Sayfalar

14 Eylül 2012 Cuma

Dünyayı ele geçirmeme az kaldı


Kutu kraliçe mümkün :))


Bu Beatles'lar benim favorim. Duvarıma da astım hemencik :)) kendi çalıp kendi oynamak böyle bişey olsa gerek
 


 
 
Venüs ve Frida da Kutukafa koleksiyonuma girdiler.
Böyle böyle dünyayı ele geçiricem, kutulanmadık adam bırakmayacağım :))
 
 
devamı da tükkanda...
 
 

10 Eylül 2012 Pazartesi

Gelecekten bildiriyorum (Sci-fi öykü)

Bundan çok ama çok yıllar sonranın dünyasındayız. (metalik tayt giysilerle dolaşmalı yıllar)

Blog, facebook, twitter, instagram derken her düşündüğümüzü gördüğümüzü, neredeyse daha beynimize ulaşmadan paylaşır olmuştuk.

Nerede ne yediğimizi, neleri sevdiğimizi, hangi görüşte olduğumuzu yazıyor ve gösteriyor, sıklıkla nerelerde dolaştığımızı, nerede yaşadığımızı haritalara işaretliyor, hakkımızda elle konulmuş gibi bulunabilecek ipuçları bırakıyorduk.

Takipçi sayıları, yorumlar, layklar, ritivitler, menşınlarla yaşıyor, normal hayatta gördüğümüz şeyleri bile elle (parmak havada) layk etmeye çalışıyorduk.

Sokaklar, her gördüğü şeye telefon uzatarak resimleyen insanlarla dolmuştu. Market kuyruğunda, bankada bile ensemizden sokulan bir ayfonu yadırgamaz hale gelmiştik.

Dünyanın bütün kedileri, ayakları, bulutları ve çocukları gözlerimizin önünden akıp geçiyor ve biz kendimizi tutamaz biçimde hepsini layklıyor, layklıyor ve layklıyorduk...

Öyle ki, artık insanların nüfus kağıtlarında vesikalık pozları yerine ayaklarının fotoğrafları yer alıyordu.


iPhone'uyla evlenenler, emeklilik hakkı kazansın diye iPad'ini asgari ücretten sigortalatmaya çalışanlar bile normal görülüyordu.


Sosyal medyanın yaydığı global adetler tüm kültürü ele geçirmiş, mevlitlerde bile helvalar, şeker hamuruyla süslenir olmuştu.  Merhumun cinsiyetine göre mavi (it's a boy) ya da pembe (it's a girl) tabaklarda ikram ediliyor, mevlid şekerleri renkli ve puantiyeli külahlarda dağıtılıyordu.

Tüm bu gelişmelere rağmen ne uçan araba icat olmuş ne de ışınlanma bulunmuştu. Dünya halkları tüm enerjisini ve zamanını sosyal medyada harcadığından hiçbir high-tech icat yoktu.

İnsanlık, bir gün bir kahramanın (choosen one) çıkıp geleceğine ve tüm bu b*ktan gidişi düzelticeğine inanıyordu. Bu bir efsaneydi... belki de değildi..

Peki tüm bunları ben nereden biliyordum?
Herşey sonbaharın kendini hissettirdiği o gece başladı.

Açıkta kalan ve gecenin serinliğinde beni kabustan kabusa sevkeden popomun bana oynadığı bir oyundu bu. (klişe final) Ürpererek uyandım. Yorumlara layklara bakayım derken elimde uyuyakaldığım ve instagram bildirimi yüzünden ekran ışığı parlayan ayfonuma baktım. Kapatıp 'hadi uyu artık' dedim. "Tamam hayatım" diyerek bana tatlı bir öpücük kondurdu.... Uyumuşum....