Sayfalar

29 Nisan 2010 Perşembe

AŞK ve BLOG MÜDÜRÜ MAYK -2

Bu Mayk'tan yeni bir seri çıkacak sanıyosam:) Çok eğlenceli ve renkli bi kişilik oluşuyor kafamda...

Of bi yandan da işte öyle yoğun bir döneme girdim ki... Aksi gibi, içimden herşeyi bi kenara itip, kağıda kaleme boğulmak geliyor. Aklımda sürekli kutukafalar, masal kahramanları, maceralar, espriler uçuşuyor. Resmen işe odaklanmakta zorlanıyorum. Bugün Melis'e dediğim gibi tıpkı aşık olmaya benziyor:) Sürekli onu düşünüyorum ve ayaklarımı yerden kesiyor!!!!

27 Nisan 2010 Salı

Bakmak, görmek, çizmek ve yeni bir blog

Herkesin hayata bakışı ve algılayışı ne kadar farklı değil mi? Bakıyorum da çevremde gözlemlediğim detaylar, dikkatimi çeken şeyler çoğu zaman diğerlerinden çok farklı. Hani bakmak ve görmek denilen konu var ya, ben bakıyorum ve olmadık şeyler görüp, bi de bunları kafama yazıyorum. Çoğu lüzumsuz ve insanlık için faydasız şeyler aslında: ) Bi kısmını yazıp çizdiğim için biliyorsunuz siz de. Ama yapacak bişey yok, böyle kodlamışlar beni...


Her gün işe gidip geldiğim bi cadde var. (Ümraniye’de) Bu yolda dikkatimi çeken “köpek gezdiren gençlik” diyebileceğim bir kesim var. Bunlar genelde yirmili yaşlarda, çakma tiki giyimli, tek kaşlı ve dikelmiş saçlı gençler. İkili, üçlü geziyorlar ve buldog falan türü bi köpek gezdiriyorlar illaki. Öyle ki motosiklete köpekle binenlerini bile gördüm bunların. Sanırım moda bizim oralarda.
Üniversitede verdiğimiz bi ders için, her hafta bi kaç saatliğine okul sıralarında takılıyorum. En arkada oturup gençleri izliyorum, bazen de karikatür, desen falan çiziyorum. O öğrencilerin hal ve tavırlarını görmelisiniz. “Üniversiteli oldum anasını satim, yetişkin ve özgürüm, oldum ben” havalarına rağmen nasıl da naif bir çocuk tarafları var hala. Çok iyi geliyor bana onlarla olmak. Bora ve Çağan’la ilgili hayaller kuruyorum orada.
Bu dünkü dersten bir çizim. Hemen önümde sıraya gömülüp uyuyan bi kızcağız.

Bu masterımın öğretilerinden (!) biri. Çevredeki insanları, eşyaları vs. karalamak çizim becerisini geliştirmek için iyi bir egzersizmiş. Böyle bakıp bakıp, sinsice bişiler karalarken birinden dayak yemem inşalla. Nihan da (ben master demeyi seviyorum kendisine) bir blog açtı bu arada. Girin bakın, çok güzel ve eğlenceli çizimlere yer veriyor blogunda. http://robotsdoodlesandorangebubbles.blogspot.com/

Son olarak, boğazımı tutmayı başararak bi kilo daha verdim ve nefis bi çalımla 59'a veda ettim. Ayrılırken "beni bekleme bi daha gelmicem" dedim kendisine... Bilsin boşuna umutlamasın yazık:)

24 Nisan 2010 Cumartesi

Kutukafanın hatırı

Şhhh!!! Nerelerdesiniz?
Neler yapıyorsunuz, tatilinizin neresindesiniz bilmem... Ben evime geldim. Anne-babamızın evindeyiz bu tatilde.

Her gün açıp açıp son posta bıraktığınız yorumları okuyorum. Tekrar ve tekrar :) İnanamıyorum.
Öyle şaşkın, mutlu ve gururluyum ki...Her defasında heyecanlanıyorum yazdıklarınızı okurken.

Ne kutukafaymış ama değil mi? Nasıl da hatırı varmış üzerinizde:))

Düşünsenize insanlar yorum almak için neler neler yapıyorlar. Kampanyalar, hediyeler, çekilişler falan... Bu bizimki tutmuş, rica etmiş sadece. "bi ses verin hele" demiş, ortalık yıkılmış.

Şimdi buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum hepinize. Çok ama çok mutlu ettiniz beni. Ben de sizleri çok seviyorum:) İyi ki var bu blog, iyi ki varsınız :)

Kollarımı koskocaman açıp, uzatıp bööyle kucaklıyorum hepinizi!!!!

21 Nisan 2010 Çarşamba

Bir Blogger'ın Anatomisi - 22

Özlediniz biliyorum:) Alın bakalım size yepisyeni bi anatomi. Hadi, taze çıktı geeeaaalllll!!!!

20 Nisan 2010 Salı

İzmir ve anaokulunda bir gün

Geçen Cuma, iş için  günübirlik İzmir'e gitim. Aslında teyet geçtim de denilebilir.  Herşey havaalanı-toplantı salonu-havaalanı hattında oldu ve de bitti.


Alandan toplantı yapılacak yere taksiyle gittim. Bindiğim taksinin şöförü aşırı şekilli bi gençti. Böyle kafanın tepesini tavuk g.tü gibi kabartıyorlar ya öyle saçları vardı. Tüm o şekilli saça, sakala ve giyime rağmen, kendini İmbat FM'den yayılan türkülü arebeskli ritmin büyüsüne bırakmayı tercih etmişti. Arka koltukta defterimi çıkarıp çizdim şekilliyi.


Tüm gün süren iç kurutucu toplantıların sonunda, paçayı ortamdan kurtarıp kendimi havalanının free interneti ve kahve keyfine teslim etmeye programlamıştım ki...yapacağımı yaptım ve azabımı yanıma katmayı başardım yine. Ben bunu çok sık yaparım zaten. Olmadık zamanlarda olmadık insanları takarım peşime ve azap dolu bir maceranın içinde bulurum kendimi. Sonra da pişmanlıktan geberirim.

Yine olan oldu ve peşime takmayı bi şekilde başardığım alakasız arkadaşlarımla (!) yolculuklu, beklemeli, yemekli, rötarlı, uçmalı kaçmalı, bol bol anlatmalı, iç şişirmeli üç saat geçirdim... Fıkrayı hatırlayanlar için kısaca "gelene dek mokoko" diyebiliriz.

* * *

Cumartesi Bora'nın kursu nedeniyle sabahtan okula gittik. Bu sefer Çağan da geldi bizimle. Niyetimiz bahçede oynamaktı ama hava aşırı serin olunca, anaokulu kısmında takılmayı tercih ettik.


Sınıfları tek tek dolaşarak, tam 1,5 saat boyunca hiç sıkılmadak oynadık:)

Lakeshore markasını bilir misiniz? Ben ilk kez orada gördüm. Sitesini henüz incelemedim ama sanırım okul öncesi eğitim için öğretici materyal ve oyuncaklar üreten bir marka. Sınıftaki çoğu oyuncak ve malzeme bu markaya aitti ve her biri inanın çok çok güzeldi.

Burası kitap köşesi.
Bu kitaplardan evde de var. Bora'nın ilkokul 1 ve 2. sınıflarda okuduğu İngilizce ders kitapları bunlar. Şimdi hepsi Çağan'ın oldu. Kitaplarının aynısını orada görünce çok şaşırdı.

Oyun evini ve minicik ahşap ev eşyalarını, donanımlarını çok sevdi. *itiraf ediyorum ben de oynadım o minik eşyalarla:)*

Anaokuluna ayrılan bahçede kafes hayvanları var. Bu tavuklar sürekli serbest biçimde bahçede koşuşturuyorlar. Çıkışta biraz kovaladık kendilerini. Ama tavuklar epey idmanlı çıktı. Malum her gün onlarca canavarla başediyorlar:)
Artık kurs olan günler biz de geleceğiz okula.

Abisinin de devam ettiği bu anaokulana gelmesini diliyorum Çağan'ın da. Bakalım zaman ne gösterecek??

15 Nisan 2010 Perşembe

Sizce bu ayaklar kimin???

O şık topuklu ayakkabılar, son moda tayt ve kırmızı trençkot ile çok trendy gözüküyor değil mi?

Bu etekle de çok şık durmuş!

Bakın bakalım kimmiş bu?
Tomkat'in kızı Suri.
Suri sadece 3 yaşında ve dünyanın en çok fotoğraflanan çocuğu oluyor kendileri.

O minicik ayaklarda topuklular, geziyor da geziyor.

Bu ne şimdi Allahaşkına?
 Büyümüşte küçülmüş bir çocuk mu, çocuk kadın mı? Ne işi var o ayakkabıların 3 yaşındaki ve büyüme çağındaki bebenin ayağında?

Bırakalım giysin potinlerini, koşup oynasın rahatça.
Aman anneler siz siz olun, lütfen bu korkunç topuklu şeylerden almayın kızlarınıza....

14 Nisan 2010 Çarşamba

Pembe Kimlik

Saray Halı'nın reklamı dönüyor ekranlarda. Bi kampanya yapmışlar. Adam fonda "Hanımlar!! Pembe kimliğinizle gelin, ikinci halıyı bedavaya götürün" gibi şeyler söylüyor.

Kadın kalkıp gitse olmuyor. İlla "pembe" kimliğini de gösterecek. Bir Saray halı mağazasına gidip,
"Ulan geldim işte, basbayağı kadınım ben ne kimliği soruyosun daha" demek geliyor içimden.

Ardından ne var ha? Jinekolojik muayene mi?

- "Ne bilelim o kimliğin size ait olduğunu, ispatlayın bakalım kadın olduğunuzu" derse ya adam bana.
- Açın bakıcaz hakkaten kadın mısın değil misin? (Faruk Peker dışavurumu)
+ Gadınım ağabey, etme eyleme!!
- İnanmıyom, aç!!
+ Halı alıp gidicem şerefsiz! Göstermiyorum kimlik mimlik!! Gerekirse iki katını ödüycem. (Çocuklu, fakir, dul ve onurlu Türkan Şoray tribi)

Kampanya gibi....

tipnot: Bu postu sempozyumda stanttan yazdım. Tanış bi görevli gelip "OİP hanım çay kahve bir şey göndereyim, çalışırken içersiniz" dedi pek kibarca. Kimbilir nasıl bi ciddiyetle gömüldüysem:))

12 Nisan 2010 Pazartesi

Dellenme

• Geçenlerde bi akşam babalar yemeğe gidince, anneler ve çocuklar buluşması yaptık bir arkadaşımla. Yaşımıza göre iyi durumda olduğumuzdan, yüzümüzün gözümüzün daha kırışmadığından (!) falan bahsedip, egolarımızı sıvazladık. Arkadaşım, şirketlerine kozmetik sektöründen gelen bir erkek yöneticiden bahsetti. Adam yıllardır kırışık karşıtı ürünler kullanıyormuş, bunların markasını falan verip tavsiye ediyormuş çevresindekilere. Ne günlere kaldık? Epey bir şaşıp, gülüştük...


• Bir firmam “Zücder” diye bir müşterisi olduğunu söyledi. Tahmin etmişsinizdir, Zücaciyeciler Derneği varmış, bu da onun kısaltmasıymış. Düşünsenize çıkıp konuşma yapıyorsunuz “Değerli ZÜCDER üyeleri” diye dudağınızı büze büze.. (söyleyin bak çok komik) Sesi zücüşesiceler...

• Eşref saatine inanır mısınız? Ben inanırım. Geçenlerde eşime “tartıda 59 kiloyu gördüğümde bana şöyle kelli-felli bir profiterol ısmarla” demiştim.. Bi kaç gün sonra sabah tartıldım ve o da ne? 59!!! İşe geldim mutlu mutlu. Sabahtan bir randevum vardı. Arkadaş gelirken bir koca paket profiterol(!) getirmiş. Hem de Manolya’dan... Daha ne diyim. Yalana yalana yedik de yedik.. Pişman değilim. Yine olsa yine yerim.
• Kesiminin zayıf (!) gösterdiğine inandığım bir siyah pantolonum var. Son haftalarda sık (!) giyiyorum kendisini. (peki tamam, neredeyse hergün üzerimde, ne var?) O kadar ki dün akşam çıkarttığımda bi baktım kendi kendine ayakta durabiliyor. Yürüyüp çıktı odadan, bakakaldım arkasından... (abartma OİP!!)

• Son üç yıldır(!) kolumda gezdirdiğim çantayla vedalaştım. Yakın çevremdekiler bunu etkinliklerle kutladı. Bora bile aynı gün “Aaa anne! çantanı değiştirmişsin, n’oldu öbürüne?” diye sordu çocuk. Resmen kendine has bir flora ve bi takım yaşam formları oluşmuş çantanın içinde. Dokunmadım, güneş alan bi yere koydum, arada bir uğrayıp hal hatır soruyorum, su falan veriyorum kendilerine.

• Geveze bir günümdeyim evet. Birisi Pazartesi deliliği mi dedi? duyamadım...

Masal

Bu Çağan'a uydurduğum masalın bir sahnesi. 

İlkokuldayken, masal kitaplarındaki resimlere dalar giderdim. Çocukların yaşadıkları çiftliklere, köylere özenirdim. Tırmandıkları patikaları, yolculuk için çantalarına doldurdukları peksimetleri hayal ederdim. Büyükanneleriyle yaşadıkları dağ evlerine gider, onlarla koyun sever, mutlu yaşamlarının bir parçası olurdum. Her kitap benim için gizli bir maceraydı. şehir şehir dolaştığım, türlü kılıklara, bedenlere girip çıktığım eşsiz bir yolculuk...
Resimli kitapları severdim ben....

10 Nisan 2010 Cumartesi

Kamber

Sosyal ağların gediklisi olup, nurturia'dan eksik kalmak olmazdı. Baktım herkesler toplanıyor "ben de gideyim, bi bakayım noliyi??" dedim. Çok moda bi yer olduğunu görüp, araya torpil koydurup açtırdım hesaabı:))
Gelin beni bulun hele... oy oy!! yükseliyoruuuummmmm!!!

8 Nisan 2010 Perşembe

OMO - OİP Mahsulleri Ofisi

Evvett!! İlk mahsüller çıktı...

Markerlerim sınırlı sayıda olduğundan, şimdilik hepsi benzer renklerde.
Bora bunları görünce hikaye kitabı yazmaya karar verdi:))) Ailecek ilham denizinde boğulmak üzereyiz:)

7 Nisan 2010 Çarşamba

Kalemim Var Çiziyorum

"OİP gözünü karartmış, yüzü kamuflajlı bir şekilde gözümde canlandı. "Hasta la vista baby!  diyor ve Blogger Ormanı`nda kutukafa kutukafa yürüyor :-D" dedi Buket Buket Hayaller, Bir Blogger'ın Anatomisi serisine bıraktığı yorumlardan birinde. Bunu okuduğumda, gözümde şu yukarıdaki gibi bi tip canlandı.

Kimbilir, bakarsınız bu yorumdan böyle bir kahraman ve yepyeni bir öykü çıkar? Yok hayır, bişi planlamadım, şu anda içimden öyle geçti, ondan dedim.

Öyle harika yorumlar bıraktınız ki Anatomi'ye... Bazen de şaşırtıcı. Mesela en çılgınlardan birisi "Evlen benimle OİP" diyip, kutukafayı benden isteyen bir okuyucuydu :))  sevgili Nihan'dı:)))

Merak edenlere söylemiş olayım, Anatomi'ye devam edeceğim. Ama aralarda. Bir incelik, bir hoşluk yakaladığımda çizeceğim. Çizmiş olmak için, yalandan ya da zorlama olmasın diye düşünüyorum.

Önceki gün gidip yeni oyuncaklar aldım kendime. Rengarenk profesyonel markerler. Şimdi bunlarla haşır neşirim. İçimde sürekli bir çizme isteği var. Kafamda yeni projeler. Her fırsatta oturup karalıyorum. Yeni stiller, farklı tarzlar deniyorum. Çok eğlenceli ve mutlu bir iş bu.

Gerçekten "iyi çizebilmek" istiyorum. Taa ilkokuldan beri içimde büyüyen resim sevgisi, eşin dostun övdüğü yeteneğim hayatımın baş köşesine yerleşsin istiyorum. Mühendis olmak, iş dünyasında debelenmek ya da iki çocuk annesi olmak da alt edemedi bu sevgiyi. Şimdi bıraktım, yol alsın gönlünce...
*çok pis gaza getirdiniz yeminle:) *

5 Nisan 2010 Pazartesi

Haber Analiz: Pilates Patiği

Anlaşmamız var arkadaşla. Her hafta çılgın bi açıklama yapma sözü verdi bana.
Neşeli haftalar herkese!

2 Nisan 2010 Cuma

Sabah bilançosu ve iliştrasyon

Bizim evden bu sabah, gitar çalan elinde iki tırnağı uzatılmış, çizgi filmlerden gençlik dizilerine level atlamış, beyaz Converse’li bir delikanlı çıktı. O delikanlı, okul kreasyonundan, yeni ayakkabıları için bir pantolon ve ayakkabının rengine uygun beyaz bluz seçti. Ayaklarını seyrede seyrede servisini beklemeye gitti.



Bizim evden bu sabah, saçlarını bir türlü olduramadığı için sinirli ve geciken bakıcı nedeniyle telaşlı bir anne çıktı.


Bizim evde bu sabah, arabalarını göbeğinin desteğiyle kucaklayıp, kedi enciğini taşır gibi oda oda gezdiren bir cüce, hala uyumaya devam eden şanslı bir baba ve anne yarısı bir teyze kaldı.


***

Tefal gününde fotoğrafım yok diye üzülüyordum. Bloglarda fotoğraflar yer almaya başlayınca anlaşıldı ki meğer iki tane varmış. Nasıl güzel çıkmışım di mi?
O gün yediğimiz içtiğimiz şeylere bakıp, kafayı yemek istiyorsanız Burcu'nun bloguna uğrayın.
Fotoğraflar için de çok teşekkür ediyorum kendisine.

Bu güzel şarkıyı dinleyin ve gidip bu güzel havanın tadını çıkarın şimdi.


Hadi canlar, hadi...
Bitti.