Sayfalar

29 Haziran 2010 Salı

Yerli Tüpgiller

Dünden devam.
Sevgili BBH "sıkma canını, çiz kendi tüpgilini" demiş, ne güzel demiş. Oturup çizdim gönlüme göre.

Ey diş macunu sektörü, bundan sonra aşırı sağlıklı, fit ve ideal tüp ailesi görmek istemiyoruz macunların üzerinde! Geleneksel aile yapısı görmek istiyoruz. Mahalleden, çevreden falan bildiğimiz, gerçek kişiler, normal aileler koyun ambalajlara:)) Sabah samimi bi gülüş görelim, bi bağrımıza basalım tüp ailesini...

Benim önerim bu. (kendinden çok emin, öneri yapıyo)
İster bunu kullanın, ister kendiniz bişiler bulun. (piheeytt! hiç haberi yok işlerin nasıl döndüğünden)

28 Haziran 2010 Pazartesi

Tüpgiller

Diş macunu reklamlarındaki aile bırak artık peşimi. Nereye gitsem, hangi banyoya girsem çıkma karşıma. Hayatı sorgulatma bana, moralimi bozma.

Hiç dikkat ettiniz mi, tüpün üzerinden durmaksızın bize gülümseyen o aileye. Bembeyaz dişleriyle ve aralarına aldıkları 4-5 yaşındaki çocuklarıyla ne kadar da mesutlar.
İdeal aile diye buna derim ben. Hepsi bakımlı, pür-ü pak, taralı saçlı falan, sağlıklı, enerjik, bol gülüşlü.... Niyeyse ikinci çocuğu yapanı da yok bunların. (Allah bilir diş macununu S şeklinde sıkabiliyordur evin babası.)

Bi bu ailenin annesine bi de kendime bakıyorum aynada. Hiç alaka göremiyorum, moralim bozuluyor. O kadın eminim birazdan eline parlak yeşil bir elma alıp, HART! diye dişleyecek, adam elinde çiçekle işten dönüp karısına sarılıp, “günün nasıl geçti hayatım” diyecek, çocuk ise sandalyeye çıkıp, tezgahta çikolatalı sos karıştırıyor olacak. Baba çocuğun burnuna bir parmak sos çalacak. Sonra üçü sarılıp gülümseyecek, dişlerini göstere göstere.

- Hayvanlar gibi sağlıklı ve mutluyuz anasını satim. Gelin bu mutluluğu belgelemek için köşedeki fotoğrafçıya gidip poz verelim hanım.
+ Hah hayt! Gidelim bey. Hatta ayağımda beyaz espadrille kırlarda koşasım var benim, çıkışta parka da gidelim. Sebilden, buz gibi su içelim hatta. Nasılsa dişlerimiz de taş gibi, ne hassasiyet var ne tartar.

Bize bunu niye yapıyorsun tüp ailesi? Git kusursuz hayatını gözümüze sokmadan yaşa. Evime banyoma kadar girdin, her sabah ve her akşam sırıtıyorsun bana, niyetin ne ha?

Hayatımız tüpgiller gibi olsun istiyorum sevgili blog izleyicileri.(bu noktada beni ve çocukları sarılmış halde ve fotoşopla beyazlatılmış dişlerle gülerken hayal edin.)

32 diş bembeyaz sırıtarak geçsin günlerimiz/günleriniz. Kalın sağlıcakla..

23 Haziran 2010 Çarşamba

Gezmeli tozmalı işler peşinde


Dün Kırklareli'ne gittim. Sabahın köründe döküldüğümüz yollardan gece 23:00'de toplandık. Yorucu ve fakat güzel bir organizasyon yaptık.

Küçük, temiz, derli toplu, güzel bir şehir Kırklareli. Tüm gün toplantıyla geçti. Sadece yarım saat kadar dolaşma fırsatımız oldu. Rumlardan kalma çok eski taş binalar var şehirde. Bunların bazıları restore edilmiş/ ediliyor. Pek bayıldık bunlara.

Toplantı sırasında çizdiğim oyipler:)


Dönüşe geçtiğimizde, yağmur ve bulutlar nedeniyle müthiş bir renk cümbüşü vardı. Hava alacakaranlıktı. Dayanamayıp yolda durduk ve şu kareleri çektik.



Edirne-İstanbul otobanı çok güzel, bakımlı bir yol. Sağda solda yerleşim, yapı falan yok. Alabildiğine düzlükler, ekilmiş biçilmiş tarlalar uzanıyor. Bir de nasıl boş bir yol bilseniz. Ücra köy yolları gibi ıssız hep.
Gün batımında ilerlerken, bu güzelliklere dalıp, çaldığımız müziğin de etkisiyle bir film karesinde gibi hissettik kendimizi. -muhabbeti döndü oradan biliyorum diğerlerinin de öyle hissettiğini :))-

Bu bana hep olur. Arabada tek başımayken ve güzel birşeyler dinliyorsam kendimi aşırı özgür, almış başını gitmiş gibi, şahane bir filmin en nefis, en özenilen karesindeymiş gibi hissederim. Acayip bir havaya girme durumu söz konusu yani.

Hadi amaaa.. bu romantizmi bi kenara bırakıp, iş havasına gireyim hemen. Başıma bi iş gelmeden :o

21 Haziran 2010 Pazartesi

Vandalabi

Kelimelerin kafamda uçuşturduğu görüntüleri karalıyorum defterime arasıra. Belki yalan, belki yanlış. Hayal gücüne akıl sır ermez, söz geçmez..
İlk uçuşma VANdAL'a gelsin...
(Magisya seversin sen bu kelimeyi)

20 Haziran 2010 Pazar

Kedili post

Cuma'dan beri popom ancak yer gördü. Babanın seyahatinin uzaması, karne alma organizasyonları, misafir hazırlıkları falan derken, interneti gözüm görmedi inanın.

Mail atıp soran, eden herkese teşekkürler, sağolun varolun, merak etmeyin herşey yolunda.

Bizim Mumo yıllık olağan tatili için İstanbul'a geldi. Miniminnacıkken yolladığımız yavrucak, evde oturmaktan epey bir döt büyütüp, Mumoullah halini almış.

Hayatımda gördüğüm göreceğim en uysal kedi olan kızımız, an itibariyle Çağan efendinin tacizleriyle mücadele ediyor. Ama görseniz öyle sabırlı ki, gıkı çıkmıyor, yumuşacık pati hareketleriyle savuşturuyor bizimkini.

Mumo önce sevildiğini sanıyor..

Göz muayenesinden sonra kıllanmaya başlıyor 
 Aklı başına gelen Mumo kız, kabak dolmalarının tadına bakıyor hafif yollu.. Ve Çağan'a ayar veriyor.

 Bizimki ayar tutmuyor malesef.. 5 dakika geçmeden bunlar oluyor...

Mumo'dan yeni hareketler kapan Çağan, koltuk tepelerinden inmiyor.

Bu Mumo kevaşesi tam bir erkek hastası biliyor musunuz? Evin erkekleri gel mel dedi mi, "bbııırrnaaak" diye koşup gelip, yerlerde bir debelenmesi, yuvarlanması, cilvelenmesi var ki aklınız durur.


Bugünlük bu kadar. Şimdi gidip hazır Çağan uyurken devrileyim azıcık. Akşama yemeğe misafirim var. Enerji depolayayım biraz...

16 Haziran 2010 Çarşamba

Hay bin sakar!!

Önceki Cumartesi şöyle bişi oldu.


Böyle sereserpe falan kendimi kanepeye atmamla, kuyruk sokumu denilen yerimi, kanepenin kol koyma köşesine çakmam bir oldu... Böyle çarpan yerlerim uyuştu, beynimde nükleer bomba patladı gibi oldum.
İşte o günden beri ağırlık kaldırırken, sert zemine otrurken, ani kalktığımda falan kuyruk sokumum ağrıyor . Mekik çekemiyorum çünkü zonkluyor. Oranın çatlaması falan gibi bişi olmuş olabilir mi? Var mı başına böyle bir gerzeklik hasıl olan??

15 Haziran 2010 Salı

Evde bi başına

İki gecedir yalnızım. Çağan'ı saymazsak tabi.
Başta garipsedim sonra hoşuma gitti. Size de oluyordur belki, kendimle başbaşa kalmayı özlemişim meğer. İyi geldi.


Cumartesi dağıldık dört bir yana. Baba doğu illerine gitti, kardeşinin yanına. Ben, çocuklarla anne-babamı görmeye. Nasıl özlemişim evimi, annemi, babamı, nasıl... Bir gece kaldık sadece. Pazar günü öğlen gibi ayrılırken oradan, sadece iki kişi kalmıştık arabada. Son hafta ders yapılmayacağını söyleyen Bora, çok özlediği anneanne ve dedesiyle birlikte kaldı.

Günde iki posta lunaparka gidiyorlar. Sanırsın vardiyalı görevdeler. Trombolinin başında duran çocuk, bizim lisedeki sınıftanmış(!) Çocuk dediğim adam yani:) Bora'ya istediği kadar zıplama hakkı veriyormuş. Torpilin de böylesi yani... Çok nüfuzlu bir insanım görüyorsunuz:))

Bu kafa dinlemenin acısı iyi çıkacak ama. Yarın girişler başlıyor. İlk olarak Bora otobüsle gelecek. Hayatının ilk yapayalnız yolculuğunu yapacak. Heyecanlıyız. Sonraki gün baba ve kardeşi, hafta sonu da aile büyükleri vs... Misafirim bol anlayacağınız. Oysaki bu hafta okullar kapanıyor. Normal şartlarda yazlığa taşınma zamanı. Ama böyle olunca bir hafta ötelenecek gidişimiz.

Çağan için çok heyecanlanıyorum. Orada kimbilir nasıl serpilecek, nasıl sosyalliğin dibine vuracak, sokak çocuğu moduna bürünecek... Güzel bir yer orası. Bütün evler açık çocuklara mesela. Nerde karnını doyurdu, nerde oyuna daldı, nerde kimin evinde, terasında belli değil. Dev bir çocuk köyü sanki:)

Bu kadar gevezelik yeter. Şimdi çizim yapmaya gidiyorum. Yine aklıma gelen bir kaç çocukluk anımı anlatıcam size. Şimdilerde olduğu gibi, planlı, korunaklı olmayan, gerçekten dolu dolu yaşanan çocukluk günlerine ait anılar... Sahi, belki de çocukken sahip olduğumuz en önemli şey, doğallık ve özgürlüktü...

14 Haziran 2010 Pazartesi

Burun Kıvıran

Tuttuğu çatalın ucundaki sebzeye dudak büküp, burun kıvıran kızla geziyorum iki gündür.

“Niye geziyorsun, kim bu kız derseniz” ilaç torbamın üzerindeki resim bu. Hani bildiğiniz, küçük boy ve hışırdamayan, nispeten kaliteli eczacı poşeti işte.

Bu kıza baktıkça sinirim hopluyor inanın. Fotoğrafçı buna “istemiyormuş, çok tiksiniyormuş gibi yap” falan demiş, bu da böyle büzmüş suratını. Anladığımız kadarıyla, sebze yemeyen çocukları temsil ediyor bu fotoğraf. Sebzeye reaksiyon gösteren veledin suratı böyle bir biçim alıyormuş.

Neymiş, günde 5 porsiyon sebze yemiyormuş, onun için haplıycakmışız çocuğu. Ha haplayınca, bu tokatlık surat düzelecekse ben varım valla.

Bilmem kaç tane sebzenin ekstresine ilave olarak, 12 vitamin ve 3 mineralli bu hapları yutan burun kıvıran kızın anası, nasıl bir yola girdiğinin farkında değil tabi. Kızına, balık yağlı ve C vitaminli iştah şurubundan, antin kuntin çocuk bitki çaylarından ve adını bilmediğimiz türlü saçma takviye hedelerinden alacak daha... Çünkü bi kere mucize formüllü çocuk ek besinlerinin tadına vardı. Artık onu durdurabilene aşkolsun.

Burun kıvıran kız sonunda o iğrenç karışımları, şurupları içmekten tiksinecek ve geç de olsa yola gelecek. “Getirin o tabak dolusu lahanayı, yemeye razıyım” diyecek.

Acıdım lan sana burun kıvıran.
Gir çantama hadi... Daha bir hafta daha birlikteyiz...

Rock You

11 Haziran 2010 Cuma

Benimle barışır mısın?

Asabi bir ergen, hasta bir minnak ve yorgun bir annenin karışımından nasıl bir kozmik bunalım bulutu yükselirse, öyle yüksek bir gerilim vardı dün akşam bizim evde.
Bır bır, dır dır, söylenen söylenene.... Vay halimize!

Sonrasında küsmeler, dudak şişirip, of puf fokurdamalar....
Dayanamayıp gönül almalar, sarışmalar, öpüşmeler, gülüşmeler...
Hadi ama... Böyle tatlı bir çizim ve notla gelen yakışıklıya kim hayır diyebilir ki??

9 Haziran 2010 Çarşamba

Tişörtler yola çıktı!!!

Herkese Merhaba!!
Gördüğünüz gibi tişörtlerimiz yapıldı ve bugün bana ulaştı. Hızlıca tasnifledim, paketledim ve verdim kargoya.
Yarın elinizde olur.
Kargo geldiğinde OİP'ten geldiğini anlayacaksınız ;)

Gojeko'nun eline sağlık diyelim...Umarım beğenirsiniz.
Bunlara baktıkça nasıl mutlu oldum anlatamam.
Birlikte ne güzel bi iş yaptık değil mi??

Şimdi sıra sizde. Giyin tişörtlerinizi, çektirin fotoğraflarınızı ve bloglarınızda paylaşıp Nehir'e selam edin. Okuyucularınızı Nehir'den haberdar edin.

Hani bir bağışçımızın ricası vardı, tişörtünü Nehir'e gönderecektik. Onu da hazırlayıp yolladım bugün. İçine koyduğum kartta sizlerden de bahsettim Fotoğraflarınızı, selamlarınızı ona da göndereceğimi yazdım.

Tekrar çok teşekkürler herkese:)

Tükkan !!

7 Haziran 2010 Pazartesi

Haber Analiz: Gözümüz Aydın, Pilatese Başlayan Başlayana!!

OİP'in Cicileri ve Karıştırdığı Naneler

Aradığım kağıtları buldum! Daha önce bir postta sormuştum ya hani, “markerlarla çalışmak için en uygun kağıt nedir?” diye. Geçen gün Beşiktaş’ta işim vardı. Malum orada kırtasiye ve sanat malzemesi satan birçok dükkan var. Uğradım birine, sordum önerdiğiniz kağıtları bir bir: Levis, Schoeller... Satıcı çok bilgili bir adamcağızdı, ne için kullanacağımın bilgisini alınca bana bu kağıtları verdi. Elinde sadece son üç blok kalmıştı aldı hepsini. Gerçekten çok güzeller, hem boyayı emmiyor hem arkasına geçirmiyor (yaşasın)...



Gitmişken bir kaç tane fırça uçlu marker ve 0,05 kalem de ekledim repertuarıma. Tavsiye edenlerin eline sağlık, söylendiği kadar varmış çok keyifli bunlar da gerçekten.



Uzun zamandır istediğim bir işe giriştim şimdi. Blog aleminden marifetli bir annenin yazıp, bestelediği masal/ninniyi resimliyorum. Ağır aksak, vakit buldukça yapabiliyorum ama çok keyifli gerçekten. Bakın buraya eskizleri ve masal kahramanı minnak kızı ekliyorum. Hayvan çizmem gerekiyor, bu da biraz zorluyor beni. Yaz sonu falan paylaşırız diye umuyorum sizlerle... (durun durun! kitap değil, online bi iş sadece)
Ama itiraf edeyim, karikatür çizmeyi daha çok seviyorum.

3 Haziran 2010 Perşembe

Siz istediniz, biz yaptık. (biz derken??)

Okurunu düşünen, sağlığından endişe eden blog OİP'ten yine benzersiz bir hizmet daha!!! Dün yayınladığım ZAYIFLAMA KİTİ'nin adam versiyonunu isteyen değerli okurlar, buyrun burdan yakın.

Beyler artık zayıflamak, sizin için de eğlenceli hale gelecek. Bu çıkartmaları print edin, o hiper kalorili biraların, rakıların, dürümlerin üzerine yapıştırın. Bakın bakalım bi daha eliniz varıyor mu, boğazınızdan geçiyor mu?





KULLANIM KLAVUZU


Hanımlar siz de bu çıkartmalarla eşinizi taciz edebilirsiniz.
Daha fit bir Türkiye, daha fit yarınlar için!!!

2 Haziran 2010 Çarşamba

Çekilişsiz kurasız herkese ZAYIFLAMA KİTİ!

 Böylesi görülmedi, böylesi verilmedi. OİP’ten okurlarına DEV HİZMET !

Bütün kış yediniz, içtiniz yattınız. Göbeği, yağı, selüliti depoladınız. Şimdi havuz, deniz zamanı gelince başladınız kara kara düşünmeye.

Düşünmek yetse keşke. Çikolata, goftret, dabıl çikolatalı koca Magnum’ları üçer beşer yutmaya devam ediyorsunuz hala.

Durun! Umutsuzluğa kapılmayın.
Bugün sizlere hediye ettiğim bu çıkartmaları print alıp kesiyor, yediğiniz o hiper kalorili zımbırtıların paketine yapıştırıyorsunuz ve uzak duruyorsunuz. Aynen sigara paketlerinin üzerindeki resimler gibi caydırıcı etki yapıyor bünyenize.





 
KULLANIM KLAVUZU


Dilerseniz buzdolabına, banyonun duvarlarına da yapıştırın.
Garantili, etkili! İsveçli bilim adamları bile böylesini geliştirmedi.