Sayfalar

31 Mayıs 2010 Pazartesi

BİTTİ !!!

Evet gün bitmeden tüm tişörtler sahibini buldu :)

Tam hesabı yarın çıkaracağım ama şu kadar söyleyebilirim ki 31 tişört için 1.500 TL gibi bir gelir elde ettik.  (02.06.2010 - kesin hesabı çıkardım! tam tamına 1.300 TL +205 USD! yani ortalama 1.620 TL gibi bir miktar. ) Bu tutarın neredeyse tamamı şu anda Nehir kızın hesabında.

Sizlere ne kadar teşekkür etsem az. Yorum bırakan, link veren ve en önemlisi bağış yapan herkese çok teşekkür ediyorum. Elbetteki Gojeko'ya da:)

Okyanusa bir taş attım, dalgaları halka halka ilerledi ve hiç ummadığım kıyılara ulaştı. Aldığım tepkiler, ulaştığımız rakam, desteğiniz, sevginiz, merhametiniz herşey ama herşey inanılmazdı.

Dileğim bu desteğin devamlı olması. Umudumuz Nehir'in iyileşmesi. Tüm hasta çocuklara, bebeklere sağlık diliyorum.

Bitirmeden yazmak istediğim iki güzel detay var.
Birincisi, sevgili Gamze bağış karşılığı alacağı tişörtü Nehir'e hediye etti. Hazır olduğunda onun adına ben ulaştıracağım.

İkincisi ise duyuru postuna gelen güzel bir öneri hakkında. Eğer kabul ederlerse, tişört sahiplerinden bunları giyip fotoğraf çektirmelerini ve bana e-mail atmalarını rica ediyorum.Kolaj yapıp Nehir'e göndereceğim. Bir diğer olasılık ise bu fotoğrafları kendi bloglarında paylaşarak Nehir'den sözetmeleri. Böylece Nehir'in hikayesi daha geniş kitlelere ulaşabilir.

Güzel bir gündü. Gururlu ve mutluyum.
Hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Sağolun, varolun...

ŞŞŞT! KUTUKAFA BLOGIR TİŞÖRTLERİ HEDİYE EDİYORUM

Herkese Merhaba!
"Güzel bir şey" dedim. Hediye mi? dediniz.
Evet hediye, ama öyle "yorum bırak, kaydol" falan değil. Bu çok başka birşey.

Sevgili kutukafa sever blogırlar, sizden bir iyilik istiyorum. Bu iyilik karşılığında da size tişört hediye ediyorum. Nasıl?

Uzun uzadıya yazmama gerek yok... Bu iyiliği, 2008'den beri vücudunu saran tümörlere karşı direnen, annesinin tuttuğu blogla gün ve gün mücadelesine tanıklık ettiğimiz minik Nehir kız için istiyorum. Nehir sadece üç yaşında. İlk tedavisinin ardından tam bitti derken nükseden hastalığı nedeniyle tekrar tedaviye başladılar ve bu pahalı tedavi için desteğe ihtiyaçları var. Hikayenin tamamına şuradan göz atabilirsiniz.

Blog dostları Nehir için Anneler Günü’nde çok güzel kampanyalar yaptılar. O günden beri aklımda. "Nehir için ne yapabilirim?" diye düşünüyordum.

Derken aklıma bu proje geldi. Gojeko’nun tatlı sahibesi Gökçe Hanım’ı arayıp derdimi anlattığım anda hiç tanışmadığımız halde düşünmeden “varım” dedi. Tişörtlerin hazırlanması işine Gojeko sponsor oldu. Ona buradan çok teşekkür ediyorum.

Efenim, sonuç olarak sizler için 4 farklı "Blogger Kutukafa" baskılı t-shirt tasarladım.


MODEL: MELEK



MODEL: HERO

MODEL: ÇIKIRT


MODEL: TADA


Bunların baskı denemeleri yapıldı. (öyle dijital, solan, soyulan uyduruk baskı değil, yıkamaya dayanıklı çıkmayan baskıdır)

Pek güzel oldular.

Olay şu:
  • 31 Mayıs 2010 itibarı ile Nehir kızın hesabına yapacağınız 30 TL ve üzeri bağışların dekontunu bana mail atıyorsunuz. (olmadikislerpesinde@hotmail.com)
  • Mailde seçtiğiniz tasarımın adını, bedeninizi ve adresinizi yazıyorsunuz. istek üzerine çocuklar için de yapabiliyoruz. çocuğunuzun yaşını ve boyunu bildirmeniz gerekiyor. (yurt dışında yaşayan arkadaşların buradaki ailelerine gönderi yapabiliriz)
  • Bana ulaşan bağış sayısı 30’a ulaşınca buradan duyuruyorum ve kampanyamız sona eriyor.
  • Unutmayın sadece 30 tişörtümüz var.
Nasıl bağış yapabileceğinizi, Nehir'in blogundaki şu sayfadan öğrenebilirsiniz.

Şimdiden teşekkür ediyorum hepinize.... Elleriniz dert görmesin.

Ürün bilgileri
Tişörtler unisex ve %100 pamuk penyedir.
Baskı: Göğüste ve sol koldadır. Sublimasyon Flock tekniği ile yapılmıştır. Yıkamaya karşı garantilidir.
Beden: S - M - L / çocuklar için yaş ve boy bilgisi
Kargo: Alıcıya aittir.

30 Mayıs 2010 Pazar

Gel bak bişi dicem

Yarın bu blogda güzel şeyler olacak.
Ne mi olacak?
Söylemem:) Bekleyelim görelim.
Uyuycaz, uyanıcaz görücez ;)
Benden söylemesi.
Sonra duymadım etmedim deme...

27 Mayıs 2010 Perşembe

NO-LİNE BRA, N'OLUYO LAYN BRE!!!

Bir iç giyim markası, biz kadınlar için "No-Line Bra / Göğüs Kırışıklığı Önleyici Sütyen" yapmış. Yanlış okumadınız, kırışık önleyici sütyen?!!?!

An itibarı ile kadın tüketicinin etinden, sütünden, bilimum zaaflarından yararlanma teknolojisin en ileri ürünü ile karşı karşıyayız hanımlar!  *ciuv ciuv* teknoloji efekti.

** belir!**

Gördüğünüz gibi harika bir buluş, möhteşem bir ürün...
Eli iğne iplik tutanlar evde kendisi de yapabilir.

Firma, gece bunu giyip yatmamızı öneriyor. Böyle gladyatör gibi uyursak dekoltelerimiz kırışmaz, göğsümüzü gere gere dolaşabilirmişiz... (Eşini kendinden soğutmak isteyen hanımlara özellikle tavsiye ediyorum bunu)

Hey allam üretici, neyin peşindesin ha??? soruyorum sana, cevap ver??

OİP'in oyuncakları!

İşten eve gelince, hazır gün ışığı iyiyken sevgili KİSD'in istediği alet-edavat fotoğraflarını çekeyim dedim. Özetle kalemlerimi görmek istemişti. Şimdi bu posta bakıp da "çok olmuş gibi, havalı gibi bide kalemlerini falan koymuş" demeyin. Çakma star tribi değil elbette, sadece benim gibi bu işlerle amatörce ilgilenenlere, el yordamıyla ilerlemeye gayret edenlere faydamız olsun diyedir bu post.

Meğer bu kalemleri Çağan da çok merak edermiş?!?!?
İki rahat vermedi haspa. Ben de onu ekarte edip çekiyorum zannederken bol bol titretmişim kamerayı, idare ediverin artık...
 * * *
Bunlar çizim kalemlerim. Artline ve Faber'in suya dayanıklı, grafik çizim kalemleri... Ben 0.8- 0.1 mm aralığını kullanıyorum. Bir de Stabilo'nun bir iki farklı kalınlıkta kalemi de var. Önce uçlu kalemle çiziyorum, üzerinden bunlarla geçiyor sonra da kurşun kalemleri siliyorum.
 

Bunlar da markerlar. Farklı zamanlarda farklı kırsatiyecilerden aldım.

Bunların bir ucu ince diğer ucu geniş ve kesik.
 

Ve bir çalışma. Galeri Anne'den hatırlarsınız..
 

Hazır malzeme konusuna girmişken, bilenlere, fikri olanlara, ustalara soralım:
Bu malzemeleri en ucuz ve bol seçenekli olarak nerelerden alabiliriz?
Bir de kağıt konusu var. Ben Canson'un bi kaç çeşit kağıdını aldım. Dokulusunu, eskiz bloknotunu falan. Ama bunların hepsi markerleri çok emiyor. Şimdilik 90 gr 1. hamur A4'e çizip boyuyorum.
Ve gönlünüzden ne tavsiye koparsa?? :)

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Neşe Palamutları

Son bir kaç aydır, her hafta üniversitenin birine gidiyoruz ders için. Her gidişte kampüsün içindeki kırtasiyeye uğruyorum. Okulda mimarlık bölümü olduğu için, bu dükkan benim için bir cennet tabi. Böyle büyülenmiş gibi dolaşıyorum içeride, renk renk resim ve çizim malzemelerini inceliyorum, kalemleri deniyorum, çok anlarmış gibi kağıtları, eskiz defterlerini kurcalıyorum ve mutlaka her defasında bi kaç kalemle çıkıyorum oradan...

Dün akşam yeni kalemlerimi denemek üzere hevesle oturdum masaya. Fakat o da ne, çizecek hiçbirşey bulamıyorum. Düşün düşün yok... Sonra çantamdaki minik defterimi açtım ve oraya çiziktirdiğim karalamaları buldum ve başladım çizmeye.
Bu küçükken en sevdiğim hikaye kitabı olan "Parmak Kız"ın baş kahramanı. Kitabı sevmemin en büyük sebebi resimleridir. Kızıl kabarık saçlı parmak kızın ceviz kabuğundan yatağı içinde uyuması bugün bile capcanlı hafızamda...

Bunlarda toplantıda çizdiğim cinler. Baktım da form olarak meşe palamuduna benziyorlar, ben de onlara "Neşe Palamudu" adını vermeye karar verdim. Sanırım bu tipleri geliştirmem mümkün olacak, zira onları çok sevdim... Kalın kaşlarıyla biraz otantik bir havaları var değil mi? Keşke ben de Nihan gibi onlar için bir hikaye düşleyebilsem. Belki de o küçük bir hikaye bulur benim için?

25 Mayıs 2010 Salı

bir.. ki... üç... üfle!!

Baharın müjdecisi, son derece sıradan ama bir o kadar sürprizli, uçuşkan ve eğlenceli çiçektir hindiba. Arsız, umarsız, neşe içinde yayılır kırlara. Severim çok.
[ Uzun olan sen, kısa olan benim. Bir ömür boyu, her baharda birlikte yeniden yeşerelim:)) ]

23 Mayıs 2010 Pazar

Çağan'ın bir günü!

Bir an önce büyüyebilmek için bol bol süt içiyorum.

 

Karnımı iyice doyurduktan sonra arabaya atlayıp okuluma gidiyorum.

Okulda çok çalışıyoruz. Dersi derste öğreniyorum ki evde oyuna zaman kalsın;)

Oyun işleri çok zamanımı alıyor. Bir de abim diyor ki "ne güzel bunun işi gücü oyun"... Off bi bilse nasıl yoruluyorum.....

Akşam yemeğinde protokolden hiç hoşlanmam. Samimi ortamları severim... 

Uykudan önce "Gece Bahçesi" izleriz abimle.
Sonra ver elini uyku.... 
 Tanıştırayım bu uyku arkadaşım Nek! Harbi çocuktur, doğduğumdan beri beni hiç yalnız bırakmadı :)  
Annem bişeyler çizip, işgal etmeden kaptım ya buraları çok şükür:))

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Tatil de yaptık, kutlama da

Bu sabahki törenden..
Benim kutukafalarım zeki, çevik ve atılgandır!! ;)

18 Mayıs 2010 Salı

Sabah depreşmesi:)





Bora'nın Çanakkale yolunda attığı şu mesaj, boğazımı düğüm düğüm etmişti. Bu çocuklar yok mu bu çocuklar... Her günleri ayrı bir güzel, ayrı bir özel biz anne babalar için.

Daha dün tostopalak bir küçük adamdı. Bebekliğine ilişkin her ayrıntı capcanlı aklımda. Dün gibi! 
Farkettim ki daha önce hiç Boracığımın bebeklik fotoğrafını koymamışım bloga.. Bu fotoğraf ilk anneler gününden:) görüldüğü gibi doğuştan yana taralı saçları oğlumun:)

"Nereden estirdi?" diyeceksiniz...
Geçen hafta babasıyla birlikte okula davetliydik. Bora'nın portfolyo(!) sunumunu izlemeye :) Sınıfa girdik, bizim için hazırlanmış (küçük masa ve sandalyeli) dinleyici köşesine yerleştik. Kürsüye çıktı ve öğretmeninin moderatörlüğünde başladı anlatmaya  bizim oğlan. Yıl içerisinde Türkçe ve Fen Bilgisi derslerinden öğrendiği konularla ilgiliydi sunumu.

Böyle adam adam anlattı bi güzel. "Vay" dedik babasıyla, "Bu bizim Bora mı?"

Çıkışta bahçede dondurma molası verdik. "Gençler" ayrı "takıldı"...

Biz babayla birlikte büyüdük sayılır. Onun için ne kendimizin ne de birbirimizin büyüdüğünün farkına varamadık:) Çocukların büyüdüğünü görünce farkediyoruz zamanın "epey" bi geçtiğini. O nedenle de sık sık şaşırıyoruz.

Dün bir arkadaşım Bora'nın şu fotoğrafını görünce "senin bu kadar çocuğun olduğuna inanmak zor" dedi. Valla ben de inanamıyorum :)


Bazı blog dostlarım ikinci çocuk fikriyle flört ediyorlar. Bakın burda bir daha söylüyorum. Eğer birazcık olsun aklınızda varsa bu fikir, vakit kaybetmeyin, çocuklarınıza da vakit kaybettirmeyin...

Ben hiç kolay koşullarda büyütmedim çocuklarımı. Hep çalıştım, büyüklerimizden neredeyse hiç destek almadık, alamadık... Aynı şehirde yaşamıyoruz çünkü. Çok zorlandığımız ve yorulduğumuz günlerimiz de oldu, ama hiç umutsuz olmadım. Sağlıklı çocuklara sahip olmanın büyük bir lütuf olduğunu bilerek, en zor aşama olan o ilk yılların hızlıca geçeceğini kabul ederek, çocuk büyütmenin kolay bir şey olmadığını kabul ederek motive ettik kendimizi. Şimdi bakıyorum da ne iyi yapmışız:) Onları böyle birlikte görmek nasıl gururlandırıyor nasıl içimi rahatlatıyor bilemezsiniz.
Ömür boyu birbirinize yaslanın ve hep birlikte yürüyün yavrularım.

13 Mayıs 2010 Perşembe

ERTELEMELER VE VEDA

Bazen insan kendini hayatın akışına öyle bir bırakıyor ki, kontrolsüzlüğü yaşam biçimi haline getiriyor.


- Madem böyle, eh ne yapalım idare edicez.
- Dur bakalım, zamanla düzelir.
- Ay bugün hiç uğraşamam sonra,
- Haftaya söz...
- Önümüzdeki ay başlıycam...
- Şu yoğunluk geçsin bakarım.


İşte tüm bu bahaneleri ve sözcükleri sık sık tekrarlamaya başladığınızda, iflah olmaz bir ertelemeci ve kaderci olduğunuz tescilleniyor ve işiniz bitiyor.
Tıpkı benim gibi...


Son zamanlarda herşeyi savsaklamakta üstüme yok. Suçu bahar yorgunluğuna, işlerin temposuna, eve ve çocuklara ata ata uçurumun sonuna kadar geldim. Şimdi gidecek yer kalmadı. Bu tekrar dizginleri ele almanın zamanı geldi demek oluyor.


Şimdi sayıp döksem, dert ettiğim, sorun dediğim, ertelediğim şeyler size komik gelebilir. Aslına bakarsanız incir çekirdeğini doldurmayacak konular. Ama bunlar birleşip de Voltran’ı oluşturduklarında işin rengi değişiyor. Hayatınıza hükmeden, bir gölge gibi karartan bir hal alıyor.


Dün eve dönüş yolunda ne zamandır kafamı kurcalayan ve ihmal ettiğim konularla ilgili bir dizi kararlar aldım.


1. Giyim kuşam: Alışveriş yapmayı çok sevmiyorum. Moda diye sezonda mağaza mağaza dolaşıp dünya paralar ödeyip üst baş almıyorum. Beğendiğim parçaları ara ara alıyorum. Ama aldıklarım hep dolaptakilerin klonu. Dolabı açıyorum, vermeye kıyamadığım ama giymediğim, yıllardır bekleyen kıyafetlerle dolu. Yenilerse eskilerin aynısı. Sonuç: giyecek bişeyim yok! Bu doğal olarak moralimi bozuyor. Bütün gün görünümünden hoşnutsuz biçimde dolaşmak moral bozucu. Dün akşam ilk iş dolaba daldım ve hunharca ayıkladım. En son ne zaman giydim? Bi daha ne zaman giyebilirim? Giymek istiyor muyum? sorularından eksi alanlar poşetlerde yerini aldı. Dolabın üçte ikisi boşaldı. Şimdi gidip insan gibi bi şeyler alabilirim..


2. Veda: Yanlış olduğunu bile bile, son iki aydır sabahları evden Çağan’dan kaçarak çıkmayı adet edindim. Niye, çünkü kolayıma geliyor. Fakat son iki haftadır bana yapışıyor ve arkamdan ağlıyor. Bana yakışıyor mu? Hayır. Peki niye böyle yapıyorum? Erteliyorum, uğraşmaya üşeniyorum... Ayıp ediyorum.


Dün akşam açtım kitabı okudum, bilgilerimi tazeledim ve bu sabah uyguladım. Veee... Çağan beni el sallayarak yolcu etti!!! Bundan sonrası bu konuda dertli annelere gelsin.


Neleri yanlış yapıyordum?
Sonuna kadar uyuyordum... Evet mümkün olan son dakikaya kadar uyku çekmeye çalışıyordum. Sonrasında bir yarış başlıyordu evde. Hazırlanma, Bora’nın kahvaltısı, yolcu edilmesi gibi işlerin arasında Çağan figüranlık yapıyordu. Uyku tulumuyla peşimden oda oda geziyordu. Sabahları bir koşturmaca, telaş, aksiyon ve stres ki sormayın...
Bakıcı gelir gelmez de (sağolsun hep geç kalıyor) kendimi asansöre atıyordum. Gizli saklı ve kaça kaça...


Ne yaptım?
Sabah 25 dakika erken kalktım. Hazırlandım. Bora’yı hazırladım ve kahvaltıya oturttum. Gidip Çağan’ı aldım. Emzirdim.. Üzerini değiştirdim. Seve okşaya saçlarını taradım. Salona götürüp oyun oynattım. Abiyi yolcu ettik ve tekrar salona gidip EN SEVDİĞİ OYUNCAKLARLA, güzel bir oyun başlattım. "Otopark oyunu". 15 dakika kadar oynadık. Bakıcı hanım geldi. O da oyuna katıldı. Bi süre üçümüz oynadık. Sonra Çağan’a onu çok sevdiğimi, işe girtmek zorunda olduğumu, tekrar döneceğimi, döndüğümde yine birlikte oynayacğımızı söyledim. Sarıldım, öptüm, okşadım. Onları oyunun başında bırakıp kalktım. Oradan el salladılar bana. Ben de el sallayıp çıktım. Bu kadar basit işte. Dün arkamdan iki saat huysuzluk yapıp, ağlayan çocuk bugün arkamdan el salladı.


3. Dişler: Bugün arayıp randevu alacağım...


4. Sütten kesme: Haftaya başlıyoruz...


Hadi ben yırttım, darısı diğer kronik ertelemecilerin başına:)

8 Mayıs 2010 Cumartesi

gitti...

Onu karşıma aldım ve neredeyse altı aydır durmadan kafamda planladığım konuşmayı yaptım bir solukta.


Kendisini nasıl koruması gerektiğini anlattım.
Vücudunun kendine özel olduğunu, başkalarının yanında giyinip soyunmaması gerektiğini, kimsenin rahatsızlık verecek biçimde dokunmasına izin vermemesi gerektiğini, böyle bir rahatsızlık hissederse yapan her kim olursa olsun bize söylemesi gerektiğini ve benzer bir çok konuyu anlattım...
"Hiç kimseden korkma ve çekinme" dedim.
"Bu konuda merak ettiğin ve sormak istediğin bir şey olursa sakın çekinme, gel bize sor" dedim.
"Tamam" dedi...
ohh dedim içimden.... üzerimden bir yük kalktı resmen.
Allah çocuklarımızı kötülerden korusun.


* * *


Tüm akşam heyecan içinde geçti. Çanta hazırlandı, her şey yedekli yedekli konuldu... Tembihlerden özet geçildi.


Hayalini kurduğu cep telefonuna iki günlüğüne de olsa kavuşmanın mutluluğu görülmeye değerdi!


Evden çıkış anına kadar herşey normaldi. Ne olduysa ayakkabılar giyilirken oldu. Karşılıklı gerildik ve kapris yaptık birbirimize. (düşünün artık heyecanın dozunu) Öpüştük falan ama "ıhh, pıhh" diye. Hatta babayla kapıdan çıkarlarken ben küsüp koltuğa attım kendimi. Çıkıp gittiler...


Sonra... kapı tıkırdadı. kalktım açtım, oğlum gelmiş! sarıştık, öpüştük... gözümden bir damla pıtladı. el salladım ardından, asansörün kapısı kapandı...


Bora sırtında beyaz çantasıyla, Çanakkale'ye doğru yola çıktı...

7 Mayıs 2010 Cuma

Neler oluyor hayatta

  • Off ki ne off... Pazartesi'den beri, uzun yol şöförü gibi git gel Beylikdüzü bitmedi... Ha babam de babam, direksiyon dürte dürte bi hal oldum. Onca yolu git, saatlerce ayakta dikil, milyon tane insana laf anlat, ağırla et, bi de geri dön... Neyse ki erken çıkıyorum da eve vakitli geliyorum. Yoksa normalde fuar 19:30'a kadar sürüyor... E o saatte çıkınca eve gelmen 21:30 falan oluyor ki, hergün hergün çekilmez. Neyseki yarın jübilemi yapıyorum fulardan:)
  • Ay neler var neler, ne tipler, ne tripler. Tam bir panayır. Anlat anlat bitmez. Yetmiş iki buçuk millet orada. Gördüğüm bazı tipler var ki, bildiğiniz karikatür. Fırsat bulunca mutlaka çizip size de göstermeliyim. Bir tanesini kısaca anlatayım mesela: Bir fuar firmasının halkla ilişkiler işini yürüten bir hanım kızımız bu. Üzerindeki kıyafet öyle böyle değil, accayip bişey. Suni deri büstiyer ve yine aynı deriden streç pantolon giymiş, beli, sırtı dekolteli, fetiş çizmeli ve garip biçimde siyah kemik gözlüklüydü. Kız bizim standı Vivid stüdyosu zannetti sanıyorum. Niye giydin, nasıl evden çıktın da oralara kadar geldin o giysilerle bilmem?
  • Bora kuzum yarın gece geziye gidiyor. Evet evet, resmen tek başına okul gezisine gidiyor:) İstikamet Çanakkale. Bir haftadır bır bır, dır dır tembih bombardımanında yavrucak. Öyle garip bir durum ki, babasıyla alışmakta zorlanıyoruz. Boracık büyümüş de, çantasını sırtına atıp, alıp başını gezilere gidecekmiş. "Ne var bunda?" demeyin. O hala minik bir yavru bizim gözümüzde. Bakmaya kıyamadığım canım oğlum. Selametle git gel inşallah.... 
  • Otopark mafyası!
  • Bu akşam babasıyla mutfakta akşam yemeğini hazırlarken Çağan geldi ve çat ışığı kapattı . İlk kez yaptı bunu. Neden ilk? Çünkü boyu yetişmiyordu. Al işte yetişti. Bu da büyüyor ışık hızıyla iyi mi? "Bunun boyu elektrik düğmelerine yetişmeye başladı, abisi gezilere gidiyor, vay halimize OİP" dedi babamız, azıcık acıklı tarafından:) Ahh zaman! Dur azıcık koşma...
  • Meşhur Apsiiiğğ Deyjjiii
  • Daha lafım çok ama uykum da. Şimdi gidip dinleneyim. Yarın yine hareketli bir gün olacak. Sizleri özledim, siz de beni özleyin ve dört gözle bekleyin e mi? Hadi yatın artık, sabah kalkamıyorsunuz sonra:)