Sayfalar

28 Şubat 2011 Pazartesi

Gülüş

Alışılmadık, uzun bir aradan sonra tekrar merabayın millet.
Öyle böyle değil, çok karamsar günler yaşıyorum. Yıldızların ters açı yaptığı pis bir dönemden geçiyorum galiba. Hababam kötü haber, de babam aksilik. (Susan Miller! Neredeysen çık dostum ve açıkla bu olan biteni.)

Babamın tedavisi başladı. Herşey hastalığın tedaviye vereceği cevapla belli olacak bundan sonra. Zor günler yaşayacağız belli ki... Ama umuyoruz iyi olacak. Tedavinin başlamış olması bile biraz yüreğimizi rahatlattı. Hadi bakalım, işimiz rast gitsin inşallah....

Susan Miller demişken, size de olur mu bilmem: ben böyle belirsiz, kötü dönemlerden falan geçerken çok fal meraklısı olurum? Düşününce çok saçma biliyorum ama ne yaparsın, umut fakirin ekmeği... Galiba yarın siteye üye olup, burcumun Mart yorumuna bakıcam. Evet hatta üşenmesem şimdi üye olurdum ama hiç halim yok.

Hani haberi aldığım o gün, "oğlumun gülüşünü paylaşacaktım" demiştim ya hani, işte bu o gülüş. Allahım çocuk olmak ne güzel. Şimdi anlatıp içinizi iyice kıyım kıyım kıymak istemiyorum. Ama bilelim ki en büyük lütuf evlatlarımızın sağlıklı ve mutlu olması. Hayatımızdan, hayatınızdan böyle güzel gülüşler eksik olmasın :))


23 Şubat 2011 Çarşamba

Bir Blogger'ın Anatomisi - 26

Pazartesi gününden bu yana, yorum bırakan, e-mail atan, arayan soran eden herkese çok teşekkür ederim.
Bu desteğinizin, telkinlerinizin bana nasıl moral ve umut verdiğini tahmin bile edemezsiniz.

Kontroller, testler, MR'lar derken, dünya kadar araştırma ve hazırlık yapıldı. Tedavi ile ilgili süreç bugün itibarı ile belli olacak. Hastalığın ilerlemiş ve riskinin yüksek olmasına rağmen, moralimiz çok yüksek, umudumuz çok fazla. Herşeyin insanlar için olduğunu kabul ederek, yapılabileceklerin en iyisini yapmanın iç huzuruyla tevekküllü bir bekleyiş içerisindeyiz. Bundan başka da elden gelen birşey yok zaten...

Seferberliğiniz bunca zaman sonra bana bu anatomiyi çizdirtti :) Özlemişim meğer, iyi geldi.
Hepinize kocaman sarılıyorum.

Serinin diğer karikatürleri için buraya ya da buraya tıklayın.

21 Şubat 2011 Pazartesi

lanet kanser

Bugün sizinle oğlumun tatlı bir gülüşünü, yeni çizdiğim şapkalı cüceleri paylaşacaktım.
Sabah nasıl da neşeli başlamıştım güne...
Babacımdan aldığım telefonla altüst oldu herşey. Hani derler ya "yüreğime ateş düştü"..
Babam... Daha önce iki kez kanseri yenen babam, bu kez çok ama çok ciddi bir türüyle karşı karşıya... Bunca yıl sonra durduk yerde yine hortladı işte bu b*k yiyen kanser....
Çok üzgünüm. Yarın tedaviye başlanacak ve sanıyorum çok yakında ameliyat olacak.
Ben pozitif enerjiye, iyilik ve umut dolu dileklerin, duaların iyileştirici gücüne çok inanıyorum...
Bugün her zamankinden çok şansa, iyi dileklere ve duaya ihtiyacımız var.
Lütfen bizi de alın yüreğinize, dualarınıza....

15 Şubat 2011 Salı

Hayatınız tekdüze mi?

Tam da içimden monotonluğuma söverken, radyodaki çok bilmiş spiker "tek düzeliği yenmek için şöyle yapın, böyle yapın" diye fetva vermeye başlıyor.

"Vay anasını şansa bak" diye açıyorum radyonun sesini.
Monotonluğu yenmeye çok kararlıyım, ilgiyle dinliyorum. Anlattıkları tamamen gazetelerin kadın eklerinde köşe doldurmak için yazılan klişe laflar ama olsun umudumu yitirmiyorum.

"Yaşamınızı baştan yaratın" diye beylik bir laf ediyor. "Hadi ya" diyorum, (TV'deki tiplerle konuşan anne stili) "kolaysa sen sıfırla bakalım hayatını spiker bey"...

"Olumlu düşünün" diyor sonra, "bak o olur" diyorum kafamla da onaylayarak.

"İşe gidiş yolunuzu değiştirin, yepyeni güzergahlar keşfedin" diyor. "Yok yea, değiştireyim de köprü trafiğine mi gireyim" diye dikleniyorum adama. Adam efendi çıkıyor Allah için: "Beklemeyin, hemen bugün harekete geçin!" diyor en neşeli ve ikna edici ses tonunu takınarak. Evet evet, hemen harekete geçiyorum ve kanalı zaplıyorum.

Adamın arkamdan şöyle bişey dediğini duyar gibi oluyor. "ne halin varsa gör, bu kafayla monoton, hatta montofon gibi yaşar gidersin haberin olsun"... Immmh diyip, sağa sinyal veriyor ve her sabah kullandığım malum yola sapıyorum....

14 Şubat 2011 Pazartesi

Yalancı cüce

  • Oyun hamuru parçacıklı evimizde harala gürele bir hafta sonunu daha geride bıraktık. Sağolsun Çağan oğlan, oyun hamurlarını parça pinçik edip, konfeti gibi dağıtıyor dört bir yana. Bunlar bir güzel kuruyor, halılara, döşemelere, parkelere yapışıyor da yapışıyor...
  • Bu sabah ilk kez ikisini uzun süreliğine birlikte bırakıp dışarı çıktım. Kahvaltılarını hazırladım ve babayı havaalanına bırakmak üzere çıktık evden. Yol nasıl uzun geldi anlatamam. Büyük bir kalp çarpıntısıyla gittim geldim. Üçümüz yalnızken balkona çıkmaya bile korkuyorum. Aşağı inmem gerekse, çok dikkatli gidip geliyorum. Sanki ayağım takılacak, başım dönecek, merdivenden yuvarlanacağım, başıma birşey gelecek de bunlar evde bi çare kalıvereceklermiş gibi. Neyse ki bir saatlik yalnızlık macerası olaysız bitti. Bir güzel yiyip içmişler, Boracım mis gibi abilik yapmış tombik dönere.

Tombik kuş mu demeliyim yoksa?
  • Evde iki yaş terörü olabildiğince usturuplu bir şekilde, arızasız atlatılmaya çalışılıyor. İki lafın biri "Ayyır!" yani hayır... Kaldı ki halen üç-beş laftan fazla birşey konuştuğu yok bunun, düşünün artık:) 
Bakın terliklerini bile ters giymiş bizim terso.
  • Disiplin mücadelemiz çok kıran kırana geçiyor. Taraflar epey dirençli çıktı. Yemek konusunda bile uzlaşıyoruz da şu "yapma, etme"lerde biraz zorlanıyoruz. Vazgeçemediğimiz yaramazlıklar; bilimum masa, sehpa vs.leri sulama, sütleme ve çiçeklerin topraklarını eşeleme. Ne zaman ki sesi çıkmıyor, bilin ki bunlardan birini beceriyor. Baktık laftan anlamıyor, ilk cezasını verdik dün: odasına gitme! Odasında 15 dakika tek başına kalma cezası (yaptığı hata hakkında düşünmesi için) dünden beri iki kez tekrarlandı. Bir kaç kez daha tekrarlanırsa anlamaya başlayacak bunun ceza olduğunu (inşallah).
  • Dün ilk cezada bir süre vızırdandı sonra sesi kesildi. Epey bir sesi çıkmayınca gidip bakayım dedim. O da ne? Duvardaki bordür arabalardan birini sökmüş bir güzel.
         - Sen mi yaptın?
         + Ayyır
         - Abi mi yaptı peki?
         + Ayyır
         - N. teyze mi (bakıcı) yaptı bunu?
        + hıhı... (başıyla ballandıra ballandıra onaylayarak)

Böylece ilk cezasının peşine ilk yalanını da söylemiş oldu. Gayet bilerek, isteyerek yalan söyledi bana.  Gülesim geldi valla :) Tombik mombik derken bu da büyüdü galiba iyi mi?

12 Şubat 2011 Cumartesi

Tutabilene aşkolsundu

Blogcuların Ashley'i, anneciğinin biricik kuzusu, üniversite okumaya ecnebi memleketlere giden küçüğümüz o bizim. Kutukafam özlemiş de, meşhur Radio Flyer'ına binip düşmüş yollara! :))

9 Şubat 2011 Çarşamba

Kırmızı

Kalemim kırmızı.
Defterim ve ojelerim de! :))

Bu kalem 3 yıldır benimle...
Bozulacak diye aklım çıkıyor, çünkü bu mat kırmızı olanı tedavülden kalkalı bir yıl oluyor.
Şans kalemim o benim, alamet-i farikam.

8 Şubat 2011 Salı

Oyip'im arkadaş yapmış

Şu blog alemi ne marifetli insanlarla dolu ayol?!
Bu marifetlilerin kutukafaseverleri ise pek kıymetli benim için :))
Daha önce keçeden mamul minnoş bir kutukafam olmuştu hani, şimdi ona seramikten bir arkadaş geldi, yanında da avanesiyle:D

Bu tatlı şeyi Kapkara Camdan Kelebek'in sahibi sevgili Duru yapmış elleriyle. Heyecanla beklerken, dün kavuştuk kendisine. Camekanlı evine taşınacak ve duvarımdan bana gülümseyecek tez zamanda. Arkadaşları da yakamı süsleyecekler. (Kızılderililer gibi oldum ha! Kellen duvarımı, kafa derin kemerimi süsleyecek der gibi:))
Teşekkürler Durucum öyle mutlu ettin ki beni bilemezsin!

7 Şubat 2011 Pazartesi

Çok pişmanım

Şubat tatili etkinlikleri kapsamında çocukları, İstanbul'daki dev akvaryuma götürdüm. Bunu yaptığım için çok pişman ve mutsuzum!

Çocuklar çok eğlendiler, çok şaşırdılar. Gerçekten güzel ve ilginç balıklar, su altı canlıları var ama gelin görün ki, okyanuslarda derin denizlerde özgürce salınacaklarına bir kaç metrekarelik akvaryumlarda, havuzlarda dönüp duruyorlar.

Daha önce Sirk Hayvanları ve Gösteri Yunusları hakkındaki gerçekleri yazmış ve çocuklarımızı bu rezilliklere neden götürmememiz gerektiğini aktarmıştım. "İki balık, bir akvaryumdan ne çıkar?" diye düşünmek büyük ahmaklıkmış anladım. Gittiğime çok pişmanım, azıcık havyan sevgisi varsa kalbiniz dayanmaz gitmeyin... Çocuklarınıza da durumu anlatın ve götürmeyin....

Haydi eğlenelim!

Fotoğrafta gizlenmiş minnağı bul!

3 Şubat 2011 Perşembe

Nasıl olacak bu işler?

Klip demişken, bu klip endüstrisiyle başım dertte. Klip yönetmenlerine acayip bozuluyorum.

Açın bakın popüler yabancı müzik kanallarında dönen kliplere, yönetmen hard core asılmış cinselliğe. Estetik, marjinal, agresif ne derseniz deyin feci por.nog.rafik klipler var. Kimin eli kimin dili nerde belli değil. Özellikle iki kadın yada iki erkeğin halvet halleri, "french kiss"leri çok popüler. Hayır ho.mo.fobik falan değilim, böyle görüntülerden kişisel bir rahatsızlık da duymuyorum. Benim derdim, evdeki, büyümeye yüz tutmuş, müzik meraklısı aslan parçasıyla.

Popüler yabancı şarkıları ezberlemeye, pop - rock idollerine ilgi duymaya başlayan, müziğe meraklı on yaşındaki oğlumun bu klipleri izleyip dumur olmasından korkuyorum. Düşünsenize kafası nasıl karışacak bunları gördüğünde!!?

İnanın açmaya korkuyorum yabancı müzik kanallarını.

Aşağıda, Skin'in eşsiz vokaliyle Skunk Anansie'nin Wonderlustre albümünden en sevdiğim parça olan, My Ugly Boy'un klibi var. Bakın ama bi haksız mıyım?



Skunk Anansie My Ugly Boy

Yükleyen Myspace_Greece. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.