Sayfalar

15 Kasım 2013 Cuma

11 Ekim 2013 Cuma

sürprize gel


Kutukafa'nın bir nail art olmadığı eksikti o da oldu sayın seyirciler.
Buyrun bize bir Cuma neşesi, tatil sevinci olsun bu. (nasıl sabırla, titizlikle yapmış ama di mi?)
Teşekkürler Mrnailz :))

kaynak: ig >>  @mrnailz
 


Bu da sevdiğimiz beğendimiz bir parça olarak tüm tatilbazlara gelsin!


22 Eylül 2013 Pazar

Bir takım portreler

Defterler dolusu desen, karalama yapıyorum...
Kenarda köşede unuttuğum öyle çok çizim var ki..
 
Desenler çok önemli.
İşte buyrun, bir küçük karalamadan nasıl enfes bir seri doğdu.
 
Aslına bakarsanız, kutukafanın doğuşu da bizzat bir karalamadan olmamış mıydı?
 
 



21 Eylül 2013 Cumartesi

Samır taym

Ne yazdı ama....
Telefon değil, mevsim olarak diyorum.
  • Tatilsiz bir yazdı. İş yerinde çok çalışmalı, projeli, heyecanlı, duygulu, yorucu ama bir o kadar güzel işler peşinden koşmalı bir yazdı... Sonu iyi oldu ama. Pırıl pırıl parlayan, yüzleri kocaman gülümseten işler ortaya çıktı. Mutlu olduk, gururlandık, yorguluklar falan uçtu gitti böyle olunca...
  • Bu yaz çok sevdiğim, çalışmaktan, paylaşmaktan çok keyif aldığım bir çalışma arkadaşım ayrıldı işten. Onu alıp bir veda yemeğine dahi gidecek vakit bulamadım. Ha bugün ha yarın derken toparlandı gitti. Zaman geri gelmiyor ne yazık ki. Çalışırken, meşgulken farketmiyorsun ama sonradan koyuyor böyle şeyler. Kendimizden verdiklerimiz, kaybettiklerimiz, geri alınamayanlar...
  • Bir kitap resimledim bu tantananın arsında. Nasıl oldu, nasıl yetiştirdim bilmiyorum ama güzel oldu. Özel bir proje, çocuklar için gönüllü bir çalışma idi. Konu çocuklar olunca zaman bulunuyor her türlü. Sanıyorum bu aralar yayınlanacak. Bekliyorum.
  • Eli kulağında bir başka proje daha var. Yine çocuklar için ama bu sefer bir uygulama. Onun da son bir kaç detayını toparladık yazın. Eli kulağında.
  • Blogger Kutukafam Deichmann blogger etkinliğinde yer aldı sonra. Kenar süsü oldu, davetiye oldu, sevimli güzel bişey oldu. Fotoğraf: Mori Events instagram hesabından
 


  • Anlayacağınız ölmedim yani, yaşıyorum. Aslında ekmek parası peşinde koşuyorum :) (acıların Oyyibi)

30 Temmuz 2013 Salı

Take care

çok güzel şarkılar var. yorgun ruhları iyi eden cinsten...





7 Haziran 2013 Cuma

Gezi'de ne mi oldu?

Günlerdir dünya ayağa kalktı.
Kelli felli gazeteciler, sosyologlar, siyasetçiler falan sabahlara kadar kafa patlattı durdu.
Gezi'de olan neydi?
Al sana cevabı.....



28 Mayıs 2013 Salı

Sağol canım, niyetliyim



Merhaba ben Oip. Her yetişkin kadın gibi ben de arada bir estiriklenip kilolarımla kavga etmeye başlıyorum.

Hanımlar aynalara dikkat! Ayna, adeta bir halisünasyon makinesi. Baka baka kendini kanıksıyorsun ve matah bir şey sanmaya başlıyorsun.  Gittikçe çapı genişleyen kalçanın, her yere senden önce varmayı alışkanlık haline getiren göbeğinin, kumpaslara sığmayan yanlarının, bol bir gömlekle görünmez olduğunu sanacak kadar da sersemliyorsun.

Sonra… Birisi çıkıp bir fotoğrafını çekiyor ve bakıyorsun ki maşallah "sen çarpı iki". O gıdı da ne? Bacaklar apalak bebek gibi boğum boğum. Popo desen ekvatorun çapı ile yarışır. Vallahi bu fotoğraf işi tam bir yüzleşme.

Evet ben… geçenlerde böyle bir fotoğrafım yüzünden… hiç de istemeden… yine zayıflamaya karar verdim…

Sağolun niyetliyim
Anlık zayıflama tribine giren her insan gibi ben de aslında ne yapacağını bilmez bir haldeyim. Tüm kış beslemeye alıştırdığım bünyemi terbiye etmeliyim.

Artık, raflarda beni bekleyen sağlıklı ve diyet besin tuzakları için çok savunmasız ve kolay bir avım. Bunlarla sepetimi dolduruyorum. Bana vaadettikleri diri vücut için son derece hazırım. Ben artık yulafın, buğdayın, gevreğin, samanımsı, odunsu lezzetlerin esiriyim. Sepete attığım her lifli ürünle yepyeni hayatıma bir adım daha yaklaşıyorum.
Ara öğünlerde, artık bu sağlıklı gibi şeylerden kemiriyorum. Adeta her lokmada daha sağlıklı ve fit bir yaşama yaklaşıyorum. Biskrem ikram eden arkadaşıma bunları gösterip, dünyanın en sağlıklı işini yapan insan gururuyla gülümsüyorum. "Sağol canım niyetliyim" diyip açıklıyorum. Sonra da ekliyorum "zayıflamaya". Ardından çok komik sandığım bu espriye kahkaha atıyorum. (açlıktan aklımı mı yitiriyorum?)

Ammann yemişim
Haftalar oldu. Sağlıklı ve nasılsa az kalorili olduklarından emin olduğum bu kepekli, lifli şeylerden bir oturuşta iki hatta üç paket yuvarlıyorum. Doyurmuyor. Lif falan para etmiyor, kesmiyor. Zayıflamak uğruna yediğim bu şeyler yüzünden evimizde gizli bir insanlık dramı yaşanıyor. Yaşadığım bu zulme derhal son vermem lazım.

Aslında durumum o kadar da fena değil. Bir Biyonse, bir Cenifır Lopez, bir Kim Kardaşyan standardını düşünürsek gayet makul sayılabilir kilom. (kendiyle barışık kadın sendromu)

Zayıf gösteren dar siyah pantolonumu (bkz. kilolu hatun-zayıf gösterdiği sanılan tayt ilişkisi) ve göbeğimi örten beyaz gömleğimi giyiyorum. Göbeğimi içime çekip aynada kendime şöyle bir bakıyorum.

Vallahi de fena değil...  

27 Mayıs 2013 Pazartesi

n'oldi?

Lodos çarptı, gündem bunalttı, bahar yamulttu, hastalıklar dağıttı, işler delirtti, sorumluluklar ezdi....

17 Mayıs 2013 Cuma

Blogculuğun kısa tarihi

Blog yazmak iyidir. Terapidir, eğlencelidir.
(En kıyak hali isimsiz yazmaktır.)

Şu eski postumu okumadan blog açmayın. Blogculuğun özü budur.

İmza
Blogculuğu Sevme ve Yaşatma Derneği Başkanı
OİP

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Herkes Olmadık İşler Peşinde Koşsa

Aylar önce yine burada tanıştık Sevgili Dilek ile.

Arkadaşı ile birlikte yeni bir çocuk giyim markası üzerinde çalıştıklarını, çok özel ve sağlıklı ürünler hazırlamak istediklerini anlatmış, mailinin sonunu "Biz de bir nevi Olmadık İşler Peşindeyiz" diye bitirmişti.

Bu çok içten ve sıcak "merhaba"nın ardından çok yazıştık. Ben de süreci ilgi ve merakla takip ettim paylaşımları sayesinde. Desenler, denemeler, kalıplar...


Bunlar benim bildiğim süreçler tabi. Eminim bu iki genç kadın girişimci, çıktıkları yolculukta, kim bilir ne tür zorlukları aşmak, nelerle mücadele etmek zorunda kaldılar? Eğer olur da bir gün bir araya gelirsek, kendilerinden dinlemek istiyorum maceranın kalan kısımlarını.

Tüm bunların ardından bir kaç gün önce harika bir haber aldım kendilerinden. Ürünleri, web sitesi, kurumsal kimliği ile karşımda duran harika bir marka vardı: clubEdi tüketiciyle buluşmaya hazırdı.

İllustrasyonlarını yaptığım minicik giysileri ekrandan görmek nasıl büyük bir mutluluk anlatamam. Bu güzel çalışmanın bir kenarında durmak, parçası olmak bile harika hissettirdi bana.

İnstagram ve facebook'ta yaptığım paylaşımlardan bazılarınız benim markam sandı clubEdi'yi ama değil. Ben sadece minik desenlerimle yer alıyorum projede. Beni en çok mutlu eden ise çizimini yaptığım ürünlerin" OİP Collection" adıyla sunulması oldu.

 


 

Çok sevdiğim ve önemsediğim bir detaydan daha söz etmeliyim. Bu genç hanımlar, anne olmanın bilinci ve farkındalığı ile tüm ürünlerini, uluslararası OEKO-TEX® Standard 100 standardı ile üretiyorlar. Bu standart, ürünlerin üretim ve boya sürecinde kanserojen, toksik etki ve alerjik maddelerden arındırıldığının garantisini vermekte.
 
Miniklerinize güvenle giydirin bu güzel ürünleri. Gülümseyen yıldızlarıma ve güneşime baktıkça beni hatırlayın.
 
Yolun açık olsun clubEdi, yolunuz açık olsun Sevgili Dilek ve Esra. Olmadık işler peşinde koşmak her zaman bu kadar güzel olsun :)
 
Tüm ürünleri www.clubEdi.com.tr adresinden inceleyebilirsiniz ve facebook'ta ClubEdi'ye katılabilirsiniz.

12 Mayıs 2013 Pazar

kalp sesi

Bir isim verilmiş, gözümüze itilmiş, sıradan ama ticari günleri sevmiyorum. "Anneli babalı, sevgilili" olsa dahi itici geliyor. İtici olduğu kadar ısrarcı da olan bu "özel günler"den kaçabiliyor muyum peki? Elbette hayır....

İstediğin kadar kıl ol, yine de kaçarı yok. Kutlayacaksın güzelim.

Görmezden gelirsen eğer, bir nevi medeniyetsiz ya da ne bileyim duyarsız gibi oluyorsun. İstediğin kadar kaç, eninde sonunda sırtından dayaklanarak gerdeğe itilen damat gibi bir anda kutlamanın ortasında buluveriyorsun kendini.

Hiç de umrumda değilken bugün "anneler günü", elimde hediye paketleri ve dev bir çiçekle, 200 küsur kilometre ötedeki annemin kapısını çalarken kendimi bulmam gibi..."Samimiyetsiz misin?" diye sordum kendime o an... "değilim ama içim şeyetmedi" dedi bana....

Önceki gece başımı yastığa koyduğumda gözümün önüne annem geldi. Evde tek başına oturmuş, unutulmuş gibi yapayalnız bir gün geçiriyor, her açtığı kanalda anneli reklamlara maruz kalıp kalbi kırılıyordu.... İki aydır görüşemiyorduk. Zaten akşam konuşmamızda sesi de durgundu. Babam gittiğinden beri zaten iyi değildi. Bana ihtiyacı vardı... Benim de ona....

Sabah erkenden O'na gitmeye karar verdim. Sabah bastık gittik. Fena mı oldu? Ebette hayır. Şapşahane oldu. Güle oynaya bir gün geçirdik. Ama işte yine olan olmuştu. Yine Anneler Günü kazanmıştı. Yine sermaye yine medya yine mahalle baskısı galip gelmişti...

İç sesim "bakalım seneye kendimi tutabilecek miyim?" dedi kendini sınarcasına.
"Bakalım seneye gününü kutlayabileceğin bir annen olabilecek mi?" dedi kalp sesim ona karşılık olarak...
Boğazım yandı, gözlerim doldu...
Bütün hesaplarım suya düştü...

21 Nisan 2013 Pazar

Akşam oldu, huysuzlandım ben yine

"Huuoop!!!" diye seslendim. "N'apıyonuz siz güzelim?" dedim. Duymadılar. Duymamaları normal. İçimden söylüyorum çünkü bunları. İçimde yaşlı bir Makbule Teyze var sanki. Durmadan söylenip, her halta yorum yapıyor. "Sus Allahaşkına Makbule, çok eski kafalısın" diyorum, "pehhh!" diyor...

Zamanda kısa bir yolculuğa çıkıp, çocukluğuma ışınlanıyorum. 70'ler... Ortalama bir ev. Çalışan anne-baba, kedi-köpek gibi didişen iki çocuk. Ev şimdi olduğundan çok farklı donanımlara sahip. Isınmak ve banyo yapmak için soba yakmamız gerekiyor. Babam, paso odun, kömür ve kül taşıyor. Sabahın köründe, gecenin vaktinde hiç aksatmadan bunu tekrar tekrar yapıyor.

Annem o zamanlar "büyük kolaylık ayol" dediği merdanelide çamaşır yıkayıp asıyor gece gece. Gece yapacak tabi, çünkü gündüz işte. Akşamüstü okuldan gelip yemek yapıyor, evi derliyor, bizi yediriyor, içiriyor. Biz yatınca da Burda'lar çıkıyor, patronlar, sürfile makasları, dikiş kutuları. Dikiş dikiyor geç saatlere kadar, siparişler sırada...

Sabah kahvaltımız eksik değil, üstümüz başımız ütümüz falan jilet. Annem her daim bir stil ikonu. Saçları hep yapılı, beyaz mantosu, şık kostümleri, ayakkabıları falan, Burda'dan fırlamış ( o vakitler moda demek Burda demek) gibi.. Tıkı tıkı, el ele kol kola çıkıp dağılıyoruz tespih gibi işe, okula...

Yıllar böyle geçti gitti. Annem hiç "ay şöyle yoruldum, böyle bittim" diye yakınmadı. Anneler "anne"liğini, babalar "baba"lığını kimsenin üstüne kusmadı. Hayat, sorumluluklar, paylaşımlar hep olması gereken mütevazi çizgide oldu.

Oysa şimdi öyle mi? Sıradan yaşamların bu kadar mesele haline getirilmesi, arsız arsız yakınmak, her yaptığımızı lütuf(!) sanmak falan ne saçma.

Hayat bu... Çalışacaksın, yorulacaksın, emek vereceksin, üreteceksin, değer katacaksın. Annelik, babalık kolay mı, elbet fedakarlık yapacaksın.

Tekerlek anne kekinin cupcake'e, yumurtalı ekmeğin bruschetta'ya, normal annenin "aşırı şekilli anneye" dönüştüğü dünyaya bakıp "cıks, cıks" ediyor siyatikli Makbule Teyze.... "Valla" diyorum "sen de haklısın "...

15 Nisan 2013 Pazartesi

sürece zarar gelmesin

Bebeklik ve çocukluk çağı hep ana-baba kuzusu olunan bir dönem olduğundan aslen en kontrollü ve güzel zamanlarmış. Ye dedin mi yiyen, yat dedin mi yatan, "gel yamacıma" dedin mi kedi gibi sokulan mincik insan evladının kontrolü nasıl da kolaymış. "-Mış" demem, an itibarı ile hayatımızda açılan yepyeni bir dönemle tüm bunların yerle bir olmasından. Evet evimizde artık genç bir ergen adam var ve onunla yaşamaya alışmak gerçekten de hiç kolay değil. Çünkü en başta, artık tam manasıyla ipler "bizde" değil... Anlayacağınız bu bahar bizim evde "Ergen baharı" esiyor....

Ergen dediğin adam bir delikan. Değişiyor, dönüşüyor, içinde fırtınalar esiyor. Hani o bildiğiniz, ilmek ilmek ördüğünüz insan gidiyor, yerine iki lafın biri "yeaa anne yeeeaaa!" olan iflah olmaz bir isyankar geliyor. Sanki bir sabah uyanıyorsun ve "Elyın" gibi içinden başka biri çıkıyor çocuğunun, öyle birşey işte ergenlik...

Vallahi bilim insanları hep ergenin yanında olmasın, "Ergenlik Psikolojisi" diyip diyip durmasın. Asıl önce anne-babanın rehabilite edilmesi lazım. O derece içler acısı bir şaşkınlık, o derece bir derin çaresizlik ki sormayın. "Ulan ne tepki versem şimdi buna?" diye düşünmekten tepki bile veremiyorsun en başta.

Şimdi hepimiz bu  yeni sürece alışmak için birbirimizi yokluyoruz. Küçük hamleler, ayak oyunları, ringin kenarına kaçmalar, sokulmalar vs. vs... Daha da yazacaklarım var ama "sürece zarar gelmesin(!)" diye şimdilik kalsın :) (okur mokur bizim deli fırtına)


4 Nisan 2013 Perşembe

27 Şubat 2013 Çarşamba

yerlerrrr!!!!



söyleyin bana, kimde var bu tatlılık ha kimde?
az önce sıkıntılı bir görüşmeden çıktım. böyle kanatlarım düşmüş ve moralim yerlerde söylenip dururken, masamda unuttuğum telefonun ekranında beliren instagram bildirimlerini gördüm.

dokunur dokunmaz ekranda beliren tatlılıktan ağzım açık kaldı, sevinç ve şaşkınlıkla karışık duygularla gözlerim yaşlarla doldu.

bu olağanüstü tatlı kutukafa popcake, sanat eseri pastaların adresi Hansel ve Gretel Butik Pasta'nın yetenekli olduğu kadar naif yaratıcıları sevgili Ebru ve Ayşem'in ellerinden çıkma.

günümü unutulmaz kılan güzel hanımlar, ne kadar teşekkür etsem az bu güzel sürpriziniz için.

yerlerrr!!!! diye bir kez daha seviyor, o pembik yanaklarını sıkmak istiyorum.


25 Şubat 2013 Pazartesi

Bahar depresyonu mu artık her neyse....


ayile çizimimiz...
Bir önceki yazı biraz salya sümük olmuş sanki. Mikla’nın yorumu o yazıda aktarmaya çalıştığım duyguyu daha da iyi ifade edebilmeme yardım etti. Şöyle ki;
Çocuklarımı ayrılamayacak biçimde kendime bağlamak, hayatları boyunca hep herşeylerinin içinde olmak değil istediğim. Kendi ailemden örnek verirsem: 17 yaşımdan sonra aile evime hiç dönmedim. Üniversite, iş, evlilik derken küçük yaşlardan itibaren hep kendime ait bir hayatı ve kendi sorumluluğumu taşıdım.

Asla “ah vah” etmediler. Her zaman yakından ilgilendiler benimle, ama bir o kadar da saygılı ve mesafeli oldular.

Şimdi anlıyorum ki, her ne kadar uzaktan izleyip “hadi hadi sen doğrusunu yaparsın” diye yüreklendirseler de beni, içleri her zaman delicesine pır pır edermiş. Anne-babalık böyle birşeymiş. O destek,  uzaktan bile hissedilen o güven, aslında ne fırtınaları, ne sevgi ve şefkat dolu duyguları barındırırmış.

Dünyanın neresinde olursa olsun, ne kadar sağlam ve güçlü durursa dursun yaşamın karşısında, her evlat anne-baba için ince bir yürek titreyişi malesef.

Evlatlar yuvadan ayrıldıklarında belki bir daha hiç bir zaman anne-babaya ihtiyaç duymayacaklar evet, ama gün gelecek, anne ve babanın onlara ihtiyacı olacak.

Çünkü yıllar geçtikçe, yaşlar büyüdükçe, hayat tersine dönüyor... gün geliyor çocuklar anne-baba, ebeveyenler bir çocuk kadar savunmasız ve korunmaya muhtaç kalabiliyor. Bunu çok yakınlarda yaşamış olmak belki, beni bunları düşünmeye itiyor...

"aaa çocukları bize baksınlar diye doğurmadık şekerim" diye beylik laflar etmenin de alemi yok. Elbette öyle değil, hayat onları nereye götürecek, nerede olacaklar hiç bilinmez. Ama sevgilerini hissettirsinler bize. Canımdan can olan ve her anını aklımın, kalbimin köşesine yazarak büyüttüğüm çocuklarımın "seni seviyorum" demesi yetecek bana biliyorum.

Hayat onların. Yüreklerinde merhamet ve sevgi olduğu sürece, çok mutlu ve iyi insanlar olacaklarından zaten hiç endişem yok. 
Çok arabeskim bu aralar çok...

17 Şubat 2013 Pazar

annelik ne biçim.....


Hayat...
İnsan durup düşününce inanamıyor.
Lise yıllarım, üniversite zamanlarım, evlilik, ilk işe girişim, ilk terfim...

Offf ne zamanlar, ne büyük olaylar, ne önemli roller. Her adımda dünyanın en önemli işini yaptığını sanmalar, kendini dünyanın merkezinde görmeler. Daha dün "mesele" olan şeyler bugün ne kadar küçük ve önemsiz gözüküyor buradan. Uçaktan şehirlere bakar gibi. Uzaklaştıkça minicik ve detaysız, herşey birbiriyle aynı...

Ah bu çocuklar... Bunlar hep güncel ve önemli...
Biliyor musunuz ne düşünüyorum bu aralar: gelecekte nasıl olacak ilişkimiz acaba? Bizi sevip sayacak, özleyecekler mi... Evlerine gidip kaldığımızda, bir çek-yatta iki geceliğine hani, gönül rahatlığıyla olabilecek miyiz orada?

Bugün öpüp koklamaya doyamadığım, koynumda kokusunu içime çektiğim, boynuma sokulup "seni çok seviyorum" diyen bu sıpalar, yarın kendi hayatının "esas adamı" olduğunda, bambaşka bir yaşama savrulduğunda biz nerede olacağız?

İçim burkuluyor ha, şimdiden özlüyorum deli deli...
Annelik ne biçim... Her şeye peşin peşin üzülmeli...
......

8 Şubat 2013 Cuma

şampuan reklamı değil



chocolatechiprookie.tumblr.com un tatlı sahibesi için çizdiğim logo/banner çalışması.

Gezer terliklerim nerde?

Ne arsız 40'mış bu bilmem?
Pek havalı geldi ama sonra çıktı foyası ortaya.
Nasıl mı, anlatayım.

Havası hediyesi oldu, bizim bey beni aldı uçurdu İstanbul semalarında. O ne harika bir gündü, ölsem unutmam (ne boş laf değil mi? ölünce nasıl hatırlayacaksak?)

Tam bir sürprizdi. Gidene kadar ne olduğunu söylemedi bana. Böyle şehirden uzaklaşıp, ormana doğru gidince, benim tahmin "hatıra ormanı"na doğru yön değiştirdi (hayal kırıklığı da cabası) fakat pisti görünce bastım çığlığı, inanamadım!

Çocuklarla birlikte bindik; köprüler, Kız Kulesi, tarihi yarımada vs... boydan boya gezdik. Müthişti...

Buyrun Taksim'in hali....
 
Foyası ise geçen hafta belli oldu. Bildiğin kaplıca tatili yaptık. Ovalamalı, keseli, spalı, masajlı, termalli. Ayol adı "SPA Oteli" olunca havalı, "kaplıca" diyince siyatikli teyze tatili oluyormuş.

Afyon'a gittik, suyu falan iyi diye, suyu iyiymiş gerçekten. Otel de iyiydi ama nasıl söylesem profil biraz başkaydı. Yani işin içinde kaplıca, şifa, termal anahtar kelimeleri girince, emmi, yenge, bacanak da bol oluyormuş. Hee ben bunun suyunun şifasını aramam gider saunasına, macera duşuna, masajına bakarım dersen gidersin Sapanca'ya Antalya'ya ama illa minerali bol olsun dersen işin rengi bu.

Çok dinlenip, çok pembeleştiğimiz bir tatil oldu. Ama 2 gün daha kalaydık, gıdıdan bağlamalı, gezer terlikli bir Oip'e dönüşebilirdim.

Şifa bulmaya gittiğimiz tatilden artı ikişer kiloyla dönmüş olmamız da cabası. Dedik ki "aslında işletmeciler akıl edip odalara tartı koysa, bak bakalım ölesiye yiyor mu misafirler"

Böyleyken böyle. Havasıyla, civasıyla kırkın ilk günleri böyle geçiyor. Sen neler yapıyorsun iyi  misin? :))

24 Ocak 2013 Perşembe

İyi haber

  • Kış günü ne denizi di mi? yazın çizip unuttuğum birşey bu, bulunca hoşuma gitti, ondan sebep burada.
  • Bu 2013 ne şerefsiz çıktı değil mi? 13'ün uğursuzluğu gerçek mi yoksa? Maya'lar boşuna kıllanmamış, bi bildikleri varmış adamların. Vallahi daha Ocak bitmedi, olan bitene bak. Allah hayır etsin sonumuzu.
  • Baktım da çocuklarla ilgili yazmaz olmuşum. Çocuk öven bloglar buna sebep. Soğudum çocuklu posttan. Ama not etmek lazım ara ara. Geçmiş yazılar, fotoğraflar mest ediyor beni.
  • Geçmiş diyince, eski yazıp çizdiklerini okumak ne tuhaf. Bazı konularda ne kadar değişmiş düşüncelerim şimdi bakınca. Neşem azalmış sonra. Normal tabi. İçimden bir şey koptu yeri dolmayan. Eski sen olmuyorsun çok sevdiğin birini kaybettiğin zaman....
  • Blog yazmaya başladığımdan bu yana 7 yıl geçmiş neredeyse. 33'tüm 40 oldum. O değil de gözüküp etmeden yaşlanıp gidicem ona yanarım :))
  • Eeee kadın her yerde kadın şekerim. Gizemli de olsan, nickli de olsan güzellik takıntısı var serde.
  • Ama iyi bir haberim var. Woman's Health'de yazan bir makaleye göre şimdinin 40 yaş insanı, eskinin 30'u ile aynı görünümdeymiş. (yani doğan görünümlü şahin) bu avuntu bi süre idare eder beni, sizi bilmem.
  • Ammaaannnnn! yaşlanalım valla itirazım yok. Sağlıklı olalım, sevdiklerimiz çevremizde olsun yeter. (kaçacak yeri kalmamış)
  • Anneciğimle birlikteyiz bu aralar. Yaşlılıkla ilgili gözlemlerim öyle çok öyle çok ki. Hayatı anlamak, ömrün sonunu anlamakla mümkün sanıyorum. (fazla anlamak da iyi değil gerçi ya....) "Bir post yazıcam bununla ilgili" diyeceğim yalan olacak. Yazmak çok zor geliyor. Söz vermeyeyim de niyet edeyim yazmaya.
  • Kalın sağlıcakla (TRT spikeri misin mübarek)

21 Ocak 2013 Pazartesi

Oyyip'in tükkanında bu ay

Buyrun efenim, ennnn yeniler....

Bir de kampanyamız var.
2 A4 poster alana Star Wars'lı masa takvimi bedava.
Ocak ayı sonuna kadar.
İyi haftalar, öpsün sizi kutukafalar :))

14 Ocak 2013 Pazartesi

40!


 
hem şaşkın hem mutluyum. ayol ben ne ara kırk oldum?!