Sayfalar

21 Nisan 2013 Pazar

Akşam oldu, huysuzlandım ben yine

"Huuoop!!!" diye seslendim. "N'apıyonuz siz güzelim?" dedim. Duymadılar. Duymamaları normal. İçimden söylüyorum çünkü bunları. İçimde yaşlı bir Makbule Teyze var sanki. Durmadan söylenip, her halta yorum yapıyor. "Sus Allahaşkına Makbule, çok eski kafalısın" diyorum, "pehhh!" diyor...

Zamanda kısa bir yolculuğa çıkıp, çocukluğuma ışınlanıyorum. 70'ler... Ortalama bir ev. Çalışan anne-baba, kedi-köpek gibi didişen iki çocuk. Ev şimdi olduğundan çok farklı donanımlara sahip. Isınmak ve banyo yapmak için soba yakmamız gerekiyor. Babam, paso odun, kömür ve kül taşıyor. Sabahın köründe, gecenin vaktinde hiç aksatmadan bunu tekrar tekrar yapıyor.

Annem o zamanlar "büyük kolaylık ayol" dediği merdanelide çamaşır yıkayıp asıyor gece gece. Gece yapacak tabi, çünkü gündüz işte. Akşamüstü okuldan gelip yemek yapıyor, evi derliyor, bizi yediriyor, içiriyor. Biz yatınca da Burda'lar çıkıyor, patronlar, sürfile makasları, dikiş kutuları. Dikiş dikiyor geç saatlere kadar, siparişler sırada...

Sabah kahvaltımız eksik değil, üstümüz başımız ütümüz falan jilet. Annem her daim bir stil ikonu. Saçları hep yapılı, beyaz mantosu, şık kostümleri, ayakkabıları falan, Burda'dan fırlamış ( o vakitler moda demek Burda demek) gibi.. Tıkı tıkı, el ele kol kola çıkıp dağılıyoruz tespih gibi işe, okula...

Yıllar böyle geçti gitti. Annem hiç "ay şöyle yoruldum, böyle bittim" diye yakınmadı. Anneler "anne"liğini, babalar "baba"lığını kimsenin üstüne kusmadı. Hayat, sorumluluklar, paylaşımlar hep olması gereken mütevazi çizgide oldu.

Oysa şimdi öyle mi? Sıradan yaşamların bu kadar mesele haline getirilmesi, arsız arsız yakınmak, her yaptığımızı lütuf(!) sanmak falan ne saçma.

Hayat bu... Çalışacaksın, yorulacaksın, emek vereceksin, üreteceksin, değer katacaksın. Annelik, babalık kolay mı, elbet fedakarlık yapacaksın.

Tekerlek anne kekinin cupcake'e, yumurtalı ekmeğin bruschetta'ya, normal annenin "aşırı şekilli anneye" dönüştüğü dünyaya bakıp "cıks, cıks" ediyor siyatikli Makbule Teyze.... "Valla" diyorum "sen de haklısın "...

15 Nisan 2013 Pazartesi

sürece zarar gelmesin

Bebeklik ve çocukluk çağı hep ana-baba kuzusu olunan bir dönem olduğundan aslen en kontrollü ve güzel zamanlarmış. Ye dedin mi yiyen, yat dedin mi yatan, "gel yamacıma" dedin mi kedi gibi sokulan mincik insan evladının kontrolü nasıl da kolaymış. "-Mış" demem, an itibarı ile hayatımızda açılan yepyeni bir dönemle tüm bunların yerle bir olmasından. Evet evimizde artık genç bir ergen adam var ve onunla yaşamaya alışmak gerçekten de hiç kolay değil. Çünkü en başta, artık tam manasıyla ipler "bizde" değil... Anlayacağınız bu bahar bizim evde "Ergen baharı" esiyor....

Ergen dediğin adam bir delikan. Değişiyor, dönüşüyor, içinde fırtınalar esiyor. Hani o bildiğiniz, ilmek ilmek ördüğünüz insan gidiyor, yerine iki lafın biri "yeaa anne yeeeaaa!" olan iflah olmaz bir isyankar geliyor. Sanki bir sabah uyanıyorsun ve "Elyın" gibi içinden başka biri çıkıyor çocuğunun, öyle birşey işte ergenlik...

Vallahi bilim insanları hep ergenin yanında olmasın, "Ergenlik Psikolojisi" diyip diyip durmasın. Asıl önce anne-babanın rehabilite edilmesi lazım. O derece içler acısı bir şaşkınlık, o derece bir derin çaresizlik ki sormayın. "Ulan ne tepki versem şimdi buna?" diye düşünmekten tepki bile veremiyorsun en başta.

Şimdi hepimiz bu  yeni sürece alışmak için birbirimizi yokluyoruz. Küçük hamleler, ayak oyunları, ringin kenarına kaçmalar, sokulmalar vs. vs... Daha da yazacaklarım var ama "sürece zarar gelmesin(!)" diye şimdilik kalsın :) (okur mokur bizim deli fırtına)


4 Nisan 2013 Perşembe