Sayfalar

26 Mayıs 2011 Perşembe

Gelini öpebilirsin

Bunu az önce telefonda konuşurken çiziktirdim. Masama oturmadan hemen önce bol bol gelinlik, düğün vs. fotoğrafına bakmıştık da arkadaşlarla.

Baktım da, yurdumda bu düğün, dernek işleri epey bir değişti, modernleşti hatta batılılaştı. Gülmeyin, darılmayın, etmeyin ama bu yeni icatlar çok özenti, çok eğreti geliyor bana. Geri kafalı mıyım neyim?

Yani o süslemeler, çiçek atmalar, pozlar, dudaktan öpüşmeler, nedimeler falan değme Holywood aşk filmlerine taş çıkarak kıvama gelmedi mi sizcede?

En güldüğüm de ne biliyor musunuz, tüm bu cool triplerin üzerinden daha yarım saat geçmeden "Fidayda"nın eşsiz ritmine ve damarlarındaki asil kıvrak kana teslim olup göbek atmalar, gerdan kırıp, bel bükmeler. Hatta ve hatta "Yeşillim" ile kan ter içinde batının modernizminden jet hızıyla ata sporu "halay"a çark etmeler. "Ayyy ben oynamayı hiç bilmiyorrrum ammaağğğ" diye başlayıp, alnında 50'lik banknotlarla biten nafile itirazlar.

Hugh Grant'likten Mustafa'lığa, Cameron Diaz'lıktan Nurhayat'lığa, bir oyun havası mesafede olduğumuzu bilelim...

Hadi hep beraber halay çekerek çıkalım bu posttan :)

Not: Baby Shower'ları da görmedim sanmayın ;)

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Mucks!


Yola çıkalı 20 yıl olmuş. Yollarımızı ebediyen (inşallah) birleştirmek için "evet" diyeli de 14 yıl oldu bugün.

Şaka maka yıllanmışız yahu. Rakamlar devleşmeye başlamış baksanıza. Rakamlar bir yana mahsüllerimiz bile devleşmeye başladı çoktan:) Boyuma yaklaşan, benimle aynı numara (!) ayakkabı giyen oğlum var mesela.

Daha dün elele, tazecik, üniversite öğrencisi bir çifttik. Ne ara büyüdük ne ara devirdik bunca yılı bilemiyorum. Ne olursa olsun kalbimiz, ruhumuz taptaze hala (avunma cümlesi).

Gidiyorum şimdi. Yürünecek uzun yollar, devrilecek yıllar var daha :)
Haydi bakalım darısı tüm sevenlerin başına.

24 Mayıs 2011 Salı

Çocuklu post


Ay bunlar beni öldürecek.
Küçük olanı "korkunç iki", büyük olanı "erken ergenlik" döneminde o_O

İkisi de höt höt söyleniyor. İtirazın, diklenmenin bini bir para. Evdeki dengeler dev bir yap-boz halini aldı. Yapıyoruz bozuyoruz, yapıyoruz bozuyoruz. Her bir milimini ezberledik ama bi türlü ilk seferde doğru yere yerleştiremiyoruz parçaları...

Çok bilinmeyenli denklem olduk, süper hazırlandığın sınavda cevap anahtarını kaydırmış gibi bi sersem olduk... Gürül gürül akan bir şelale olduk, deli dolu dört nala koşan bir vahşi at sürüsü olduk.

Şhhhhh...  Telaşe yok. Herşeye rağmen umut var.
Dün minnak abiye vurmuş. Abi bunu almış odasına götürmüş. "Babasının onunla konuştuğu gibi" karşısına alıp oturup konuşmuş(!) Hatalarını anlatıp, hatasını düşünmesi için 15 dakika koltukta oturma cezası (!) vermiş. Minnak ne mi yapmış? Oturup (annem teyid etti) hatasını düşünmüş. (hahah! düşünmüşmüş)

Neymiş? Birinciyi usulünce büyüt, diğerleri peşinden gidermiş.
Neymiş? Çıkmadık candan ümit kesilmezmiş.
Neymiş? Su akar yolunu bulurmuş.
Neymiş? Anne-babalık mezuniyet ümidi olmayan bir okulmuş.... 

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Tralala!!!

Güneşli ve güzel günlerin verdiği mutlulukla yüreğim, aklım, içim, zihnim koskocaman açıldı. Bu mutluluğu kanatlandıran haber, biraz önce Ankara'dan, telefonun ucundan ulaştı. Tedavisinin ilk kısmı tamamlanan babamı, değerlendirme ve kontrol için Ankara'ya yolcu etmiştik dün.

Haberler iyi.
Tedavi cevap vermiş.
Şükürler olsun :D)
Devamı gelsin!

20 Mayıs 2011 Cuma

Temizlik Günü

Bu aralar eskiz yapmaya vaktim var. "Eskiz" diyince çok havalı oldu bak. Havasında olmasam, mesela "bol bol resim çiziyorum" da diyebilirim. Ammann! her ne ise işte çiziyorum.

Yukarıdakini bugün yaptım. Bloga koyayayım mı koymayayım mı diye kararsız kaldım. Artline ile direkt çizdiğim için bir sürü hata oldu. "Dur bi daha özenle çizeyim öyle koyarım" diye düşündüm. Sonra da "deli misin ne tribe giriyorsun, sanki büyük performanslar peşindesin" diyip koyverdim.

Uzun lafın kısası işte çizim işte post :)) Bakın bakalım beğenecek misiniz?

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Kuruluştan Günümüze Olmadık İşler

Başlığa bakınca çok kurumsal gibi bir yazı sandınız ama değil.

Bilgisayarda arşiv dosyalarına bakarken, 2006'dan bu yana blogum için hazırladığım headerları buldum. Böyle bir arada görünce çok hoşuma gitti, pek duygulandım sormayın.
Belki aranızda hatırlayanlar çıkar bazılarını.




  



Epeydir blog temasını, sayfa tasarımını değiştirmedim. Aslında çok istememe rağmen bir türlü girişemedim. Yeni birşeyler denemek istiyorum. İlk fırsatta!

15 Mayıs 2011 Pazar

İtiraf

Seni aldatıyorum blog.
Seni her gün ve durmaksızın aldatıyorum.
Hem de bir değil bir çok platformla.
Twitter, friendfeed, facebook ve hatta instagram'la.
Sana yazmadığım, yazsam konu olmayacak tonla lafı onlara yazıyorum. Ve itiraf ediyorum ki seninle paylaşmadığım nice fotoğrafı da...

Devamı da var....
Arkadaşlarımı da oralardan takip eder oldum. Bir like'a bir retweet'e sattım seni. Diyecek sözüm yok ne desen haklısın.

Mobil araçlar çıkardı beni baştan. Cep telefonum sebep oldu bunlara. Seni de ihmal etmemeye çalışıyorum biliyorsun. İlk göz ağrımsın, nasıl inkar ederim. Nice dostlar edindim sayende, tanındım, takip edildim... Dertleştik, güldük ettik..

Sakın ha, korkma... Seni terketmeyeceğim.
Şu sıralar sanki biraz boynun bükük kaldı gibi geldi, ondan söyleyeyim dedim.
Seviyorum seni köfte :))

13 Mayıs 2011 Cuma

İnternetime Dokunma!

Son alınan BTK kararları ile internete uygulanan denetimsiz ve keyfi filtreleme kararlarına, yasaklara ve sansürlere karşı Ekşi Sözlük ve Bobiler.org desteği ile arkasında oldukça geniş bir desteğe ulaşan ortak bir eylem kararı alındı ve 15 Mayıs 2011 tarihinde tüm Türkiye yürüyor!
Ayrıntılı bilgi: http://internetimedokunma.com/

12 Mayıs 2011 Perşembe

En iyi yaşlanma karşıtı nedir?

Karşımda orta yaşın biraz üzerinde, yaşının güzeli bir kadın oturuyor.

"İki kadın biraraya gelince" geleneğine ihanet etmiyor, güzellik, bakım, doğallık, yaşlanma üzerine koyu bir sohbete dalıyoruz. İkimizde botoks, silikon vs her türlü yapay girişime karşıyız. 

Bana bugüne kadar duyduğum en güzel laflardan birini ediyor:
"Gülmek, çizgileri, kırışıkları kapatır, kadını her yaşta güzel gösterir. En iyi yaşlanma karşıtı gülmektir" diyor.

Yüzüne dikkatlice bakınca kocaman gülüşünün ardına saklanmış derin kırışıkları farkediyorum ve gülerek yaşlanmak istiyorum.

5 Mayıs 2011 Perşembe

Revir Cumhuriyeti

20 saatlik dev uykudan uyandığımda, pilates topu boyutlarına ulaşan bademciklerim, yutkunmama ısrarla karşı çıkmaya devam ediyordu.

Odanın dışından gelen gürültüye bakılırsa evdeki popülasyon Esenler otogarı kıvamına ulaşmış olmalıydı. Yataktan kalkmak için hiç acele etmedim. Tüm gün kanepede yatıp, Müge Anlı çemkirmesi, Seda Sayan dudağı seyretmeye hazır hissetmiyordum kendimi. İlaç saatimin gelmesi ile bedenimi ve bedenimden ayrı bir boyuta ulaşan bademciklerimi zorla mutfağa taşıyıp, benim için hazırlanan, bir aile geleneği olan yoğurt çorbasından (hastalık çorbası) içtim. Hiçbir ilacın, yoğurt çorbası olmadan etki etmediğine inanılan bir aileden geliyordum.

Hafta içi olmasına rağmen eksiksiz, hatta fazlasıyla evdeydik. Dört kişilik çekirdek aile ve bi o kadar sayıdaki "diğer ev halkı" ile neredeyse kendi cumhuriyetimizi ilan edecek kıvama gelmiştik. "Nüfusun yarısı hasta insanlardan oluştuğuna göre ülkemize, Revir Cumhuriyeti adını verebiliriz" diye geçti aklımdan. Bu sefil düşüncelerle ve aldığım ateş düşürücünün etkisiyle kanepede pelte kıvamına ulaştığımda, televizyonda başlayan ve beşinci kez izlemeye maruz kaldığım saatbaşı haberlere isyan ederek gözlerimi kapattım. Bi ara gözlerimi açtığımda Müge Anlı, dev sarı saçlarıyla, karşısına dizdiği insanlara çem çem çemkirmeye devam ediyordu. "Haberler başlayınca beni uyandırın" diyerek tekrar bayılmışım....