Sayfalar

25 Şubat 2013 Pazartesi

Bahar depresyonu mu artık her neyse....


ayile çizimimiz...
Bir önceki yazı biraz salya sümük olmuş sanki. Mikla’nın yorumu o yazıda aktarmaya çalıştığım duyguyu daha da iyi ifade edebilmeme yardım etti. Şöyle ki;
Çocuklarımı ayrılamayacak biçimde kendime bağlamak, hayatları boyunca hep herşeylerinin içinde olmak değil istediğim. Kendi ailemden örnek verirsem: 17 yaşımdan sonra aile evime hiç dönmedim. Üniversite, iş, evlilik derken küçük yaşlardan itibaren hep kendime ait bir hayatı ve kendi sorumluluğumu taşıdım.

Asla “ah vah” etmediler. Her zaman yakından ilgilendiler benimle, ama bir o kadar da saygılı ve mesafeli oldular.

Şimdi anlıyorum ki, her ne kadar uzaktan izleyip “hadi hadi sen doğrusunu yaparsın” diye yüreklendirseler de beni, içleri her zaman delicesine pır pır edermiş. Anne-babalık böyle birşeymiş. O destek,  uzaktan bile hissedilen o güven, aslında ne fırtınaları, ne sevgi ve şefkat dolu duyguları barındırırmış.

Dünyanın neresinde olursa olsun, ne kadar sağlam ve güçlü durursa dursun yaşamın karşısında, her evlat anne-baba için ince bir yürek titreyişi malesef.

Evlatlar yuvadan ayrıldıklarında belki bir daha hiç bir zaman anne-babaya ihtiyaç duymayacaklar evet, ama gün gelecek, anne ve babanın onlara ihtiyacı olacak.

Çünkü yıllar geçtikçe, yaşlar büyüdükçe, hayat tersine dönüyor... gün geliyor çocuklar anne-baba, ebeveyenler bir çocuk kadar savunmasız ve korunmaya muhtaç kalabiliyor. Bunu çok yakınlarda yaşamış olmak belki, beni bunları düşünmeye itiyor...

"aaa çocukları bize baksınlar diye doğurmadık şekerim" diye beylik laflar etmenin de alemi yok. Elbette öyle değil, hayat onları nereye götürecek, nerede olacaklar hiç bilinmez. Ama sevgilerini hissettirsinler bize. Canımdan can olan ve her anını aklımın, kalbimin köşesine yazarak büyüttüğüm çocuklarımın "seni seviyorum" demesi yetecek bana biliyorum.

Hayat onların. Yüreklerinde merhamet ve sevgi olduğu sürece, çok mutlu ve iyi insanlar olacaklarından zaten hiç endişem yok. 
Çok arabeskim bu aralar çok...

5 yorum:

Gulcin dedi ki...

OIP senin bu yazilarin beni cok etkiliyor. bir yandan diyorum buralara geldim herkesi yalniz biraktim ama bir yandan da sadece yanlarinda olmak degil onu anliyorum birliktelik. Hic arabesk degil inan sen boyle yaz arada. neden dersen. Cunku anneler bunlari soyleyemiyorlar bize uzuluruz diye, aklimiz bulanir diye. tek istedikleri biz mutlu olalim o cunku. biliyorum. ama bir yandan bir anneden bunlari duymayi seviyorum ben. her gun ararim zaten annemleri ama inan senin yazilarini okuduktan sonra aramak icin can atiyorum. buradayim demek icin, iyiyim emek icin, yaptiklarimi anlatmak icin.
sen harika bir annesin ve inan bana da yol gosteriyorsun. sagol...

OiP dedi ki...

Gülçin,
neler hissettiğini anlıyorum. her gün seslerini duymak ya da onların seni duyması ne güzel. bence zaten tek istedikleri bu. mutlu, sağlıklı ve iyi olduktan sonra varsın mesafe olsun arada... çok sevgiler

güzel şeyler dükkanı dedi ki...

:) resme bayıldım.annesinin yolunda :)

Moonshine dedi ki...

Ben de oyleyim... Hatta oyle bir yazi yazdim ki blogumda, annem telasla beni aradi :P mevsimsel midir nedir bu depresif duygular? Cok guzel ifade etmissin OIP.

derbay dedi ki...

Hatağsız-dırı-dıt-dırı-dıt...

Ah oip; karamsar havanın getirdiği duygusal devinimlerdir bu satırları yazdıran. He yazdırmış kötü mü etmiş? Yo.. Aslında zaman zaman hep düşünülen, içten geçen şeyleri yazıvermişsin.

"Seni seviyorum"u beklemek de herkesin harcı değil bence. Ancak sözde sevgi ve annelik faşizmiyle (bah yeni buldum bunu) sıkıp boğmayan anneler birgün ağız dolusu "seni seviyorum"u duyabilir. Veya geçmişte hiç hesabını yapmadığı minnet meyvelerini toplayabilir..

değmi?