Sayfalar

30 Ekim 2011 Pazar

Taşındım

Ben bu masayı alıp, salonun baş köşesine getirdim iyi mi? "Neyin peşindesin Oyip?" demeyin. Bilmiyorum. Başında oturup bıkıp, sıkılmadan eşelenip duruyorum.

Çalışma odasına kapanınca, evin geri kalanından uzak ve tecrit edilmiş gibi oluyordum. Böyle saate bakıp durmalar, içerde olup biteni merak etmeler, ev halkını ihmal etme vicdan azapları falan...

Aldım pılımı pırtımı, baş köşeye kuruldum. İyi de oldu. Çoluk çombak başındayız her an. Akşamları çocuklar yatınca film-dizi dinleyip çizim yapıyorum.
Yeni yerimizde hizmetinizdeyiz. Mutfağa giderken solda, dönerken sağda

Bir süredir işlerin yoğunluğu, farklı konsantrasyonlar, malum üzücü gelişmeler derken yeni karikatür çizmedim, çizemedim. Şimdi yeni yerimde yeniden yavaştan başlıyorum bakalım.

***

Masayı taşırken temizlik yaptım bakın neler buldum:
Renkli ve şekilli gibi kutukafalar!

 Alemin Kralı
 Stil ikonu kutukafa
Bildiniz siz bunu

Veeee!!
Bir de çizip yayınlamayı unuttuğum anatomi buldum:))

Yarın da onu koyarım, nostalji yaparız iyi mi?

Çocuklarda konuşma geriliği hakkında bir kaç satır


Dolu dolu üç oldu bizim tombik döner.
Nasıl da geçti gitti zaman değil mi?

Üç yaş bir dönüm noktasıdır. Hem çocuk hem aile için. Karşılıklı özgürleşme çağıdır. bebekliğin bitip, çocukluğun başladığı, renkli, cıvıltılı bir dönemdir. Bizim evde de bu aralar işte böyle ışıltılı ve renkli bir dönem başladı.

Geçenlerde twitter'dan yazmıştım. Çağan'ı "konuşma terapisti"ne götüreceğim diye. Sebebi üç olmasına rağmen, konuşma adımında hala iki yaş seviyesinde kalmış olmasıydı.

Üç yaş kontrolünde doktoruna sordum, "merak etmeyin, rastladığımız bir durum, yuvaya başlayınca düzelir" dedi.

Dili ha açıldı ha açılacak diye üç yaşına kadar beklemiştik. Artık bir uzmandan görüş almak, çocuğa yardımcı olmak için bilinçlenmek istiyorduk. Acaba ters giden birşeyler mi vardı?

Doktorun tavsiyesi ve bir arkadaşımın yönlendirmesiyle tanıdık bir Çocuk Psikiyatristine gittik.
İyi ki de gitmişiz. Bir çok şey öğrendik, içimiz çok rahat etti. Aynı durumdaki anne-babalar için paylaşmak istiyorum bu deneyimi: 
  • Bu gibi durumlarda işin uzmanı ve doktoru Çocuk Psikiyatristi. Tanıyı o koyuyor, tedavi ve takip için süreçleri o belirliyor. Terapist mi gerekli, ya da başka birşey mi doktor söylüyor. (Ancak mutlaka tanıdık, referanslı doktorları tercih edin. Ticari bir takım kaygılarla, çocuğunuzu terapiden terapiye taşıyıp, gereksiz yere hem madden, hem moral olarak eziyet çekmeyin)
  • Çocuklarda konuşma geriliği sık görülen bir durummuş. Hemen telaşe yapmaya gerek yokmuş. Üç yaştan sonra doktora gösterip, profesyonel görüş alınması önemli.
  • Konuşma, düşünmenin öncesi olduğu için, zamanında ilgilenilmezse, çocuğun düşünme kapasitesinin geri kalması söz konusu.
  • Fonolojik bozukluklar, 6 yaşa kadar müdahele ile düzeltilebiliyor. Mesela 6 yaşından sonra "r" telaffuzundaki bozukluk düzeltilemiyor.
  • Konuşma geriliği ile sosyallik arasındaki denge önemli. İçe kapalı çocuklar, konuşma da geri ise ileri vadede farklı sorunlar olabiliyor. Buna çok dikkat.
  • Çocuğunuz çok uzun süre tek başına aynı oyuncakla vakit geçirebiliyor mu? Bu bizleri mutlu eden bir olay gibi gözükse de, hiç iyi bir şey değilmiş aslında. Mesela arabalarla saatlerce oynayan bir çocuk için sorun kapıda. Dönen oyuncaklarla, konusuz, tek tip, tekdüze (ileri-geri) oyunlar çocuğu dış dünyaya kapatıyor. Bu tarz oyunlara bizlerin katılarak, sosyal boyut kazandırmamız gerekiyor. Arabaya inen, binen insanlar, hayvanlar, kent yaşamı içinde geçen oyunlar yaratmak gibi...
  • Konuşması geciken çocuk, bir ölçüde her dediği hemen anlaşılan çocuk. Çocuğu üzmeyecek derece de anlamazlıktan gelmek gerekli. (hafifçe safa yatmak gibi)
  • Bu tip çocuklara kreş çok faydalı. Ama devamlılık önemli. Yani haftanın her günü belli zaman dilimlerinde okula devam etmeli. Haftada 3 gün okul tavsiye edilmiyor. (çocuğun gruptan kopmaması için)
Sonuç olarak bizim oğlana terapi önermedi doktorumuz. "Sosyal ve girişken olduğu için, direkt tam gün sorunsuz okula başlayabilir, okula başlatın, üç ay sonra tekrar göreyim" dedi.

Danıştığımız, profesyonel görüş aldığımız için şimdi kendimi daha iyi hissediyorum.  Şimdi Çağan için okul zamanı. Tam değil de yarım gün başlatıyoruz biz. Her gün gidecek.
Ve eminim çok bayılacak:) Bakalım konuşmaya etkisi nasıl olacak?

Bu konuda deneyimi olan anne-babalar benimle paylaşırsanız çok sevinirim. Sizler neler yaptınız, okul nasıl bir etki yapıyor çok merak ediyorum.

Meraklısına Not: Okula başladıktan hemen sonra ilk küçük cümleler geldi. İlk ay sonunda da konuşmaya başladı :))

25 Ekim 2011 Salı

Neler lazım?

Sosyal medya, deprem bölgesi halkı için çok faydalı bir iletişim yürütüyor. Müthiş bir seferberlik var. Her yerde kampanyalar düzenleniyor, her an, faydalı bilgiler ve öncelikli ihtiyaç malzemeleri listeleri paylaşılıyor. Yalnız Değilsin Van adresinde güncel, net ve doğru bilgiler bulunuyor.

Diyorlar ki:
- Ayni ve nakdi yardımlarınızda mutlaka Van depremi için olduğunu belirtin.
- Yardımlarınızı olabildiğince dağıtım konusunda ehil kuruluşlara (Vakıf, dernek ve belediyelere) yönlendirin.
- Ayni yardımlarınızı ayırarak bırakın (örneğin giyecek ise kazak, pantalon, iç çamaşırı, vs. şeklinde).
- Yiyecek yardımlarınızda son kullanma tarihine ve kolay saklanabilir olmasına dikkat edin.
 
Ben de sık karşılaştığım ihtiyaç malzemeleri listesini kendimce çizdim. Bazen görsel, grafik anlatım uzun listelerden daha çok işe yarayabiliyor. Umarım faydalı olur...

24 Ekim 2011 Pazartesi

Neden?...

Tam on iki yıl geçti. Gördük ki hala bir arpa boyu yol gidilmemiş.
İlk yardım ve kurtarma konularında epey gelişme var ama ne çare: insanlarımız tonlarca beton yığını altında kaldı mı? Kaldı...

Bugün onlar, yarın belki biz. Depremden daha korkutucu olanı da bu bence. Güvenli binalarda yaşamaya, eğitim görmeye, çalışmaya ihtiyacımız var. Şakası yok. Hemen, acilen, bugün...

Üç beş kuruş daha zengin olmak için bu katliama neden olanları, göz yumanları lanetliyoruym.

Ulusumuzun başı sağolsun. Çok üzgünüm...

19 Ekim 2011 Çarşamba

Dolaba saklanan kutukafa bulundu!


Dün bana not bırakmış kıt Türkçesiyle:  "biyeriye gidiyorum" diye.

Sabah bakındım ettimse de bulamadım.
Bu sabah internette dolaşırken Bir Dolap Kitap blogunda rastladım ibişe.

Gidip dolaba saklanmş, en sevdiği kitapların arasında mutlu mutlu oturuyordu.
Baktım çok mutlu, ses etmedim, görmezden geldim.
Ama halini görün diye de bir fotoğrafını çektim:))

16 Ekim 2011 Pazar

Bir Kar Masalı Açık Radyo'da

Kitabımız Bir Kar Masalı, Bir Dolap Kitap'ın dünkü Açık Radyo programına konuk oldu. Dün dinleyememiştim, şimdi BDK blogunda kaydını dinledim. Dinlerken gözlerim doldu, burnum fırk fırk yaptı ama yok tuttum kendimi ağlamadım.

O kadar gurur duydum ki kendimle ve dostlarımla...

Sevgili Banu ve Yıldıray, çok çok teşekkürler cesaret veren güzel yorumlarınız için. -Bu arada dinleyince farkettim somon olduğumuzu, aramızda kalsın ama somonluk yapmaya devam ediyoruz galiba:))

Yayının ses kaydını aşağıdaki videodan dinleyebilirsiniz. (17. dakikadan sonra)

14 Ekim 2011 Cuma

yok yiee

Telefonun hiç susmadığı, mesainin hiç tempo düşürmediği haftalardayım. Bu haftaların Haziran'a kadar sürecek olacağını bilmek ne kadar acı biliyor musun sayın okur?

Kafamı uzatıp şu ekrandan sana "meraba okuyucu, senin için bişey yazıp çizemedim, nasıl eyleniyor musun? rahatına bak" demek için bile vakit olmayan günler bunlar.

Kariyerin olgun ve de dolgun çağı diye birşey varsa ben o çağdayım okurcum (samimiyete bak).
Olgun= İşiyle ilgili her mevzuya hakim
Dolgun= her halta hakim olduğundan sorumluluk patlaması yaşayan (peki tamam eşek ve yük hesabı daha çok)

Bu sabah işe gelirken, bu "dolgun"luk meselesini düşünüp kendi kendime trip atıyordum ki, radyoda Bakan'ın açıklamasını duydum: Sabah 6'da mesaiye başlayıp, Cumartesi de çalışacakmışız!


Oldu sayın Bakan...
Emekliliğin bile fantastik bir rüya olduğu şu bedbaht çalışma hayatında, günde on saat ayaklarımız popomuza vura vura çalıştığımız yetmiyormuş gibi, bir de gün ağarmadan yollara düşelim. Çoluğumuzu çocuğumuzu da alır, bakım evlerinde siz bakar büyütürsünüz artık. Teessüf ediyor, size modifiye edilmemiş Küçük Ceylan tipi bir "yok yiee!" gülüşü atıyorum.

6 Ekim 2011 Perşembe

“Bir Kar Masalı” online satışta!

Hey millet “Bir Kar Masalı” online satışta!

Idefix için bir tık.
Kitap Yurdu için bir tık.

Öhömmm, siparişler stoklarımızla sınırlıdır :D))

Yayalım, yaydıralım! Bekleme yapmadan ilerleyim lütfen :)))

Olmadık diye diye, oldurmanın hikayesi

Kutukafamla birlikte, profesyonel blog hizmeti sunan "Etkili Blog"a misafir olarak, blogculuk maceramı ve başıma gelen tüm güzellikleri anlattım.  Okumak için tıklayınız.. 

5 Ekim 2011 Çarşamba

nasıl bir anneyim ben


Sevgili okur, başlamadan söyleyeyim bu bir annelik yazısıdır:))

Size de olur mu bilmem? Bazen bazı insanlarla konuşurken, istemeden, farkında olmadan kendinizle kıyaslama yapar mısınız? Bana oluyor. Kıskançlık gibi değil, ölçme, tartma anlamında.

Bugün bir babayla çocuklar hakkında konuştuk. O da benim gibi "üç" çocuğun karar olduğunda hemfikirmiş. Üçüncüyü o istiyor, eşi istemiyormuş. Eşinin çok yorulduğundan, çocuklarla ilgili herşeyi çok abarttığından dert yandı.

Konuşmanın sonunda, eşinin de kendince haklı olduğuna, çocuklarına karşı titiz tarzının onu yorduğuna, bazı annelerin sorumluluk katsayısının çok fazla olduğuna karar verdik. Konuşurken kıyasladım. Benim mesela, bu katsayım düşük sanırım. Rahat gibi bir anneyim galiba. "Bu iyi mi, değil mi?" diye düşündüm bir an. "Çocukları ihmal ediyor olabilir miyim?" (klasik suçlanıcı anne çıkarımı)

Rahat dediğim şöyle birşey: Ben çocuklarla ilgili konuları aşırı ölçülüp biçilecek bir konu, alışkanlıklarımı temelden yıkıp yok eden bir sorumluluk,  beni hırpalayan bir yük olarak görmüyorum. Yaşadıkları herşeyi doğal bir süreç olarak kabul ediyorum. Yani bir bebek ağlar, gece uyanır, bir çocuk tutturur, yemez, uyumaz, söz dinlemez, bir sebebi vardır. (ve bu sebep çoğunlukla da bizizdir aslında) Yani çocuğun çocukça bir mazereti vardır ve anne olarak benim görevim ona sorununu çözmesi için yardımcı olmaktır. Böyle şartlanınca dağınıklıkmış, huysuzluk, yaramazlık, uykusuzlukmuş dert etmiyor insan: "O öğreniyor, öğrendiğinde bitecek" diye düşünüyorsun. Ve sanki böyle düşününce daha sabırlı ve huzurlu oluyorsun, bu da çocuğa yansıyor... Bir döngü, bir sarmal gibi. İç içe, birbirini sararak tamamlıyor.

Ben sorumluluk katsayısı düşük bir anne miyim, rahat mı, vurdumduymaz mı bilmem?
Bazı şeyler zamanla belli oluyor.
Zaman umarım utandırmazsın beni... (bak hala suçlanıyo)
öyle işte.

3 Ekim 2011 Pazartesi

Elekçi kutukafa


Evden kaçıp, eşi dostu dolaşan ibiş kutukafam, bu sabah itibariyle Latife'lerde görülmüş:)) Bıraktığı nota bakılırsa daha gideceği yerler, satacağı elekler varmış :o

Dış ses: "eee uçmalı kahraman yaparsan olacağı bu, daha ne söyleniyorsun?"

Facebook'taki evden kaçma albümü için tıklayın