Sayfalar

28 Mayıs 2013 Salı

Sağol canım, niyetliyim



Merhaba ben Oip. Her yetişkin kadın gibi ben de arada bir estiriklenip kilolarımla kavga etmeye başlıyorum.

Hanımlar aynalara dikkat! Ayna, adeta bir halisünasyon makinesi. Baka baka kendini kanıksıyorsun ve matah bir şey sanmaya başlıyorsun.  Gittikçe çapı genişleyen kalçanın, her yere senden önce varmayı alışkanlık haline getiren göbeğinin, kumpaslara sığmayan yanlarının, bol bir gömlekle görünmez olduğunu sanacak kadar da sersemliyorsun.

Sonra… Birisi çıkıp bir fotoğrafını çekiyor ve bakıyorsun ki maşallah "sen çarpı iki". O gıdı da ne? Bacaklar apalak bebek gibi boğum boğum. Popo desen ekvatorun çapı ile yarışır. Vallahi bu fotoğraf işi tam bir yüzleşme.

Evet ben… geçenlerde böyle bir fotoğrafım yüzünden… hiç de istemeden… yine zayıflamaya karar verdim…

Sağolun niyetliyim
Anlık zayıflama tribine giren her insan gibi ben de aslında ne yapacağını bilmez bir haldeyim. Tüm kış beslemeye alıştırdığım bünyemi terbiye etmeliyim.

Artık, raflarda beni bekleyen sağlıklı ve diyet besin tuzakları için çok savunmasız ve kolay bir avım. Bunlarla sepetimi dolduruyorum. Bana vaadettikleri diri vücut için son derece hazırım. Ben artık yulafın, buğdayın, gevreğin, samanımsı, odunsu lezzetlerin esiriyim. Sepete attığım her lifli ürünle yepyeni hayatıma bir adım daha yaklaşıyorum.
Ara öğünlerde, artık bu sağlıklı gibi şeylerden kemiriyorum. Adeta her lokmada daha sağlıklı ve fit bir yaşama yaklaşıyorum. Biskrem ikram eden arkadaşıma bunları gösterip, dünyanın en sağlıklı işini yapan insan gururuyla gülümsüyorum. "Sağol canım niyetliyim" diyip açıklıyorum. Sonra da ekliyorum "zayıflamaya". Ardından çok komik sandığım bu espriye kahkaha atıyorum. (açlıktan aklımı mı yitiriyorum?)

Ammann yemişim
Haftalar oldu. Sağlıklı ve nasılsa az kalorili olduklarından emin olduğum bu kepekli, lifli şeylerden bir oturuşta iki hatta üç paket yuvarlıyorum. Doyurmuyor. Lif falan para etmiyor, kesmiyor. Zayıflamak uğruna yediğim bu şeyler yüzünden evimizde gizli bir insanlık dramı yaşanıyor. Yaşadığım bu zulme derhal son vermem lazım.

Aslında durumum o kadar da fena değil. Bir Biyonse, bir Cenifır Lopez, bir Kim Kardaşyan standardını düşünürsek gayet makul sayılabilir kilom. (kendiyle barışık kadın sendromu)

Zayıf gösteren dar siyah pantolonumu (bkz. kilolu hatun-zayıf gösterdiği sanılan tayt ilişkisi) ve göbeğimi örten beyaz gömleğimi giyiyorum. Göbeğimi içime çekip aynada kendime şöyle bir bakıyorum.

Vallahi de fena değil...  

27 Mayıs 2013 Pazartesi

n'oldi?

Lodos çarptı, gündem bunalttı, bahar yamulttu, hastalıklar dağıttı, işler delirtti, sorumluluklar ezdi....

17 Mayıs 2013 Cuma

Blogculuğun kısa tarihi

Blog yazmak iyidir. Terapidir, eğlencelidir.
(En kıyak hali isimsiz yazmaktır.)

Şu eski postumu okumadan blog açmayın. Blogculuğun özü budur.

İmza
Blogculuğu Sevme ve Yaşatma Derneği Başkanı
OİP

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Herkes Olmadık İşler Peşinde Koşsa

Aylar önce yine burada tanıştık Sevgili Dilek ile.

Arkadaşı ile birlikte yeni bir çocuk giyim markası üzerinde çalıştıklarını, çok özel ve sağlıklı ürünler hazırlamak istediklerini anlatmış, mailinin sonunu "Biz de bir nevi Olmadık İşler Peşindeyiz" diye bitirmişti.

Bu çok içten ve sıcak "merhaba"nın ardından çok yazıştık. Ben de süreci ilgi ve merakla takip ettim paylaşımları sayesinde. Desenler, denemeler, kalıplar...


Bunlar benim bildiğim süreçler tabi. Eminim bu iki genç kadın girişimci, çıktıkları yolculukta, kim bilir ne tür zorlukları aşmak, nelerle mücadele etmek zorunda kaldılar? Eğer olur da bir gün bir araya gelirsek, kendilerinden dinlemek istiyorum maceranın kalan kısımlarını.

Tüm bunların ardından bir kaç gün önce harika bir haber aldım kendilerinden. Ürünleri, web sitesi, kurumsal kimliği ile karşımda duran harika bir marka vardı: clubEdi tüketiciyle buluşmaya hazırdı.

İllustrasyonlarını yaptığım minicik giysileri ekrandan görmek nasıl büyük bir mutluluk anlatamam. Bu güzel çalışmanın bir kenarında durmak, parçası olmak bile harika hissettirdi bana.

İnstagram ve facebook'ta yaptığım paylaşımlardan bazılarınız benim markam sandı clubEdi'yi ama değil. Ben sadece minik desenlerimle yer alıyorum projede. Beni en çok mutlu eden ise çizimini yaptığım ürünlerin" OİP Collection" adıyla sunulması oldu.

 


 

Çok sevdiğim ve önemsediğim bir detaydan daha söz etmeliyim. Bu genç hanımlar, anne olmanın bilinci ve farkındalığı ile tüm ürünlerini, uluslararası OEKO-TEX® Standard 100 standardı ile üretiyorlar. Bu standart, ürünlerin üretim ve boya sürecinde kanserojen, toksik etki ve alerjik maddelerden arındırıldığının garantisini vermekte.
 
Miniklerinize güvenle giydirin bu güzel ürünleri. Gülümseyen yıldızlarıma ve güneşime baktıkça beni hatırlayın.
 
Yolun açık olsun clubEdi, yolunuz açık olsun Sevgili Dilek ve Esra. Olmadık işler peşinde koşmak her zaman bu kadar güzel olsun :)
 
Tüm ürünleri www.clubEdi.com.tr adresinden inceleyebilirsiniz ve facebook'ta ClubEdi'ye katılabilirsiniz.

12 Mayıs 2013 Pazar

kalp sesi

Bir isim verilmiş, gözümüze itilmiş, sıradan ama ticari günleri sevmiyorum. "Anneli babalı, sevgilili" olsa dahi itici geliyor. İtici olduğu kadar ısrarcı da olan bu "özel günler"den kaçabiliyor muyum peki? Elbette hayır....

İstediğin kadar kıl ol, yine de kaçarı yok. Kutlayacaksın güzelim.

Görmezden gelirsen eğer, bir nevi medeniyetsiz ya da ne bileyim duyarsız gibi oluyorsun. İstediğin kadar kaç, eninde sonunda sırtından dayaklanarak gerdeğe itilen damat gibi bir anda kutlamanın ortasında buluveriyorsun kendini.

Hiç de umrumda değilken bugün "anneler günü", elimde hediye paketleri ve dev bir çiçekle, 200 küsur kilometre ötedeki annemin kapısını çalarken kendimi bulmam gibi..."Samimiyetsiz misin?" diye sordum kendime o an... "değilim ama içim şeyetmedi" dedi bana....

Önceki gece başımı yastığa koyduğumda gözümün önüne annem geldi. Evde tek başına oturmuş, unutulmuş gibi yapayalnız bir gün geçiriyor, her açtığı kanalda anneli reklamlara maruz kalıp kalbi kırılıyordu.... İki aydır görüşemiyorduk. Zaten akşam konuşmamızda sesi de durgundu. Babam gittiğinden beri zaten iyi değildi. Bana ihtiyacı vardı... Benim de ona....

Sabah erkenden O'na gitmeye karar verdim. Sabah bastık gittik. Fena mı oldu? Ebette hayır. Şapşahane oldu. Güle oynaya bir gün geçirdik. Ama işte yine olan olmuştu. Yine Anneler Günü kazanmıştı. Yine sermaye yine medya yine mahalle baskısı galip gelmişti...

İç sesim "bakalım seneye kendimi tutabilecek miyim?" dedi kendini sınarcasına.
"Bakalım seneye gününü kutlayabileceğin bir annen olabilecek mi?" dedi kalp sesim ona karşılık olarak...
Boğazım yandı, gözlerim doldu...
Bütün hesaplarım suya düştü...