Sayfalar

29 Haziran 2011 Çarşamba

Seni Hala Seviyorum



Bu harika şarkıyı daha önce duymuş muydunuz?

Bu parça, hayvanlara karşı işlenen zulüm ve tecavüzleri suç kabul eden yasanın yürürlüğe girmesi ve bu konuda toplumsal bilincin yaratılması amacıyla Yonca Evcimik tarafından başlatılan "Türler Arası Dayanışma" projesi kapsamında yapıldı. Bir çok ünlü ismin desteklediği “Seni Hala Seviyorum” şu anda single olarak piyasaya sunuldu ve satışından elde edilecek gelir Haytap aracılığıyla Anadolu’da hayvan bakımevlerinin kurulması ve iyileştirilmesi çalışmalarında kullanılacak.

Bu güzel girişimi desteklemek için müzik marketlere, kitap evlerine gitiğinizde bu CD'den almayı unutmayın lütfen:)

28 Haziran 2011 Salı

Röportaj Arkası

Flaş! flaş!
Bir Kar Masalı röportajında daha neler konuşuldu?
Habere yansımayan başka açıklamalar var mı?
Deniz'len OİP ne işler karıştırıyor?
Hepsi ve daha fazlası tam da burda!:)

* * *
Röportajımızı okudunuz. Sağolsun epey uzun uzun yazmış Aslı Hanım ama daha neler neler konuşuldu bilseniz. Ama bak söz verin aramızda kalacak, benden duymadınız tamam mı? :))

* Deniz'len OİP hayırlı bir iş için kolları sıvamış. Detaylarını zamanı gelince Deniz paylaşacakmış. Galiba yeni bir masal geliyormuş. Bu sefer Türkçe/İngilizce olacakmış ve yine iPhone/iPad uygulaması şeklinde hazırlanıyormuş. OİP'in (Nihat Doğan sendromu) izniyle ilk kareden bir kaç kuple aşırdık sizler için!


* Bu masal bitince, Evren ve YavruSu'nun güzel sesiyle sanal ortamda fenomen haline gelen Ninni'nin app'ini yapacaklarmış.

* Duyduğuma göre Esra yepyeni bir kitap üzerine çalışıyormuş. Basılı olacak bu kitabın çizimlerini de çok yetenekli bir çizer blogcu yapıyormuş :) (tahminleri alalım)

* Bir Kar Masalı'nın da basılma ihtimali varmış.

* Deniz'in tüm bu güzel app'leri bir çırpıda yapıveren yazılımı Gideros Mobile, etohum tarafından ilk üçe seçilmiş! Gideros yaygınlaştığında, bu işlerden anlayan pek çok insan benzeri kitap/oyun uygulamalarını oturup kendisi üretebilecekmiş.

27 Haziran 2011 Pazartesi

Ne senle ne de sensiz


Çalışan kadın olmayı, temizliğini birine yaptırıp, çocuğunu bir diğerine baktırıp yan gelip yatma yeri zannedenlere (genelde çocuksuz tuzu kuru kafası) aşkolsun.  Valla bazı günler eve uçarak gitmeyi, kadınları madınları gözlerimden çakacak şimşeklerle oracıkta yakıp yok etmeyi düşünmüyor değilim.

Şu onbir yıllık fani annelik hayatımda kadınlarla yaşadığım abuklukları şuraya yazsam fantastik roman olur.  Tolkien yaratıcılıkta solda sıfır kalır bunların yanında yeminle.

İşimi mi düşüneyim, çocuğumu mu, evi mi, evdeki anne yedeğinin içindeki yaratıcı potansiyelle nasıl mücadele edebileceğimi mi?

Aslına bakarsanız evdeki yardımcımız, dünyada çocuklarımı emanet edebileceğim en sıcak kanlı, sevecen ve güvenilir insan. Ama işte iyilikle bitmiyor. Bazı şeyleri yazmak dökmek kolay olmuyor. Anlayacağınız ne onlarla, ne de onlarsız olamıyor.

25 Haziran 2011 Cumartesi

Biri resimlemiş biri yazmış diğeri de programlamış

Ta-daaa! İşte Bir Kar Masalı için verdiğimiz röportaj :)

Kutukafa ve basenlerim olarak karşınızdayız:)
Star Gazetesi sayfasındaki haberin linki şöyle: Biri resimlemiş biri yazmış diğeri de programlamış

22 Haziran 2011 Çarşamba

20 Haziran 2011 Pazartesi

Vay anasını sayın seyirciler

Bloguma en sık gelen ve beni en çok sevindiren yorumdur "eski yazılarını okudum", "baştan sona okudum", "saatlerdir okuyorum" diyenler.

Ona tıkla, buna tıkla, "şu fotoğraf neymiş", "aa hakkaten bi de bu vardı" derken akşam akşam oturup blogumu uzun uzun okudum bi güzel. (widget'ını sevdiğim)

Çocuklarla ilgili yazılarım ne de güzelmiş. Demeyin şimdi "kadına bak nasıla kendini övüyor" diye, hiç alakası yok. Güzel olan benim yazılarım değil, o yazılara konu olan çocuklar ve olaylar. Ne iyi edip açmışım şu blogu, ne güzel notlar düşmüşüm hayatımdan. Ne incelikler, ne naif detaylar, ne harika hatıralarla dolmuş burası.


Kutukafam, masallarım, çizimlerim, dostlarım sonra. Hepsi dolu dolu, hepsi güzel.

Çizimlerin içinde en bombası "Bir Blogger'ın Anatomisi" elbette. Yeni keşfedip yorum bırakanlar oluyor hala. Bu Anatomi'ye çok gülüyorum ben. Tek parçayla çıkış yapıp, tanınan eden popçu havası veriyor bana. "Hani bi popçu vardı, ikimiz bir fidanın diye parçası vardı, ne oldu ona?" derler ya, o hesap.

***

Az değil beş yıl olmuş yazmaya başlayalı. Bir kaç ay sonra 5. yıl kutlamaları yapıcam burada, hatta bazı sürprizler düşünüyorum sizlere:)) Du bakalım zaman olurda yapabilirsem güzel fikirler var aklımda.

***

Hiç aklımda yokken, bir anda, bir e-posta ile gelen haberle, yepyeni bir masal resimlemeye başladım. Oysa ki bambaşka bir çalışmanın hazırlıkları içindeydim. Seveceğiniz şeyler olacak hepsi. İlerledikçe haber veririm.

***

Bir pazar gece yarısı yazısının (iç döküş mü yoksa) daha sonuna gelmiş bulunuyoruz.
Yapımda ve yayında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, yanaklarınızdan öpüp, iyi geceler diliyorum.

6 Haziran 2011 Pazartesi

Bir Kelime Bir İşlem

Geçen hafta bakıcı teyzemiz kucağında bu çirkin cüceyle geldi eve. Bir görseniz çok cilveli çok oyuncu birşey. Üç gün boyunca Çağan önde bu peşinde koş babam koş durmadılar.

Hayvancağıza daha fazla eziyet olmasın diye hafta sonu götürüp bırakmak için ördekli bir park aramaya başladım. Nice sonra, Senem'in bir postunda gördüğüm Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi (NGBB) geldi aklıma. Sordum, bebek ördeklere özel bölüm bile varmış, şahane!

Sözleştik gittik beraber.
Çağan ve Neva ördek ellerken:) (Neva ördeği himayesine alıyor, tam o sırada Çağan sorti yapıp, ördeği kaba kuvvetle Neva'dan almaya çalışıyor, falan filan.....)

Neyse ki ördeğimiz fotoğrafta görülen kafesli bölümde kanatlı dostlarıyla elleşmesiz bir hayata merhaba dedi... Bizim lokumlar ise çoktan onu unutup, göletteki neşeli hayata kaptırdılar kendilerini.

***
Çağan akşam evde babasına, ördeğin evine gittiğini, anne-baba ve dedesiyle buluştuğunu anlattı. Bu noktada evladımı çok takdir ettiğimi söylemeliyim. Bir Kelime Bir İşlem tadında, her haltı anlatıyor ya bu çocuk helal olsun.

***
NGBB tam bir cennet. İstanbul'da yanıbaşımızda konuşlanmış böylesine güzel bir yeri nasıl da keşfetmemişiz hayret....

2 Haziran 2011 Perşembe

Denize uçak düşüyo!


Dün Antalya'ya gittim iş için. Yolda, defterimi karıştırırken, yukarıdaki çizimde görüleceği gibi defterimin hep arkadan bittiğini gördüm. Bu defterleri (havalı söylemek isteseydim moleskine derdim ama demiyorum (!) dikkat ederseniz) aslen iş için kullanıyorum (yalana bak). Tasarruflu bir lise öğrencisi gibi ön tarafa iş ve toplantı notlarımı alırken, arka tarafa da fırsat oldukça resim çiziyorum. (peki tamam nerdeyse hemen her  toplantıda)

Böyle böyle daha doğru düzgün bişey yazamadan bitiyor cağnım defter.

Bu deftere, toplantı gündemine, iş notlarına çizme etme işi çok sakat aslında, iyi bir huy değil benimki... Diyelim defteri toplantı odasında unuttum, birisi açıp "bu kimin la" diye baksa rezil olurum mesela.  Çünkü içinde şöyle şeyler var. Sanırsın liseli ergen anket defteri...


Ya da adam karşımda kendince ciddi ciddi birşeyler anlatırken, dalıp çizmeye başlıyorum ve bir an adamı çizdiklerime bakarken yakalıyorum ya, bu da hiç güzel olmuyor.

Böyle gayet ciddi falan bir iş insanıyım ya ben normalde, bu içimdeki çocuk mu dersiniz artık, sulu mu, zırtapoz mu, işte o herneyse, arada olmadık yerlerde atıveriyor kendini ortalığa.

Defterden nerelere geldik...
Hadi bu zırtapoz kaçar.
Nereye mi?
Makale yazmaya :))
Adiyos!