden yalan söyler. Ümit Besen, Ferdi Özbeğen gibi sanatçılar, bizim çağın saklayarak, açık etmemeye çalışarak, belki de utanarak da da olsa içten içe severek dinlediği bir ekoldür...

Alın size Ferdi Özbeğen'den "gülmek için yaratılmış, gözlerde yaşlar niye"

Sana o masum zamanları anlatmalıyım

Siz de şikayetçi misiniz bilmem, günler haftalar su gibi akıp gidiyor.
"Nereden çıktı?" derseniz Annelerin Dünyası'nda haftada bir yazıyorum ya, her buraya not edişimde ise "bir hafta geçmiş yau" diye hayıflanıyorum.

Bu hafta annelerin gözünden dünyaya açılıyoruz. Boğulmak korkusuyla olsa gerek pek açıldığım söylenemez....

10 Şubat 2010 Çarşamba

En güzel kış makyajı tüyoları

Nasıl atladınız ama!
Atlıyoruz evet. Kadınlar alemi olarak oltanın ucuna dizilmiş bu bayat yemleri habire habire yutup oltaya geliyoruz. Açın bakın şu kadın dergisi denen zırvalara. Yok “Erkeğinizi yatakta baştan çıkarmanın 100 yolu”, yok “G nok.tasını birlikte keşfedin –sanki kozmik uzay, bi türlü bulamadı yurdum kadını şu ge noktası denen mereti”, “ünlülerin stil tercihleri”, yılın saç modası, kıl modası, yün modası....

İş yerinde yükselmenin yolları, patronunuz size ilgi mi duyuyor?, or.gaz.m için 20 sihirli dokunuş, bronzlaşmanın kusturan kuralları, şu pudra, bu allık...

Tahmin ediyorum bu dergilerde en fazla bir mizampajcı ve bir de editör çalışmaktadır. Zaten derginin konuları her sayıda üç aşağı beş yukarı aynı. Evire çevire aynı şeyleri yazıp yazıp duruyorlar... Eski sayılardaki haberleri biraz modifiye edip aralara çakıp çakıp geçiyorlar.

Yıllardır kuaförde okurum bunları...
Yeminle “yap” deseler, bir haftada temiz bir sayı çıkarırım!

9 Şubat 2010 Salı

Bana Kitap Al

Galeri Anne'de bu hafta konu "kitap ve çocuk".
Çağan oğlan "bana kitap al" isimli şiiriyle katılıyor bu çalışmaya..

Yok yok Galeri Anne'ye yüklediğim fotoğraf bu değil . Kitap yerine defter gözüküyor diye elediğim bu. Kıyamayıp onu da buraya koydum...

8 Şubat 2010 Pazartesi

Haftanın Parçası: Hercules and Love Affair - Blind

Bu haftanın parçası; 2008 yılında çıkan Hercules and Love Affair albümünden, dinlemeye doyulmaz, şahane vokaliyle alıp götüren, ritmik, mistik, fantastik şarkı "Blind". 

Valla bu albümdeki parçaların hepsi ayrı güzel. Ben olsam arar bulur albümü indirirdim. Du bakalım ne menem bişiymiş diyenlere grubun Myspace sayfasını tavsiye ediyorum.: www.myspace.com/herculesandloveaffair

Beden dili

5 Şubat 2010 Cuma

embiey

Kar gelmesin biz kara gidelim

Şehirde, trafikte ve koşturmaca içinde değilseniz tadından yenmez karın. Geçen hafta kısa bir kaçamak yapıp, "karın tadını çıkartalım bari" dedik.
İşte o tatilin fotoromanı:

Yolda kendimizi Narnia'daymış gibi hissettik 
Aman sıkı tut Çağan!


Canım sıkıldı benim, hadi oyun oynayalım.
Ceeee!                 Eeeeee!


I. Geleneksel Kartopu Olimpiyatları
Bora 1 - Baba ve Çağan 0


Kar melekleri (soldaki hafif keleğe dönmeye başladı ya neyse)


Bu da ana oğul yaptığımız marjinal kardan adam.
Adı: Kar Şeytanı!


Kar mı daha pamuk, sen mi bilemedim?


İlk kara çıkışında koyduğumuz yerde kıpırdamadan öylece bakınan Çağan oğlan. Abisi "bahçe cücesi" adını taktı kendisine...


Küçüklüğünden beri hastası bu iş makinelerinin. Bidilik bir adamken "pata" derdi bunlara..

* * *
Bu kar sefasından bir kaç gün sonra, iş çıkışında yarım saatte şehir yaşantısının canını okuyan yoğun kar yağışı nedeni ile yollarda kaldım. Eşimin beni kurtarıp eve ulaşmamız falan gece 21:00'i buldu...
İçimden şöyle geçti. "Kar gelmesin, biz kara gidelim daha iyi"

4 Şubat 2010 Perşembe

Dünyalar güzeli!

Çocuk Viki'ye benzemiş sanki, di mi?

 Değerli okuyucularım,

Bu hafta Annelerin Dünyası'ndaki köşemde (!) "kuzguna yavrusunun anka görünmesi" konusunu mercek altına alıyor, yerli ve yabancı (!) uzmanlarla birlikte konuyu enine boyuna inceliyorum.

"Ben biliyorum okumama gerek yok" diyenleri duyar gibi oluyorum?!! Çok şımarttım ben sizi çoookkk! Bak bi de gülüyo... Yarın yazılıda bilemezsen sorarım ama ben sana??
Otur sıfır!

2 Şubat 2010 Salı

Galeri Anne'de Tombik Döner Servisimiz Başlamıştır

Adımı Kamber olarak değiştiriyorum arkadaşlar. Annelerin Dünyası'ndan sonra sevgili Hilal'in açtığı Galeri Anne'de de fotoğraflarımla yer alıyorum artık. Galeri Anne'den sizlere, taze tombik döner sevisi yapacağım.

Çizim blogu açan olursa haber versin.. Blog imparatorluğu kuracağım ya da OİP Federe Devleti mi demeli???
Bir yerlerde kapatma düğmem olacaktı, birisi basıversin bi zahmet!!

1 Şubat 2010 Pazartesi

Göbekspor ve Haftanın Parçası


Bugün rejime başladım. Normalde olmadığı biçimde, sabahtan beri gözümün önünde yemekler, tatlılar uçuşuyor. Biliyorum ki 2-3 kilo verip sericem tekrar. Neyse çıkmadık candan umut kesilmezmiş.

Ha bir de unutmadan HAFTANIN PARÇASI uygulamasına geçiyorum. Yine Rapidshare, yine sadece 10 download hakkı . Daha iyisi şimdilik elimden gelmiyor malesef. Bilen varsa yazsın bir zahmet.

Alın bakalım mutluluk hormonlarınızın ayarıyla oynayacak bir parça: